SURİYE SORUNU’NUN ÇÖZÜMÜNDE TÜRKİYE’NİN ROLÜ

M. Hanefi Yağmur


Özelde Suriye’de genelde ise İslam coğrafyasının tümünde bugüne kadar yaşanan tüm olaylara nasıl bakılması gerektiği, bunlar hakkında net ve kesin çözümün ne olduğu ve Türkiye’nin rolünün belirlenmesi hususu şüphesiz ki önemlidir. Tunus’ta başlayıp Mısır, Libya, Suriye, Yemen ve Bahreyn’de yaşanan halk ayaklanmaları içerisinde Suriye’de yaşananların apayrı bir yeri vardır. “Biladu’ş-Şam” diye bilinen toprakların fethine Hicret’ten sonra Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem zamanında başlanmış Şam ise Hicrî 13. Yılda ikinci Halife Ömer ibni el-Hattab’ın Hilafeti’nin ilk yıllarında Halid b. Velid tarafından fethedilmiştir. Fethedildiği günden Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar da İslam Hilafeti’nin hâkimiyeti altında kalmış ve bu topraklarda İslam hükümleriyle hükmedilmiştir. Osmanlı Devleti’nin yıkılış sürecinde Suriye cephesi komutanı Mustafa Kemal’in İngilizler karşısında üstün konumdaki birlikleri geri çekmesiyle ise Suriye, İngilizlerin eline geçmiştir. O tarihten itibaren de Suriye, Osmanlı Hilafet Devleti’nden ayrıldı ve bu topraklar kâfirlerin ve onlara uşaklık eden zalimlerin, hainlerin eline geçti. 

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Mekke, Medine, Kudüs ve İstanbul gibi yeryüzünün bazı coğrafyalarından övgü ile bahsetmiştir. Övgü ile bahsetmiş olduğu bu coğrafyalardan birisi de Şam’dır. Hadis kitaplarında Şam hakkında yer alan hadislerden bazıları şunlardır: 

اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي‏ ‏شَامِنَا ‏وَفِي‏ ‏يَمَنِنَا ‏قَالَ قَالُوا وَفِي ‏نَجْدِنَا ‏ ‏قَالَ قَالَ اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي‏ ‏شَامِنَا‏ ‏وَفِي ‏يَمَنِنَا ‏قَالَ قَالُوا وَفِي‏ ‏نَجْدِنَا‏ ‏قَالَ قَالَ هُنَاكَ الزَّلازِلُ وَالْفِتَنُ وَبِهَا يَطْلُعُ قَرْنُ الشَّيْطَانِ

 “Allah’ım Şam’ımızı bize mübarek kıl. Allah’ım! Yemen’imizi bize mübarek kıl.” Yanında bulunanlar “Necd’imiz için de dua et.” dediklerinde Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem tekrar, “Allah’ım Şam’ımızı bize mübarek kıl. Allah’ım! Yemen’imizi bize mübarek kıl.” dedi. Yanında bulunanlar tekrar Necd için de dua etmesini istediklerinde şöyle buyurdu: “Orada birtakım fitneler ve depremler olacaktır ve şeytanın boynuzu oradan çıkar.” (Buharî) Bir başka hadiste ise şöyle buyrulmaktadır:  

إذا فسد أهل الشام فلا خير فيكم ولا تزال طائفة من أمتي منصورين لا يضرهم من خذلهم حتى تقوم الساعة

“Şam halkı helak olduğu zaman sizde hayır kalmaz. Ümmetimden yardım görmüş bir topluluk daima olacaktır ve Kıyamet’e kadar onları yalnız bırakanlar onlara zarar veremezler.” (Sünen-i Tirmizî) Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in İstanbul’un fethini müjdeleyen hadisi nasıl tahakkuk ettiyse ve Rasul’ün sözüne önem veren, kayıtsız olarak bağlı olan Müslümanlar bu hadis gereğince defalarca İstanbul’a seferler düzenledilerse Şam ile ilgili sahih hadisler de tahakkuk edecektir. Burada önemli olan Allah’a ve Rasulü’ne inanan Müminlerin, içerisinde her türlü katliamların ve zulmün yaşandığı bu günlerde Suriye meselesine hassasiyet göstermeleri ve gerekeni yapmalarıdır. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in İstanbul’un fethini müjdeleyen, لتُفتحنَّ القسطنطينية، فلنعم الأمير أميرُها، ولنعم الجيش ذلك الجيش “Kostantiniyye (İstanbul) elbette fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutandır. Onu fetheden asker ne güzel askerdir” hadisine tam bir teslimiyetle inanan ve teslim olan Sultan Fatih, gece gündüz bu mübarek müjdeyi gerçekleştirmek için düşünmüş, çalışmış ve Allah da O’nu bu fethe muvaffak kılmıştır. 

Şimdi ise burada, Suriye’de, Efendimiz Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in hadisinde belirttiği Şam topraklarında büyük bir katliam ve zulüm yaşanmaktadır. Yukarıdaki sahih hadislere kulak vererek; “Şam halkı helak olduğu zaman sizde hayır kalmaz”, hadisinin ne ifade ettiğini idrak ederek burası hakkında tek doğru çözümü uygulayacak olan Fatih’lere ihtiyaç vardır. Mart ayında Suriye’nin Deraa şehrinde başlayan olaylardan buyana yaşananlar karşısında Türkiye’nin takındığı tavır, ne yapması gerektiği ve çözüm konusunu maddeler halinde şu şekilde sıralamak istiyorum: 

  1. Halk ayaklanmalarının yaşandığı bu coğrafya içerisinde Suriye, konumu itibarıyla Tunus’tan, Libya’dan, Mısır’dan ve diğer coğrafyalardan birçok yönden farklıdır. Suriye’de gerçekleşecek olan gelişmeler bölgenin tümünü birçok yönden etkileyebilecek özelliğe sahiptir. Ancak bu özellikler içerisinde Amerika başta olmak üzere tüm küfür dünyasının ve onların politikalarına göre tavır belirleyen bölge ülkeleri açısından en ürkütücü olan gelişme, burada bir İslam Devleti’nin kurulmasıdır. Tek başına bu korku nedeniyle bu coğrafyanın tümü -özellikle de Türkiye- burada yaşananlara karşı tümüyle duyarsız kalmıştır. Suriye Firavunu Beşşar ve kardeşi Mahir’in Suriye Müslümanlarına yaptıklarının Yahudilerin Filistin’de Müslümanlara karşı uygulamış olduğu katliamlardan aşağı kalan bir yanı var mıdır? Tam tersine Baba oğul Esed tağutlarının Suriye Müslümanlarına yaptıklarını Yahudiler bile Filistinlilere yapmamıştır. Bunlar zalimlikte, katliamda, zorbalığın, hırsızlığın, ahlaksızlığın her türlüsünde Yahudileri bile geçtiler. Şimdi burada sormak istiyorum: 

Yahudilerin Gazze’de ve Filistin’in diğer bölgelerindeki Müslümanlara karşı yaptığı zulümler karşısında halkın sokaklara dökülmesini teşvik eden Türkiye yönetimi ve sivil toplum kuruluşları, Suriye zalimine karşı neden aynı tavrı göstermiyorlar? Gazze’ye sivil amaçlı gemiler gönderenler, organize edenler Suriye konusunda neden sessiz kalıyorlar? Tüm bunların nedeni nedir? Mısır tağutu Hüsnü Mübarek’ten koltuğunu terk etmesi talebinde bulunan Başbakan neden bu güne kadar bir defa dahi Beşşar Esed’in koltuğunu terk edip gitmesi yönünde bir talepte bulunmadı? Yaklaşık dört aydan bu yana devam eden Suriye’deki olaylarda halkın ağzından hiç düşürmediği bir slogan var: الشعب يريد اسقاط النظام “Halk sistemin yıkılmasını istiyor”. Mademki sizler halkın isteklerinin önemli olduğunu söylüyorsunuz o halde niçin halen daha Beşşar Esed’in yönetimde kalması, bir takım reformları yapması için çalışıyorsunuz? İktidara geldikleri günden bu yana her an, her dakika halkın iradesini vurgulayanlar, neden Suriye halkının talepleri karşısında sağırlaşıyorlar? Hangi sebeple Beşşar Esed’in koltuğunda kalması için çalışmaktadırlar? Hangi sebeple iyi polis kötü polis aldatmacasıyla olayların sorumluluğunu Mahir Esed’e yükleyip en az Mahir kadar sorumlu olan Beşşar Esed’i korumaya çalışıyorlar? Ne yazık ki bu soruların tümünün tek cevabı şudur: Amerika Beşşar Esed’in gitmesini istemiyor. Ve ne yazık ki Türkiye de bunca katliama rağmen Beşşar Esed’in kalması için elinden gelen her türlü gayreti gösteriyor. 

  1. Suriye’de yaşanan bunca zulüm karşısında dikkat çekici ve üzüntü verici gelişmelerden bir diğeri de her çeşidi ile Türkiye’deki İslamî cemaatlerin ve grupların sessiz kalmalarıdır. Suriye yönetiminin yaptıklarına karşı duyarlı olmadıkları gibi Türkiye yönetiminin takındığı tavra karşı da seslerini çıkartmamışlardır. Oysa Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem hadisinde şöyle buyurmaktadır: 

مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى

“Birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamet etmekte ve birbirlerine sımsıkı sarılmakta müminler bir vücut gibidirler. Vücudun herhangi bir uzvu rahatsızlandığı zaman diğer azalar da ateşlenerek ve uykusuzlukla ona icabet ederler.” Bir başka hadiste ise şöyle buyurmaktadır: 

الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ، لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ، وَمَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أَخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ، وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ كُرُبَاتِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ‏‏‏

“Müslüman Müslümanın kardeşidir ona zulmetmez; onu düşmana teslim etmez. Kim bir Müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümanın sıkıntısını giderirse, Allah da Kıyamet’te onun bir sıkıntısını giderir. Kim de bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da Kıyamet’te onun bir ayıbını örter.” 

  1. Elbette ki Suriye’de yaşanan gelişmeler karşısında sadece Türkiye yöneticilerinin takındığı tavrın yanında Arap ülke yöneticilerinin ve özellikle de İslam’ı tatbik ettiğini iddia eden İran’ın tavrı son derece iğrenç ve ihanet doludur. Müslümanların kanlarını akıtan, tecavüz edip, işkencenin her türlüsünü uygulamaktan çekinmeyen Suriye firavunlarına silah yardımı dâhil her türlü yardımı sağlayan, tümüyle destek veren, Büyük şeytan Amerika ile ittifak ederek Beşşar Esed yönetiminin ayakta kalması için çalışan bugünkü İran yöneticilerinin sahtekârlıklarını, ikiyüzlülüklerini İslam Ümmeti hiçbir zaman unutmayacaktır.  

  2. Camilerde olur olmaz her konuda hutbe okutan, tusunamiden etkilenen Japonlara acıyıp, onların acısını paylaştığını ifade eden hutbeler okutan, yardım kampanyaları düzenleyen, cami minberlerinden Allah ve Rasulü’nün lanetlediği kimselerin rahmetle anıldığı hutbelerin altına imza atan Diyanet İşleri Başkanı ve yardımcıları, ilahiyat fakültelerindeki öğretim elemanları başta olmak üzere, kendilerini âlim sayanlar hangi sebeple Suriye’de yaşananlara karşı sessiz kalıyorlar? Her gün okuyup durduğunuz külliyatlarda, hazırladığınız o kitaplarda kayıtlı olanlar hiç mi kalplerinizi etkilemiyor? Oturduğunuz koltuklar için Allah’ı, Rasulü’nü ve müminleri ne çabuk da unutuyorsunuz? Hak sözü söylemek için kimden korkuyorsunuz? Yoksa sizler Buharî’nin Ali RadiyAllahu Anh’den rivayet ettiği Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in, سَيَخْرُجُ قَوْمٌ فِي آخِرِ الزَّمَانِ أَحْدَاثُ الاَسْنَانِ سُفَهَاءُ الاَحْلاَمِ يَقُولُونَ مِنْ خَيْرِ قَوْلِ الْبَرِيَّةِ لاَ يُجَاوِزُ إِيمَانُهُمْ حَنَاجِرَهُمْ “Ahir zamanda öyle bir zümre ortaya çıkacak ki bunlar yaşça genç, akılca kıttırlar. Konuştukları zaman sözün en hayırlısından (yani Kur’an’dan ve Sünnet’ten) konuşurlar. Ancak imanları, gırtlaklarından öteye geçmez.” (Buharî) hadisindekiler gibi olmaktan korkmuyor musunuz? Neden Allah Azze ve Celle’nin, إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاء إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ غَفُورٌ “Allah’tan, kulları içinde, ancak âlimler korkar. Şüphe yok ki Allah mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır” (Fatır 28) ayetinde belirttiği gibi hak sözü söyleme hususunda neden hakkıyla Allah’tan korkmuyorsunuz? Hutbelerinizde ve cami kürsülerinde her daim okuyup durduğunuz, مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِى الاَرْضِ فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَميعًا “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür” (el-Maide 32) ayetini ve benzeri nassları okurken, katlin ne kadar büyük günah olduğundan bahsedip dururken hemen yanı başınızdaki firavunun binlerce insanı öldürmesine karşı nasıl da kör, sağır ve dilsiz kalıyorsunuz? Yoksa bütün bunları anlayacak bir kalbe ve akla, görecek bir göze ve duyacak bir kulağa mı sahip değilsiniz? 

اَلَيْسَ مِنْكُمْ رَجُلٌ رَشيدٌ

“İçinizde hiç aklı başında bir adam yok mu?” (Hûd 78) 

  1. Tunus olaylarının başladığı günden bu yana İslam coğrafyasındaki halk ayaklanmaları ile ilgili değerlendirmelerde ve çözüm önerisinde bulunanlar sürekli olarak Türkiye’yi örnek göstermekte, “Model Ülke” olarak Türkiye gibi olmaları gerektiğini öğütlemektedirler. Türkiye yöneticileri de aynı çerçevede çaba göstermekte, bu coğrafyaların da Türkiye gibi demokratik, laik esaslı bir yapıya bürünmesini istemektedirler. Türkiye’nin İslam coğrafyasında yer alan ülkeler için “Model Ülke” olarak gösterilmesini ve aynı esas üzere şekillendirilmesini İslamî açıdan değerlendirdiğimizde ise durum şudur: 

Şüphesiz ki Türkiye, Anayasası, siyasî sistemi ile İslam dışı bir sistemdir, rejimdir. Allah’ın indirmediği beşerî kanunların egemen olduğu bir küfür sistemidir. Egemenliğin halka, dolayısıyla parlamentoya bırakıldığı demokratik ideolojinin hâkim olduğu bir ülkedir. Bu yapısıyla İslamî açıdan Türkiye’nin Müslümanlar için örnek olarak gösterilmesi doğru değildir. Çünkü laiklik akidesi dini devletten ayıran, Allah’ın hâkimiyetini inkâr eden küfür akidesidir. Allah ve Rasulü’nün razı olmadığı bilakis buğzettiği bir akidedir. Dolayısıyla İslam dışı bir ideolojinin, İslam dışı bir nizamın Müslümanlara örnek olarak gösterilmesi caiz değildir. Böylesi bir davranış içerisinde bulunanlar Allah’ın yolundan başka bir yola, Hakk’ın dışında olana davette bulunmaktırlar. Oysa Rabbimiz Kitabımızda Hakk’ı şu şekilde belirlemektedir: 

اَلْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرينَ

“Hak (ancak) Rabbindendir. Artık, sakın şüpheye düşenlerden olma!” (el-Bakara 147) Hak dışında olanlar hakkında ise şöyle buyurmaktadır: 

فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ اِلا الضَّلالُ فَاَنّٰى تُصْرَفُونَ

“Hak’tan sonra sadece sapıklık vardır. O hâlde, nasıl oluyor da (Hak’tan) döndürülüyorsunuz?” (Yunus 32) Allah Azze ve Celle ise Kitabı’nda Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i örnek olarak bize göstermektedir: 

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فى رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَثيرًا 

“Gerçekten Allah’ı, Ahiret Günü’nü arzulayanlar ve Allah’ı çok zikredenler için, size, Allah’ın Rasulü’nde (takib edeceğiniz) pek güzel bir örnek vardır.” (el-Ahzab 21) Durum bu iken halk ayaklanmalarının yaşandığı bu coğrafyada yaşayan Müslümanlara demokratik, laik esaslı, İslam akidesiyle hiçbir surette bağdaşmayan küfür akidesine dayalı bir rejimin, kültürün, hayat sisteminin örnek olarak gösterilmesi hiç şüphesiz yanlış bir harekettir, davranıştır. Zira İslam haktır, demokrasi ve laiklik ise batıldır. Hak ile batıl gece ve gündüz gibi birbirinden tümüyle ayrıdır. Demokrasiye davet etmek, dalalete, küfre ve Cehenneme davet etmek demektir. Batıla davette bulunanların durumu şu ayette belirtilen kimselere benzemektedir: 

وَجَعَلْنَاهُمْ اَئِمَّةً يَدْعُونَ اِلَى النَّارِ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ لا يُنْصَرُونَ

“Biz onları, ateşe çağıran öncüler kıldık. Kıyamet Günü de kendilerine yardım edilmeyecektir.” (el-Kasas 41) 

لِيَحْمِلُوا اَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَمِنْ اَوْزَارِ الَّذينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍ اَلا سَاءَ مَا يَزِرُونَ

“Böylece Kıyamet Günü’nde kendi günahlarını tam olarak, bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarının da bir kısmını yüklenirler. Dikkat et, yüklendikleri ne kötüdür.” (en-Nahl 25) Onlar Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu hadislerindeki kimseler gibidirler: 

منْ دَعَا إلَى هُدىً كَانَ لَهُ مِنَ الأَجْرِ مِثْلُ أُجُورِ مَنْ تَبِعَهُ لا يَنْقُصُ ذَلِكَ مِنْ أُجُورِهِمْ شِيْئًا وِمَنْ دَعَا إلَى ضَلاَلَةٍ كاَنَ عَلَيْهِ مِنَ اْلإثْمِ مِثْلُ آثَامِ مَنْ تَبِعَهُ لا يَنْقُصُ ذَلِكَ مِنْ آثَامِهِمْ شَيْئًا

“Bir kimse doğru bir yola davet ederse, ona tâbi olanların ecirleri kadar kendisi için de ecir olur. Bu, tâbi olanların ecrinden bir şey eksiltmez. Ve kim bir dalâlete davet ederse, ona tâbi olanların günahları kadar kendine de günah olur ve bu, tâbi olanların günahlarından hiç bir şeyi eksiltmez.” (Müslim, K. İlim) Diğer taraftan geçici olarak İslam dışı çözümlere sığınmaya kalkışmak veya hakkı söyledikleri zaman birtakım zorluklarla karşı karşıya kalacaklarını düşünerek İslam dışı çözümlere yönelmek de haramdır ve kesinlikle çözüm değildir. Bilakis bataklığın birisinden kurtulup bir diğerine düşmek demektir. Allah’a tevekkül etmek ve O’ndan korkmaktır Müslümana yakışan. Bırakınız sömürgeci kâfirler ve onların yardımcıları öfkelerinden kudursunlar. Zira onlar hiçbir surette Müslümanların iyiliğini istemezler. Daima onların sıkıntıda, zorluk altında yaşamalarını isterler. Müslümanlar için ise iyilik ve hayır ancak ve ancak Allah’ın indirdiklerindedir. 

Tüm bu açıklamalardan sonra: Başbakan Recep Erdoğan başta olmak üzere Türkiye yöneticilerine sesleniyor ve diyoruz ki:

Allah’a, Rasulü’ne ve getirdiklerini gerçekten inanıyorsanız hakkın sesine kulak veriniz. Çevrenizde size demokrasi türküleri okuyanların sesine kulak vermeyiniz. Rabbimizin şu ayetine kulak veriniz: 

وَمَنْ اَحْسَنُ قَوْلا مِمَّنْ دَعَا اِلَى اللّٰهِ وَعَمِلَ صَالِحًا وَقَالَ اِنَّنى مِنَ الْمُسْلِمينَ

(İnsanları) Allah’a davet eden ve (kendisi de) salih amel işleyen ve “ben şüphesiz Müslümanlardanım” diyen kimseden daha güzel sözlü kimdir?” (Fussilet 33) Hayırda öncü ve örnek olunuz. Allah’ın, Rasulü’nün ve Müslümanların düşmanlarını sevindirmeyin. Unutmayınız ki demokrasi ve laikliğe davet etmek ancak ve ancak küfrün başı Amerika başta olmak üzeri tüm sömürgecilerin, Allah’ın, Rasulü’nün ve Müslümanların düşmanların sevineceği bir husustur. Suriye başta olmak üzere İslam coğrafyasının her bir toprağında yaşayan Müslümanların karşılaştıkları sorunların; Filistin sorununun, Kürt meselesinin, Keşmir sorununun, Libya’nın, Tunus’un, Doğu Türkistan’ın tek çözümü İslam’dır, İslam Hilafeti’dir. Bütün gücünüzle Hilafet’in ikamesi için çağrıda bulunun. 

Türkiye Müslümanlarına sesleniyoruz! Suriye’deki Müslüman kardeşleriniz sizden yardım bekliyorlar. Onların acılarına, sıkıntılarına duyarsız kalmayınız. Çünkü onlar sizin din kardeşlerinizdir. Sizlerde unutmayın ve emin olunuz ki bu sorunların tümünün çözümü yalnızca Hilafet’tedir. Demokrasi aldatmacalarına, dalalete davet edenlere kulak vermeyiniz. Zira İslam, hem bu dünyanızın hem de Ahiretinizin saadetidir, kurtuluşudur. 

Türkiye’deki âlimlere sesleniyoruz! Suriye’deki kardeşlerinize Beşşar Esed ve Kardeşi Mahir’in yaptığı zulümlere karşı sessiz kalmayınız. Ahiret’te bundan dolayı hesaba çekileceğinizi unutmayınız. Hiçbir kınayanın kınamasından korkmadan hakkı söyleyiniz. Tek çözümün Hilafet olduğunu bu Ümmet’e anlatınız. Bunda tüm Müslümanlara örnek ve önderler olunuz. Genişliği yerler ve gökler kadar olan Cenneti kazanmaya koşunuz. Şunu hiçbir zaman unutmayınız ki Hilafet içi boş bir söz değildir. Hilafet Allah’ın ve Rasulü’nün emridir. Hilafet yalnızca içinizden bir guruba, kitleye ait bir farz da değildir. Bilakis bütün Müslümanların üzerine farz olan bir husustur. Tıpkı namaz, oruç, zekât, hac ve cihad gibi şer’î nasslarla sabit olan bir farzdır. Bu nedenledir ki bugün tüm dünyada yalnızca bir gurubun Hilafet’e çağırıyor olması, sizlerin böyle bir farzdan uzak durmanıza bir gerekçe olamaz. 

Hilafet’in ikame edilmesi, Allah’ın indirdikleri ile hükmedecek olan bir Halife’ye biat edilmesi için çalışmak tüm Müslümanlara da farzdır. 

Bu Ümmet’in kalbi iman dolu kahraman askerlerine sesleniyoruz! Halid b. Velid’in torunlarına sesleniyoruz! Beyaz elbisesini kefen olarak giyerek ordusunun başına geçen, Cuma günü İslam Halifesi’nin hutbede dua etmesini bekleyip ordusuna hareket emrini veren Sultan Alpaslan’ın torunlarına çalışıyoruz! Allah için canını feda etmeye hazır, yiğitlere sesleniyoruz! Suriye’deki kardeşleriniz sizlerden yardım bekliyorlar. Allah’ın dinini hâkim kılınmasına, Hilafet’in ikamesine destek vererek, Raşidî Hilafet Devleti’nin kurulmasında zamanımızın Ensar’ları gibi olarak onlara destek veriniz. 

Ey Müslümanlar! İslam, sizlere seslenmektedir. O halde sizler, Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in haber verdiği üzere müminlerin yurdunun merkezi olması için Raşidî Hilafeti kurarak Dini’ne nusret vermek suretiyle Allah’a ve Rasulü’ne icabet edecek misiniz? Sizi, size hayat verene çağırdığında Allah ve Rasulü’ne icabet etmeyecek misiniz? Allahu Teâlâ, şöyle buyurmaktadır: 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklar ile beraber olun.” (et-Tevbe 119)



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz