KONFERANSIMIZIN YASAKLANMASINA VE İSLAMÎ CAMİAYA YÖNELİK ZULÜMLERE TEPKİLER

Editör




Prof. Dr. Hayri KIRBAŞOĞLU (A.Ü. İlahiyat Fak.)

İktidar iktidardır, maskelerin teker düştüğünü daha çok göreceğiz. Ilımlı İslam ABD’ye ve emperyalizme karşı ılımlı, uyumlu ve işbirlikçidir; ama sıra ABD ve emperyalizm-Kapitalizm karşıtlarına gelince, ılımlı İslamcıların ılımlılığı kalmaz, birer yırtıcıya dönüşüverirler. Sadece bu mesele değil, daha vahim pek çok baskı ve zulümlerin Müslüman görünümlüler eliyle uygulamaya konduğunu görürseniz asla ve asla şaşırmayın. Muaviye’nin kazandığı Ali’nin kaybettiği tarihten beri çok fazla değişen bir şey yok vesselam. Birileri zulmedecek, birileri de buna karşı direnecektir. Ne mutlu direnenlerin safında yer alanlara. 30.06.2011

***

Av. Hüseyin KAYA (Hukuki Araştırmalar Derneği Genel Başkanı)

Derginizin düzenlemiş olduğu etkinliğe Ankara Valiliğinin izin vermemesi ile ilgili olarak faaliyetinizin kapsamını bilmemekle birlikte kınıyoruz. Bu durum, toplantı ve gösteri düzenlemeye ilişkin mevzuata aykırıdır. Demokratik bir tutum değildir. 02.07.2011

***

Yalçın İÇYER (Davetçi-Öğretmen)

“Sakın zalimlere omuz dayanağı olmayın; size ateş dokunur. O zaman Allah’tan başka da dostlarınız olamaz. Sonrada bir yardımcı bulamazsınız.” (Hud 113)

Zulüm kimden gelirse gelsin kâinatta yapılmış bir bozgunculuktur. Bu fesada karşı susmak Rasulullah’ın ifadesiyle “Dilsiz şeytan olmaktır”. Ayetin ifadesiyle de “zalimin zulmüne ortak olmaktır. Bu iki hal de bedbahtların halidir. Rabbim bu halden bizleri uzak eylesin. Onun için hakkı ve hürriyeti sadece kendilerine mahsus kılan ve kendilerinin dışındakilerine hak tanımayan her zalimce hareketi kınıyor ve mazlumların yanında olduğumu sizin vasıtanızla kamuoyuna bildiriyorum. Selam ve saygılarımı sunuyorum. Rabbim kendisini veli edinenlerden eylesin. Mazlumlara selam olsun. Almanya - 04.07.11

***

Selahattin ÇOBAN (Mazlum-Der Genel Bşk. Yrd.)

Çeşitli kişi, dernek ve cemaatlere yönelik vukua gelen hadiselere ilişkin görüşlerimizi ve daha önce yaptığımız açıklamaların bir kısmını sizin vasıtanızla kamuoyu ile paylaşıyorum.

• Elazığ İhya Der (İhya Eğitim Kültür Yardımlaşma ve Dayanışma) yönetici ve üyelerine toplamda 150 yıllık bir ceza birkaç sene içerisinde karara bağlanarak kesinleşti.

Terörle Mücadele Kanunu ile Özel Yetkili Mahkeme çarkının bizatihi varlığından kaynaklanan ihlaller ile ilgili defaatle yaptığımız açıklamalarda, ceza hukukunu toplumsal muhalefeti bastırma aracı haline getirmenin risklerine ve kabul edilemezliğine değinmiştik. Bir kez daha gördük ki ceza hukuku yargı eliyle tam da bu kabul edilemezlik zemininde işletilmiştir. Toplumsal çalışmalar yürüten bir dernek ve şubeleri basılmış, dernek faaliyeti çerçevesinde yapılan birçok çalışma, eylem, yardım ve organizasyon suç unsuru olarak lanse edilmiştir.

Cezalara gerekçe olarak gösterilen ve dernek tüzüğünde de tanımlanmış bulunan; toplantı, taziye ve ilmi araştırma komisyonları, konferans, kutlu doğum çalışmaları, miting ve gösteri, düğün töreni, yardım faaliyetleri, tiyatro etkinliği, gıyabi cenaze namazları gibi çalışmaların düzenlenmesi ve bu çalışmalara katılma eylemlerinin suç olarak kabulü ucu açık bir zulümdür. Ucu açıktır, çünkü bugün İhya-Der’e yapılan bu kuşatma yarın herhangi bir sivil yapıyı hedef alabilir. Olay sadece İhya-Der olayı değil sivil çalışmalara yönelik bir kuşatma ve sindirme olayıdır. Yargı bir anlamda “Çalışın ama fazla büyümeyin, iş yapın ama kimse duymasın-rahatsız olmasın” demektedir. Oysa dernek ve diğer toplumsal çalışmaların ve doğal olarak da ifade ve örgütlenme özgürlüğünün temel hedefi birilerinin rahatsız olmasıdır. Rahatsız olanların dönüp bu tür sindirmelere başvurması kabul edilemez bir tutumdur.

Mazlum-Der olarak, verilen cezaları hukukî görmediğimizi ve her anlamda önemli ve yıkıcı sonuçlar doğurabilecek olan ceza hukukunun toplumsal muhalefeti sindirmeye yönelik bir araç haline getirilmesinin kimsenin hayrına olmayacağını ifade ederiz.

• Usame Bin Ladin’in şehadeti vesilesiyle yayınlanan bildiriye imza atan, Ahmed Kalkan, Ahmet Turgut Ulucak, Hakan Aksu, Hamza Er, Harun Ünal, Mehmet Pamak, Sabiha Ateş Alpat, Şükrü Hüseyinoğlu hakkında, bu bildiride “Suç ve suçluyu övme” suçunun işlendiği iddiasıyla soruşturma başlatıldı.

Suçu ve suçluyu övme başlıklı TCK 215. madde (YÜR. TAR.: 01.06.2005) MADDE 215 - (1) “İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” demektedir. Bu kişi hakkında uluslararası normlara göre yapılan bir yargılama olmadığı gibi hakkaniyet ölçülerine göre veya adil yapılan bir yargılama da söz konuşu değildir. Dolayısı ile kimine göre kahraman olan birinin, kimine göre terörist olarak adlandırıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken ifadeler için soruşturma başlatılmış olması yargının bir ayıbıdır. Halen Anayasa’nın 90. maddesinin hukuk sisteminde uygulanmadığının kanıtıdır. 

 • Osmaniye Toprakkale T. Tipi Cezaevinde yatmakta olan bazı mahkûmların; kendilerini A Takımı diye adlandıran özel güvenlikçiler tarafından zulme uğradıkları, sakallarını kesmeleri yönünde baskı gördükleri ve görüşlerine gelen bayan yakınlarının pardösü ve çarşaflarını çıkartmaları aksi takdirde görüştürülmeyecekleri yönünde haksız uygulamalara maruz kaldıkları iddia edildi. 

• Yine Hizb-ut Tahrir’e yönelik olarak 24 Haziran 2011’de 6 ilde eş zamanlı olarak operasyon yapıldı. Yapılan operasyonda, 18 kişi yakalandı. Nöbetçi Mahkemece 12 kişi tutuklandı ve 6 kişi serbest bırakıldı.

Şiddet eylemleri olmayan, sivil alanda faaliyet gösteren dernek, parti, örgüt, cemaat vb. yapıların illegalize edilmeye çalışılması, üyelerinin sürekli baskı ve orantısız güç kullanımın yanı sıra tutuklama tehdidiyle karşı karşıya bırakılmaları hukuk devletinde yeri olmayan uygulamalardır. İfade özgürlüğü ve toplantı hakkı bağlamında katılım gösterilen etkinlikler gerekçe gösterilerek operasyon yapılmasının doğru olmadığı açıktır.

Mazlum-Der; ifade ve örgütlenme özgürlüğü bağlamında resmî ideolojiye aykırı, şoke eden ve başkaları için rahatsızlık uyandıran beyanların dahi ifade özgürlüğü kapsamında kaldığını bildirir. Tutuklamanın istisna tutuksuz yargılamanın bir kaide olduğunu sürekli ifade eder. 

• KöklüDeğişim tarafından tertip edilen ve Eğitimci-Yazar Ahmed Kalkan, Gazeteci Âdem Özköse ve Araştırmacı-Yazar Muhammed Hanifi Yağmur’un konuşmacı olarak katılacakları “Ortadoğu’da Neler Oluyor?” konulu 26.06.2011 Pazar günü yapılacak konferans, “millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 17’nci maddesi ile Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 11/C maddesi gereğince” Ankara Valiliğince engellenmiştir.

Bu konuda çeşitli vesilelerle açıklamalarımız olduğu gibi konferansın yapılacağı il şubemiz gerekli tepkiyi ortaya koymuştur. Toplantı hakkı ihlalini içeren bu engellemenin doğru olmadığı ve hak ihlali doğurduğu açıktır. Bu nedenle bu ihlali tekrar kınadığımızı bu vesileyle tarafınıza bildiriyoruz. Ankara Şubemizin yaptığı açıklamayı(*) dikkatinize sunuyorum. Çalışmalarınızda başarılar dileriz. 11.07.2011

***

Av. Şerife Gül ARIMAN (Mazlum-Der Ankara Şubesi Başkanı)

(*) Köklü Değişim Dergisi’ne Uygulanan Toplantı Hakkı İhlalini Kınıyoruz

Sivil toplumun örgütlenmesi, toplantı yapması ve aktif mücadelede bulunması ile alınan müspet sonuçlar, dünya tarafından onaylanırken, Türkiye’de halen toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı önündeki engellere bir yenisi eklenmektedir. Köklü Değişim Dergisi’nin 26.06.2011 tarihinde Ankara Anadolu Gösteri Merkezi’nde gerçekleştirmek istediği, özelde Suriye, genelde ise Ortadoğu’daki gelişmeleri konu alan “Ortadoğu’da Neler Oluyor” isimli toplantıları, gerekli tüm yasal izinlerin alınmış ve 5000 kişinin toplantıya davet edilmiş olmasına rağmen Ankara Valiliği tarafından kabul edilebilir hiçbir açıklama yapılmaksızın engellenmiştir. 

Devletin, özellikle Ortadoğu ve Suriye konulu toplantılarda sivil toplum örgütlerine yönelik tahakkümü ve baskısı kabul ve izah edilebilir değildir. Ankara Valiliği’nin muteber bir açıklama yapmaksızın söz konusu toplantının yapılmasına engel olması Anayasa ve uluslararası belgelerde korunan toplantı hakkının ihlali anlamındadır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 11. Maddesi 1. Fıkrasında; “Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapma” hakkına sahip olduğunu belirtmektedir. Ayrıca AİHM kararlarında toplantı hakkına aykırı şekilde iç hukukta düzenlenen teferruatlı izin prosedürleri dâhil mahkeme tarafından sözleşmeye aykırı bulunmakta, sözleşmeye imza atan devletlerin iç hukuklarında toplantı hakkını serbestçe kullanabilmeleri için gerekli düzenlemelerin yapılması tavsiyesinde bulunulmaktadır. 

Mazlum-Der olarak, sivil toplumun toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma taleplerine karşı, idarî birimlerin gerekli kolaylıkları sağlama ve dışarıdan müdahale olmaksızın yapılmasını güvence altına alma yükümlülüğü olduğunu hatırlatıyor, Köklü Değişim Dergisi’ne uygulanan yasağın kabul edilebilir olmadığını ve toplantı haklarının ihlalini kınadığımızı kamuoyunun bilgisine sunuyoruz. 30.06.2011

***

Sait ŞAHİN (Mustazaf-Der İstanbul Şube Başkanı) 

Çok Kıymetli Köklü Değişim Camiası!

Şu satırları yazarken, haberdar oldum. Dergi camianıza yönelik gözaltılar olmuş herhalde. İnşAllah tutuklanan olmamıştır. Allah Teâlâ, şer odaklarının düşmanlıklarını ve şerlerini bertaraf etsin ve İslâm’a/Müslümanlara kinlerinde boğsun onları. “Rabbimiz Allah’tır deyip sonra dosdoğru olanlara bir korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır.”

Bakalım, her şeyde bizatihi olmasa da binneticede bir hayır vardır. Rabbu’l-Âlemin şahittir ve O’nun rızası olmadan bir şey gerçekleşmez. Rızası da hayırdır inşaAllah. Mazlumiyet karşılığını bulacağı gibi zulüm de elbet karşılığını bulacaktır.

 “Ölüme evet, alçaklığa hayır! Deri soyulumuna evet, boyun eğip zilleti kabul etmeye hayır! Zaman iki türlüdür: Bir gün senin lehine, diğer gün de aleyhine olur. Lehine oldu mu azma, kendini kaybetme; aleyhine döndüğünde de üzülme. Zira her ikisi ile imtihan ediliyorsun.” (Ali RadiyAllahu Anh)

Duaya Muhtaç Kardeşiniz

F Tipi Cezaevi/Edirne - 12.07.2011

***

Ahmed KALKAN (Eğitimci-Yazar) 

Hakkın Söylenmesine Karşı Çıkan Zihniyet

“Ortadoğu Sınavında Müslümanların Sorumlulukları” başlıklı makalemde (aynı isimle bu sayıda yayınlandı-KD) özetlediğim hususları konuşma diliyle gündeme getirip bu dertle dertlenmiş kardeşlerimizle yüz yüze görüşüp kardeşliğimizi perçinleyeceğimiz programın hazırlıklarını yaparken son anda “iptal edildiği” haberi geldi. Siyasî olaylarla bir Müslüman duyarlılığıyla ilgilenmeye çalışan biri olarak bana hiç sürpriz gelmedi. Laik Devlet’in Demokrat yönetiminden beklenecek şey budur. Ve bu olay bir kez daha gösterdi ki; buraları kurtarmadan daha uzak beldelerimizi kurtarmaya çalışmak mümkün değildir. İşgalin boyutları buraları da etkisi altına çoktan almıştır. 

Mesele şu: 26 Haziran 2011 tarihinde “Ortadoğu’da Neler Oluyor?” konulu Köklü Değişim Dergisi’nin Ankara’da düzenlediği ve Âdem Özköse, Ahmed Kalkan ve M. Hanefi Yağmur’un konuşmacı olacağı konferans, birtakım uydurma gerekçelerle iptal ediliverdi. Ankara Valiliği kararınca bu iptalin ardından Dergi mensuplarına yönelik 6 ilde bir dizi operasyon gerçekleştirildi. Gözaltına alınan 18 kişiden 12’si de “seminer düzenlemek”, “gösteriye katılmak” gibi suçlarından ötürü tutuklandı. Bu olayın kendisi, Konferansın mesajını güçlendiriyor. Bu despotça tavır, gören gözler için Konferanstaki konuşulacaklardan daha somut bilgiler veriyor ve insanlarımızı Demokrasinin ne menem şey olduğu, Ortadoğu’ya nasıl bir modelin sunulduğu gösterilmiş oluyor. 

“Başına taş yağmasını istemiyorsan, sen de buradan “İsrail”e, “İsrail” gibi İslâm düşmanlarına, bir taş atmalısın! Atacağın taş “İsrail”e yetişmiyorsa bil ki kabahat taşta değil, baştadır. Gücün yetmiyor, elinle taşlayamıyorsan, hiç olmazsa dilinle taşlamalısın İslâm’ın ve Müslümanların düşmanlarını. Ama sen mutlaka taşlamalısın zalimleri.” diyecektik. Bu sözü bile bize çok gördüler. Filistin’deki Mü’min gençlerin sahip olduğu özgürlük kadar bile özgürlüğümüz yok. Onlar elleriyle taşlıyorlar düşmanları, biz dillerimizle bile taşlayamıyoruz. Alın size “Demokrat Türkiye”… Bundan daha güzel örnek mi olur? Model olarak al! Al da İslâm düşmanlarını eleştiren ve Ortadoğu’nun mazlum Müslümanlarıyla kenetlenmeyi hedefleyen bir Konferans sizin ülkenizde yasak değilse bile bundan sonra Demokrasi gereği yasaklansın. Demek ki diğer illerdeki Valiler, insan sağlığına, genel ahlâka ve özgürlüğe önem vermiyorlar ki bu tür konferansları yasaklamıyorlar. Ankara Valiliği, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla bu Konferansı yasaklamış. Biliyor ki, Konferansa katılanlar hastalanacak, ahlakları bozulacak, hak ve özgürlükleri ellerinden alınacak. Böyle tehlikeli bir konferanstan Ankara halkını korumak da Valiliğin görevi olsa gerek. Bu Konferansın iptali sayesinde Ankara’nın ahlakı, namusu korunmuş oldu. Konferans öyle ahlaksız bir konferanstı ki, herkesin ahlakını gönüllerinden söküp alacaktı. Aynı zamanda zehirli idi bu Konferans; katılanların amansız bir hastalığa tutulmaları kaçınılmazdı. Sağ olasın Ankara Valiliği, halkını düşünmek ve onları büyük tehlikelerden korumak dediğin böyle olur. Artık sittin sene (benzer konferanslara izin verilmezse) insanların ahlâkı bozulmayacak, halkın genel ahlâkı korunduğu gibi, genel sağlığı da korunmuş olacak; artık Konferans iptal oldu ya, bundan sonra kimse hastalanmayacak. Bazılarının hak ve özgürlüğü kurtuldu Valiliğin yasağı sayesinde. Çok ahlaklı ve çok sağlıklı bazılarının bu konferansa gitmeme hak ve özgürlüğü, ancak başkalarının Müslümanca bir konferans yapma hak ve özgürlüklerini engelleyerek ortaya çıkar, öyledir öyle; sen koca Ankara Valiliği kadar mı bilirsin arkadaş? Konferans yasaklanmasaydı hastalıklar artacak, ahlak bozulacak, hak ve özgürlükler yok olacaktı. Süpermen Valilik bütün bu problemleri halletti. Konferansı tertipleyenler, benim gibi Konferansı sunacak olanlar, biz farkında olmayabiliriz belki ama bizi gözetleyen, bizi koruyan, bizi düşünen bir büyüğümüz var. Kıymetini bilin ve sizin hayrınız için konferansı iptal ettiğinden hiç şüpheye düşmeyin. Öpün Vali Bey’in elini. Ne demek “konferans yapma hak ve özgürlüğü”? O özgürlükler muvahhid Müslümanlara ait değil… Size konferans özgürlüğü çok gelir, isterseniz açın bakın “Demokrasi” adlı kutsal kitabın ilgili nassını… Çünkü siz konferansta insanları Allah’a davet edecek, tağutları ve Ortadoğu’nun zalim diktatörlerini eleştireceksiniz. Bu kadarı insanı hasta eder, ahlaksız eder. Hâlâ anlamadınız mı? Sağ olasın İzocam, pardon Valilik... Temmuz 2011

***

Celal SANCAR (Yazar)

Resmî ideoloji, kurulduğundan 1950’lere kadar Stalinist yöntemlerle toplumda Din/İslam adına ne varsa yok etmeye çalıştı. Bütün zulüm yollarını denemesine rağmen Din karşısında düştüğü acziyet, onları başka yollar denemeye zorladı; CHP’den ayırdığı mutemet kişiler eliyle, bir “muvazaa partisi” olan DP’yi kurdurdu. Osman Bölükbaşı’nın ifadesiyle DP, CHP’nin pisliğini temizlemek için kurdurulmuştu; bugüne kadar kurulmasına müsaade edilen bütün “muvazaa” partilerinin faaliyetlerine bakıldığında da, kendilerinden önceki partilerin pisliklerini temizlemek üzere kuruldukları görülecektir.

Kurulu düzenin toplum üzerindeki bütün oyunlarına rağmen 1960’lardan itibaren çeşitli sebeplerle Kur’an’a yönelenlerin sayısı ve keyfiyetindeki artış, resmî ideolojiyi daha da endişelendirmiş olacak ki; dindarlığı sağcılığına galebe çalan şahıslar eliyle kurdurduğu “muvazaa” partileriyle (MSP’den, AKP’ye) muhalif Müslümanları sisteme entegre operasyonu hız kesmeden devam ettirilmiş, bugün de hala devam etmektedir. Sağcı Dindarların “Demokrasi Fahişesi”ne karşı olan aşkları gözlerini “kör” etmiş ve bu körlük geniş bir kitleye sirayet etmiştir; öyle bir körlük ki, Dindarlar da Batılılar gibi düşünmeye başlamışlar ve Demokrasinin dışındaki tüm yönetim şekillerini -İslamî yönetim de dâhil- aforoz etmeye başlamışlardır.

İçinde yaşadığımız toplumun Sağcılaşmış Dindarları Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren operasyonlarına destek vererek, “Büyük Şeytan” Bush’un “Stratejik Ortaklık” payesiyle dostluğunu kazanma şerefine nail olmuşlar; bugün de bu “Şeytanî” ortaklığı devam ettirerek Amerika’ya, Müslümanlara olan zulmünde yardım ve yataklık yapmaya devam etmektedirler. 1996 yılında zamanın Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün, “Amerikalılara dinin ve dinsel cemaatlerin, devletin koruması altında olduğu Amerikan tarzı bir laiklik anlayışı için mücadele etmeye hazır olduğumuzu bildirdik” ifadesiyle başlayan ilişkiler neticesinde dindarların büyük çoğunluğu, AKP marifetiyle resmî ideolojinin kanatları altına alınmış durumda. (Piyasa İslam’ı, Özgür Üniversite Kitaplığı, s. 131) 

Resmî ideolojinin kanatları altında gölgelenmek istemeyenler ise bir şekilde çeşitli suçlamalarla damgalanıp, takibat altına alınıyor ve sudan sebeplerle aylarca sorgusuz-sualsiz içeri tıkılıyorlar. Olağan hale gelen bu uygulamalardan birisi de geçen günlerde Köklü Değişim Dergisi’nin düzenlemiş olduğu Panele yapılan müdahaleydi. Köklü Değişim Dergisi tarafından tertip edilen ve Yazar Ahmed Kalkan, Gazeteci Âdem Özköse ve Yazar Muhammed Hanefi Yağmur’un konuşmacı olarak katılacakları “Ortadoğu’da Neler Oluyor?” konulu 26.06.2011 Pazar günü yapılacak konferans, “Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 17’nci maddesi ile Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 11/C maddesi gereğince valiliğimizce yasaklanmıştır” denilerek 90 yıldır uygulanan keyfi zulmün bugün de devam ettirildiği görülmüş; bununla da kalınmamış, yapılan operasyonlarla üyelerinden birçoğu da tutuklanıp cezaevine atılmış ve halen bu tutukluluk halleri devam etmektedir. Bu zulüm, bu yapı devam ettiği sürece hangi zihniyet başa gelirse gelsin bir şekilde devam ettirilecektir; çünkü sistem, bu anlayış üzerine kurulmuştur. 20.07.2011



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz