KÖKLÜ DEĞİŞİMİMİZ

Nureddin Aydın



İslam Dünyası’nın üzerinde bulunan Batı’nın askeri ve ekonomik hegemonyasının yanında, Müslümanların kelimelere yüklediği kavramlar da manipüle edilip, bu kavramların içleri boşaltılıyor. Bu manipülasyonlar sonucu Müslümanların düşünüşleri sınırlanmış ve kontrol altına alınmış oluyor.

Mesela ‘Demokrasi’ kelimesini ele alalım. Bu kavram, özelde Müslümanlar arasında genelde tüm dünyada, “zulüm ve baskıdan kurtulmak, özgürleşmek” kavramları ile paralel gösterilmeye çalışılıyor. Bu aldatmacanın, dünyanın her yerinde bozuk plak gibi tekrarlandığını duyarsınız. Dünya basını manşetten Müslümanların demokrasiyi kucakladığını yazar. Onlara göre İslam dünyası apaçık bir şekilde demokratik reformları arzulamaktadır. 

Peki, tüm bunlarda ne gibi bir tehlike ya da sakınca vardır? Problem nerededir? Bir kelime farklı insanlara farklı şeyler anlatabilir, onlar için farklı anlamlara gelebilir, önemli olan kullanan kişinin kelimeyi ne anlama getirmek istediğidir. Peki, Müslümanlar kurtuluşu demokrasi kavramında ararlarsa ne olur, bunun ne zararı vardır? 

Çoğu kelime zararsızdır, sadece basit bir anlam ya da tanım taşırlar. Diğer taraftan, bazı kelimelerin ise sözlükte birkaç satıra sığmayacak daha derin anlamları vardır. Bu kelimeler, sırtlarında tarihin kendilerine yüklediği yükü taşırlar ve hayat hakkında bir inanışla sarmalanmış bir anlamları vardır. 

İşte 'Demokrasi' böyle bir kelimedir.

Avrupa’yı kanlı katliamların sardığı bir yüzyılı anlatır, sadece harflerin yan yana dizilmesi değildir. İnsanlara, Tanrı tarafından yetkilendirildiklerini iddia eden ‘seçilmiş’ rahipler ve zalim kralların dayattığı monarşik düzenler tarafından yapılan baskıdan kurtuluştur. Yani, insanların tepkisi sadece diktatörlüğün gitmesi için değil, dinsel diktatörlüğün gitmesi içindir. Verilen mücadele, batı dünyasının ortak aklının bir temel taşıdır. Ne zaman, kendi kendilerini yönetmede insan haklarından bahsetseler, açıkça olsun ya da olmasın, aynı anda dinsel etkenlerin etkili olmasının önlenmesini de ifade ederler.  

Yani, esas itibariyle, bu kelime bir kültürün parçasıdır. Sadece sözel bir anlam taşımakla kalmayıp, aynı zamanda kelimenin içine gömülmüş olarak tarih ve bir takım değerleri de taşımaktadır. Onun içeriğini doğru anlarsak, bunun gibi bir kelimeyi kullanmanın neden tehlikeli olduğunu da anlamış oluruz. Sokaklara dökülen Müslümanlar, bu kelimeyi dilbilimsel anlamıyla kullandılar ki bu kelime onlara kendi taleplerine uyan kendi yöneticilerini seçebilecekleri, bağımsız bir yargının bulunduğu, yöneticilerini hesaba çekebilecekleri bir düzeni çağrıştırıyordu. Ama onlar bu kelimenin arkasındaki tarihi, içine gömülmüş olan değerleri değerlendirmediler ve tüm dünyaya aslında istemedikleri bir mesajı ilettiklerini fark etmediler.

İnsanlara yardım amacıyla kurulan bir hayırsever derneğin, ‘gamalı haç’ı, bunun Nazilerin sembolü olduğundan habersiz olarak, kendi amblemi yaptığını düşünün. Bu sembolün tarihini ve içine gömülü değerleri bilmemeleri sonucu bu sembolü afişlerine ve broşürlerine basıyorlar. Sizce, iletmek istedikleri mesaj olabilir mi? Hayır. 

Benzer şekilde, Müslümanlar, ‘Demokrasi’ kavramını zalim yöneticilerden kurtulmak, özgürlük ve refah için dile getirdiklerine inanıyorlar, fakat dünya bunu İslam’ın o beldenin yönetiminden uzaklaştırılması ve laik, liberal bir düzenin yerleştirilmesi için çağrıda bulunulduğu şeklinde görüyor. 

Dolayısıyla, yanlış kullanılma ve yanlış anlaşılmaya sebep olan bu kavram çelişkisi ile ‘Demokrasi’, Müslümanlara doğrultulmuş bir silahtır. Bu kelime, ne demek olduğu bilinmese de mücadelenin sloganı olup kitleler tarafından benimsenene kadar medya organları ve laik politik gruplar tarafından sürekli pompalanır. 

Acı olan şudur ki, Müslüman ümmetin, kendilerini sömürgecilikten ve diktatörlükten kurtarmak için verdikleri samimi çabalar ve feda edilenler, ‘demokrasi’ kavramı işin içine girince sadece boyunlarından bir zincirin çıkarılıp diğer bir zincirin takılmasıyla sonuçlanıyor. 

Ama bütün suç onların değil. Onlar, ellerinden geleni yapıyor, bundan sonrası da bizlere düşüyor.  Bu ümmetin her kısmının bir rolü var, bir kısmı bedensel olarak mücadele verip canlarını ortaya koyuyor. Bir kısmı da zihinsel mücadele yaparak, siyasilerin ve politikacıların kullandığı “kelimelerin” altında yatan gerçek gündemleri ortaya çıkarıyor.

Haydi, yabancı kültürlerden gelip insanımızın aklına yerleşen, bizleri aldatan kavramlara karşı duralım. İslam ve Küfür arasında net bir çizgi çizelim, camide yapılan ibadet ile kilisede yapılan ibadet arasındaki fark gibi net olsun. Demokrasi, İslam’a yabancı olan kültürlerin bir parçasıdır.  Demokrasi, batının yapısıdır ve bundan dolayı İslam’a yabancıdır, ayrıca sadece seçimden ibaret de değildir. Bizim, kendi eşsiz tarihimiz ve kültürümüz vardır, batıdan çok farklı ve üstün yönetim sistemimiz vardır ki adı Hilafet’tir. Bu güzel sistem, yöneticiyi seçmeyi de kapsar, onu muhasebe etmeyi de kapsar, hatta İslam’a muhalefet ederse onu yöneticilikten azletmeyi de kapsar. Diğer yandan, hukukun üstünlüğünü ortaya koyacak yargı ve İslam dünyasının ihtiyaç duyacağı diğer devlet kurumları da Müslümanların hizmetindedir.

أَفَتَتَّخِذُونَهُ وَذُرِّيَّتَهُ أَوْلِيَاء مِن دُونِي وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّ بِئْسَ لِلظَّالِمِينَ بَدَلًا

“Yoksa siz, Beni (Allah’ı) bırakıp da size düşman olan, onu ve soyunu mu dost ediniyorsunuz? Zalimler için ne kötü bedeldir bu.!” (Kehf, 50)



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz