KÖKSÜZ KALMA TEHLİKESİ

Prof. Dr. Ali Nihat Eskioğlu

 

Türkçeye giren yabancı sözcüklere savaş açan Türk Dil Kurumu, bu kelimelere bulduğu karşılıkları bir kılavuzda toplayarak Türkçeyi koruma altına almaya çalışmaktadır. Özellikle son günlerde, günlük hayatta kullandığımız kelimelerin “öz Türkçe” yapılması ve yabancı(!) uyruklu kelimelerin ders kitaplarından çıkartılarak bir daha kullanılmamasıyla alakalı olarak çalışmalar yapıldığını duyduğumda, aklıma geçmişte yaşadığım bir vakıa geldi. Bu hadiseyi ve “Kur’an-ı Kerim’de Lisan” adlı eserden bu konuyu içeren bir bölümü sizlere aktarmak istiyorum: 

1978 yılında Eskişehir Mühendislik ve Mimarlık Akademisi’nde Yüksek Matematik okutmaya başlarken bu yeni işimde araştırma sahası olarak bir konu seçmek istedim. En sonunda da, Matematik ve Astronomi Tarihi’nde karar kıldım. Daha sonra bu mevzuu benden çok yaşlı ve tecrübeli olan Prof. Dr. Fahreddin Çiçekdağ’a açtığımda, O da bana bu konuyu Ordinaryüs Prof. Dr. Süheyl Ünver ile görüşmemin iyi olacağını söyledi ve hemen ardından beni Prof. Ünver ile telefonla görüştürdü. Bu telefon görüşmesinde Prof. Ünver, “Daha önce kendisinin Muhterem Süheyl Hoca’dan, Şehzade Başı Camii üstündeki sokakta Matematik Araştırma Enstitüsü’nün bulunduğunu öğrendiğini ve benim oraya gitmemin iyi olacağını, orada Birgül Hanımı bulmaması ve O’nun bana yardımcı olabileceğini” söyledi. Ertesi gün bana verdiği adrese giderek bu hanımla tanıştım. Maksadımı kendisine naklettiğimde, “Böyle bir işe nasıl girişebilirsiniz?” dedi. Bende bu kaynakları okuma güçlüğünden dolayı böyle konuştuğunu düşünerek; daha lisede iken Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “Mürebbiye” isimli romanını Osmanlıcadan okuduğumu söyledim. Bana şöyle cevap verdi:

“Yok, bu iş ona benzemez. Sizin müracaat edeceğiniz kaynakların % 65-70’i Arapça, % 25’i Farsça. Ancak % 5-10’u Osmanlıca. Ayrıca kamilen (yani tamamı) elyazması. Sakın sakın hatırınıza bir şey gelmesin ben inkılaplara (devrimlere) karşı değilim. Lakin harf inkılabı yapılmakla, ecdadın bıraktıklarıyla gençlik arasına derin uçurumlar kazılmıştır. dedi.

Dedelerimiz her cami yanında bir kütüphane kurmuş; İstanbul’da bu kütüphanelerde bulunan yazmalar Süleymaniye kütüphanesine nakledilmiş. Bu kütüphaneye girdiğimde araştırma yapan 15-20 şahsın tamamının Avrupalı, Amerikalı yabancılar olduğunu müşahede ettim. Hiçbir vatandaşım yoktu. Ne kadar acı. 

Buradan itibaren yazımın devamını Osman Öztürk kardeşimin “Kur’an-ı Kerim’de Lisan” isimli eserinden iktibas ederek veriyorum:

“Ahmed Muhsin Meriç de “Köksüz Kalma Tehlikesi” başlığı altındaki yazısında açıkça şu hususları herkese hatırlatmaktadır:

“Eski harflerin resmî ve klasik tahsil kadroları içinde ciddi surette ele alınması zamanı gelmiştir. Zerre kadar korkulmasın! Eski harflerin okutulması ve Osmanlıcanın bilinmesi Latin harflerini ne ortadan kaldırır, ne de zedeler.

Mademki Batı kültürüne köprü kurmak için aldığımız Latin harfleri artık sarsılmaz bir surette ve yayılmıştır. Ona bu imkânı bahşetmek için hapse atılmış eski harflerimize artık daha fazla gadretmemiz için sebep kalmamıştır. Artık eski harflerimize şefkatli bir göz atabiliriz. Katmerli caniler, gözü kanlı haydutlar, hırsızlar ve vurguncular için dahi umumî aflar düşündüğümüz bugünlerde eski harflerimiz için de hususî bir af düşünmenin zamanı gelmiştir. Edebiyatımızın, tarihimizin 1928’den önceki devirlerini eski harflerimizle okuyup öğrenmek hakkından yeni nesilleri daha fazla mahrum edemeyiz. Aksi takdirde 70 milyon insan köksüz kalacak” (19.07.2001 tarihli Akit Gazetesi)

Bir milleti yıkmak isteyenler, ne yaparlar? 

O milletin dilini değiştirirler. Dili bozulmuş bir milletin, tarihi de, dini de bozulmuş demektir. Milleti millet yapan, dildir! Bizi, dilimizden ve öz kültürümüzden ayırmak emelinde olanların pek de niyetlerinin iyi olduğu söylenemez!

Peyami Safa’nın gayet doğru tespit ettiği gibi: “Yeryüzünde bir tek millet gösterilmez ki, orada gençler kazara millî kütüphanelerine girsinler, bir tek eser okuyamadan çıkıp gitsinler. Böyle bir katliam hiçbir memlekette ve hiçbir memleketin tarihinde yoktur.” (Peyami Safa: Osmanlıca-Türkçe- Uydurmaca, s.272, Ötüken Yay.1978)

2001 yılı içinde ders kitaplarından “öz Türkçe” olmayan kelimelerin ayıklanması için başlatılan kampanya acımasızca sürdürülürken, halkın yüzyıllardan beri benimseyip kullandığı aşağıdaki kelimeler yasak kapsamına alınmış ve gazetelerde “Dilde ihanetimiz” başlığı konularak neşredilmiştir; yabancı dillerin etkisiyle oluşan kirlenmelerden korunabilmesi için kendilerine yasak getirilen kelimelerden bazıları şunlardır:

“Asır, devir, esir, fakir, felaket, fert, fiil, fikir, hakikat, hatıra, hatib, haysiyet, hukuk, hürriyet, istiklal, millî, milliyetçilik, nesil, nesir, örf, şahıs, şema, şive, tasvir, tavsiye, tecrübe, teferruat, tenkit, terbiye, teşkilat, vasıf, vasıta, vatan, vezin ve diğerleri...” (22.11.2001 tarihli Akit Gazetesi)

Zamanımızda Müslüman milletimizin dinine, diline, tarihine, kültürüne, kimliğine, toprağına ve ay yıldızlı bayrağına bütün cephelerden taarruz edilmekte, Türk milleti yıkılmak ve yok edilmek istenmektedir!

Buna dair pek çok misaller verilebilir. Fakat bunun en canlı örneğini Doç. Dr. Durmuş Hocaoğlu vermektedir:

“Papa’nın Azerbaycan’a gerçekleştirdiği bir ziyaret esnasında sarf ettiği sözler ilginçti:

“Birinci bin yılda Avrupa’yı, İkinci milenyumda Afrika’yı Hristiyanlaştırdık. Üçüncü milenyumda da Asya’yı Hristiyanlaştıracağız. Bunun için de en büyük Hedefimiz Türkiye’dir.” (30.10.2002 tarihli Vakit Gazetesi)


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz