RAMAZAN AYI MÜMİNLERİN BAĞIŞLANMA AYIDIR

Ekrem Muakkil

 Ramazan ayının yüksek fuyuzatından müstefit olmak için evvela, şartlarını câmî sağlam bir imana sahip olmak, saniyen, tevbe-i nasuha ile tövbekâr olmak, salisen emr-i bi’l-ma’ruf, nehy-i ani’l-munker yapan bir Mümin-i Muvahhid olmak gerekir. Kur’an-ı Kerim Müminleri şöyle tanımlıyor.

وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنْ الْمُنكَرِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَيُطِيعُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ أُوْلَئِكَ سَيَرْحَمُهُمْ اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

“Müminler ve Mümineler birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah’a ve Rasulü’ne de itaat ederler. Şüphesiz Allah Azîz’dir, Hakîm’dir.” (et-Tevbe 71) Bu ayet-i kerimede Müminlerin bir takım güzel sıfatları bildiriliyor:

  1. “Müminler; birbirlerinin velileridirler”

  2. “İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar”

  3. “Namazı dosdoğru kılarlar”

  4. “Zekâtı verirler”

  5. “Allah’a ve Rasulü’ne de itaat ederler”

  6. “İşte Allah’ın kendilerine rahmet edeceği (kullar) bunlardır”

Bizler de bu sıfatları taşıyan kâmil Müminler olmalıyız ki, Allah Celle Celâluhu’nun kendilerine rahmet ettiği kullardan ve Ramazan ayının ve orucunun sevabından faydalanalım. Şu ayet-i kerimede de şu güzel sıfatlara sahip olan Müminler, yüksek mükafatlar alacaklarından müjdeleniyorlar. Allah Celle Celâluhu şöyle buyuruyor:

اَلتَّائِبُونَ الْعَابِدُونَ الْحَامِدُونَ السَّائِحُونَ الرَّاكِعُونَ السَّاجِدُونَ الْامِرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّاهُونَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَالْحَافِظُونَ لِحُدُودِ اللّهِ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنينَ

(Bu alış verişi yapanlar), tevbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın (belirlediği helal ve haram) sınırlarını koruyanlardır. O Müminleri müjdele!” (et-Tevbe 112) Bu ayet-i kerimede de,

  1. “tevbe edenler”

  2. “ibadet edenler”

  3. “ hamd edenler”

  4. “oruç tutanlar”

  5. “ rükû edenler”

  6. “secde edenler”

  7. “iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar”

  8. “(bunlar) Allah’ın sınırlarını koruyanlardır”

  9. (Işte bu evsafta olan) Müminleri müjdele!” diye buyuruyor. 

Bu güzel sıfatları taşıyan Müminler, mübarek zaman ve mekanların yüksek fuyuzatından müstefit olanlar olduklarından müjdeleniyorlar. Öbür taraftan vacib’ül vucud olan bu güzel sıfatların herhangi birinden yoksun olanlar Mümin-i kâmil olamazlar. Dolayısıyla Ramazan ayının ve orucunun üstün fazilet ve berekâtından faydalanamazlar. Ramazan ayı, 12 Kamerî aylardan biri ve çok faziletli olan üç aylardan üçüncüsüdür. Ramazan ayının faziletinden bahseden Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

كَانَ أَوَّلُ لَيْلَةٍ مِنْ شَهْرِ رَمَضَانَ صُفِّدَتِ الشَّيَاطِينُ وَمَرَدَةُ الْجِنِّ، وَغُلِّقَتْ أَبْوَابُ النَّارِ، فَلَمْ يُفْتَحْ مِنْهَا بَابٌ، وَفُتِّحَتْ أَبْوَابُ الْجَنَّةِ فَلَمْ يُغْلَقْ مِنْهَا بَابٌ،

“Ramazan ayı girdiğinde semanın (göklerin) kapıları açılır, Cehennemin kapıları kilitlenir, şeytanlar da zincire vurulur.” (Buharî ve Müslim) Bu aydaki üstün sevaplar Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın Mümin kullarına bir lütf-i ilahîsidir. Bu aydaki üstün sevap ve faziletten Müminler müstefit olur, faydalanırlar. İslam Dini’ni kabul etmeyen kâfirler, münafıklar Ramazan ayının iyiliklerinden faydalanamazlar. 

Ramazan ayı günlerinin 24 saati de çok kıymetlidir. Ramazan ayının gündüz ve gecelerinin her saatinde yapılan ibadetlere kat kat sevap verilmektedir. Bu ayda yapılan her iyi amele on mislinden yedi yüz misline, hatta daha da fazla sevap verilir. Zaten gündüzlerin tamamı oruçla, geceleri de dua, niyaz, tesbih, teravih namazı gibi ibadetlerle geçirilir. Ramazan ayının değerli ve faziletli oluşunu Kur’an-ı Kerim, hadis-i şerifler ve Ashab-ı Kiram bildirmektedir. Gerçekten de Ramazan ayında, diğer aylarda olmayan ve Ümmet-i Muhammed’e çok büyük sevaplar getiren meziyetler özellikler vardır. Mesela, gündüzleri tutulan oruçlar, geceleri kılınan Teravih namazları ve verilen fıtr sadakaları. Bunlar bu isimler altında diğer zamanlarda yapılmazlar. Bunlar, Ramazan ayına mahsusturlar. Müslümanlar da bu ayda bu üstün sevaplara nail olmak için bu özelliklerin yapılmasına özen göstermelidirler. Ramazan ayında nihaî derecede sevap getiren ibadet, oruç ibadetidir. Allah Subhanehu ve Teâlâ Mümin kullarına farz kıldığı Ramazan orucu vesilesiyle kulların birçok günahlarını affeder, bağışlar. Şu hadis-i şerifte, inanarak, sevabını Allah Teâlâ’dan dileyerek oruç tutanların geçmiş günahlarının da bağışlanacağı bildiriliyor. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyuruyor: 

صَامَ رَمَضَانَ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وعنه أيضاً أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ مَنْ قَامَ رَمَضَانَ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ

“Bir kimse Ramazanın faziletine inanarak ve mükâfatını umarak, Allahtan (dileyerek) oruç tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” Yine böylece Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: 

“Kim inanarak sevabını Allah’tan dileyerek Ramazan gecelerinde kaim olursa Allah onun da geçmiş günahlarını affeder.” (Buharî, Müslim, Ebu Davud) Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın Mümin kullarına en büyük ikramı Ramazan ayının orucudur. Ramazan orucu birçok yönlerden fazilet ve sevapları câmîdir. Rabbu’l-âlemîn’e bağlılıklarının artması, fakir Mümin kardeşlerin hallerine vakıf olmaları gibi! Ramazan ayının orucu, farz olan ibadetlerdendir. Ramazan ayının üstün meziyetlerinden biri de bu ayda tutulan oruçtur. Allah Subhanehu ve Teâlâ Mümin kullarına Ramazan ayında orucu farz kıldığını şöyle bildiriyor: 

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنوُا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُون

“Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” (el-Bakara 183) bu ayet-i kerime orucun farz olduğunu ve oruç sayesinde günahlardan korunulduğunu bildiriyor. Şu ayet-i kerimede de orucun sayılı günlerde farz kılındığı, hasta ve seferî olanların tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde kaza edecekleri, (ihtiyarlık ve şifası umulmayan hastalar gibi) oruç tutmaya gücü yetmeyenlerin bir fakir doyumu kadar fidye verecekleri bildiriliyor:

اَيَّامًا مَعْدُودَاتٍ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَريضًا اَوْ عَلى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ اَيَّامٍ اُخَرَ وَعَلَى الَّذينَ يُطيقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُمِسْكينٍفَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًا فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ وَاَنْ تَصُومُوا خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

“Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı). Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğüne rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.” Bir diğer ayet-i kerimede de, Hakk’ı batıldan ayıran, insanlara hidayet rehberi olan Kur’an’ın, bu ayda nazil olduğu, bu sebeple de kıymetli ve faziletli bir ay olduğu, bu aya yetişen mükelleflerin bu aydan azamî derecede faydalanmaları için, bu ayı oruçla geçirmeleri gerektiği bildiriliyor: 

شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِى اُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَنْ كَانَ مَرِيضًا اَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ اَيّاَمٍ اُخَرَ يُرِيدُ اللهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلاَ يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُوا الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُوا اللهَ عَلَى مَا هَدَيكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

“O sayılı günler, Ramazan ayıdır. O Ramazan ayı ki insanlığa bir rehber olan, onları doğru yola götüren ve Hakk’ı batıldan ayıran en açık ve parlak delilleri ihtiva eden Kur’an o ayda indirildi. Artık sizden kim Ramazan ayının hilâlini görürse, o gün oruca başlasın. Hasta veya yolcu olan, tutamadığı günler sayısınca, başka günlerde oruç tutar. Allah sizin hakkınızda kolaylık ister, zorluk istemez. Oruç günlerini tamamlamanızı, size doğru yolu gösterdiğinden ötürü Allah’ı tazim etmenizi ister. Şükredesiniz diye bu kolaylığı gösterir.” (el-Bakara 185) Bu ayet-i kerimede; insanlar için hidayet rehberi olan, hakkın ve batılın ne olduğunu apaçık belirleyen, dünya ve Ahiret yönünden insanların hayatlarını düzenleyen, Allah Celle Celâluhu’nun kelam-ı kadim’i olan Kur’an-ı Kerim’in bu ayda gelmeye başlamış olduğundan bu ayın üstün evsafa sahip çok faziletli olduğu bildirilmektedir. Esasta; bazı zamanların (Ramazan ayı, Kadir gecesi), bazı mekânların (Mekke, Medine ve Kudüs’ün) kıymetli oluşları, hep Kur’an-ı Kerim’dendir. Kur’an’ın da sonsuz üstünlüğü, Allah Kelamı olduğundandır. Bu değer ve kıymetlerden müstefit olmak, faydalanmak ancak ve ancak Kur’an’ın buyruklarının, buyrulduğu şekilde yapılıp yerine getirilmesiyle, uygulanıp tatbikata konulmasıyla, din tarafından yapılması emredilenlerin yapılmasıyla mümkün olur, Örneğin; mükellef durumda olup Ramazan günlerinde oruç tutmayan için Ramazan’ın kıymetli oluşu bir mana ifade etmez. Aksine oruç tutmayan kimseye Ramazan’ın kıymetli oluşu büyük günah getirir. Çünkü kıymetli olan bu vakitler değerlendirilmekle emredilmiştir. Aynen bunun gibi, bütün kıymetleri câmî olan Kur’an’ın buyruğuna uygun bütün işlerin yapılıp yürütülmemesi halinde, Kur’an’ın değerli, faziletli, üstün sevap getirir oluşu hiç bir mana ifade etmez ve sevap getirmez; aksine büyük günah getirir. Çünkü Kur’an’ın buyruklarının dışındakilerle amel etmiştir. İşlerin, Kur’an’ın dışındakilerle yapılması en azından haramdır, büyük günahlardandır. 

Şu ayet-i kerimede de sahur yemeğinin ne zamana kadar yenileceğinden, sahur vaktinin belirlenmesinden bahsediyor ve şöyle buyuruyor:

وَكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الْاَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الْاَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِ ثُمَّ اَتِمُّوا الصِّيَامَ اِلَى الَّيْلِ

“Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yeyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın. (el-Bakara 187) Şu ayeti kerimede de, oruç tutan erkekler, kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkekler ve kadınlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırladığı bildiriliyor:

وَالصَّائِمينَ وَالصَّائِمَاتِ وَالْحَافِظينَ فُرُوجَهُمْ وَالْحَافِظَاتِ وَالذَّاكِرينَ اللّهَ كَثيرًا وَالذَّاكِرَاتِ اَعَدَّ اللّهُ لَهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْرًا عَظيمًا

“Oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (el-Ahzab 35) 

Mukaddes dinimizin bildirmesiyle, zaman ve mekânların değer ve faziletlerinden fiilinde ve kavlinde samimi ve gerçek anlamda Mümin ve Müslüman kullar faydalanırlar. Bu hususta samimi olmak gerekiyor. İçleriyle dışları, sözleriyle filleri bir olmayan sahtekâr münafıklar, bile bile İslam’ın buyruklarını kabul etmeyip inkâr edenler, İslam’ın hayata hâkimiyetini kabul etmeyenler, İslam’ın hâkimiyetini isteyen ve bu yolda yürüyen, uzaktan yakından terörle alakası olmayan samimi, saf, temiz Müslümanlara yapmadıkları yalanları iftira ederek, teröristlikle suçlayıp iftira atanlarda bu fuyuzat-ı ilahîden asla faydalanamazlar. Zira onlar, İslam’ı hayata hâkim kılma yolunda yürüyen Müslümanları engelleyip cezalandırarak şu suçları işlemekte, şu büyük hataları yapmaktadırlar: 

  1. Dinin buyruklarının yapılmasını engelliyorlar. 

  2. Dinin buyruğuna göre suçsuz Müslümanları cezalandırıyorlar. 

  3. İslamî nizamların yerine küfür sistemlerinin işler ve çalışır olmasını sağlamış oluyorlar. 

Şu ayet-i kerime; yapmadıkları halde, Müminlere kötü şeyleri iftira edenler hakkında şöyle buyuruyor: 

وَالَّذِينَ يُؤْذُونَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ بِغَيْرِ مَا اكْتَسَبُوا فَقَدِ احْتَمَلُوا بُهْتَانًا وَإِثْمًا مُبِينًا

“Mümin erkeklere ve Mümin kadınlara, yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler, (ceza verenler) şüphesiz bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.” (el-Ahzap 58) 

Hilalin Tespiti Meselesi

İslam’da; her türlü işlerin yapılıp yapılmaması ve fiilî hareketlerin derecelerinin ne olduğu, bu fillerin yapılıp yapılmamasının farz, haram, sünnet, mekruh ve mubah olduğu din tarafından belirlenip ortaya konulmuştur. Bunun için Müslümanlar bütün işlerini ibadetlerini, muamelatlarını, iktisadı, içtimaî ve siyasî bütün fiilî harekâtlarını İslam Şeriatı’nın, şer’î hükümlerin emriyle, beyan ve belirlemesiyle yapmalıdırlar. İslam bize bunun böyle yapılmasını emrediyor. Geçmişte bizlere örnek olan Müslümanlar, işlerini dinin buyruğuyla yapmışlar, bugünün Müslümanlarına da bütün işlerini dinin belirlemesiyle yapmak bir zorunluluktur. 

İbadetler de yine Şeriat’ın ortaya koyduğu biçimde ve vakitte yerine getirilir. Nasıl ki namazın ne olduğu, nasıl kılınacağı, vacibiyetinin, sıhhatinin neler olduğu ve namazla ilgili bütün bölümleri (abdest ve vakitleri) din tarafından belirlenmişse bunun gibi, farz olan oruç ibadetinin de vacibiyeti ve yerine getirilmesi için gerekli olan hususları din tarafından belirlenmiştir. Aynı namaz gibi oruç ve diğer ibadetler de Şeriat’ın kendileri için belirlemesine göre yapılmalıdır. İşte oruç ibadetiyle ilgili olarak dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de Ramazan ayının başlangıcının ve bitişinin tespiti meselesidir. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Raşid Halifeler ve 1924 tarihine kadar Müslümanlar, Ramazan ayının başlaması ve sona ermesi hususunda hilalin gözlenmesi emrine binaen bu gözetleme işini çıplak gözle yerine getirmişlerdir. Zira Şaban, Ramazan, Şevval ve Zilhicce hilallerinin tespiti, din adına söz söyleme yetkisine sahip kişinin, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in beyan ve uygulamasıyla ortaya konulmalıdır. Bu cümleden olarak; serbest iradeleriyle İslam’ı kabul eden Müslümanlar, işlerini, fiilî harekâtlarını İslam’ın dediğine, belirlemesine uygun yapmak zorundadırlar. Aksi halde işlerini, ibadetlerini, İslam’ın buyruğunun dışında yapmış olurlar. Dinin dışında yapmaları da caiz değildir. Ne yazık ki, İslam’ın Devleti, Hilafet Devleti’nin yıkılmasıyla ve şer’î hükümlerin ilgasıyla (yürürlükten kaldırılmasıyla); 3 Mart 1924’den bu yana ülkemizde hilallerin tespiti, Şeriat’ın bildirdiklerinin tam tersine insanlar tarafından hazırlanıp konulan Laik-Demokratik beşerî kanunların emriyle yapılıp yürütülmektedir. Bu yapıp yürütme ise İslam’a uygun değildir. Nitekim hilalin tespiti hususunu beyan eden Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: 

صُومُوا لِرُؤْيَتِهِ وَأَفْطِرُوا لِرُؤْيَتِهِ؛ فَإِنْ غُبِّيَ عَلَيْكُمْ فَأَكْمِلُوا عِدَّةَ شَعْبَانَ ثَلَاثِينَ

(Ramazan) hilali(ni) gördüğünüzde oruca başlayınız. (Şevval) hilali(ni) gördüğünüzde orucu bozunuz. Eğer hilali göremezseniz, Şaban’ı otuz(gün)a tamamlayınız.” (Buharî, Savm 1776) Bu mesele üzerinde Şeriat geniş çaplı, doyurucu ve tatmin edici şekilde açıklamalar yapmış ve fiilen göstermiştir. Ashab-ı Kiram ve Müslümanlar, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in tespit şeklini aynen kabul etmiş ve 1924’e kadar aynen o tespit şeklini devam ettirmişlerdir. Oruç farz kılındığı günden, yukarıda belirtilen o meşum tarihe (1924) kadar, hilalin tespiti çıplak gözle görmek suretiyle yerine getirilmiştir. “Hilal’in (gözle) görülmesiyle oruca başlayın” diye emrettiği hadis-i şerifte şöyle buyuruyor: 

إِذَا رَأَيْتُمُ الْهِلالَ فَصُومُوا ، وَإِذَا رَأَيْتُمُوهُ فَأَفْطِرُوا ، فَإِنْ غُمَّ عَلَيْكُمْ فَاقْدُرُوا لَهُ

“Hilal’i görünce oruç tutunuz, tekrar görünce de iftar ediniz (orucu bozunuz) ancak hava bulutlu olursa Ramazan hilalini (otuz gün olarak takdir ediniz) sayınız.” (Ravahul Buharî)

İslam’ın hayata hâkim kılınmasını engelleyip de bu mübarek gece ve gündüzlerin feyz-u berekâtından mahrum olanlar, Allah Teâlâ’dan gelen Kur’an’ın, هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنْ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ “İnsanlara doğruyu bildiren doğruluğa ait apaçık delillerden ibaret olan hakla batılı ayırt eden Kur’an” olduğunu düşünmüyorlar. Bu Kitabın hayata hâkim kılınması için çalışmıyorlar, vah bunlara, vah yarınlar için hazırladıklarına…

Rabbimden niyazımız; bu Ramazan’ı İslamî hayatın başlangıcı için elzem olan Raşidî Hilafet için bir vesile kılması ve bizleri de bu yolda gidenlerden eylemesidir…


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz