TEFSİR ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 19-25. AYETLER

Esad Mansur

- TEFSİR -



إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللّهِ الإِسْلاَمُ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذِينَ أُوْتُواْ الْكِتَابَ إِلاَّ مِن بَعْدِ مَا جَاءهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ وَمَن يَكْفُرْ بِآيَاتِ اللّهِ فَإِنَّ اللّهِ سَرِيعُ الْحِسَابِ(19) فَإنْ حَآجُّوكَ فَقُلْ أَسْلَمْتُ وَجْهِيَ لِلّهِ وَمَنِ اتَّبَعَنِ وَقُل لِّلَّذِينَ أُوْتُواْ الْكِتَابَ وَالأُمِّيِّينَ أَأَسْلَمْتُمْ فَإِنْ أَسْلَمُواْ فَقَدِ اهْتَدَواْ وَّإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلاَغُ وَاللّهُ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ

“Şüphesiz ki Allah katında kabul edilen din (yalnızca) İslam’dır. Ehl-i Kitap kendilerine ilim (kesin delil) geldikten sonra ihtilafa düştüler. (Bu nedenle) birbirlerine (karşı) haksızlık yaparak saldırdılar. Kim Allah’ın ayetlerini inkâr ederse Allah hesap hususunda seridir (süratlidir).

Seninle tartışırlarsa de ki; ben ve bana tabi olanlarla yüzlerimizi Allah’a teslim ettik. Kendilerine kitap verilen ve ümmi olanlara deki; Müslüman oldunuz mu? Eğer Müslüman olurlarsa hidayetli olurlar, eğer yüz çevirirlerse sana düşen mesuliyet sadece tebliğ etmektir. Allah kullarını görür ve bilir.” (Al-i İmran 19-20) 

Allah’ın nezdinde kabul edilen din yalnız İslam’dır. Zira bu din Allah’ın dinidir, Rasulü’ne indiği dindir. Öyleyse, Allah sadece indirdiği dini kabul eder, indirmediği dini kabul etmez. Yahudiliği ve Hıristiyanlığı, Budizmi, Hinduizm’i ve insanların diğer çıkarttıkları dinleri hiç kabul etmez. Zaten bir insan Allah’ın indirmediği şekilde İslam’ı ittihaz ederse ondan hiç kabul edilmez. Allahu Teâlâ başka bir ayette şöyle buyurdu; 

وَمَن يَبْتَغِ غَيْرَ الإِسْلاَمِ دِينًا فَلَن يُقْبَلَ مِنْهُ

“Kim İslam dışında bir din edinirse ondan kesinlikle kabul edilmez.” (Al-i İmran 85)

Allah’ın Hz. Muhammed’e indirdiği dine İslam adı verildi. Allah bu adı vermiştir. Dinde temel olan akidedir, bu ise; tek ilah olan Allah, Melekler, Rasuller, Kitaplar, Ahiret, Kaza ve Kadere iman etmektir. Allahu Teâlâ birçok ayette bu akideyi belirtmiştir. Kaza ve kader Kur’an’da bir isim olarak geçmedi. Fakat birçok ayette onun gerçeği anlatıldı. Zira Kaza ve Kader’in manası, insan hâkim olamadığı dairede vuku bulan hususlardır. Şöyle gösterilebilir:

  1. Varlık nizamının iktiza ettiği hususlar: İnsanın doğuşu, eceli, ölümü, boyu, rengi, saç rengi ve insanla ilgili benzeri hususlardır. İnsan, bunları kendisine var etmedi, kendi yaratılışında mevcuttur. Bunlarda hiç iradesi yoktur, iradesi dışındadır. Allah onları yarattı. Kur’an-ı Kerim’de bunlar anlatılıyor.

Ayrıca, dünyanın dönüşü, yıldızların sistemi, gece ve gündüzün değişmesi gibi hususlar nizamına dâhildir. İnsan bunları değiştiremez. İnsan bunların düzeni içinde yaşıyor, Allah bu düzeni meydana getirdi. 

  1. İnsanın iradesi dışından kendisinden ve kendisi üzerine meydana gelen hususlar: İnsanın yaptığı kazalar ve hatalar gibidir. Bu da Kur’an’da anlatılıyor ve insanın bundan sorumlu olmadığı gösteriliyor. Bu iki hususa kaza denilir.

Kader ise; İnsandaki içgüdüler, uzvi ihtiyaçlar ve eşyalardaki özellikler, bunlar Allah tarafından yaratıldı ve kendi iradesi dışında vardır. Ancak, insan bunları hayırda ve şerde kullana bilir. Bunları kullanma insanın iradesindedir ve insanın bunları hayırda mı şerde mi kullanacağı sorunludur. İşte, Kaza ve Kader, bu nedenle akideye dâhil edilmiştir. Dinin temellerinden olmuştur. 

Kitaplar ise, Allah’ın indirdiği kitaplardır, bunlardan Kur’an’da söz edilmiştir. Aklen Allah’tan ispatlaya bileceğimiz tek kitap Kur’an’dır, buna inanıyoruz. Ancak, Kur’an da Tevrat, İncil ve Zebur gibi kitaplardan söz edildiği için Musa’ya indirilen Tevrat’a, İsa’ya indirilen İncil’e ve Davut’a indirilen Zebur’a inanırız. Şu anda Yahudiler ve Hıristiyanlarda var olan Tevrat, İncil ve Zebur’a inanmayız, çünkü gerçek değildir. Kur’an’da Yahudiler ve Hristiyanların Tevrat’ı, Zebur’u, İncil’i değiştirdiklerini bildirmektedir. Bu nedenle tefsirini işlediğimiz bu ayette, Allahu Teâlâ kendilerine kitap verilenlerin (Ehl-i Kitap) kendilerine ilim (kesin delil) geldikten sonra ihtilafa düştüklerini bildiriyor. Ehl-i Kitap İslam’a inanmadıkları ve kendileri için onu bir din olarak edinmedikleri için kâfir oldular. Allah’ın ayetlerini inkâr ettiler, Kur’an’ı inkâr edip reddediyorlar ve Hz. Muhammed’e inanmıyorlar. Bu nedenle kâfir oldular. Oysa Allah’ın dinindeki temellerden bütün Nebiler, Rasuller ve indirilen Kitaplara inanmaktır.

Âdem’den, son Nebi ve Rasul’e kadar dinin temelleri İslam dininin temellerinin aynısıdır. Bu sebeple, birçok ayette İbrahim, İsmail, İshak, Yakup, Musa, İsa ve diğer Nebi ve Rasuller, “biz Müslümanız” dediler. Onların Müslümanlığı akide hususundandır. Bu nedenle Allah indinde onlar kabul edilirler, fark olan metotlar ve şeriatlardır. Maide süresi 48. Ayette, Allahu Teâlâ her Nebi ve Rasuller için ayrı şeriat ve ayrı metodu gösterdiğini beyan etmektedir:

لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجًا

“…Sizden (Ey Rasuller) her bireriniz için (bir) şeriat ver yol tâyin ettik…” (Maide 48) 

Ama dinin temellerinde Kur’an, Tevrat ve İncil’i tasdik ediyor. Kur’an bunlara egemendir. Bunun manası; Tevrat’taki ve İncil’deki ve bütün eski şeriatları ve metotları nesh etmiştir/kaldırmıştır. Yahudiler, Hıristiyanlar ve bütün insanlar İslam’a tabi olmalı yoksa onlar kâfir sayılır ve dinleri kabul edilmez. Allah hesap hususunda hızlıdır, onları hesaba çekip ağır ceza verecektir. Diğer ayetlerde bunların cehennemlik olduklarını açıklamıştır: 

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكِينَ فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا 

“Kitap ehlinden ve müşriklerden inkâr edenler, içinde ebedi kalacakları cehennem ateşindedirler…” (Beyyine 6)

Bu Ehl-i Kitap, Yahudiler ve Hıristiyanlar kendilerine kesin delil geldikten sonra hasetlerinden ve çekememezlikten dolayı hakka tabi olmak istemediler. Bakara süresinde 109. ayette kıskandıkları için hasetçe inanmak istemediklerini açıklamıştır:

 وَدَّ كَثِيرٌ مِّنْ أَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يَرُدُّونَكُم مِّن بَعْدِ إِيمَانِكُمْ كُفَّاراً حَسَدًا مِّنْ عِندِ أَنفُسِهِم مِّن بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْحَقُّ 

“Kitap ehlinden olanların birçoğu, hak kendilerine apaçık belli olduktan sonra, içlerindeki kıskançlık yüzünden, sizi inanmanızdan sonra tekrar küfre döndürmeyi arzu ederler…” (Bakara 109)

Ya Muhammed eğer seninle tartışmak istiyorlarsa, deki ben ve bana tabi olanlar Allah’a teslim olduk, bu şekilde Müslüman olduk.

Ehl-i Kitab’a ve ümmilere de siz Allah’a teslim olup Müslüman oldunuz mu? Eğer Müslüman olurlarsa hidayeti bulmuş oldular.

Ümmiler, okuma yazma bilmeyen kimselerdir, fakat burada kendilerine kitap verilmeyen kimseler kast ediliyor. Bunlar müşrik Araplar’dır. Allahu Teâlâ, Hz. Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in bunlara seslenmesini ve İslam’a çağırmasını istemiştir. Rasulullah onları İslam’a çağırdı, bir kısım İslam’a girdi, bunlar hidayet üzere oldular. Bir kısım girmedi, sapıklık içerisinde kaldılar. Rasul’e düşen görevi tebliğ etmek, onlara duyurmak ve anlatmaktır. Eğer yüz çevirirlerse Rasul kendi görevini yapmış olur. Bu da bütün Müslümanların yapacağı şeydir.

Kendilerine kitap verilen Yahudiler, Hıristiyanlar ve müşrik Araplar gibi kendilerine kitap verilmeyen insanlara tebliğ etmediler. Bunun manası; bütün insanlara İslam’ı duyuracaklar ve onları onu kabul etmeye çağırmalılar. Zira Rasul’den sonra daveti yüklenecek kimseler Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e tabi olan Müslümanlardır. Tüm Müslümanlar Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e tabi oldu öyleyse her Müslüman Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem gibi yapacaktır.

Bu asırda İslam metodunu idrak etmeyenler, bilmeyenler veyahut bundan sapanlar dinlerarası diyalog kurmaya çalışırlar. Bu metot Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in metodu değildir. İşte, bu ayete Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in metodu anlatıldı. Kâfirleri İslam’a çağırmaktır. Allah’ın yalnız kabul ettiği İslam dinine inanmaya çağıracaklar. Allah’ın ayetlerini olduğu gibi kâfirlere anlatmak ve kabul ettirmeye çalışmaktır. Onlar yüz çevirirse de biz görevimizi yerine getirmiş oluruz. Onlardan artık mesul değiliz, Allah karşısında sorumlu tutulmayız. Fakat onları İslam’a çağırmazsak sorumlu oluruz. Biz mücadele etmeliyiz ki sorumluluktan kurtulalım. Nitekim Allah kullarını görüyor ve işitiyor. Kimin inanıp kimin inanmayacağını bilir. Fakat biz bilmiyoruz, bilmediğimiz için sonuna kadar mücadele edip İslam’a çağıracağız. İslam Devleti kurulmadan önce ve sonra bu mücadeleyi sürdürmeliyiz. Ama kimseyi İslam’a girmesi için zorlayamayız. Çünkü İslam’da diğerlerini İslam dinine sokmak için hiç zorlama yoktur.

إِنَّ الَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللّهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيِّينَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَيَقْتُلُونَ الِّذِينَ يَأْمُرُونَ بِالْقِسْطِ مِنَ النَّاسِ فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ(21) أُولَئِكَ الَّذِينَ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ وَمَا لَهُم مِّن نَّاصِرِينَ

“Allah’ın ayetlerini inkâr edip haksızca Nebileri öldürenler ve insanlara hakkı ve doğruyu gösterenleri de elim olan azapla müjdele! Bunların işleri hem dünyada hem ahrette hüsrandır ve hiç yardımcıları yoktur.” (Al-i İmran 21-22)

Ebu Ubeyde bin El-Cerrah Radiyallahu Anh dedi ki: Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Selleme şunu sordum: Ey Rasulullah kıyamet gününde en şiddetli azaba kim uğrayacaktır? Rasulullah: Bir Nebi’yi veya marufu emreden ve münkeri nehyeden kimseyi öldüren kişidir.” Cevap verirken, yukarıdaki ayeti okuduktan sonra şunu dedi: “Ey Ebu Ubeyde İsrailoğulları bir günün ilk saatinde kırk üç (43) Nebi’yi öldürdüler. İsrailoğullarından yüz yetmiş (170) marufu emreden ve münkeri nehy eden kimse ortaya çıkıp bu katillere marufu gösterdiler ve onları münkerden nehyettiler. Bu katiller marufu gösteren ve münkerden nehyeden kimseleri o günün son saatinde öldürdüler. İşte, Allahu Azze ve Celle bu ayette onlardan söz etti.” (Ebu Hatem) İbni Cerir’in rivayetinde “İsrailoğulları üç yüz (300) Nebi öldürdüler” geçmektedir.

Katledilen Nebiler, marufu gösteren ve münkeri nehyedenler, İsrailoğulları’nın Salih insanlarıdır. Bunları katleden de İsrailoğulları’nın cani insanlarıdır. Ama bu katiller İsrailoğulları’na egemen olup kendi haklarını bozup ezdiler. Bu nedenle, Allahu Teâlâ, bunlara ağır ceza verdi, binlerce sene ezip süründürülüyordu. Hiç yardımcı bulamadılar. Ahirette de onlar için daha ağır ve şiddetli azap hazırlandı.

Bu asırda marufu gösteren, emreden ve münkeri nehyeden dava adamlarını öldüren yöneticiler ve rejimler vardır. İslam dünyasındaki rejimler ve yöneticiler nice böyle dava adamlarını ezdiler ve öldürdüler. Bu yönetici, onların zebanileri ve cellâtları hem dünyada ağır azap ve ceza görürler hem de ahirette onların azabı o İsrailoğulları’nın katil ve canileri gibidir. Onlardan hiç farkı yoktur.

İşte bu ayet bu asırdaki İslam davetini taşıyanlarla savaşan rejim, yöneticiler ve cellâtlarına hitap etmektedir. Zira Allahu Teâlâ bu ayeti genel hitapla indirdi. Şöyledir: “Allah’ın ayetlerini inkâr edip haksızca Nebileri ve marufu gösteren ve münkeri nehyeden kimseleri öldürenler…” Buna göre kim Allah’ın ayetlerini inkâr ederse ve reddederse veya onlara göz yumarsa, İslam davetini taşıyan marufu gösteren ve münkeri nehyeden kimseleri öldürüyorsa aynı hükme dâhildir, hüküm onlara da uyar. Nitekim bu rejimler Allah’ın ayetlerini uygulamıyor, uygulamak isteyen davet taşıyanları ya hapse atarlar veya öldürürler.

Bunun manası, bu rejimler Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlar veya reddediyorlar. Ayrıca, Allah’ın ayetleri yerine batıdan anayasa, sistem ve kanunları ithal edip Müslümanlar üzerine zorla uygulamaktadır. Bunların akıbeti İsrailoğullarından olan katillerin akıbetidir.

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ أُوْتُواْ نَصِيبًا مِّنَ الْكِتَابِ يُدْعَوْنَ إِلَى كِتَابِ اللّهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ يَتَوَلَّى فَرِيقٌ مِّنْهُمْ وَهُم مُّعْرِضُونَ  (23)ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُواْ لَن تَمَسَّنَا النَّارُ إِلاَّ أَيَّامًا مَّعْدُودَاتٍ وَغَرَّهُمْ فِي دِينِهِم مَّا كَانُواْ يَفْتَرُونَ  (24)فَكَيْفَ إِذَا جَمَعْنَاهُمْ لِيَوْمٍ لاَّ رَيْبَ فِيهِ وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَّا كَسَبَتْ وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ

“Yoksa Sen kendilerine Kitap’tan bir pay verilen kimseleri görmedin mi? Kendi aralarında hükmetmek için Allah’ın Kitabı’na çağrılıyorlar da sonra onlardan bir kısım yüz çevirip uzaklaşıyorlar.” (Âl-i İmran 23)

“Böyle (onların davrandıklarının sebebi) ateşin ancak birkaç gün dediklerinden dolayıdır. Böyle uydurdukları iftiralardan dolayı dinlerinde aldanmış oldular.” (Âl-i İmran 24)

“Geleceğinde şüphe olmayan günde onları toplayacağımız ve herkese kazandığının karşılığı zulmedilmeden vereceğimiz de onların hali nasıl olacağını (düşünmez mi).?” (Âl-i İmran 25)

Yahudiler ve Hıristiyanlar kendilerini o kadar üstün görmeye başladılar ki Allah’ın Kitabı’na çağrılınca yüz çevirirler ve hiç aldırış etmezler. Maide suresinin 18. ayetinde bu iddialarına Allah Celle Celaluhu onlara şöyle cevap verdi:

“O halde Allah size günahlarınızdan dolayı neden cezalandırıyor?...” Allah’ın çocukları ve sevgilileri olsaydı onları cezalandırmazdı! Zaten onların günah işlemeleri söz konusu olmazdı! Bu ayette Allahu Teâlâ onlara şöyle diyor: “Siz yarattığı insanlardan bir kısımsınız, istediği kimsenin günahını bağışlar, istediği kimseye azap verir…”

İşte, Yahudiler ve Hıristiyanlar böylece dinlerinde aldanmış oldular ve sanki alay ederek şöyle dediler: Eğer azap göreceksek ancak birkaç gün görebiliriz, daha fazla değildir! 

İşte, bunlar öyle yalan ve iftira uydurdular. Allah onları bu şekilde teşhir ediyor. Allah’ın indirdiği kitap olan Kur’an-ı Kerim’in hak olduğunu bildikleri halde bu Kitapla muhakeme olunmaya çağrılıyorlar. Fakat onlar bundan yüz çevirirler ve uzaklaşırlar. Allah onları şöyle tehdit ediyor: “Nasıl kıyamet günü sizi topladığımız zaman herkesin işlediği ve kazandığının karşılığını görecektir.”

Nitekim hiçbir kimse zülüm görmez. Kâfirse kâfirliğinin cezasını çeker ki o ceza ise ebediyen cehennemde kalıcı olmaktır. Oysa Yahudilerin ve Hıristiyanların kâfir olduklarını birçok ayette Allahu Teâlâ pekiştirdi. Çünkü Allah’a bir çocuk nispet ettirdiler, Allah’ın kitaplarını değiştirdiler, Hz. Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Rasul oluşunu inkâr ettiler, Kur’an’a inanmadılar, Allah ve Rasuller hakkında birçok yalan uydurdular.

Bu ayetlerde, Allah Yahudiler ve Hıristiyanlar Allahu Teâlâ’nın indirdiği kitap olan Kur’an’la muhakeme olunmaya, kendileri arasında Allahu Teâlâ’nın indirdiğiyle hükmetmek için çağrılınca onlar yüz çeviriyorlar ve Allah’ın kitabından uzaklaşıyorlar. O kadar onları tehdit ediyor ve onlara çatıyor, peki kendileri Müslüman ve Kur’an’a inandıklarını sayan kimselerin hali nasıldır acaba?! Yahudiler ve Hıristiyanlardan daha kendileri sayıp üstün Müslümanız diye Cehennem ateşi ancak birkaç gün mü dokunacak sonra kurtulacağız ve cennete gireceğiz! Böyle mi dinlerinde aldanmış oluyorlar?! 

İşte, Allah Yahudiler ve Hıristiyanların böyle dediklerini hatırlatırken bizi uyarıyor! Bunun manası bizden Yahudiler ve Hıristiyanların dedikleri gibi diyenler çıkacaktır. Nitekim Müslümanız diyenlerden bir kısım kimseler günah üstüne günah işlerler ve Allahu Teâlâ’nın kitabı ile muhakeme olunmaktan yüz çeviriyorlar ve uzaklaşıyorlar ve şu sözle aldanıyorlar: “kim iki şahadeti söylerse Cehennemde kalıcı olmaz.” Bu nedenle, Allah’ın azabına fazla aldırış etmezler ve bundan fazla korkmazlar. Oysa insan ufak bir kıvılcımı tahammül edemez, nasıl uzun müddet cehennemde kalıp, her gün defalarca yakılırsa tahammül edebilir mi? Öyleyse, o günden Müslümanlar korksunlar, Yahudiler ve Hıristiyanlar gibi olmasınlar.



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz