TÜRKİYE’NİN ENERJİ POTANSİYELİ VE ENERJİDE YAŞANAN SORUNLAR

Talha Yaşar

Geçen ayki yazımızda Türkiye’de madencilikle ilgili konuyu kaleme almıştım. Bu yazımda ise madencilikten çok da bağımsız olmayan, Türkiye’nin enerji varlığı, gerek Türkiye gerekse de dünyada enerji konusunda meydana gelen gelişmeleri kaleme almaya çalışacağım İnşallah.

Türkiye de cumhuriyetten bu yana ciddi manada bir enerji politikasından bahsetmemiz mümkün değildir. Özellikle 1980’lerde liberalleşme politikalarıyla birlikte enerji kaynaklarının kısıtlı olduğu ve var olan enerji kaynaklarının tamamının devreye konulması durumunda dahi enerji ihtiyacımızın karşılanmayacağı  anlayışı hakimdi. Bilimsellikten uzak olan bu anlayış, sadece var olan kaynakların kullanılmamasını ve üstlerinin örtülmesini isteyenlerin çıkarlarına hizmet etmemektedir.

Halbuki enerji elde edilmesinde kullanılabilecek kaynakların çeşitliliği ve bunlardan elde edilebilecek enerji potansiyeline baktığımızda, enerji konusunda çok büyük bir nimetin var olduğu görülecektir. Fakat var olan bu kaynaklar özellikle heder edilmiş, izlenen politika ve hükümetlerin çıkardıkları yasalarla gizlenmeye çalışılmış ve diğer konularda olduğu gibi halk yine yüzüne baka baka yalan söyleyen siyasiler tarafından kandırılmıştır. Var olan kaynaklara baktığımızda akarsulardan güneşe, güneşten kömüre, linyite, rüzgara, jeotermale, uranyum ve toryum gibi bir çok kaynağa sahip olan Türkiye’nin enerji konusunda %75 oranında dışarıya bağımlı olması bu söylemimizi doğrulamakta ve izlenen bu politikaların kimlere hizmet ettiğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Çünkü cumhuriyetten bu yana Türkiye de petrol için açılan kuyu sayısı toplamda 3000 civarındadır. Bu sayı ise çok küçük ve de sermeyesi çok daha kısıtlı olan ülkelerin bile yıllık olarak açtıkları kuyu sayısı kadardır. 

Yine Türkiye de var olan 19 petrol şirketinin 16’sı yabancı devletlere aittir. Bu şirketler yıllarca Türkiye de petrol olmadığını ve var olan rezervlerin çok kısıtlı olduğunu beyan etmişlerdir. Fakat yıllar sonra, aynen bir mikrobun uygun ortamı bulduktan sonra üreyip yayılması gibi bu şirketlerde özellikle AKP hükümeti sayesinde kendileri için çıkarılan yasalarla uygun ortamı bulmuş ve şuanda bir çok yerde petrol aramaları yapmaya başlamışlardır. Tüm bunlarla birlikte bilimsel verilerle Türkiye’nin petrol yönünden zengin olduğu söylemleri de medyada dillendirilmektedir. Tabi bir çok Ortadoğu ülkesinde olduğu gibi buradaki kaynakları da yukarıda bahsettiğimiz mikroplar yiyecektir!!! 

Yine Türkiye’nin farklı iklimlere ve farklı yeryüzü şekillerine sahip olması Allah’ın bir lütfudur. Ama bir çok akarsuyun olması ve bu akarsular üzerinde mevcut kurulu olan barajların da yapılmasına rağmen bu barajlardan elde edilen hidroelektrik enerjisinin dörtte biri kullanılmakta, dörtte üçü ise kullanılmamaktadır. Bu durumun bir benzeri de jeotermalde yaşanmaktadır. Türkiye jeotermal kaynak noktasında dünyada 7.sırada olmasına karşılık bu potansiyelni enerjiye dönüştürememektedir. Güneş enerjisine baktığımızda da durum farklı değildir. Türkiye’nin özel ve matematiksel konumundan dolayı yıllık güneşlenme süresinin oldukça uzun olması ve bu kaynağın enerjiye dönüştürülmesi halinde muazzam bir enerji potansiyeli var edeceği üzeri örtünemeyecek bir gerçektir. Yine Türkiye Linyit kaynakları açısından dünyanın sayılı potansiyeline sahip olmasına rağmen bu kaynağın sadece üçte birini kullanmakta, kalan üçte ikisi ise sebebi açıklanmayan bir halde bekletilmektedir.

Türkiye nükleer enerjinin kaynağı olan toryum da 380,000 ton gibi ciddi bir rezerve sahiptir. Uranyum kaynağı olmasına rağmen yeterli arama çalışmaları yapılmadığı için potansiyel olarak bir netlik oluşturulamamış fakat ön görülen potansiyel olarak ciddi bir rezerve sahip olduğu düşünümektedir. Bunların dışında enerjiye dönüştürülebilecek olan rüzgar ve biyomas gibi bir çok kaynağa sahip olmasına rağmen yine yukarıda zikrettiğimiz kaynaklar hakkıyla kullanıldığı gibi bunlarda gereği gibi kullanılmamaktadır. 

Halbuki tüm bu kaynaklar kullanılsa Türkiye’nin enerji konusunda hiçbir sorununun kalmayacağı ortadadır. 86 yıldır izlenen bu manasız politikaların sayesinde bu kadar enerji kaynağına sahip olunmasına rağmen enerji sorunu hiçbir zaman çözülemeyen konulardan olmuştur. Zira bu zihniyet olduğu sürece de çözülmeyecek bir mesele olmaya devam edecektir. Enerji bir ülke için hayati öneme sahiptir ve sanayiden hizmete, tarımdan savunmaya kadar bir çok sektörün gelişmesine olanak sağlamaktadır. Bunun için bugün bir çok kapitalist devlet enerji sömürüsü ve savaşları yapmaktadır. Bu sömürü kimi yerlerde askeri olarak yapılırken Türkiye gibi yerlerde ise siyasi olarak yapılmaktadır. Kapitalist devletlerin 2030 kadar enerji alt yapısı için 16 trilyon dolar kaynak ayırmaları enerjinin devletler için ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.

Siyasi sömürünün yerleştiği Türkiye de enerji alanında yaşanan gelişmeleri birkaç örnekle somutlaştıralım: 

1- Türkiye 400 milyar kwh hidroelektrik potansiyelinin sadece 100 milyar kwh kullanmakta ve yine Türkiye Avrupa da hidroelektrik potansiyeli olarak Rusya ve Norveç’ten sonra üçüncü sırada olmasına rağmen üretim bakımından ise son sıralardadır.

2-  Jeotermal kaynak bakımından dünyada 7. sırada, potansiyel olarak ise dünyanın %8’ine sahip olmasına rağmen bu kaynak kullanılmamaktadır. Halbuki bu kaynak kömürden 32, doğalgazdan 40 kat daha az maliyetle enerji üretilebilmekte ve bu kaynak hakkıyla kullanıldığında yıllık 30 milyar dolar gelir getirebilecek düzeydedir. 

3- Güneş enerjisi de çok büyük bir potansiyel arz etmektedir. Bugün Türkiye’nin ürettiği toplam enerjinin 10,000 katı kadar yıllık güneş enerjisi potansiyeli mevcuttur ve şuan Türkiye’nin yıllık güneş enerjisi üretimi %0.10 (binde on) civarındadır.

Hal böyle olmasına rağmen Türkiye %90’nını ithal ettiği petrolün bir kısmını enerji üretiminde kullanmakta, %52’sini ise karayolu taşıtlarının yakıtı olarak kullanmaktadır. Zira batılı kafirler enerjinin nerede kullanılması vede yatırımın nereye yapılması gerektiğinin yolunu göstermişlerdir. Bu siyaset halkın maslahatlarını gözetmekten ziyade sömürgeci batının maslahatlarının gözetildiğinin su götürmez bir gerçeğidir. Çünkü petrol şirketlerinin kimin elinde olduğuna bakılması durumunda mesele daha da barizleşecektir. Doğalgazdan enerji üretimine baktığımızda doğalgazın tamamına yakınının ithal edilmesine rağmen bu kaynağın %70’i enerjide kullanılmaktadır ve bu ithal edilen kaynağın payı her sene artmaktadır. Nükleer enerji noktasında Türkiye bu kaynaklara sahip olmasına ve de bu kaynağın çok yüksek oranda enerji verimi sağlamasına rağmen bu enerjiden halen istifade edilememiştir. Fransa enerjisinin %70 nükleer enerjiden karşılarken, Belçika enerjisinin %67’sini bu enerjiden sağlamaktadır. 

Türkiye de 1980’den sonra hızlı bir şekilde devam eden liberalleşme hamleleri her hükümet döneminde devem etmiş ve bir bayrak yarışı haline gelmiştir. AKP hükümetiyle birlikte özelleşmemiş hiçbir alan bırakılmamış, bundan enerji de nasibi almış ve çıkartılan 4628 sayılı elektrik piyasası yasası kamunun tamamen bu sektörden çekilmesini öngörmüştür. Örnek alınan Avrupa da bile böylesi bir durum söz konusudeğildir. Zira enerji noktasında esnek olan İngiltere ve Almanya %30-35 oranında özelleştirme sağlarken, Fransa enerjide ancak %8 oranında özelleşmeyi sağlamıştır. Ama Türkiye de ise bu oran %100’e ulaşmış durumdadır.

Türkiye’nin enerji noktasında %75 oranında dışa bağımlı olması kendisinde üretimi olmayan doğalgaz ve petrolle, enerji üretmesi sonucunda yıllık 40 milyar dolar enerji ithal etmekte yani ihracatının %40 sadece enerjiye gitmektedir. Sadece yukarıda bahsettiğimiz güneş, akarsu, veya jeotermal enerjiden birisini dahi rantıbıl bir şekilde kullandığında enerjide hiçbir sorun kalmayacaktır. Fakat bu uşak yöneticiler hiçbir zaman kendi kaynaklarını halkın maslahatı için kullanmayıp, alırken de verirken de her zaman efendilerinin menfaatlerini gözetirler  ve halklarına dünyanın en zengin enerji kaynaklarına sahip olmalarına rağmen elektriği en pahalı şekilde satarak bu zulmü reva görürler. 

Binaenaleyh bu kadar zengin kaynakların olduğu bir coğrafyada olmamıza rağmen nizamın batıl, yöneticilerin ise uşak olmasıyla birlikte bu kaynakları verimli bir şekilde kullanamıyoruz. Siyasi, iktisadi ve enerji açısından da güçlü bir Türkiye olmak için bunlara engel olan bu faktörleri ortadan kaldırmammız gerekir. İşte o zaman güçlü bir Türkiye ve güçlü bir halk ortaya çıkacaktır. İnşaAllah. 



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz