İKTİSADİ DÜŞÜNCELERİN BOZUKLUKLARI VE SAHİH ÇÖZÜM (5)

Hakkı Eren

2. MARXGİL İKTİSAT ve SOSYALİST SİSTEM

GİRİŞ:

Karl Marx ve John Stuart Mill aynı iktisadi ortamı gözlemlemişlerdir. Bu ortam ise sanayiciliğin filizlenmekte olduğu bir dünyadır. Fabrikalar, Adam Smith’i hayrete düşürecek kadar çoğalmışlar, fakat bu etkileyici değişiklikler toplumun büyük bölümü için pek bir fayda sağlamamıştır. Sanayileşme belli kişileri zenginleştirse de, yeni işçi sınıfının üyeleri için kötü hayat koşullarının oluşmasını sağlamıştır. Ve işçiler onlara layık görülen kenar mahallelere sürülmüştür. Pek çok durumda en temel sağlık önlemleri bile şehirli işçi nüfusunun gerisinde kalmış ve tifo ile kolera gibi büyük salgınlar dehşet verici ölçüde sıklaşmıştır.

İşçi sınıfının iş dışındaki hayatlarını renklendirecek pek birşey bulunmadığı gibi, nafaka teminine ayırdıkları zamanları daha da tatsız bir hale bürünmüştür. Çalışma saatleri uzamıştır. Örneğin, 1840’lı yılların fabrikalarında günde 14 saatlik çalışma oldukça sık rastlanan bir şeydir. Kamu vicdanının harekete geçirilmesinden sonra bile, günlük ve haftalık çalışma süresinde yapılan yasal kısıtlamalar sadece kadınlara ve çocuklara yöneliktir. O yıllarda İngiltere’de çıkarılan bu yasalara göre, yetişkin erkekler çok daha sonra düşünülecektir!

Bu koşulların yanında, ödenen ücretler de ancak asgari ihtiyaçları karşılayacak düzeylerdedir. İşçilere göre ise hiç iş bulamamaktansa, bu ağır şartlar altında çalışmak yine de iyidir. Sanayicilik ilerledikçe ve büyüdükçe ücret karşılığı istihdam hususunda ki belirsizlik aynı paralel de artmıştır. Özellikle İngiltere’de toplumsal açıdan duyarlı insanlar işlerin yolunda gitmediğini görmüş ve yaşadıkları dönemin bu iktisadi sorunları ile ilgilenmek için daha fazla bilgi edinmeye çalışmışlardır. İşte Karl Marx’da bunlardan biridir. 

İngiltere’nin iktisadi manzarası gibi siyasi iklimi de 19. yy’ın ilk yarısı içinde dramatik bir değişiklik geçirmekteydi. 1832’de çıkan Reform Kanunuyla ortaya çıkan iş ve sanayi toplumu, toprak sahibi aristokratların siyasi üstünlüğüne son vermiş ve 1846’da Tahıl Yasalarının iptaliyle siyasi gücünü ortaya koymaya başlamıştır. Bu arada işçi sınıfının büyük bir bölümü halen oy kullanma hakkına sahip olmamasına karşılık, çekingen bir şekilde siyasi örgütlenmeyinin ilk canlılıklarını göstermeye başlamıştır.

Adam Smith’in ortaya koyduğu ve herkese kazanç getireceğini ummuş olduğu bölüşüm sistemi maalesef işlememekte ve herkesi perişan etmektedir. Bu işlevsizliği gören ve klasik yasalar paketini çözmüş olan Mill, gelir bölüşümünün insanlar tarafından yönlendirebileceğini ileri sürmüştür. Mill’in klasik sisteme karşı bu muhalafeti, özellikle işçi sınıfının mutluluğunu arttırmak için yeni bir saha açmıştır. İşte Marx’da, Mill’den bu noktada ayrılmıştır. Marx’a göre Mill, “sığ uzlaşmacılığın en iyi temsilcisidir.” Mill’in iyileştirmeye çalıştığı iktisadi siyaset Marx’a göre, burjuva iktisadının iflas ilanıdır.

Marx’ın tarih ve toplumun doğası hakkındaki varsayımları, onun iktisadını iktisadi düşünceler tarihindeki diğer modellerden kesin bir şekilde ayırmıştır. Marx’ın analitik sistemi, iktisadi olgular çevresinde inşa edilmiş olmasına karşın, hiçbir süretle genel olarak yorumlandığı gibi iktisadi konularla sınırlı değildir. Aksine bu analiz, içinde tüm olayların birbiriyle sıkı sıkıya ilişkili göründükleri şümullü bir toplum görüşü ortaya koymuştur. Yani Marx, yeni bir ideoloji kapsamında ve çerçevesinde değerlendirmeler yapmaktadır. Diğer klasikçilerin kendi iktisadi teorilerine kaynak yaptığı kapitalizm düşüncesinden farklı olarak, kendi teorilerine Sosyalizm ideolojisinden bakmaktadır. 

Marxgil yaklaşımının tarihsel çerçevesine göre iktisadi hastalıkları tedaviye yönelik tedbirler yararsız olduğu kadar, onları düzeltmek için yapılan yapıcı reformlar da imkânsızdır. O yüzden esas olarak Marx, daha çok kendi iktisadi teorilerini konuşmaktan ziyade, kapitalizmin yıkılmaya mahkûm olduğunu ortaya koyan tarihsel değişim yasalarını bulmak ve kapitalizmin zararları hafifletmeye yönelik aldığı tedbirlerin beyhudeliğini kanıtlamakla uğraşmaktaydı. İşte bu yüzden Marx; yıkılışını kaçınılmaz gördüğü kapitalizmin yerini alacak olan iktisadi sistemin sistematik bir analizini yapmaya teşebbüs etmemiştir. Yani var olanı haklı gerekçeler ile ciddi anlamda eleştirmiş, ama yerine doğrusunu koyma noktasında aynı ciddiyeti göstermemiştir. Marx ve teorilerini anlamak konusunda hayat hikâyesine bakmak konunun anlaşılması konusunda kanımca daha etkili olacaktır. Bu sebeple şimdi biraz Marx’ı tanımaya çalışalım. 

KARL MARX (1818- 1883)

Marx’ın meslek hayatı bir filozof ve âlimin inziva hayatı ile bir teşkilatçı propagandacının hayatının harman edilmiş bir halidir diyebiliriz. Bir yandan toplumun dinamiklerini araştıran bir araştırmacı olmakla birlikte diğer yandan toplumsal değişimi hızlandırmaya çalışan bir mücadeleci partizan olmuştur. Ama bir siyasi teşkilatçı olan Marx’ın stili, diğer arkadaşlarına göre oldukça sadedir. 

Nasranîliği seçerek Museviliği terk etmiş Renonyalı varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Marx, normal bir çocukluk evresi geçirmiştir. Hukuk tahsil etmek için üniversiteye girmiş olmasına karşılık, 1830’larda da Berlin’deki Hegelyen felsefenin kendisini etkilemesiyle planlarını değiştirmiştir. Marx; bu amaçla felsefeci olarak üniversitede görev almayı arzulamıştır. Ancak Prusyalı Eğitim Bakanı’nın Hegelyen sol akım için getirdiği yasaklamayla birlikte bu hayali kısa süre sonra suya düşmüştür.

Babasının ölümünden sonra geçimini temin etmek için iş aramak zorunda kalan Marx, muhabirliliğe yönelerek Colonge’de devlet karşıtı yayın yapan bir dergide yazı yazmaya başlamıştır. Ayrıca bu iş sayesinde siyasi reformlar için kışkırtıcı ve etkileyici yazı yazma konusunda kendini geliştirmiştir. 1843 yılında ise, hükümetin bu dergiyi yasaklaması ile başka bir dergide çalışmak için Paris’e gitmiştir. Bunu takip eden iki yıl içinde de üzerinde çalıştığı düşüncelerin çerçevesi netleşmeye başlamıştır. Paris’te iken iktisad teorisinin temel eserlerini hatmetmiştir. Kıta Avrupa’sı solunun önde gelen üyelerinin birçoğu ile karşılaşmış ve Friedrich Engels’le dostluğu bu vesile ile başlamıştır.

Karl Marx ve Klasik Gelenek:

Marx’ın kaleme aldığı yazıların çoğu klasik iktisadi düşünceyi iğneleyen ve klasik yazarların analitik metotları ile birlikte ulaştıkları sonuçları da eleştiren yazılar olmuştur. Fakat tüm bu karşı duruşa rağmen klasik sistemle olan ilişkisinde çelişkiler söz konusudur. Daha çok yeni bir model ortaya koymaktansa klasik sistemi eleştiren Marx, bazen bu geleneğin kategorilerini süslemiş, değiştirmiş ve onlara daha çok yeni anlamlar yükleyerek aslında kendi sisteminin özünü klasik iktisadçılardan bir nevi miras olarak almıştır. O yüzden Marx’ın elinde tanıdık klasik sorular yeniden ortaya konmuş ve değer analizi, gelir paylaşımı gibi hususları kendi ideolojik düşüncesiyle irdelemiş ve farklı sonuçlara ulaşmıştır. Örneğin; Marx’ın tarihsel evreler görüşü (diyalektlik devirler) Malthus’un nüfus yasasını yıkmıştır. Ona göre aşırı nüfusu kapitalizmin kendisi oluşturmuştur. 

Marx, kapitalist üretim tarzı içerisinde birçok çelişkinin olduğunu savunmuştur. “Bu sistem bir yandan özel mülkiyet ilişkileri temeli üzerinde düzenlenmiş, diğer yandan üretimin süreçleri yapısı itibariyle işbirliğine dayalı toplumsal ilişkileri de içine almıştır” demiştir. Marx’ın yaklaşımı o temelden farklı olmuştur. Klasik yazarların zihninde, ticari işlemlerin takas usulüyle gerçekleştirildiği ve tasavvur edilebilir farazi bir durum vardı. Marx ise farazi vakıalardan çok özgül tarihi devirlerle ilgilenmiş ve tarihi değişmez yasalar tarafından yönetilen ardışık safhalar olarak görmüştür. Bu sebepten ötürü de klasik iktisadçıları affedilmez bir hata yapmakla suçlamıştır. Onların buluşlarının tarihi sürecin iç dinamiklerini hesaba katmada başarısız kaldıklarını ileri sürmüştür. Üstelik klasik yazarlar, her tarih aşamasının kendine has iktisadi yasalar tarafından yönetildiğini de idrak edememişlerdir. Dolayısıyla evrensel bir nüfus yasası söz konusu olamazdı. Ona göre her üretim tarzı, insanın üreme faaliyetleri de dâhil olmak üzere tüm beşeri davranışları etkileyen biçimler olarak kendi toplumsal koşullarını oluştururdu. 


Devam Edecek…


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz