SÖMÜRGE VE MÜSLÜMANLAR ÜZERİNDEN HESAPLAŞMA

Esma Sıddık

Siyasi arenadaki boşluktan faydalanıp, kendini güçlü olarak vasıflandıran sömürgeci devletler, kendilerini sömürgenin şahikasına ulaştıracak yeni bir düzen arayışındadırlar. Zira hali hazırda hâkim olan sömürgeci kapitalist sistemi çökmektedir. Zaten başarısızlıkla sonuçlanmaya da mahkûmdur. Şöyle ki; sömürgeci, kendi vatanı olmayan bir ülkeye gidip, oradaki zenginlikleri zorlabalıkla alarak, kendi ülkesine getiren kişidir. İşgal ettiği ülkeleri kendi ülkesinden bir parça olarak görmez. Aynı şekilde söz konusu ülkenin halkınıda kendi halkı olarak görmez. Dolayısıyla gasp ettiği zenginlikleri hiçbir şekilde o toprakların faydasına sunmaz. Hatta şehirlerini yakar, yıkar ve yağmalar. Toprakları kimyasal bombalar ve atıklarla kirletir. Ardında kuru ve çorak, harap olmuş bir ülke bırakır.

İşgal ettiği ülkenin insanlarını kalkındırmaz. Bilakis, onları sefillik ve güçlünün zayıfı ezdiği bir düzen içerisinde yaşamaya mahkûm eder. Zaman zaman bunlarla da yetinmeyip, boyunlarına zincirleri takıp köleleştirir. Sömürgeciler, üzerlerine üşüştükleri ülkelerde istikrarı sağlayıp huzuru getirmek şöyle dursun, insanların evlerinde dahi güvende olmamalarına neden olmuşlardır. Bu yüzden, halkları bu denli perişanlığa sürükleyen, ezen ve kanlarını emen bir sistem, halklar tarafından bertaraf edilmeye ve tarihin karanlık sayfalarına gömülmeye mahkûmdur. İşte bu kaçınılmaz sonucu sömürgeci devletler görmüşlerdir. Ve şu anki yeni sömürü düzen kurma yönündeki faaliyetleri de bunun bir göstergesidir. 

Ancak yeni düzenin kamuoyu desteğine ihtiyacı vardır. Kamuoyu desteğini elde edebilmek için sömürgeciler sinsi yollardan gitmekte, siyasi arenaya yeni kahramanlar(!) dâhil etmektedirler. Bu sözde kahramanlarla halklar kandırılmakta ve istedikleri, özledikleri atmosferler oluşturulmaktadır.

Yeni düzen kurma girişimleri bazı devletleri pekte mutlu etmemektedir. Çünkü kendilerinden, yeni düzenin salahiyeti açısından göstermelik de olsa, bazı meselerde geri adım atmaları istenmektedir. Bu manada menfaatler çatışır. Ve hesaplaşmalar başlar...

Söz konusu sömürülecek bereketli topraklar İslam toprakları olunca da batılı devletlerin hesaplaşmaları Müslümanların üzerinde ve İslami beldelerde gerçekleşmektedir. Mavi Marmara gemisinde “İsrail”in kardeşimiz Furkan'a sıktığı o kurşunların adresi esasında Furkan’ın pasaportuna yani aynı zamanda ABD’li oluşunadır. Bu örnek bahsettiğimiz hesaplaşmaların güncel örneklerinden sadece biridir. Bölgesel devletler ve ABD’ye, bunların yeni düzen kurma çalışmalarına sıkılmıştır o kurşunlar. Bu menfaat çatışmasında kurban edilenlerin ise kâfirlerin gözünde hiçbir kıymeti yoktur. Öldürülenlerin, sadece saldırgan kâfirlerin değil, vatandaşı oldukları devletlerinin nezdindede kıymetleri yoktur. Çünkü “İsrail”in yaptığı bu saldırı Türkiye Cumhuriyeti ve ABD’de dâhil olmak üzere diğer devletlerin bilgileri dâhilinde gerçekleşmiştir. Ve hiçbir devlet vatandaşlarını korumak için herhangi bir çaba göstermemiştir. Her biri kendilerine biçilinen rolu oynamakta ve aç gözlerle pastadan kendilerine düşen payı beklemektedirler.

Planların yürürlüğe koyulmasına ısrarla karşı koyan “İsrail” hükümetinin ise tasfiye edilmesi gündemdedir. Önce, Gazze’ye uygulanan ablukanın kaldırılması hususunu görüşmek üzere, Obama ve Netanyahu bir araya gelmiş, ardından T.C, “İsrail”deki yönetimin gitmesi gerektiğini düşündüğünü açıklamıştır. “İsrail” varlığının içerisinde de, esir “İsrail” askeri Şalit'in kurtarılmasıyla alakalı kamuoyu oluşturulmuş ve bunun vasıtasıyla hükümete baskılar yapılmaktadır. Yani “İsrail” varlığının hükümeti içeride ve dışarıda baskı altındadır.

Yeni düzenin getirdiği bazı durumlardan memnun olmayan devletlerden biride İran’dır. İran’ın Gazze'ye yardım gemisi gönderme girişimi, büyük ordusu ve köklü ülke tarihine rağmen bölgede kendisinin arkasında değil Türkiye Cumhuriyeti’nin liderliğinde Orta Doğu devletlerinin birleştirilmesi çalışmalarından rahatsız olduğunun dışa yansımasıdır. Yani İran için, korunması gereken Müslümanlar değil stratejik liderlik ve ülke menfaatleridir. Bu yardım gemisi gönderme meselesi, Gazze’ye yardım bahanesiyle Orta Doğu’da liderliği Türkiye’ye kaptırmama hamlesinden ibarettir. Bir yerlerden düğmeye basılmış, iç ve dış medyada psikolojik savaşın başlatılması sonucu İran’ın yardım gemisi gönderme girişiminin önü kesilmiştir. İran, gemileri göndermekten vazgeçmiştir. 

Müslümanlar üzerinde yapılan hesaplaşmaların örnekleri bi hayli çoktur ve maalesef ardı arkası kesilmemektedir. Kırgızistan-Özbekistan sınırındaki ABD ve Rusya çatışması, Afrika’da ki iç savaşlar, Filistin, Afganistan... diye devam etmektedir. 

Kapitalizm doğmuş, bir kaç asırlık ömrünün içerisinde yükselişi yaşamış, gittiği yerlere zulüm götürmüş ve şimdi de yok olmak üzeredir. 

Elbette dünya sahnesindeki tek oyuncu kapitalizm değildir. Bu sahneye heybetli bir devin, silinmez izleri kazınmıştır. 1400 yıl önce Muhammed’ul Emin’e gelen tek bir mesaj, tarihte yazılı kayıtları dahi olmayan bir milleti, bir insan ömrü kadar olan 90 yıl gibi kısa bir süre içerisinde İspanya sınırlarına kadar ulaşan bir devlet kurmayı nasip etmiştir. Aynı mesaj göçebe bir kavme, asırlar boyunca yeryüzünde Allah’ın Halifesi olmayı nasip etmiştir. Ve bu göçebe kavmin bağrından Konstantine’yi feth eden o “güzel komutan” çıkmıştır. 

Bu 14 asırlık devasa devlet, yani Hilafet Devleti ve Halifeleri, feth ettikleri toprakları kendi toprakları olarak benimsemiştir. Dolayısıyla feth ettiği toprakların zenginliklerini tekrar o bölge halkının hizmetine sunmuştur. Kapılarını İslam’a açtıkları şehirlere su kanalları, hastaneler, okullar, üniversiteler, hanlar, hamamlar, vs. inşa etmiştir. O toprakların halklarını kendi tebaasından bir parça olarak görmüştür. Onları korumuş, isteklerini dinlemiş, haksızlığa uğramalarına engel olmuş ve güvenlerini kazanmıştır.

Hilafet'in sömürmek için bir nedeni olmamıştır. Çünkü Hilafet'in varlığının tek nedeni Allah Azze ve Celle’nin gönderdiği İslam mesajını yeryüzüne hâkim kılmak ve Âlemlerin Rabbinin rızasını elde edebilmektir. Hedefte ne dünya nede koltuk sevgisi vardır. Zira dünyanın Malik'i Allahu Teâlâ’dır.

Bugün bu sömürü düzeninden Müslümanları ve tüm insanlığı kurtaracak olan tek şey, İslam mesajının yeryüzüne tekar hâkim kılınmasıdır. Ümmetin ihtiyacı olan, bu ideolojiyi bir Halife’nin eliyle, küfrün hâkimiyetinden ve etkisinden uzak bir şekilde uygulayacak olan bir Hilafet'tir. Ümmet bu ihanet dolu liderlere mecbur değildir. Ümmetin ihtiyacı olan şey Allah Azze ve Celle’ye karşı samimi ve kendilerine karşı da sadık bir liderdir. Rabbine verdiği söze ve tebaasından aldığı biata ihanet etmektense, ölmeyi yeğleyen bir liderdir. Hilafet ve Halifeleri sadece tarih sahnesinde bir oyuncu değil, Allahu Teâlâ’nın Müslümanlara müjdelediği vaadidir.

وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

“Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiç bir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse, işte onlar fasıktır.” (Nur 55)



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz