ÇİN SİYASETİ Dünyada Onun Tesiri ve Ona Karşı Hareket Etmenin Keyfiyeti

Esad Mansur



- 2. Bölüm -

Çin - Rus İlişkileri:

1991’de Sovyetler Birliği yıkılıp onun yerine geçmeye çalışan Rusya, kendisine ve nüfusuna yönelik Amerika’nın saldırıları karşısında durma mücadelesi verirken Çin’le ittifak kurmaya yöneldi. Çin bu yönelmeyi kabul etti. Çünkü kendisi de Amerika karşısında durmak için Rusya’ya muhtaçtı. Bu nedenle Rusya bir teklifte bulundu ve Çin de bunu kabul etti. Böylece 1996’de Şanghay antlaşması meydana geldi. İşte bu antlaşma Çin ve Rusya ile beraber Rusya’ya bağlı olan Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve 2001’de Özbekistan’ı kapsadı. Onların ilan ettikleri gibi bunun hedefi Sovyetler Birliği’nin yıkılışından dolayı Avru-Asya bölgesinde meydana gelen boşluğu doldurmak, başka bir ifadeyle bu bölgeye Amerika’nın nüfuzunun sızmasını engellemek, ayrılıkçı, aşırı ve terörist hareketlerle savaşmaktı. 2001 senesinde, 11 Eylül’de ABD’de meydana gelen olaylardan sonra terörizmle savaşmakla ilgili Amerika’nın oluşturduğu kamuoyu ve devletlerarası atmosferden etkilenerek veya bunu kullanarak bu son hedef üzerinde duruldu. Bunun manası ise İslamî cemaatlerle savaşmaktır. Bu şekilde o bölgede Amerika’ya karşı olduğu gibi İslamî cemaatlere de karşı olan ve İslam’ın dönüşünü engellemek isteyen Rusya ve Çin müttefik oldu.

Rus haber ajansı Novesty’nin yayınladığı gibi 27.1.2009’de Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov Moskova’da, Çin Dışişleri Bakanıyla ortak basın toplantısında bu müttefikliği şöyle açıkladı: “Rusya ve Çin kendilerini direk ilgilendiren milli maslahatlarda geçmişte birbirlerini destekledi, gelecekte de birbirlerini destekleyecektir.” Devamla şöyle de dedi: “Moskova ve Pekin Yardımlaşmak için Şanghay Örgütü’nü kuvvetlendirmek ve geliştirmek için kararlıdırlar.” Çin Dışişleri Bakanı da şunları açıkladı: “Yardımlaşmak için Şanghay Örgütü bu bölgede iktisadi emniyet dâhil olmak üzere emniyeti sağlamak için bir mekanizma sayılır.” Bu nedenle gözlemci olarak Hindistan, İran, Mangolya ve Pakistan’ı Şanghay Örgütüne getirdiler. Bu tür devletleri kendilerine çekmek ve onlardan yardım alma amacıyla hareket etmeleri bir gelişme sayılır. Mangolya bu örgüte bağlanmamış olmasına rağmen kendisi Rusya’nın nüfuzu altında bulunduğu için Rusya ve Çin isteyince her an ilhak edilebilir. Fakat Rusya ve Çin için önemli olan diğer gözlemci devletleri kazanmaktır.

Bunun yanı sıra; Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’den oluşan ‘BRIC’ kısaltılmasıyla bilinen ekonomik bir örgüt vardır. Bu örgütte siyasi alanda geliştirilmeye çalışılmaktadır. Bu örgüt Haziran 2009’da Rusya’da bir toplantı düzenledi. Hindistan İngilizlere bağlı olmasına, Brezilya Amerika’nın yörüngesinde yürümesine rağmen, Çin ise Rusya ile birlikte Brezilya ve Hindistan’ı kendi taraflarına almaya, onlarla güçlenmeye ve Amerikan egemenliği karşısında durmaya çalışmaktadır.

Çin - Avrupa İlişkisi:

Çin’in Avrupa’yla ilişkisine gelince; bu ilişki birinci derecede iktisadi esas üzerine oturmaktadır. Şimdiye kadar diğer konularda ciddi bir gelişme göstermemiştir. Avrupa’nın ticari ortaklarına göre Çin, ikinci derecede bulunur. Fakat Avrupa’ya ihracat edenler arasında Çin birinci derecede bulunur. Avrupa, Amerika gibi Çin’i etkilemek için Tibet ve onun rakibi Dalai Lama meselesini kullanmaya çalışır.

Çin’in Yeni Dönemi

1979’da Çin’in komünist siyaseti sona erdi. Özellikle 1976’da onun lideri Mao Zedongs ölüp 1978’da yerine Deng Xiao Ping geçince Çin yeni bir devreye girdi. Oysa Deng Xiao Ping, Mao’nun kültür devrimine karşı çıkıp açılıma ve reform yapmaya çağıranlardan olduğu için ev hapsindeydi. Mao öldükten sonra kendisine itibar verildi. Deng, Çin’in siyasetini tüm olarak değiştirip açılım siyasetine yöneldi, iktisadı reformu gerçekleştirdi, pazarı açtı, dış yatırımlara müsaade etti, özel mülkiyetin sektörüne serbestlik verdi, devletin sektörünü daralttı ve toplu çiftlikleri ilga edip ferdi mülkiyete dönüştürdü. Eylül 1982’de Çin Komünist Partisi Merkezi Komitesi, Deng’in reformlarını kabul edince Çin’in yeni resmi ve siyaseti bu oldu. Fakat Çin fiilen ve içerik olarak bir komünist devletin vasfından çıkıp, şeklen bir komünist devlet haline geldi. Bu süreçle birlikte artık Çin’in dış siyaseti komünist ideoloji ve dünyada onu yaymak üzerine kurulu olmadı. 

Çin’in Dâhili Siyasi Oluşumu

Bu oluşum Çin’in yönetimde Komünist Parti’nin egemenliğine dayanır. Çin anayasası Çin’de iktidar olabilecek tek partinin Çin Komünist Partisi olacağını açıkça söyler. Bununla birlikte orada sekiz tane demokratik partinin siyasi faaliyet yapmasına müsaade edildi. Oysa bu partiler komünist devriminden de önce vardı. Fakat bu partiler Komünist Parti’nin liderliği altında çalışıp, onunla danışmak ve yardımlaşma esası üzerine hareket edeceklerdi. Bunlar ise;

1. Komintang Partisi’nin Devrimci Komitesi

2. Çin Demokratik Rabıtanın Partisi

3. Vatanı Tesis Etmek için Çin Cemiyeti

4. Demokrasiyi Geliştirmek için Çin Cemiyeti

5. İşçiler ve Çiftçiler için Çin Partisi

6. Tshi Kong Dang Partisi

7. Jeo San Cemiyeti

8. Tayvan’da Demokratik Yönetim Rabıtası

Bu partiler komünist devrim olmadan önce Çin’de demokratik, kapitalist bir cumhuriyeti tesis etmeye çalışıyordu. Fakat yönetime ulaşmak için Komünist Partiyi desteklemişlerdir. 

Çin’in Evrensel Büyük Devletinin İmkânları

Çin, evrensel büyük bir devlet olmak için imkânlara sahip olup, bütün alanlarda kendini geliştirmeye ve güçlendirmeye çalışmaktadır. En son gösterdiği gelişme ise uzay sanayiidir. Ancak Çin, evrensel büyük bir devlet olma fikrini kendi vücuduna yerleştirecek ve bu ihsasa sahip olacak olan bir halka muhtaçtır. Zira tarihte evrensel büyük bir devlet olamamıştır. Çinlilerin en yüksek hedefi, bölgesel büyük bir devlet olup ticarete önem vererek, diğer devletlerle barış ve anlayış içinde geçinmektir.

Ama son dönemde Çin, evrensel büyük bir devlet olmaya yönelik hareketlerde bulunmaktadır. Amerika ve Rusya’nın evrensel meselelerde kendisinden yardım istemesi ve Çin’in kendileriyle beraber dünyanın mevcut sorunlarına karışması bu manada bir eğilim göstermesine sebep olmuştur. Fakat bu eğilim belli kıstaslara tabidir. Eğer bu yolda dünyanın birinci büyük devletinin çıkarlarını temin etmeye çalışırsa ve bu birinci devlet kendisine dünya siyasetinde rol verirse evrensel büyük bir devlet olabilecektir. Fakat bu yol sağlam bir yol değildir. Zira birinci büyük devlet kendi kontrolü ve tesiri altında dünya sorunlarına karışmasında ona imkân verir ve her an o imkânı geri çekebilir. Özellikle birinci büyük devlet ona muhtaç olmadığı gibi dünya sorunlarını tek başına çözebileceğini hissedince onu kendi yanına almayacak ve dünya sorunlarına karışmasına müsaade etmeyecektir. İşte Çin şimdi bu yanlış yolu izliyor. Oysa evrensel büyük bir devlet olmanın doğru yolu ise; birinci büyük devleti faal bir şekilde tehdit etmek ve onu merkezinden kaydırmaya çalışmaktır. Ancak bu durumda Çin evrensel büyük bir devlet olabilir. Fakat bu tarihte tekerrür etmeyen bir gelişme sayılır ve belli bir süreçten sonra sona erer. Yani bir örnekle tamamen ikinci dünya savaşından önce ve esnasında Japonya’nın olduğu hal gibidir.

Müstakbel Hilâfet Devleti’nin Çin’le İlişkisi Nasıl Olacaktır

Allah’ın izniyle Müslümanların bir Hilâfet Devleti olunca Çin’in vakıası, halkının anlayışını, tarihini ve Çin siyasetinin durumunu anladığımız bu minvalde onunla muamelede bulunarak olacaktır. Bu muamelenin bazı üsluplarına şöyle değinebiliriz:

A. Ticari-İktisadi ve Malî İlişkiler: Çinlilerin ideolojilerini bir kenara bırakarak ve ondan vazgeçerek ekonomiye ve ticarete dayandıklarını ve kapitalistler kadar kazanç elde etmeye önem verdiklerini görüyoruz. Bunun delilini ise şu şekilde izah edebiliriz: Çin; 20 senedir kendi ideolojisini ihmal edip sadece ismini ve şeklini devam ettirmeye çalıştı. Dış siyasette bu ideolojinin izi bile yoktur. Ancak, Kuzey Kore ve Vietnam gibi komünist devletlerle özel ilişki kurmaya çalıştığı görülür. Fakat bu devletlerle ilişkisi komünizm açısından olup kapitalizme karşı bir komünist blok teşkil etmekten ibaret değildir. Bu ilişki sadece milliyetçi bir bakışa göre olup, bu bölgeye Çin egemenliğini sağlamaya yöneliktir. Kendi çıkarlarını temin etmek için komünizmi istismar etmektir. Çin kendi dış siyasetini; iktisat, yabancı kapitalist yatırımlar, ticaret ve kar elde etmek üzerinde yoğunlaştırır ve ticari dengenin kendi lehine olması üzerinde ısrarlı olur. Ayrıca 2002’de Amerika’nın liderlik ettiği en büyük kapitalist örgüt olan Dünya Ticaret Örgütü’ne de üye olmuştur. İktisat siyasetine göre kapitalist bir devlet sayılır.

İşte bu bağlamda Çin’i anladığımızdan hareket ederek Hilâfet Devleti onunla ticari ilişkilerini kuvvetlendirmeye çalışır. Bu ticari ilişkiden hedefimiz ise Çin topraklarında ve halkı arasında İslam davetini yaymaktır. Orada İslam davetini yaymak uğrunda ticari dengenin bizim lehimize değil, Çin lehine olmasını temin etmemiz bile sakıncalı değildir. Amerika da bu konuya dikkat ederek Çin’le ticaret yapmaya pek ehemmiyet vermiş, onunla ticaret yapma hususunda birinci devlet muamelesini ilan etmiş ve ticari dengeyi Çin lehine getirmiştir. Amerika’nın bundan maksadı Çin’i etkileyip içine sızmak ve komünizmden uzaklaştırıp tam kapitalist bir devlet haline getirmektir. Aynı anda bunu Çin’i tehdit etmek için kendi elinde bir koz olarak da bulundurmaktadır. Özellikle ona ciddi oranda kârlar kazandırdıktan sonra Çin’in Amerika’ya isyanı pek çıkmamış ve böylece ona uyup müttefik olmuştur.

B. Diplomatik ve Siyasi İlişkiler: Devletlerarası hedeflerimizi gerçekleştirmek için onu yanımıza çekip bizimle beraber çalıştırmaya uğraşırız. Misal olarak; dünya da bir kasırga gibi meydana gelen son malî kriz esnasında Çin, devletlerarası para birimi olarak altının kullanılması için söylemlerini zayıfta olsa bildirmişti. Ama Amerika bunu duyar duymaz infial olup kesin ve köklü bir şekilde reddetti. ABD şunu demek istiyordu: Bunun sırf bir öneri olarak ortaya atılmasını kabul edemeyiz ve buna tahammül dahi edemeyiz. Çin ağzını kapatıp bir daha bundan söz edemez bir hâle geldi. Nitekim hiç bir devlet Çin’le beraber olmadığı gibi, Çin kendi fikrini veya önerisini dünyaya kabul ettirmek için de evrensel bir hamle yürütmedi. Daha doğrusu karınca kadar bir adım dahi atamadı. Amerika’yla iktisadi, ticari ve malî ilişkilerine zarar geleceğinden korkup, Amerika’ya bu hususta boyun eğdi. Amerika’nın yıkılmak üzere olan şirketlerinin hisselerini, devlet hazinesinin hisse senetlerini ve Amerika’nın ekonomisini canlandırmak için dolar satın alarak onu desteklemeye devam etti. Ve böylece dünyadaki en yüksek dolar rezervlerine sahip oldu. Ama Çin bunların değerinin yok olacak paraların hükmünü almasından korkmaya başladı. Çin evrensel büyük bir devlet sıfatına sahip olsaydı bu konuda ABD’yi ciddi ve faal şekilde tehdit ederdi. ABD’yi dünya tahtından indirecek ve daha doğrusu onu yıkacak olan unsur budur. Bundan sonra ABD Afganistan’ın sarp dağlarında, Irak’ın çöllerinde, yüksek denizlerde veyahut Çin’e yakın Güney Doğu Asya’da var olan askerlerine ekmek dahi veremez olurdu. Çünkü parası olan dolar sadece kötü bir kâğıttır. Onun gerçek değeri bu kâğıt ve boya kadar değildir. ABD bu kötü kağıt ve boya ile doların hem basım maliyetinin ucuz hem de taklidinin kolay olmasını istedi. Çünkü ondan onlarca trilyon dolar basacak ve bazı devletlerce de onun basılmasına müsaade edecekti. ABD bazı devletlere para vermek istediği zaman onlara belli seri numaralarını vererek basılmasına müsaade eder. Bu şekilde basım maliyetinden de kurtulur. Buna haksızca ve zalimce ‘para’ adı verilir.

Oysa altın ve gümüş sistemine dönüş olunca bu paranın geleceği çöplüktür. Tamamen birinci dünya savaşında olduğu gibi Almanya ve diğer devletler parayı sırf kâğıt para olarak basınca insan bir ekmek almak için kâğıt parayla dolu bir beton arabası itmeye mecbur bırakılmıştı. 

Dünya Rezerv Konseyi’nin son raporuna göre ABD’nin altın ihtiyatisi 8.133 ton altındır. 1971’te Nixon’un altından vazgeçme kararı çıkmadan önce doların değerine göre hesap yapılırsa bunların gerçek değeri 8.133 ton = 66,641 milyar dolardır. ABD ancak bu kadar dolar çıkartabilir ve daha fazla çıkartsa karşılığında altın koymalıdır. Bu şekilde dünyanın servetlerini çalamaz ve insanların cehtlerini heder edemez. Şimdi onun borçları 13 trilyon dolardır. ABD bunları nasıl ödeyecektir?! Dünyada tedavül eden onlarca trilyon dolar vardır. Bunların karşılığını nasıl verecektir?! Dünya altın ve gümüş sistemine dönerse kesinlikle karşılığını veremeyecektir! Kendi iç piyasasındaki trilyonlarca doların karşılığını dahi veremez. Yine ABD, mali sorunu tedavi etmek için 2009 senesinde bir trilyon dolar basacağını ilan etmişti. İşte bu iktisadi çıkmaz ve Allah’ın izniyle ABD’nin düşüşü çok yakındır. 

Çin’de birçok devletler gibi Amerika’yı ham maddeler, sanayi ürünleri ve hizmetlerle destekliyor. Böylece az para karşılığında gece gündüz çalışıp ezilen kendi halkının yerine Amerikan halkını besleyip şişirtiyor ve müreffeh kılıyor. Dünyayı korkutmak için Amerikan askeri sanayisini finanse edip gücünü arttırıyor. Bu şekilde onun kibirliliğini ve mağrurluğunu azdırıyor. Diğer devletler gibi bu mal ve hizmetlerin karşılığında değersiz kötü kâğıt para, hisse senedi veya sadece banka hesabına bir rakam alıyor. Oysa diğer devletlerde olduğu gibi kendi halkı da bu sanayiye lazım olan ham maddeleri veya sanayi ürünleri çıkartmak için gece gündüz çalışır ve ceht sarf eder. Ve hiçbir zaman bunun karşılığı alamayarak açlıktan kıvranır. Bu devletler değersiz döviz olarak adlandırılan bu değersiz parayı elde edelim diye, halklarını mahrum edip mallarını ve servetlerini ihraç etmektedir. Böylece döviz rezervlerini artırıp yerel paralarını desteklemek veya diğer devlet ve mali müesseselere karşı güveni artırmayı istemektedir! Oysa Çin ve benzer devletler kendi halkını müreffeh kılmak için çalışmalıdır. Kendi parasını dolar gibi saydırıp dünya devletlerine kabul ettirmeye zorlamalıdır. Zira hepsi kâğıt olup aynı seviyededir. Ancak; parasını altına dayandıracak ve her devletin parasını altına dayandırmak için onları zorlayacak yoksa paralarını para olarak kabul etmeyecektir. 

C. Çin’in Dâhilini Tesir Etmek İçin Kültürel İlişki: Bu ilişki İslam kültürümüzü ve davetimizi yayabilmek şeklinde olmalıdır. Zira Çin halkının çoğu Budizm’e inanıyor. Budizm ise sırf kehanetçi, ruhani bir inançtır. Ondan hayat için bir nizam fışkırmaz. Bu nedenle; tesir etme özelliklerini taşımıyor ve İslam gibi hayatın bütün alanlarına yönelik bir nizam taşıyan siyasi ruhi bir akide değildir. Akla dayalı İslam akidesinin yayılması başlayınca, akla dayalı olmayan ruhi inançlara sahip olanlar fikri çatışma sahasından çekilip kaçarlar, mabetlerinde ve zaviyelerinde saklanırlar. Çünkü kendi inançlarını aklen ispatlayamaz ve fikirlerini tartışamaz, kendi fikir ve inançlarına fikren saldıranlara karşı çıkamazlar. Böylece meydan aydın fikre sahip olanlar için boş olur ve tamamen komşusu olan Hindistan yarım adasında olduğu gibi yüz milyonlarca insan Allah’a ve Rasulüne inanır. Bu nedenle; Hindistan, Pakistan ve Bangladeş’i kapsayan bu yarım adada yarım milyardan fazla Müslüman vardır. Çin’de Komünist partili sayısı resmi rakamına göre 70 milyon insana ulaşsa da Çin’de komünizm yaygın demek değildir. Zira bunlar toplum içerisinde birer fert olup, hiç bir toplum veya ümmet oluşturamazlar. Komünizm halkın akidesi olmamıştır. Komünist rejim Konfüçyüs gibi felsefelerle savaştığı gibi İslam ve Müslümanlarla da savaşmıştır. Fakat değişim olduktan sonra bu felsefelerle savaşmadığı gibi onları Çin, kültürü olarak dünyaya takdim etmeye başladı. Ama hayat nizamı veya siyasi olarak sayılan İslam ve Müslümanlarla savaşını hâla sürdürmektedir. İşte; komünistlerin sayısı komünizmin yayılmasına hiç delalet etmez. Nitekim 260 milyon nüfuslu eski Sovyetler Birliğinde 15 milyon komünist parti mensubu vardı. İki devlette nüfus sayısının oranına göre eşittir. Sovyetler Birliği yıkılınca komünist parti de yıkıldı ve bu partinin mensuplarından pek az sayı kaldı. Hatta onun ve Sovyet Birliği’nin liderleri bile ondan vazgeçti.

Bir ideolojik düşünce halk arasında tabii şekilde yayılmaz ve yalnız bir parti mensupları arasında kalırsa hiç bir zaman ümmetin ideolojisi veya akidesi olamaz. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ve Sahabeleri RadiyAllahu Anh İslam davetinin bütün insanlar arasında yayılmasına hırs gösteriyorlardı. Yoksa partilinin çoğalmasına özen göstermiyorlardı. İslam Devleti tarih boyunca ve son gününe kadar bu yolda yürüdü. Hatta İslam’a dayalı birçok partinin, kitlenin, fikri ve mezhebi ekolu tesis etmeye müsaade etti. Bu nedenle bu grupların her birisi kendi mezhebine ve reyine göre İslam’ı yaymada yarış gösterdiler. Böyle canlılık ve aktiflik meydana geldi. Komünist parti ise tamamen bunun tersidir ve hiç buna benzer değildir. Sovyetler Birliğinde ve Çin kültür devriminde olduğu gibi her hangi bir muhalefet eden çıkarsa onu ezer. Komünist devlet ve partiler kendi inanç ve fikirlerini diğerlerin tartışmasını kabul etmezler. Daha doğrusu kendi komünist inanç ve fikirlerini zorla ve baskıyla insanlara kabul ettirmeye çalışırlar. Diğer insanların tek yapacakları iş hiç bir şey konuşmadan komünistlerin yüce gördükleri azamet ve yüceliğe sahip ve ilham kaynağı olan liderlerine boyun eğmektir. Oysa İslam diğer insanların Müslümanlarla tartışmalara, fikir ve inançları münakaşa etmelerine müsaade eder. Tamamen Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in döneminde, Raşidî Halifelerin ve 13 asırdır İslam tarihi boyunca sair Halifelerin dönemlerinde hâsıl olduğu gibi. Böylece, halklar İslam’ın doğruluğunu, adaletini ve müsamahakârlığını gördükten sonra kanaat getirerek gönlün rızasıyla İslam’a girerler. Allah’ın, Rasulü’ne indirdiği Kur’an-ı Kerim buna şöyle davet eder:

ادْعُ إِلِى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُم بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ

“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et ve en güzel şekilde onlarla cedelleş-tartış.” (Nahl 125)

Hikmetin lügat manası isabetli fikirdir. İsabetli fikir Kur’an ve Sünnet’in olduğuna göre; bunları delil olarak gösterip bunlara dayalı fikirleri açıklayarak hikmetle Allah’ın yoluna davet edilmiş olur.

Yine Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:

لاَ إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَد تَّبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِن بِاللّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىَ لاَ انفِصَامَ لَهَا وَاللّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

“Dinde zorlama yoktur (insanlar İslam’a girmek için zorlanmazlar) doğrululuk belli ve sapıklık belli oldu. Kim tağut (Allah’ın dini ve şeriatı dışındaki her din ve her kanun)u red edip Allaha inanırsa kopmaz ve sağlam kulpa yapışmış olur. Allah işiten ve Âlim’dir.” (Bakara 256)



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz