AF ETMEKTEN DAHİ MAHRUM OLANLARA

Yiğit Serdengeçti

Bir Müslüman’ın dünyevi olgulardan korkması gerçekten ciddi rahatsızlıklardan birisidir. Eğer korkularınızı yenemezseniz, korktuğunuz şeyin kölesi olma yolundasınızdır. Artık hayatınızdaki her şeyi ona bağımlı hale getirir ve korktuğunuz şeyin bütün davranışlarınızı kontrol ettiğini düşünüyorsunuzdur. Sizi korkutan şey her ne ise onu kızdırmamak için elinizden gelen bütün çabayı gösterirsiniz. Birde korku, muhakkak bir maslahat dâhilindedir. Bu maslahat ise, ya bir faydanın celp ve muhafazası şeklinde ya da bir zararın def’i şeklinde tezahür eder. O yüzden insan bazen bir şeyi kazanamamaktan veya elde ettiği bir menfaati kaybetmekten dolayı korkar. 

Bu güne kadar belli makam ve mevkileri elde etmek adına kendilerini gizleyen, gizlemek üzere eğitilen, o makamları elde etmek için makyavelist düşüncelere sevk edilen yeni bürokratlarımız ve yöneticilerimiz, şimdiler de ise o makam ve koltukları koruma adına yine aynı şeyleri yapıyorlar. O makamları elde edene kadar geçmişlerini, okullarını, sevdiklerini, düşüncelerini ve İslamî kimliklerini terk eden, saklayan veya yok sayan bu kesimden olan Müslümanlar, normal şartlarda kullanmaları gereken inisiyatiflerini dahi deşifre olma korkusu ile Müslümanlardan yana kullanmıyorlar. Hâlbuki daha önce tek gayelerinin bu olduğu ve sırf Müslümanlara yardımcı olmak adına kendilerini tehlikeye attıkları iddiasında bulunurlarken! Peki, o halde ne zaman geçecek bu tehlike diye soruyoruz? Daha neyi elde edinceye kadar bizden yana tavır alacaksınız diye de merak ediyoruz? 

Bu giriş paragraflarını değinmek isteğim konuya ait bir bakış açısı vermesi düşüncesiyle kaleme aldım. Zira bu yazımda bahsedeceğim meselenin sadece bir haber gibi görünmemesini ve buradaki örnekliğin sadece bu mesele üzerinde kalmamasını istiyorum. Bu bakış açısı ile siz değerli KöklüDeğişim okuyucularının birçok örneklik bulacağını biliyorum. 

Daha önce Sincan 2 Nolu F Tipi cezaevinde aynı dönemde kaldığım ve bağırsak kanseri rahatsızlığını duyduğum Cahit Durmaz kardeşimin vefat haberini aldım. Rabbimden kendisinin bütün günahlarını affetmesini ve onu cennetine almasını, ailesine ve arkadaşlarına da sabr-ı cemil vermesini niyaz ediyorum. Tüm sevenlerinin başı sağ olsun. Eğriden doğru ve karadan da ak çıkmayacağı gibi, fasid bir sistemden de adalet asla çıkmayacaktır. Böyle bir beklenti içerisinde olmakta abesle iştigaldir. Ve ayrıca bundan önce birçok vahim olaya şahitlik ettiğimiz gibi, İnşaAllah beklediğimiz güzel günler gelir de bundan sonra bu türden başka vahim olaylara şahitlik etmeyiz. 

Doğru Haber Gazetesi uzun bir süreden beri Cahit Durmaz’ın sağlık durumuna dikkat çekiyor ve hastalığının ağırlığı karşısında bir an önce tahliye edilmesi yönünde gündem yapıyordu. Fakat kimse bu sesi duymuyor ve önemsemiyordu. 8 ay önce Ankara Numune Hastanesi’nden 7 uzman doktorun ‘cezaevinde kalmasının hayati tehlikesi vardır’ raporu, vefatından önce 30 kiloya kadar düşmesi ve 21 gün önce çıkan Adli Tıp raporun bir türlü ilgili makamlara ulaşmaması Cahit’in son günlerini sevdikleri ile beraber geçirmesine engel oldu. Ama sonunda beklenen hadise gerçekleşti ve Cahit Durmaz tahliye oldu! O soğuk beton duvarlardan daha da soğuk olan kararmış yüreklere rağmen tahliye oldu! İnsaf ve insanlıktan mahrum olan kalplere rağmen tahliye oldu! Hakkında müebbet cezası olsa da, Allah’ın emri gereği tahliye oldu! Bütün bürokrasiye ve mevcut hukuk sistemine rağmen tahliye oldu! Cahit Durmaz sağ olmasa bile yine de tahliye oldu! Ve bu öyle bir tahliye oldu ki, bir daha kimse ona yapmadığı suçları işkence ederek kabullendirmeyecek, artık hiçbir zaman adaletten uzak bir sorgulama ve yargılamaya katılmayacak, merhametten yoksun bir muameleyle asla karşılaşmayacaki..! 

Bu, Cahit’in tahliyesi idi ve dosyası kapandı. Ama ya Cahit tahliye olurken mahkûm olanlar ne yapacak? Ellerinde yetki bulunduğu halde bunu insanlıktan ve İslam’dan yana kullanmayanlar ne olacak? Onların dosyası nasıl kapanacak? Korkulmaya en layık olan yüce Rabbimiz dururken, beşerden ve beşeri sistemlerin cezasından korkanlar nasıl tahliye edilecek? 

Oysa ilk defa Cahit affedilmeyecekti. Bundan önce birçok hükümlü nasıl affedildi ise, ona da aynı prosedür uygulanacak ve oda diğer hükümlüler gibi aynı haktan belki de daha haklı gerekçeler ile yararlanacaktı. Ama maalesef diğerleri için devreye giren inisiyatif bu sefer devreye girmedi. Çünkü Cahit İslamî bir cemaate mensuptu. Onun için kullanılacak yetkiler belli kesimlerin tepkisine yol açabilirdi. Bu ise korku atmosferinde ve kendini gizlemek psikolojisi ile büyümüş kişiler için çok korkunç bir şeydi. Belki de çok basit olarak görülen bu meselede pragmatik bir yaklaşımla risk almaya bile değmezdi. Çünkü Makyavel düşüncenin yanında pragmatik düşünce de çok iyi bilinirdi. Bizim okumuş ağabeyler tarafından!

Ama böyle bir atmosferde büyümeyen eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer af yetkisine en çok başvuran Cumhurbaşkanı oldu. Nitekim 7 yıllık görev süresi boyunca toplam 261 kişiyi affetti. Ve bu kişilerden 250’si DHKP/C, TİKB, TKP-ML/TİKKO, DEV-SOL ve PKK örgütü mensuplarıydı. Sezer en çok DHKP/C’li mahkûmları af etme yetkisinden yararlandırdı. Yaklaşık olarak 100 DHKP/C üyesi bu aftan dolayı serbest bırakıldı. Hatta daha sonra hastalığı nedeniyle af edilen bu kişilerin polisle girdikleri çatışmalarda öldürüldükleri de görüldü. Daha eski Cumhurbaşkanlarına baktığımız zamanda Kenan Evren’in 27, Süleyman Demirel’in 100, Turgut Özal’ın 21 mahkûmu affettiğini görüyoruz. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise göreve geldiği günden beri Erbakan’ın affıyla birlikte bugüne kadar 7 kez af yetkisine başvurmuş oldu. Gül, Erbakan’dan önce 2 mahkûmu affetmiş ve Güler Zere ile birlikte 3 kişiyi daha affetmişti.

Sözün bittiği yerde şunları son söz olarak söylemek istiyorum. Ilımlı siyasetten yana tavır alanlara, kâfirlerle hoşgörü kapsamında çalışmalar yapanlara ve Müslüman kardeşlerine karşı merhametten, doğruluktan ve insaftan uzak kalanlara şu ayet ve hadis ile: 

مُّحَمَّدٌ رَّسُولُ اللَّهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاء عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاء بَيْنَهُمْ

“Muhammed Allah’ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler.” (Fetih 29)

İbn Abbas der ki: “Bunlar, müminlere karşı, babanın çocuğuna, efendinin kölesine davrandığı gibi davranırlar. Kâfirlere karşı sertlikleri ise, bir aslanın avına karşı durumu gibidir.”

Ve korkuyu yalnızca Âlemlerin Rabbine mahsus kılmalarını ve o makam ve mevkilerin kendilerini kurtarmayacağını bildiren şu ayeti kerimeler ile seslenmek istiyorum:

إِنَّمَا ذَلِكُمُ الشَّيْطَانُ يُخَوِّفُ أَوْلِيَاءهُ فَلاَ تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

“İşte bu şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Siz onlardan korkmayın, eğer mü'minler iseniz, Ben’den korkun.” (Âli İmran 175)

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظِيمٌ يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا أَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وَتَرَى النَّاسَ سُكَارَى وَمَا هُم بِسُكَارَى وَلَكِنَّ عَذَابَ اللَّهِ شَدِيدٌ

“Ey insanlar! Rabbinizden korkun! Çünkü Kıyâmet vaktinin depremi müthiş bir şeydir! Onu gördüğünüz gün, her emzikli kadın emzirdiği çocuğu unutur, her gebe kadın çocuğunu düşürür. İnsanları da sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir, velâkin Allah’ın azabı çok dehşetlidir!” (Hacc 1-2)

Burada göstermiş olduğumuz iyi niyeti anlamamakta ısrar eden ve hala ben bildiğim yolda giderim diyenlere de malum bir atasözümüz ile “Gölge etmeyin başka ihsan istemez” diyorum. 

Selam ve dua ile…



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz