ÂDEM BUDAK İLE MÜLAKAT

Editör



Köklü Değişim: Âdem Bey bize kendinizi tanıtır mısınız?

Âdem Budak (Budak): Adım ve soyadım Âdem BUDAK, 30 yaşındayım, Kars doğumluyum, İstanbul ilinde ikamet ediyorum.

KD: Şu anda cezaevinde olmanızın nedenlerini sizce bir mahsur yoksa açıklayabilir misiniz?

Budak: Gasp ve cinayete teşebbüs suçlarından hüküm aldım ve 7,5 yıldır cezaevindeyim. Şunu da belirteyim ilk kez cezaevine girdim.

KD: Yetiştiğiniz ortam ve çevrenizin ve toplumun yapısının, sizin gibi insanların cezaevinde olmasında katkısı nedir? Sizce suça yardımcı olan etkenler nedir?

Budak: Bazı uzman ve yorumculara göre suça iten etkenler; dışlanmışlık, aile parçalanmışlığı, psikolojik tahribat vb. gibi başlıklarla tanımlanmaktadır. Fakat esasî sorun bunlardan daha derindir. Şöyle ki; insanın çocukluğundan itibaren hayata dair edindiği mefhumlar (fikirler) insanın davranışlarını belirler. Bende bu meseleyi biraz gerilerden anlatmak istiyorum. Diğer aileler gibi benim ailem de iyi yetişmemi istediler. Bildikleri doğruları bana öğrettiler. Ailem benim okumamı çok istedi ve bana her defasında “şayet okursan iyi bir mevkiin, iyi bir işin olur” telkinlerinde bulundular. Bundan maksatları ise benim iyi kazançlı ve mevkiili bir işle saadet içinde yaşayacağım düşüncesiydi. Tabii olarak insan, hayat hakkındaki fikirleri çoğunlukla ailesinden alır. Bende onların gösterdiği hedefi bir gaye olarak aldım. Okusam da, okumasam da bir gayem vardı, o da mevkii ve bol kazanç. Dahası okul yıllarında bizlere hep ileri medeniyet olarak batı ve ideal yaşam tarzı olarak da batı hadâratı (hayat tarzı) gösterildi. Öyle ki, ders kitapları uygar toplumlar olarak özenle batı toplumunu önümüze koydu. Şayet kalkınmak istiyorsak, onların seviye(sizlik)lerine ulaşmamız gerektiği anlatıldı. Batının beldelerimize ihraç ettiği yönetim modeli Demokrasinin, insanlara kendi arzularınca bir hayat nizamı oluşturduğu, bunun gereği olarak insanı kayıt altında yaşamaktan kayıtsız hürriyete kavuşturduğu, hayat nizamından dini ayırıp, dini ferdi boyuta hapsettiği bir vakıadır. Böylelikle fert ön plana çıkarılıp dilediğince yaşamasının önü açıldı. Zira batıya göre insanın hayat denen şu vakıada mutlu olabilmesi için gönlünden geçtiği gibi yaşaması, dünyevi tat ve zevklerden olabildiğince faydalanması gerekir. Bunları yapması içinde insanın özgürleştirilmesi gerekir. Dahası TV, gazete, dergi, internet vb. gibi vasıtalarla demokrasi ve onun özgürlükler fikri aşılanmaktadır. Dans, eğlence, uyuşturucu, alkol, cinsellik gibi azgınlıklar filmler, diziler ve saydığımız vasıtalarla sevdirilip özendirilmektedir. Marka ve lüks itibarın simgesi halini almıştır. İşte gençlerin önüne serilen mutlu insan tablosu maalesef budur. Özetle masum gibi görünen ve ailede başlayan, çevrede ve toplumda egemen olan batının özgürlükler fikri gereği insanın dilediği gibi yemesi, giymesi, içmesi, cinsi münasebetini gidermesi (sapkınca bile olsa), mülk edinmesi ve bunları dilediği herhangi bir yoldan yapabilmesi sağlanmış, insanında maddeden faydalandığı oranda mutlu olacağı vurgulanmıştır. Dahası şayet insan bunlara ulaşamaz ve gönlünden geçtiği gibi yaşayamazsa, mutsuz olacaktır. Hal böyle olunca bunlara ulaşmak neden gençlerin gayesi olmasın ki?! Şimdi ben soruyorum; gençlerin hayran bırakıldığı ve ancak onlarla huzuru, mutluluğu yakalayacağı düşüncesi, maddeye sahip olmak uğrunda canavarlaşmaları için yeterli değil midir? Uyuşturucu içen, satan, hırsızlık, gasp yapan hatta maddeye ulaşmak uğrunda gerektiğinde katleden cezaevi arkadaşlarım işte bu maddi hayat düşkünlüğünden dolayı burada bulunmaktadırlar. Acaba daha da ilerisi istenen demokrasi, özgürlükler ve gönülden geçtiği gibi yaşamak; cezaevi mahkûmları, yine dışarıda gece kulüplerinde, evlerde uyuşturucu partilerinde, kumar lokallerinde, kahvelerde, alışveriş merkezlerinde, kafelerde bulunan geçleri kalkındırmış mıdır? Azze ve Celle ne kadar da doğru söylemiştir: “Allah’ın ayetlerini yalanlayan toplumun durumu ne kötüdür.”

KD: Cezaevi sürecinizde nerelerde kaldınız? Yaşadığınız olaylardan bize bahsetmek istediğiniz örnekler var mı?

Budak: elbette birçok olayla karşılaşıyoruz. Öncelikle ben Bayrampaşa, Bayburt, Çanakkale ve son olarak Kocaeli 2. Nolu T. Tipi cezaevlerine kaldım. Halen Kocaeli 2. Nolu T. Tipi cezaevinde yatmaktayım. Şöyle söyleyeyim, cezaevinde tesirinde kaldığım birkaç olay var. Birincisi tutuklanıp Bayrampaşa cezaevine gittiğimde karantinada kaldık. 1 hafta içinde tahminime göre 130’un üzerinde tutuklu geldi ve birçoğu evi gibi bellemişti cezaevini. Bu oran bir vakıanın tezahürüdür ki o da suç işlemek gündelik ve olağan bir hal almıştır. Diğeri ise, uyuşturucu satan arkadaşlarımın birinden duyduğum bir olaydır, şöyle ki; üniversite okuyan ve ailelerinden okuyan üniversite civarında bekâr evlerinde kalan kızların anımsanamayacak derecede ve sayıda uyuşturucu alışkanlığının olduğunu, dahası bedenlerini kullanmaktan imtina etmediklerini öğrendim. Şunu düşünüyorum, acaba benim burada gençlerin yaşamları hakkında duyduklarımı aileler duysa ne hale gelirler?

KD: Cezaevinde günlerinizi nasıl geçiriyorsunuz? Neler yapıyorsunuz?

Budak: Burada İslam kültürüyle kültürlenen, ümmetin mevcut kötü vakıasından kurtuluşu için adımlarını hızlandıran gençler var. Öncelikle ümmetin dertleriyle dertleniyor, işlerinin seyri hakkında islamî çözümleri diğer mahkûm arkadaşlarımızla paylaşıyoruz. Sohbet halkaları yapıyor, Rasulullah’ın hadisi gereği “Bir günü bir günene eşit olan zarardadır.” Şuuruyla çalışmalar yapıyoruz. Kur’an ezberi, kitap okuma, sohbet, tefekkür, marufu emretme, münkeri nehyetme amellerine ağırlık veriyoruz. Yine diğer koğuşlar ile irtibat kuruyor aktarımlarda bulunuyoruz. Sorunlarımızın ancak Hilafet ile çözüleceğinde mutabık kalıyoruz.

KD: Hayatınızda bu kadar farklı bir dönüşümü neye ve kime borçlusunuz?

Budak: Bu ümmetin evveli cahiliyeden izzete nasıl bir dönüşüm yaptı ise ahiride öyle olacaktır. Ümmet 1400 yıl önce bir lider ve bir kitle ile salah buldu. İşte bugünde ümmete fikri liderliğini iade edecek bir kitle mevcuttur. Allah Azze ve Celle onlardan razı olsun. Benim kendimde gerçekleştirdiğim köklü değişimin etkeni Hizb-ut Tahrir ve onların ısrarlı çağrıları ile izlediği yol, kurtuluşun tek reçetesi nebevi metod olmuştur. Rabbimden onların eliyle İslam ümmetini izzetlendirmesini ve kapısını çaldıkları nusreti acil eylemesini diliyorum.

KD: Tahliye olduktan sonra ki idealleriniz nedir? Dışarı çıkınca ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Budak: Elbette her Müslümanın ideali Azze ve Celle’nin rızasını elde etmek olmalıdır ki buda Azze ve Celle’nin razı olduğu amelleri yapmakla mümkündür. Zira o, Azze ve Celle’nin yaratığı olup kulluk görevini ifa için vardır, yaratıcı yaratık ilişkisini idrak ederek Rabbinden gelen mesaja, hak risalete kulak verip gereğini yerine getirmelidir. İsyan eden değil, işitip itaat edenler zümresinde bulunmalıdır. Pek tabii ki gayesiz, başıboş ve serbest olmayan insanın belirli esaslara göre tanzim edilmiş nizama uygun yaşayışta bulunması, mükellef kılındığı hitaba uygunluk arz etmesi farzdır. İman ettiğimiz İslam, hayatın her alanında uygulanır olma zorunluluğu olan bir dindir. Ne var ki ahlaki ve ibadet (ferdi) boyutta yaşanan İslam’ın insanların işlerini yürütücü icracı siyasi yapısı, maalesef Hilafet kaldırıldığından bugüne kadar bulunmamaktadır. İslam’ın yaklaşık 5’te 3’lük bölümü şu an hayatta yok hükmündedir. İşte bu durum benim içimi titreten bir vakıadır. Rabbine söz vermiş aklıselim bir Müslüman olarak elbette ki İslam’ın hayatı düzenleyen nizamların tatbik sahasına koyulup içinde bulunduğumuz karanlıktan, aydınlığa ulaştırması için hiçbir kınayanın kınamasından, zulmünden, saptırmasından, endişe bile etmeden vaad ile müjdelenen yeniden Raşidi Hilafetin ikamesi için çalışacağım. Zira bu benim ve diğer Müslümanların gücü dâhilinde olup tüm zorluklara rağmen Azze ve Celle’ye göre kolay olan bir iştir. Zira Azze ve Celle şöyle dedi: “İnanalar için hala vakit gelmedi mi?” HADİD 16 

KD: Cezaevi topluma kazandırmada yeterli midir? Ve bu kazanım neyi hedeflemektedir?

Budak: Bizlere cezaevine girişte cezaevini iyileştirme ve topluma kazandırma yeri olduğunu bildiren ve cezaevi kurallarını anlatan bir kâğıt verilir. Bu nedenle de birçok etkinlik ve iyileştirme faaliyetinde bulunuyorlar. Mesela, müzik dinletisi, tiyatro gibi… Hatta bazen mahkûmlar kendilerini sahneye atıp çeşitli dans ve tiyatro oyunu gösterilerinde bulunuyorlar. Kısacası zaten burası, mahkûmların eğlence düşkünlüğü mekânlarından olan diskoların, gece kulüplerinin yerini aratmıyor. Dahası onu perçinliyor. Bir nevi maç öncesi antreman yeri diyebiliriz.

KD: Cezaevi bilindiği gibi suç işleyene karşı caydırıcı bir cezadır, peki caydırıcı olabilmekte midir?

Budak: Aksine cezaevleri suçlulara bir nitelik kazandırma yeridir. Şöyle ki, burada diğer uzman diyebileceğimiz ehil kişilerle kaynaşıyor, işlediği suçların en ince ayrıntısına kadar vakıf olabiliyorlar ve burada edinilen arkadaşlıklarla dışarıda beraberce ve uzmanca aynı işleri yapıyorlar. Bir de işinde ehil olan, mesela bir kabadayının hem cezaevinde hem dışarıda gördüğü itibarın cezbine kapılıyor, caymak bir yana hedefini büyüterek dışarı çıkıyor. Şöyle bir istatistik yapsalar, 10-15 arası sayıyla cezaevine tekrar tekrar girenlerin sayısının hiç de az olmadığını göreceklerdir.

KD: Mahkûmların ortak olduğu yanlar var mı?

Budak: Diyebilirim ki hemen hemen tamamı dışarıda şu aynı fiillerde ortaktırlar: uyuşturucu, alkol, cinsi münasebet arzusu, eğlence ve marka düşkünlüğü.

KD: Her ne kadar suçlu olsalar da, mahkûm aileleri suçluları ziyaret ediyorlar. Gözlemlerinize göre aileler mahkûmlardan cezaevinden çıkışta neyi bekliyorlar?

Budak: Mahkûmlar talep etmeseler bile aileleri onlara genelde Kur’an, seccade, tespih ve İslami fikirlere dayalı kitaplar gönderiyorlar. Buda ailelerin özlemini duyduğu İslami şahsiyetler olsa gerek. Zira suçun tek önleyicisinin İslam’ın yüce değerleri olduğunu biliyorlar.

KD: Buradan insanlara söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Budak: Azze ve Celle şöyle dedi: “Ey insan, seni engin kerem sahibi Rabbine karşı ne aldatıp isyana sürükledi?” İNTİFAR 6 Bende diğer mahkûmlar gibi iğrenç bir hayat tarzına hayran kalıp, ona ulaşma, onu yaşama yolunda Rabbime isyan edip, dahası insanlara da zararlı hale geldim. İnsanların şu an hayatın kötü vakıasının, hastalığının tespitini doğru yapıp tedavisine erkenden başlamalarını diliyorum. Maalesef geçtiğimiz günlerde seçim yapıldı ve hangi partiye oy verildi ise de bütün oylar demokrasiye verildi. Bu nedenle biz gençleri ağına düşüren ve özgünleştirip, dizginlerini insanın eline veren demokrasinin çöplüğe bırakılıp, izzetin ve şerefin kaynağına, İslam’a yönelmelerini onu isteyip, onun için çalışmalarını diliyorum. Ve Azze ve Celle’nin yukarıdaki hitabını iyi anlayıp isyanın sebebini iyi kavrayıp evlatlarına hayat düşkünlüğü ve mevkii değil, onları kalkındıracak amellere çocukluk dönemlerinden itibaren yönlendirmelerini diliyorum. Beni, bütünü tasvir eden bir cüz olarak değerlendirmelerini ve bunu hayata, hayatın gayesine mutabık bir hamleye dönüştürmelerini, akıbetin seyrini risalet çizgisine indirmelerini bekliyorum. Şu benzerliği de belirtmek istiyorum, Rasulullah “Dünya müminin Hapishanesi, kâfirin ise cennetidir.” dedi. Bizler zindanları medreseye çevirmekle inşallah doğru bir iş yaptığımızı biliyor ve Rabbimizin katında makbul olmasını umuyoruz. Öyle ise madem yeryüzü bize hapishane, o halde sizler evlerinizi medreselere, beldelerinizi hurma ağaçları olsa da olmasa da Medine’ye ve kendilerinizi ensara çevirin. Aksi halde evlatlarınızı kurtlara kaptırırsınız. Zira Allah Rasulü dedi ki “Sürüden ayrılanı kurt kapar.” Son olarak Köklü Değişim’in bana tanıdığı bu fırsattan dolayı memnuniyetimi belirterek, yayın esaslarını şeri esaslar ve hedefler üzerine bina etmeleri ile asıl iyileştirme işlevini kendilerinin yaptığını inşallah genel kamuoyu tarafından da bilinmesini Rabbim’den diliyorum. Azze ve Celle sizlerden razı olsun.


فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ

“O halde, ey insanlar (hal böyle iken) nereye gidiyorsunuz.” (et-Tekvir 26) 

فَاعْتَبِرُوا يَاأُولِي الْأَبْصَارِ

“Ey akıl sahipleri ibret alın.” (el-Haşr 2)



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz