ÜMMET’İN BAHARI ŞAM TOPRAKLARINDA AÇACAK

Ahmet Sadık Altınel


Birinci Dünya Savaşı sonrasında İslam coğrafyası sömürgeci kâfir devletler tarafından 50’nin üzerinde kartondan devletçiklere bölündü. Sömürgeci devletler gerek sömürgenin maliyetleri gerek sömürülen halkların tepkilerinin doğrudan kendilerine yönelmesinin olumsuz sonuçlar doğuracağı düşüncesi ile İslam beldelerinden çekildiler. 

Sömürgeciler geçen yüzyılın başında dizayn ettikleri bu topraklardan çekilirlerken masa başında icad ettikleri kartondan devletçiklerin başına sömürge siyasetlerini ve politikalarını sürdürecek işbirlikçi yöneticiler bıraktılar; Mısır’da Kıptîler, Lübnan’da Marunîler, Suriye’de Nusayrîler vb. gibi İslam Ümmeti’ne içten içe öfke besleyen küçük bir zümrenin eline bütün devlet bürokrasisini teslim ettiler. 

Bu devletler var edildikleri günden bu yana halklarına bir an olsun gün yüzü göstermediler. Yeryüzünün en aşağılık varlıkları olan kâfirlerin her türlü taleplerini yerine getirirken halklarının taleplerine demir yumrukla cevap verdiler. Halklarını aç ve sefil bırakırken yine onların zenginlikleri ile sömürgeci kâfir devletlerin halklarını beslediler. Sadece onların sofralarından arta kalan kırıntılara rıza göstererek aç kurtlar gibi Ümmet’in servetleri üzerine üşüşmüş olan küresel şirketlerin bu servetleri talan etmelerine göz yumdular. 

Bu yüzyılın başında, demokrasi, insan hakları, halkların kendi kaderlerini tayin hakkı, on yıllık kalkınma planları vs. Batı uygarlığının cafcaflı ancak bir o kadar da sahte kavramları ile süslenmiş vaatlerini bir tekerleme gibi tekrarlayıp durdular. 

Geldiğimiz noktada bütün bunların koskocaman bir yalan olduğu anlaşıldı ve İslam Ümmeti bugün gerçekten, kendi kaderini kendisi belirlemek için sokaklarını ve meydanlarını meskene dönüştürdü. Neredeyse sokaklar onların döşekleri, kaldırımlar yastıkları oldu. Gencecik, henüz hayatlarının baharında 14, 15 yaşlarında çocuklar kendilerine yönelmiş mermilere karşı göğüslerini siper ederek, üzerlerine yürüyen tankların önüne yatarak ceberut yöneticilerine meydan okumaktadır. 

Evet, bu çocuklar Ümmet’in gerçek baharını müjdeliyor! 

Yaklaşık yüzyıldır kendilerine dayatılan İslamsız bir hayata isyan ediyor!

Yaşadıkları coğrafyanın tarihine uygun refleksler veriyor!

Kelimenin tam anlamıyla Ümmet küllerinden yeniden dirilerek varlık sahnesine çıkıyor!

Bu varlık sahnesine çıkış, yüzyılın ardından meydana gelen bu silkinme, bir ümmetin küllerinden yeniden dirilişini muştuluyor!

Sömürgeci kâfir devletlerin ve işbirlikçi yöneticilerin bir kurbanlık gibi canı çıkana dek üzerine çullandığı Ümmetimiz tam da canı çıktığı düşünüldüğü bir anda yeniden hayatiyet emareleri gösteriyor, direniyor, ayaklanıyor ve cellatlarını tarihin mezbeleliğine atıyor!

Tarihin mezbeleliğine bundan önce nice tiranlar, yeryüzünde “tanrılık” iddiasında bulunan Firavunlar atıldılar. Bunlar ilk değiller, yerin ve göğün yaratıcısı Rabbimiz onların seleflerinin de Nebiler karşısında küstahlaştıklarını ancak bunun onlara pahalıya mal olduğunu haber vermektedir:

وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُواْ لِرُسُلِهِمْ لَنُخْرِجَنَّكُم مِّنْ أَرْضِنَآ أَوْ لَتَعُودُنَّ فِي مِلَّتِنَا فَأَوْحَى إِلَيْهِمْ رَبُّهُمْ لَنُهْلِكَنَّ الظَّالِمِينَ وَلَنُسْكِنَنَّكُمُ الأَرْضَ مِن بَعْدِهِمْ ذَلِكَ لِمَنْ خَافَ مَقَامِي وَخَافَ وَعِيدِ وَاسْتَفْتَحُواْ وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَنِيدٍ

“Ve Küfredenler, kendi Rasullerine dediler ki: “Şüphesiz biz sizi kendi arazimizden (toprağımızdan) çıkaracağız veya siz kesinlikle milletimize (dinimize) avdet edeceksiniz. Fakat onların Rableri, onlara (Rasullere) vahyetti ki: “Biz zalimleri kesinlikle helak edeceğiz ve sizi de onların ardından yerde (memlekette) iskân ettireceğiz. İşte o (iskân) Benim makamımdan korkanlara ve Benim vaadimden korkanlara aittir.” Ve onlar fetih (nusret) istediler ve cabbar (zalim) inatçı olan (iman etmeyen) herkes elbette hüsrana uğradı.” (İbrahim 13-15)

İşte Ümmetimizin yaşadığı bu sahne sömürgeciler ve onların beslediği işbirlikçi ceberut diktatörlerin hüsrana uğradığı bir sahnedir. Bu sahne, şimdiye kadar lisanıhâlleri ile “Sizin için benden başka ilah tanımıyorum” diyen ve fakat tepeleneceklerini anladıkları anda koltuklarını kurtarmak için reform çabası içine giren çağımız Firavunlarına karşı Ümmetimizin lisanıhâliyle “Şimdi mi? Hayır, sizler şimdiye kadar ceberut yöneticilerdiniz!” dediği bir sahnedir. 

Onlar, geçmişteki Firavunları, Nemrutları ve Karunları aratmayacak şekilde halklarını “yaşatan” ve “öldüren” olduklarına inanıyorlar. İşte en son Suriye Firavunu fasit Esad’ın koltuğunu korumak adına yaptığı zulüm, yeri ve göğü titretecek raddeye ulaşmıştır. 

Bu fasit diktatör, zulümde selefini de geçerek halkının üzerine tankları sürmekte, onları tankların paletleri altında ezmektedir.

İsmi, “aslan” manasına gelen bu mücrim gerçekten ismiyle müsemma “Aslan” gibi bir adamdır(!)… Lakin sadece ve sadece kendi halkı karşısında! Zira bu Zalim, burnunun dibinde elli yılı aşkın bir zamandır Siyonist “İsrail” devletinin sistematik bir şekilde sürdürdüğü Müslüman katliamına sessiz kalırken Siyonist katillere bir tek kurşun dahi sıkmamışken onların karşısında kedi gibi köşesine sinmişken Müslüman halkı karşısında “Aslan”(!) kesilmektedir. 

Halkının en masum taleplerine karşı aslan kesilen bu Adam, şimdilerde direniş gösteren halkını sindirmek için her türlü aşağılık muameleyi onlara reva görüyor. Daha dün zevahiri kurtarma kabilinden “Halka karşı uyguladığımız kötü muameleden dolayı hata yaptığımızı kabul ediyorum. Emniyet güçlerini yeterli derecede eğitememişiz.” diyen bu Mücrimin samimiyetsizliğini açığa çıkaran acı bir haberle sarsıldık. Duma’da serbest bırakılan 20 yaşındaki bir gence Suriye polisinin tecavüz ettiği ortaya çıktı. Duma’daki gösteriler sırasında tutuklanan gencin amcasının anlattığına göre 20 yaşındaki gence Suriye polisi “Hürriyet ise bizlerin de sizlere tecavüz etme hürriyeti var.” diyerek polislerin tecavüz ettiğini ifade etti. Yaklaşık bir haftadır hastanede gözetim altında bulunan genç psikolojik tedavi alıyor. 

Evet, artık diktatörlerin ve tiranların dönemi kapanıyor. Sömürgeci kâfirlerin sokma akılları ile ülkelerini yöneten beceriksiz müptezel idarecilerin Ümmet nezdinde meşruiyetleri sorgulanıyor. 

مَن كَانَ يُرِيدُ الْعِزَّةَ فَلِلَّهِ الْعِزَّةُ جَمِيعًا إِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ وَالَّذِينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّئَاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَكْرُ أُوْلَئِكَ هُوَ يَبُورُ

“Her kim izzet (dünyada ve Ahirette şerefli olmayı) istiyorsa, bütün izzet (şeref) Allah’ındır. Ona iyi olan kelimeler yükselir ve onu (iyi olan kelamı) salih ameller yükseltir. Ve kötülükleri kuranlar (planlayanlar) ise, onlar için şiddetli azap vardır. Ve O (Allah) onların tuzaklarını darmadağın eder.” (el-Fatır 10) 

Evet, Kıymetli Kardeşlerim, Osmanlı Devleti’ni parçalayan başta İngiltere olmak üzere bütün sömürgeci devletler Müslüman beldelerdeki ayaklanmaların 21. Yüzyıl’ın ilk çeyreğinde yeniden bir Hilafet Devleti ile sonuçlanacağı noktasında büyük kaygı taşımaktadırlar. Bu, onların plan ve tertiplerinin bozulduğunun, Rabbimizin planı karşısında planlarının hiçbir işe yaramadığının bir göstergesidir.

وَقَدْ مَكَرُواْ مَكْرَهُمْ وَعِندَ اللّهِ مَكْرُهُمْ وَإِن كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ

“Ve hakikaten onlar (zalim olanlar) kendi tuzaklarını yeterince kurmuşlardı. Hâlbuki onların tuzakları, Allah’ın indindedir (gözetimindedir). Velev ki, onların tuzaklarından dolayı neredeyse dağlar yerinden kaybolacaktı!” (İbrahim 46)

Ey çağımız Firavunları ve tiranlarına karşı hak sözü haykıran, mermilerine karşı bedenlerini kalkan yapan Ümmet’in yiğit evlatları!

Sizler, mübarek Şam topraklarının tarihî refleksini ortaya çıkarttınız.

Sizler, mübarek Şam topraklarının, kene gibi bu mazlum Ümmet’in sırtına yapışmış küçük bir zümrenin toprakları olmadığını ispat ettiniz. 

Sizler, mübarek Şam topraklarının Ümmet’in servetleri üzerine kan emici vampirler gibi üşüşmüş olan Esad ailesinin malı olmadığını kanıtladınız. 

Sizler, tıpkı selefi Firavunlar gibi uzunca bir zamandan beri yeryüzünde azgınlaştıkça azgınlaşan ve mübarek Şam topraklarını fesada boğan Esad’a hak sözü söyleme asaletini gösterdiniz.

Sizler, sömürgeci kâfirlerin Türkiye önderliğinde bölge için düşündükleri planlarını bozdunuz ve Türkiye’nin ikiyüzlü politikalarını deşifre ettiniz. 

Evet, sizler böylece, tıpkı mübarek Şam topraklarını bereketlendirmiş olan selefleriniz Selahaddin Eyyubî gibi yiğitlerin cesaretini Ümmet içinde tekrar dirilttiniz. 

Sizler böylece, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in mübarek Şam toprakları hakkında Ümmet’in makûs talihini değiştirecek hayırlı topluluk” olma müjdesine talip olduğunuzu gösterdiniz. 

Nitekim Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem mübarek Şam topraklarına işaret ettiği bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet günü imanları şaşkınlık uyandıracak derecede olan bir takım kavimler gelecek. Önlerinden ve sağ taraflarından nur (parıltı) onları takip eder. Ve onlara, “Bugün sizlere müjdeler olsun, selam olsun sizlere, (işte bu cenneti hak edecek) tertemiz bir hayat yaşadınız. İşte şimdi sonsuza dek kalmak üzere oraya giriniz” denecek. Allah Teâlâ’nın onlara olan muhabbetinden dolayı melekler ve nebiler onlara gıpta edecekler.” Ashab, “Onlar kimler Ya Rasulullah?” diye sordu. Bunun üzerine Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, “Onlar ne bizden ne de sizden değildir. Sizler benim Ashabımsınız onlar ise kardeşlerimdir; onlar sizden sonra gelecek ve insanların Kitab’ı (Kur’an’ı) geçersiz kıldıkları, Sünnet’i öldürdükleri (değersizleştirdikleri) bir zamana tanık olacaklar ve (tekrar) Kitab’a ve Sünnet’e yönelecekler, onu tekrar diriltecek, okuyacak ve onu insanlara öğretecekler. Onun uğrunda sizin karşı karşıya kaldığınız eziyetlerden daha şiddetli ve daha ağır eziyetlerle (işkencelerle) karşılaşacaklar. Onlardan birinin imanı sizden kırk kişinin imanına, onlardan birinin şehadeti sizden kırk kişinin şehadetine denktir. (Zira) Sizler hakikat (din konusunda) yardımcılar bulurken onlar din konusunda onu da bulamayacaklar, zalimler onları her taraftan çepeçevre kuşatmış olacak. (İşte) Onlar Mescid-i Aksa’nın omuzlarında (Biladu’ş-Şam’da) bulunacaklar. Tam da böyle bir halde iken Allah’ın yardımı onlara gelecek ve İslam’ın izzeti onların eliyle (çabalarıyla) gerçekleşecek.” dedi ve sonra şöyle dua etti: “Allah’ım! Onlara yardım et ve havuzun başında onları dostlarım kıl.” 



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz