KATLİAM, ZULÜM, FESAD KAHROLSUN BEŞAR ESAD

Editör

Suriye zalimi Esad’ın katliamlarını protesto etmek için Beyazıt Meydanında düzenlemiş olduğumuz Basın Açıklamasına, İstanbullular yoğun ilgi gösterdi. Öğlen namazından sonra Beyazıt Cami avlusundan meydana yürüyen kortej, tekbirler eşliğinde alandaki yerini aldı. “Katliam Zulüm Fesad Kahrolsun Beşar Esad”  yazılı pankart ve Tevhid bayraklarının açıldığı Basın Açıklamamıza yaklaşık olarak 4.000’in kişi katıldı. 

İlk olarak Kur’an-ı Kerim’den Nisa suresinin 74-76. Ayeti kerimelerinin okunduğu açıklamamız, daha sonra Yazarımız Muhammed Hanefi Yağmur’un Basın Açıklaması metnini okumasıyla devam etti. Son olarak Yazarımız Mahmut Kar’ın yaptığı duada herkes gözyaşlarına boğuldu. 

Müslümanların bu durumdan tekrar kurtulmalarının ancak Hilafet ile mümkün olduğunun altı çizilen açıklamanın sonunda, alandaki herkes tek bir ağızdan “Lailaheillallah el Hilafet’u VaadAllah / Allah’tan başka ilah yoktur ve Hilafet Allah’ın vaadidir” nidalarıyla haykırdı. 

Özgür Der ve AKDAV Genel Başkanlarının ve İHH yöneticilerinin de iştirak ederek destek verdiği Basın açıklamamız olaysız bir şekilde sona erdi. 

BASIN AÇIKLAMAMIZIN METNİ

Allah Subhanehu ve Teâlâ’nınانما المؤمنون اخوة  “Müminler ancak kardeştirler” ayetine kulak vererek, Suriye’deki Müslüman kardeşlerine destek vermek için onlarla kardeş olduklarını hatırlayarak buraya gelen, kardeşlik duygusunu unutmadan yaşayan müminlere müjdeler olsun.

Kâinatın efendisi Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in:

مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى

“Birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamet etmekte ve birbirlerine sımsıkı sarılmakta müminler bir vücut gibidirler. Vücudun herhangi bir uzvu rahatsızlandığı zaman diğer azalar da ateşlenerek ve uykusuzlukla ona icabet ederler” hadisi gereğince, Suriye’deki kardeşlerinin acısını kendi vücutlarında hissederek buraya gelen müminlere ne mutlu.

Peygamberlerin sonuncusu, âlemlere rahmet olarak gönderilen Rasulullah SallAllahu aleyhi ve Sellem’in; 

الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ، لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ،  وَمَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أَخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ، وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ كُرُبَاتِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ‏‏‏

 “Müslüman Müslümanın kardeşidir ona zulmetmez; onu düşmana teslim etmez. Kim bir Müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümanın sıkıntısını giderirse, Allah da Kıyamet’te onun bir sıkıntısını giderir. Kim de bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da Kıyamet’te onun bir ayıbını örter hadisine icabet ederek buraya gelen müminlere müjdeler olsun.

Sizler, Suriye’de yaşayan kardeşlerinize Suriye Firavunu, Suriye Nemrudu, Suriye tağutu tarafından uygulanan sıkıntıların, zulümlerin sona erdirilmesi için buraya geldiniz. Allah da sizlerin sıkıntılarını gidersin.

Onlarca yıl boyunca koltuklarını korumak için halklarını karanlıklar, zulümler ve haksızlıklar içerisinde yöneten tağutlara, zorbalara, firavunlara tüm halklar “dur” demeye başladılar. Üzerlerindeki korku perdelerini parçalayıp attılar. Zorbaların sahip olduğu emniyet güçlerine ve ordulara karşı koymaya, kendilerine uygulanan zulme direnmeye başladılar. Artık İslam Ümmeti hareket etmeye başladı. Artık bu Ümmet kendilerini karanlıklardan nura, aydınlığa çıkartacak olan gerçek nuru samimi bir şekilde aramaya başladı. 

Değerli Kardeşlerim

“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” Hemen yanı başımızda, Suriye’deki Müslümanlar iki aya yaklaşan uzun süreden bu yana Suriye Firavunu Beşar Esad zaliminin uyguladığı katliamlarla, çok sayıdaki zulümlerle karşı karşıyadırlar.

Suriye’de yaşanan olayları anlatmakla bitiremeyiz. Dolayısıyla biz burada Suriye’deki Müslüman kardeşlerimize, Suriye halkına Esat yönetimi tarafından uygulanmakta olan tüm zulümleri sıralamayacağız. Orada onların yaşadıklarını bir nebze olsun hissedebilmeniz için sadece bunların bir kısmını başlıklar halinde aktaracağız. Bu zalimler:

  • Lise çağındaki öğrencileri slogan attıkları için tutuklayıp işkence altında tırnaklarını söktüler.

  • Camide namaz kılan insanların üzerlerine ateş açtılar.

  • Kadınları ve 80, 85 yaşındaki insanları tutukladılar.

  • Olayların başladığından bugüne kadar resmî kayıtlara göre 1000 kişi civarında insanı öldürdüler. Yaklaşık 2000 kişiden haber alınamamakta ve 5000 kişiden fazlasını da tutukladılar. 

  • Dera ve Duma şehirlerini tanklarla kuşatma altına aldılar.

  • Kundaktaki bebekleri, çocukları gözlerinden vurdular.

  • Elektrikleri, suyu, telefon haberleşmesini, internet ulaşımını ve kuşatma altındaki şehirlere gıda ve ilaç yardımlarını engellediler, engellemeye devam ediyorlar. 

  • Yaralıların hastanelerde tedavi edilmelerine mani oldular.

  • Halka ateş açmayan askerleri hemen olay yerinde alınlarından vurarak şehit ettiler.

Şimdi burada başlıklar halinde birtakım konulara açıklık getirmek istiyorum: 

Bunlardan birincisi Müslümanların başına musallat olmuş bu zalim yöneticilerle ilgili olan durumdur: Bu yöneticiler Müslüman halklarını kendilerine düşman, sömürgeci kâfirleri ise kendilerine dostlar edinmişlerdir. Oturmuş oldukları koltukları sağlamlaştırmak adına, kendi halklarına güvenip dayanmaları gerekirken, onlar koltuklarının bekası için sömürgecilerin taleplerini yerine getirmeye çalışmışlardır. Tunus’ta Zeynel Abidin bin Ali, Mısır’da Mübarek, Yemen’de Ali Abdullah Salih, Libya’da Kaddafi, Bahreyn’de Hamad bin İsa ne yaptıysa Suriye’de de Beşar Esad aynısını hatta daha fazlasını yapmıştır ve halen daha yapmaktadır. 

Beşar Esad ve kardeşi Mahir, babalarından öğrendikleri, miras aldıkları zulmü, işkenceyi ve katliamın aynısını halklarına karşı uygulamaktadırlar ve hatta bu konuda Babalarını dahi geçmektedirler. 

Uygulanan her türlü medya ambargosuna rağmen telefon kameraları aracılığıyla çekilen ve internet sayfalarına düşen katliam görüntülerini görüp kalpleri ürpermeyenlere, yataklarında rahat uyku uyuyanlara, kılını kıpırdatmayanlara yazıklar olsun. Yayınlayabildiklerimiz insanın kanını dondururken yayınlayamadığımız görüntülerdeki vahşeti, varın siz düşünün…

Değerli Kardeşlerim

Tüm bunlar olup bittiği halde dikkate şayan bir husus var ki; o da, Mısır, Tunus ve Yemen’de meydana gelen olaylara tüm medya sessiz kalmazken, saatlerce aralıksız canlı yayınlarla olayları anbean aktarırlarken ne yazık ki yaklaşık olarak iki aydır Suriye’de yaşanan olaylara ciddi manada bir tepkinin verilmemiş olmasıdır.

Efendileri tarafından kullanma tarihi geçtiği için çöpe atılmasına karar verilen Hüsnü Mübarek’e koltuğunu bırakması çağrısında bulunanlar, yüzlerce Müslümanı katleden, binlercesini tutuklayan, tüm halkına her türlü zulmü kılı kıpırdamadan yapmaktan çekilmeyen Beşar Esad yönetimine ise sessiz kalmışlardır.  

Dün Afganistan’ı ve Irak’ı işgal edenlere -ses çıkarmak şöyle dursun-, havaalanlarıyla, üsleri ve askerleriyle destek veren İslam coğrafyasındaki tüm yöneticiler, Sudan parçalanırken yüzlerini çevirenler, Libya halkının biri zalim diğeri kâfir iki güç arasında ezilip katledilmesine vesile olanlar, bugün tanklarla ve toplarla üzerlerine yürünen, keskin nişancılarla kurşunlar yağdırılan Suriye Müslümanlarına karşı da ihanetin son perdesini oynamaktadırlar. Beşar Esad’ın, Müslümanları katleden o kanlı elini kırmaları gerekirken, diplomatik, stratejik ve ekonomik gerekçelerle o alçak eli, o kanlı eli tutanlar, bu elin işlediği cürümlere sessiz kalarak ortak olmaktadırlar. Birçok Arap lider bu konuda ses bile çıkarmazken, Başbakan Erdoğan ise Obama’yla görüşmeden açıklama dahi yapmamıştır. 

Birbirlerinin aynı olan, ihanette birbirleriyle yarışan Müslümanların yöneticilerinden AhmedîNecad, olayların büyümesinden sonra, Suriye yönetiminin İran’dan gelmiş olan yaklaşık 1 milyon Şiî’ye bir gün içerisinde vatandaşlık hakkı vermesine karşılık tüm bu katliamları görmezden gelerek zalim Esad’ı desteklediğini açıklamıştır. Tören alanlarında cirit attırdığı o büyük ve güçlü ordusundan tek bir askerin dahi Beşar zaliminin zulmüne son vermesi için kışlalarından çıkmasına izin vermemiştir.

Yıllardır halklarının kelleleri üzerinde oturan, büyük bir düşmanlıkla halklarına her türlü zulmü reva gören Arap ülkelerinin hain yöneticilerini Allah kahretsin.

İslam beldelerindeki yöneticilerin hali budur! Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, onların bu durumunu 1432 yıl öncesinden şöyle anlatmaktadır: 

خِيَارُ أَئِمَّتِكُمِ الَّذِينَ تُحِبُّونَهُمْ وَيُحِبُّونَكُمْ وَتُصَلُّونَ عَلَيْهِمْ وَيُصَلُّونَ عَلَيْكُمْ وَشِرَارُ أَئِمَّتِكُمِ الَّذِينَ تُبْغِضُونَهُمْ وَيُبْغِضُونَكُمْ وَتَلْعَنُونَهُمْ وَيَلْعَنُونَكُمْ 

“En hayırlı imamlarınız sizin onları sevdiğiniz, onların da sizi sevdikleri, sizin onlara dua ettiğiniz, onların da size dua edenleridir. En şerlileri de onların size buğz ettiği ve sizin de onlara buğz ettiğiniz, onların size lânet okudukları, sizlerin de onlara lânet okuduğunuz imamlarınızdır.”

إِنَّهُ سَيَكُونُ عَلَيْكُمْ أُمَرَاءُ يَقْضُونَ لأَنْفُسِهِمْ مَالا يَقْضُونَ لَكُمْ إِنْ عَصَيْتُمُوهُمْ قَتَلُوكُمْ وَإِنْ أَطَعْتُمُوهُمْ أَضَلُّوكُمْ 

“Sizin başınızda birtakım yöneticiler olacaktır. Onlar sizin lehinize değil kendi çıkarlarına göre hükmederler. Onlara karşı geldiğinizde sizleri öldürürler. Onlara itaat ettiğinizde ise sizi saptırırlar.”

Evet, günümüz yöneticileri ancak kendi çıkarlarını düşünmektedirler. Sömürgeci kâfir efendilerine dost olup Müslüman halkına düşmanlık etmektedirler. Suriye’ye ilişkin ulusal çıkarlar, diplomatik ilişkiler, devletlerarası anlaşmalar, devlet yönetmek gibi gerekçelerle egemen güçlerin izni olmadıkça hiçbir maddî faaliyette bulunmamaktadırlar. Ancak bizler, kardeşlerimizin heder edilen kanının, katledilen canının ve talan edilen malının karşısında ne diplomatik bir ilişki, ne ulusal bir çıkar, ne de geçerli bir anlaşmayı kabul etmiyoruz.

 Bizim nezdimizde Müslüman çocukların, Müslüman kadınların ve Müslüman erkeklerin nezih kanları hiçbir surette pazarlığa tâbi değildir ve o nezih kanlar, her türlü menfaatin üstündedir.  

Zor günlerinde kardeşlerinin yanında olmayanlar, bugün değilse ne zaman kardeşliklerini hatırlayacaklardır? “Yaratılanı yaratandan ötürü sevdiğini söyleyenler” Suriye’nin mazlum halkına karşı daha ne kadar sevgisiz ve merhametsiz olarak sabahlayacaklardır? 

Hemen yanı başımızda Suriye’de yaşanan olaylar karşısında Müslümanlara ve yöneticilere düşen birtakım görevler vardır. Dünyanın her bir yanında yaşayan Müslümanların, kardeşlerine yardım etmek için başlarındaki yöneticileri muhasebe etmeleri gerekir. Mümin kardeşlerinin yanında yer almayıp, sömürgeci kâfirlerin yanında yer almalarına, onların planlarını uygulamalarına engel olmak için zalim yöneticilere hak sözü söylemeleri gerekir. Zira Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır: 

إِنَّ النَّاسَ إِذَا رَأَوْا الظَّالِمَ فَلَمْ يَأْخُذُوا عَلَى يَدَيْهِ أَوْشَكَ أَنْ يَعُمَّهُمْ اللَّهُ بِعِقَابٍ مِنْهُ

İnsanlar zalimi gördüklerinde elinden tutup engel olmazlarsa neredeyse Allah’ın azabı onların hepsini kuşatıverir.” Bir başka hadiste ise şöyle buyurmaktadır: 

كَلا وَاللَّهِ لَتَأْمُرُنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلَتَنْهَوُنَّ عَنِ الْمُنْكَرِ وَلَتَأْخُذُنَّ عَلَى يَدَيِ الظَّالِمِ وَلَتَأْطُرُنَّهُ عَلَى الْحَقِّ أَطْرًا وَلَتَقْصُرُنَّهُ عَلَى الْحَقِّ قَصْرًا

“...Hayır! Vallahi muhakkak ma’rufu emredecek münkerden nehyedecek zalimin elinden tutarak zulmüne engel olacak haktan sapanı hakka döndürecek, hakla hükmetmesini sağlayacaksınız.”

Yöneticilere gelince:

Buradan Başbakan’a sesleniyor ve diyoruz ki: Siz Davos’ta alçak Yahudi’ye “one minute” dediğiniz günden itibaren Suriye halkının kalbini kazandınız. Libya halkının kalbini kazandınız. Tüm dünya Müslümanlarının kalbini kazandınız. Onlar sizin aracılığınızla zalimlerden intikam alınacağını zannettiler. Size güvendiler, sizi sevdiler. Lübnan’a gittiğinizde adeta Türkiye’deki bir mitingde imiş gibi sizi büyük bir coşkuyla karşıladılar.

Fakat ne yazık ki siz sömürgeci kâfirlerin Kaddafi bahanesiyle Libya’ya karşı NATO operasyonlarına izin vermekle onların kalplerini kırdınız. Onların ümitlerini boşa çıkardınız. Ancak bütün bunlara rağmen halen daha Suriye’deki Müslümanlar sizlerden gerçek anlamda yardım beklemektedirler. Namazda kendisi için alnınızı secdeye koyduğunuz Allah’a, O’nun Kitabı’na ve Rasulü’ne gerçekten inanıyorsanız Rabbimizin;

وَاِنِ اسْتَنْصَرُوكُمْ فِى الدّينِ فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُ

“…eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse yardım etmek üstünüze elzemdir” emrine hemen icabet ediniz. Daha dün internet sayfalarına düşen bir video kaydında Suriyeli kız çocuğu “va Erdoganah!/Yardım et Erdoğan”, diye feryat eden kız çocuğunun feryadına icabet ediniz.

Gerçekten “çılgın” bir projeyi ortaya koymak istiyorsanız, Suriyeli Müslümanların feryatlarına ordularınızı harekete geçirerek cevap veriniz. Suriye tağutu Beşar Esad ve avenesini oradan kovup Allah’ın indirdikleriyle hükmedecek olan Raşidî Hilafet Devleti’nin kurulmasına destek veriniz. Müslümanlar arasındaki sınırları tümüyle fiilen kaldırınız. Amerika başta olmak üzere tüm sömürgecileri ve Yahudi varlığı “İsrail”i Müslümanların topraklarından tümüyle kovacak olan ordulara liderlik ediniz. Ki böylece hem Allah nezdinde hem de İslam Ümmeti nezdinde şanınız yücelsin. Libya’da olduğu gibi Allah’ın, Rasulü’nün ve Müminlerin düşmanı sömürgeci kâfir Amerika’nın plan ve tuzaklarına icabet etmeyiniz. Usame b. Ladin’in şehadetinin ardından el-Kaide’yi bahane ederek Yemen’e ve Suriye’ye girme hesapları yapan şerrin kaynağı Amerika’nın oyunlarını boşa çıkarınız.

Evet, siz Allah’a ve Rasulü’ne güvenip, Müslümanlardan yana tavrınızı koyarsanız, bunları yapabilirsiniz. Çünkü bu Ümmet’in içerisinde;

Orta Asya bölgesinde İslam’ın yayılması için daha genç yaşta Müslüman olarak 20 kişilik küçük bir birlikle hareket edip hayatının sonuna kadar cihad meydanlarından geri kalmayan AbdurRahim Saltuk Buğra Han gibi yiğitler vardır.

Malazgirt’te meydana indiğinde beyaz elbisesini giyerek lafta değil gerçekte kefene bürünen, zamanının Amerika’sı sayılan 150.000 kişilik Romen Diojen komutasındaki Bizans ordusuna yenilgiyi tattıran, Anadolu topraklarını İslam’a açan Sultan Alparslan gibi kahraman ve cesur komutanlar vardır.

Karanlık bir Eylül gecesi 130.000 kişilik Haçlı Ordusunu tek başına aşarak kuşatma altındaki Niğbolu Kumandanı Doğan Bey’e kadar ulaşıp “Bre Doğan nicesin?” diye seslenen cesur, yiğit ve kahraman Yıldırım Bayezid gibi komutanları vardır.

Kürsüde gülmeyi ve tebessüm etmeyi tavsiye eden hocaya, Filistin Hıristiyanların ayakları altında iken bana nasıl gülmeyi tavsiye edersin diyerek çıkışan şanlı Selahaddin Eyyubi’leri vardır.

21 yaşında gemileri karadan yürütmek suretiyle yıkılması imkânsız gibi gözüken Bizans surlarını delen, İstanbul’u fetheden Sultan Fatihler vardır.

Halife Mutasım’lar, Celaleddin Harzemşahlar, Halid b. Velid’ler vardır.

Bu Ümmet içerisinde bulunan nice kahraman yiğitlere rağmen Amerikan uşağı Beşar Esad diktatörünü alaşağı etmek için Allah ve Rasulü’nün emrine icabet etmediğiniz takdirde Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in söylediği şu sözün muhatabı olacağınızı unutmayınız: 

من أذل عنده مؤمن فلم ينصره وهو يقدر على أن ينصره أذله الله على رءوس الخلائق يوم القيامة 

Kimin yanında bir Mümin zillete düşürülür ve o kimse o Mümine yardım edecek güçte olduğu halde ona yardım etmezse Kıyamet Günü bütün yaratıkların önünde Allah onu rezil eder.”

Bu halkın Sa’d b. Muaz’larına sesleniyoruz. Allah’a, Rasulü’ne ve Rasulü’ne indirilene iman eden, Sa’d b. Muaz’ın günümüzdeki meslektaşlarına sesleniyoruz. Suriye’deki Müslüman kardeşleriniz sizlerden yardım bekliyorlar. Onlara yardım elinizi uzatınız. Üzerinizdeki ölü toprağını kaldırıp atınız. Firdevs cennetini kazanacak amellere, genişliği yerler ve gökler kadar olan Cenneti kazanmaya koşunuz. Vefat ettiğinde gök kapıları açılan, arşın sallandığı Sa’d b. Muaz’a komşu olmaya koşunuz. Zira Sa’d b. Muaz vefat ettiğinde, oğlunun ölümüne üzülen annesine Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle diyordu: 

ألا يرقأ دمعك ويذهب حزنك فإن ابنك أول من ضحك الله إليه واهتز له العرش

“Gözyaşlarını dindirmez ve üzüntünü gidermez mi? Zira senin oğlun Allah’ın kendisine güldüğü ilk kimsedir ve arş onun için titremiştir.”

إِذَا أَرَادَ اللَّهُ بِعَبْدٍ خَيْرًا عَسَّلَهُ ، قِيلَ : وَمَا عَسَّلُهُ ؟ قَالَ : يَفْتَحُ لَهُ عَمَلاً صَالِحًا بَيْنَ يَدَيْ مَوْتِهِ حَتَّى يَرْضَى عَنْهُ مَنْ حَوْلَهُ

Allah bir kulu hakkında hayır murad ettiği zaman onu kullanır.” Dediler ki “Onu nasıl kullanır?” Buyurdu ki: “Ölümünden önce onu hem kendisinin hem de etrafındakilerin razı olacağı hayırlı bir amel işlemeye muvaffak kılar.”

Ey Müslümanlar!

Osmanlı Hilafet Devleti’nin yıkıldığı tarihten bu yana dünyanın dört bir yanındaki tüm Müslümanlar sayısız sıkıntılara ve zulme maruz kaldılar. Yöneticileri tarafından daima aldatıldılar, horlandılar, aşağılandılar, fakir ve yoksul bırakıldılar. Çünkü başlarındaki yöneticileri Allah’ın indirdikleriyle hükmetmemektedirler. Suriye başta olmak üzere dünyanın her bir yanındaki Müslümanları karanlıklardan aydınlığa, huzura kavuşturacak olan Allah’ın indirdikleriyle hükmedecek Halife’ye biat etmeye, Raşidî Hilafet Devleti’ni kurmaya koşturun. Allah ve Rasülü’nün vaadine güvenin. Allah’ın dinine yardım edin ki Allah da sizlere yardım etsin ve ayaklarınızı sabitleştirsin.

Allah’ın rahmeti, selamı ve bereketi üzerinize olsun.



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz