VAATLERİN SEÇİMİ... SİSTEMLERİN SEÇİMİ...

Esma Sıddık



Yaklaşan seçimlerle birlikte, il il gezip, vaadler saçıp savurma mevsimi de açılmış oldu. Seçimlere katılacak olan partiler, “vaat paketlerini” hazırlayıp halka sunmaya başladılar. Bu vaatler, genel anlamda, dört noktada birleşmekteler.

Daha fazla demokrasi ve özgürlük, yapılan vaatler listesinde en üst sıradadır. Bilindiği gibi demokrasi, bireyin özgürlüğünün korunmasını esas alan, halkın kendi kendini, seçilmiş vekiller vasıtasıyla yönettiği bir sistemdir. 

Seçim meydanlarında, süslü kelimelerle allanıp pullanıp, Müslümanlara pazarlanmaya çalışılan bu sistem, büyük bir aldatmacadır ve tüm insanlığı dehşet verici bir vahşetin içine sürüklemektedir. 

Bu sistem kendi temeliyle zıtlaşmaktadır. Bir yandan insanın fiillerinde özgür olduğunu ve arzuladığı her şeyi serbestçe yapabileceğini iddia ederken, diğer taraftan bu özgürlüklerin korunabilmesi için çeşitli kanunlarla sınırlandırılması gerektiğini öne sürer. Aynı zamanda, demokrasinin maskesi düşer ve mal edinme hürriyetinden adını alan Kapitalizm devreye girer. Sadece, “kapital”i elinde bulunduran bazı kesimlerin “özgürlükleri” korunmaktadır. Yani, insanlığı kurtaracağı inanılan demokrasi, bir avuç insanın dünyada vahşet saçmalarına, istedikleri gibi at oynatabilmelerine neden olmuştur.

İki damla sudan meydana gelmiş insanoğlunun zihninden çıkan bir sistemin, insanlığa hayır getirebileceği düşünülemez! Zira insanın, kıyaslanamayacak derecede kendisinden çok daha büyük bir gücün varlığını görmezden gelip, kendi aklını, heva ve hevesini efendisi kılması, kendi kendini felakete sürüklemesi demektir. 

En önemlisi ise, demokrasinin İslam’ın esasına aykırı olmasıdır. Dolayısıyla, İslam dinini tercih etmiş Müslümanlara, uymaz. Çünkü İslam’ın esası Allah Azze ve Celle’ye kulluktur. Bu sistem ise insanları kula kul kılmıştır. 

وَأَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمْ أَنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ أَنْ يُصِيبَهُمْ بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْ وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ

“Ve Sen onların arasında Allah’ın inzal ettiği (indirdiği) ile hükmet, onların hevalarına uyma. Ve sen, Allah’ın indirmiş olduğundan bir hüküm dahi olsa, seni saptırmak isteyenlerden mutlaka sakın ve eğer onlar yüz çevirirlerse, bil ki Allah, bir kısım günahları sebebiyle, onlara mutlaka musibet verecektir. Ve hiç şüphe yok ki insanların birçoğu fasıktırlar.” (el-Maide 49)

Adaletin sağlanması, insan haklarının korunması, yolsuzlukların engellenmesi, seçim maratonunda yapılan vaatlerin buluştuğu bir diğer noktadır. T.C.nin her kurumunda, en üst kademesinden, memleketin en ücra köşelerine kadar her yerde adaletin sağlanacağı sözleri verilmektedir.

Bu sistem Müslümanlığa, onu duvarlar arasına hapsetmek isteyecek kadar karşıyken, Müslümanlar üzerinde adalet nasıl sağlanabilecektir acaba? Müslümanların kimliklerine aykırı bir sistemin, onların üzerine uygulanıyor olması, onlara yapılan en büyük adaletsizlik ve haksızlık değil midir?

Kapitalizmin üzerinde hâkimiyet kurduğu bir Demokrasi mevcut iken, haliyle parası olan daha güçlü, hatta ülke yönetiminde söz sahibi olma konumunda iken, acaba adalet nasıl sağlanacaktır? Menfaatçilik, devletin kılcal damarlarında dahi dolaşmakta, her bir hücresine işlemişken, yolsuzlukların engellenmesi hiç mümkün olabilir mi? 

Uygulanan sistemin gölgesi adaletsizliktir. Onunla ne adalet sağlanabilir, ne de yolsuzluklar ortadan kaldırılabilir. Bu hususta yapılan vaatlerin gerçekçi olmadığını, dünya geneline şöyle bir gözlerini çeviren kişi mutlaka görecektir. 

İnsanoğlunun fıtratı aydın bir bakışla incelendiğinde, İslam’ın sadece, vahye dayanıyor olmasıyla dahi adaleti sağlayabilecek kapasitedeki yegâne sistem olduğu ortaya çıkar. Müslüman ise bu adaletin yeryüzündeki temsilcisidir. Gelen vahy Rabb’dendir ve Müslüman, gizlide ve açıkta O’nun rızasını her şeyin üstünde tutar. Böylelikle tüm haksızlıklar ve yolsuzluklar yok olur.

Türkiye’nin lider ülke konumuna yükseltileceği de büyük ilgi toplayan vaatlerdendir.
Hedeflenen T.C.nin bulunduğu bölgede siyasî, ekonomik ve askerî alanda lider devlet olmasıdır. T.C. daha fazla demokrasiyle, bölgede liderlik etmek istemektedir. 

T.C., ithal sistemlerin üzerine oturtulmuş bir devlet olması hasebiyle, hedeflediği liderliğin de ithal olup olmadığı, yani dış güçlerle bağlantılı olup olmadığı sorusu akıllara doğmaktadır doğal olarak. Bunun yanı sıra ithal edilmiş demokratik, laik ve Kapitalist yönetim sistemiyle nasıl bir liderlik hedeflemektedir acaba? 

Oysaki demokrasi, ne İslam’dan ne de Müslümanlardandır. Gittiği yerde liderliğini yapmayı hedeflediği bu sistem, bir sömürü sistemidir. İşgal eder, sömürür ve kurutur. Azınlık zengin, daha zengin ve otorite sahibi haline gelir. Çoğunluk fakir, daha fakir olur ve ezilir. Ümmete yapılan ihanetleri perdeleyebilmek için arkasına saklanılan şanlı tarihimiz ve kutsal değerlerimiz olmasa, hangi topraklarda bu sistemi getirenler çiçeklerle karşılanır acaba? 

Allah Azze ve Celle’nin, Müslümana sahip olması gerektiğini emrettiği pozisyon, dünya liderliğidir. 

وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِّتَكُونُواْ شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا وَمَا جَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّتِي كُنتَ عَلَيْهَا إِلاَّ لِنَعْلَمَ مَن يَتَّبِعُ الرَّسُولَ مِمَّن يَنقَلِبُ عَلَى عَقِبَيْهِ وَإِن كَانَتْ لَكَبِيرَةً إِلاَّ عَلَى الَّذِينَ هَدَى اللّهُ وَمَا كَانَ اللّهُ لِيُضِيعَ إِيمَانَكُمْ إِنَّ اللّهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُوفٌ رَّحِيمٌ

“Ve işte böylece insanların üzerine (hak) şahitler olmanız için Biz, sizi vasat (ikisi arasında) (hayırlı ve faziletli) bir ümmet kıldık. Rasul de sizin üzerinize şahit olsun. Ve Biz, sadece Rasul’e uyanı, topukları üzerinde geriye dönenden ayırıp bilmemiz (belirtmemiz) için, halen o üzerine (yönelmekte) olduğunuz (Kâbe'yi) kıble yaptık. Ve bu, elbette zor bir iştir, ancak Allah'ın hidayete erdirdiği kimseler hariç (bu onlara zor gelmez). Ve Allah sizin imanınızı zayi edecek değildir. Muhakkak ki Allah, insanlara çok şefkatlidir, merhametlidir.” (el-Bakara 143)

Müslümanın alması gereken pozisyon, bin yılı aşkın bir süre üzerinde bulunduğu ve hatta Kıyamet’e dek üzerinde bulunacağı dünya liderliği pozisyonudur. Siyasî liderlerin yaptığı bu liderlik vaadi, esasında çok geç kalmış bir vaattir. Ayrıca Allah Azze ve Celle’nin Müslümanlara biçtiği dünya liderliği görevi, ancak İslam ideolojisi ışığında yerine getirilebilir. Aksi takdirde liderlik edilecek şey, günümüzde olduğu gibi sadece batıl ve zulüm olacaktır. 

Ülkede refahın yükseltilmesi, seçmenler için büyük önem taşıyan vaatlerdendir.
Ekonomi, eğitim, sağlık vs. şartlarının düzeltileceği sözleri verilmektedir. Bu düzeltmelerin vatandaşın cebine de yansıyacağı, mesela vatandaşın altında ezildiği, sürekli zamlanan faturaların yükünün azaltılacağı söylenmektedir.

Kapitalizmin vahşeti doruk noktasına çıkmıştır. Çünkü Kapitalizmin zihinlerde oluşturduğu hasar, siyasîlerin halkın yoksulluğundan, çaresizliğinden, sıkıntılarından, belli bir mevkii elde edebilmek için faydalanmalarına sebep olmuştur. Müslümanları, hedefledikleri koltuğa oturabilmek için üzerlerine basıp çıkılacak bir basamak olarak görmektedirler. Siyasîler, Ümmet’e ait hakları ellerinde bulundurduklarını, bu hakların sahiplerine ulaşmasının önünde engel teşkil ettiklerini, hakkı olduğu halde bunları Ümmet’e sunmayıp belli mevkilere ulaşabilme yolunda kullandıklarını yaptıkları her bir vaatle aslında bir nevi itiraf etmektedirler. Çünkü bu meselede trajik olan nokta, sahiplenilen şeylerin asıl sahibinin Allah Azze ve Celle olduğunun unutulmasıdır. Hâlbuki Allah Azze ve Celle bunlardan bir kısmını Ümmet’in tamamına, kamuya ait kılmıştır. Allah Azze ve Celle’nin Ümmet’e verdiği fakat zamanla Ümmet’ten gasp edilen, çalınan bu haklar, Ümmet’e tekrar -az veya çok bir paha karşılığı- vaat edilmektedir.

Allah Azze ve Celle yeryüzünü kullarının emrine amade kılmış, onlara boyun eğdirmiştir. Müslümanlar merada, suda ve ateşte ortaktırlar. 

الْمُسْلِمُونَ شُرَكَاءُ فِي ثَلاثٍ الْمَاءِ وَالْكَلا وَالنَّارِ

“Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: Su, mera ve ateş.” (Ahmed b. Hanbel, Baki Müs. Ensâr)

Sağlık hizmetlerinin ve eğitimin bedava Ümmet’e sunulması, yoksullara yardım edilmesi İslam’ın yönetimle alakalı bir diğer emridir. Yani vaat edilen refah, zaten Ümmet’e İslam’ın tanıdığı haktır. Ve bu hakları sağlamak yöneticinin görevidir. Bu, seçimlerle ve bir oyla yapılacak tercih meselesi değildir! 

Toplumun seçim vaatlerine bakışı klişe bir hal almıştır. Ümmet gündeme oturtulan bu vaatlerin gerçekleşmeyeceğini, kandırılmak istendiğini, koltuğu elde edene dek kendisine yalan söylendiğini, laf kalabalığı yapıldığını bilmektedir. Buna ilaveten, daha fazla demokrasi gibi bazı vaatler İslam’a ve Müslümanların kimliklerine aykırıdır. Bu seçimlerin gayesinin, halka daha iyi hizmet edebilecek kişilerin seçilmesi olmadığı da ortadadır.

Burada tüm mesele sistemi korumak ve ayakta tutmaktan ibarettir. Dolayısıyla “a” veya “b” partisine oy vermekle esasında hiçbir şey fark etmemektedir. Zira sandığa atılan her bir oy, bu demokratik sisteme bir onay niteliğinde olup bu sayede sistemin ayakta kalması sağlanmaktır. Bu şekilde bu zulüm sisteminin ömrü uzamaktadır. Bu seçimlerin asıl gayesi, Ümmeti bu boş vaatlerle oyalamak ve asıl problemin bu sistemde olduğunu görmelerini engellemektir. 

Bugün hiçbir partinin Müslümanların sorunlarına çözüm getirmek istemediğini görmüş olmamız bizleri karamsarlığa sürüklememeli. Zira bizler, Müslümanlar olarak bu durumun değişmesini sağlayacak çok güçlü bir sisteme sahibiz. İslam ideolojisiyle yönetilen bir devletin varlığı, Müslümanlara samimiyetle davranıp, haklarını biran evvel teslim edecek bir yönetimin sağlanması ve bunun neticesinde dünya liderliğine yükselmeleri, sadece Müslümanların tek bir yönde, tek bir çağrıda birleşmelerine bağlıdır ki bu çağrı “Hilafet” çağrısıdır. 

Bu çağrı çok ciddi ve çok acil bir çağrıdır. Çünkü Hilafet özellikle, kâfirlerin ve zalimlerin zindanlarında işkence çeken, tecavüze uğrayan veya hasta çocuğunu tedavi ettiremeyen veya evine ekmek götüremeyen veya zalim liderlerin zulmünden kaçacak yeri, sığınacak kapısı kalmayan Müslüman kardeşlerimiz için yarını dahi bekleyemeyecek kadar büyük bir aciliyet taşımaktadır.

Allah Azze ve Celle Müslümanların korkulu ve sıkıntılı bu zamanlarını gidereceğini ve onları yeryüzünün liderleri kılacağını vadetmektedir:

وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْناً يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئاً وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

“Ve Allah, sizden (insanlardan) iman edenlere ve salih amelleri işleyenlere şöyle vaatte bulundu: Onlardan evvelkileri halife (dünyaya hâkim) yaptığı gibi, onları da yerde (dünyada) halife yapacaktır ve Onun (Allah’ın) onlara rıza gösterdiği dini (İslam’ı) kendilerine elbette iktidar (hâkim) yapacaktır. Korkularını elbette eman ile değiştirecektir. Onlar (İslam Ümmeti) hiçbir şeyi Bana (Allah’a) şerik koşmadan, Bana ibadet (kulluk) ederler. Ve bunun ardından her kim küfrederse işte onlar fasıklardır!” (en-Nur 55)



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz