TÜRK BASININDA ÇIKAN HABERLER

Editör

Hizb-ut Tahrir’in Beyrut Sempozyumu 

Geçtiğimiz hafta sonu Hizbu’t-Tahrir’in uluslararası bir sempozyumuna katılmak için iletilen bir davete icabetle Beyrut’taydım. İlk davette içeriğiyle ilgili fazla bilgi verilmeden medya mensuplarına yönelik bir uluslararası sempozyum olduğu söylenmişti. Oraya gidince medya mensuplarına, kendi teşkilat mensuplarına ve merak eden herkese gündemdeki birtakım meselelerle ilgili mesajlarını iletme amacıyla düzenlenen bir sempozyum olduğunu gördüm. Ama benim açımdan maksat yine hâsıl oldu. 

18 Temmuz 2010 Pazar günü düzenlenen sempozyumun ana başlığı “Sıcak Uluslararası ve Bölgesel Sorunlara Hizbu’t-Tahrir’in Bakışı” şeklindeydi. Katılım konusunda müşahade ettiklerimiz gerek Türkiye’den gerekse Türkiye dışından davet edilenlerin birçoğunun tereddütlü yaklaştığını gösteriyordu. Sanıyorum toplantıya davet edilip de başka bir engeli olmadığı halde sırf tereddütten dolayı katılmayan meslektaşlarımızın birçoğu aynı konuda örgütün ileri gelenlerinden biriyle röportaj yapmak için epey çaba sarf edebilirler. Ayaklarına gelen fırsatı neden geri çevirdiklerini anlamıyorum. Bizim için önemli olan belli bir taraftar kitlesine sahip bir örgütün gündemdeki sorunlarla ilgili görüşlerini birinci ağızdan dinlemektir. Basın mensubu sıfatıyla böyle bir etkinliğe katılmam duyduklarımın altına imza atmam veya söz konusu meselelerde halka ne anlatmam gerektiği konusunda talimat almam anlamına gelmiyor. Tam aksine eleştiri ve tahlillerimin birinci ağızdan verilmiş bilgi ve mesajları nazarı dikkate alması fırsatı sağlıyor…

21.07.2010 Vakit Gazetesi / Ahmet Varol


Kendini İfade Çabası 

18 Temmuz Pazar, Hizbu’t-Tahrir’in Beyrut’ta uluslararası konferansı düzenleyeceği tarihti. Konferansın süresi bir gündü. Ama ertesi gün de bir basın toplantısı düzenleneceği ifade edildi. 

Kaldığımız otel epey uzak bir mesafede bulunduğundan sabahın erken saatlerinde kahvaltı ettikten sonra yola çıktık. Gece serin rüzgârların altında epey uzayan sohbetimiz sebebiyle geç yatmamızdan dolayı yarım kalan uykumuzun bir kısmını yolda ifa ettikten sonra henüz program başlamadan konferansın düzenleneceği Le Bristol Hotel’e geldik. İçeri girdiğimizde konferansın başlama saati geldiği halde salonun henüz yarıya yakın bir kısmı boştu ve iştirakler devam ediyordu. Yani bu tür sosyal etkinliklerde “gecikme payı” İslâm âleminde artık bir gelenek halini almış. Ondan dolayı belirlenen saatte başlayan programlar kuraldışı hareket etmiş oluyor ve geç gelenlerin yetkilileri “biz gelmeden niye programı başlattınız?” diye hesaba çekme hakları oluyor. 

Kur’an tilavetiyle programın açılışı yapıldığında konferans salonunu dolduracak bir kalabalık da oluşmuştu. Katılanlar arasında farklı siyasi akımlardan şahsiyetler gözüme çarptı. Hizbullah’ın ileri gelenlerinden ve kendisiyle Kudüs Müessesesi’nin çatısı altında sıkça buluştuğumuz Hasan Hudruc, Arap dünyasındaki sivil örgütlenmelerin ileri gelen isimlerinden Maan Beşşur, Ürdün’ün eski Mühendisler Sendikası Genel Başkanı Leys Şebillat, Lübnan’daki Cemaati İslâmiye’nin bazı ileri gelenleri, Filistin direnişinin muhtelif kanatlarının temsilcileri mevcuttu. Ama yine de pek geniş yelpazeli bir katılımdan söz etme imkânı yoktu. Bu durum Lübnan’daki bazı siyasi akımların bu hareketin faaliyetlerine mesafeli durmayı tercih ettiğini gösteriyordu. Teşkilat mensuplarına bu konuyu sorduğumda Lübnan yönetiminin Hizbu’t-Tahrir’e yasal bir siyasi parti olma hakkı vermesine rağmen yakın takibinin devam ettiğini ve bu yüzden mesafeli durulduğunu söylediler. Ama dışarıdan edinilen intiba, teşkilatın kendisinin diğer çevrelerle ilişki kurmada izlediği tutumun yani tepki ve suçlamaların biraz ağır basmasının da bunda etkili olduğunu gösteriyordu.

Örgütün bu şekilde basına ve halka açık bir konferans düzenlemekteki amacı tabii ki öncelikli olarak örgütsel mesajlarını sadece kendi tabanına değil geniş bir kitleye ulaştırmak için fırsat oluşturmaktı. Fakat bizim gördüğümüz kadarıyla bunun kadar önem ve öncelik taşıyan bir amaç da gizli örgüt imajını silmekti. Kaynağı ve sebebi ne olursa olsun “gizli örgüt” imajı, açık mesaj amacına ters düşüyor. Ondan dolayı hâkim sistemleri ve onların meselelere yaklaşımdaki çizgilerini red ile “gizli örgüt” vasfının aynı şey olmadığını anlatmak için fırsat ve imkânlar oluşturmak istiyorlar. Bunun yanı sıra sistem nezdinde meşrulaşma ile toplum nazarında meşrulaşmayı birbirinden ayırdıklarını ortaya koymaya çalışıyorlar. 

Fakat bu teşkilatın söylemde izlediği metodu ciddi bir şekilde gözden geçirmesinin zorunlu olduğunu düşünüyoruz. Söylemin iki yönü var. Biri ne olmadığını, diğeri ise ne olduğunu ifade etme. Fertlerin ve teşkilatların çoğu ne olmadıklarını anlatırken başkalarının eksik ve yanlışlarından yararlanırlar. Ama bunu söylem merhalesinde ortaya koymak kolaydır. Eylem merhalesindekilerin yanlışlarına bakarken maruz kaldıkları gerçeği de okumanın zorunluluğunu düşünmek ve eleştiriyle ithamı, mahkûm etmeyi birbirinden ayırmak gerekir. İyi niyete dayanan eleştirinin amacı ıslah ve hatanın düzeltilmesinde kardeşine yardımcı olmak, itham ve mahkûm etmek ise onun üzerine çizgi çekmektir. “Senin şu meseleyle ilgili politikan ABD çıkarlarına yarıyor” demekle onu “ABD ajanı” ilan etmek arasındaki fark gibi. 

23.07.2010 Vakit Gazetesi / Ahmet Varol 


Küresel Sorunlar Beyrut'ta Tartışıldı

Dünyanın dört bir yanından Beyrut’a gelen pek çok isim İslâm dünyasının sorunlarını tartışıyor. Hizb-ut Tahrir örgütü tarafından organize edilen konferans, Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta düzenledi. Hizb-ut Tahrir Örgütü, Hilafet’in Hilafet’in kaldırılışının 89. Yıl dönümü vesilesiyle Lübnan’nın başkenti Beyrut’ta 18 Temmuz “Hizb-ut Tahrir’in Uluslararası ve Bölgesel Sıcak Meselelere İlişkin Duruşu” başlığı altında uluslararası bir konferans düzenledi. Hizb-ut Tahrir bu konferansı üç bölüm olarak gerçekleşti. Sabah saat 9.00’da başlayan konferans aşağıdaki kısım ve konulardan oluşuyor:

Birinci Kısım: İslami Beldelerde Saldırıya Uğrayan İslami Meseleler:

1.Arap ülkelerindeki Müslümanların meseleleri (Filistin, Irak, Sudan “Güney’in Ayrılması”)

2.Güney Asya’daki Müslümanların sorunları (Afganistan ve Pakistan “Keşmir”)

3.Güneydoğu Asya’daki Müslümanların sorunları (Endonezya’daki ayrılıkçı hareketler)

4.Batı ve Orta Asya’daki Müslümanların sorunları ( Türkiye “Kıbrıs”, “Kafkaslar, Doğu Türkistan”)

İkinci Kısım: Batıdaki Müslümanlara Yapılan Saldırılar

Üçüncü Kısım: Müslümanları ve Gayrimüslimleri ilgilendiren uluslararası Genel Sorunlar:

1.ABD’de başlayıp dünyaya yayılan uluslar arası ekonomik kriz

2.Küresel nükleer enerji krizi ve özellikle İran’daki barışçıl nükleer enerji.

Açılış konuşmacısı Fâdi Abdullatif, İslam dünyasındaki sorunları kendi sorunları olarak kabul ettiklerini ve bu sorunların İslam hilafetinin kurulmasıyla çözülebileceğini belirtti. Abdullatif sözlerine devamla: “Hizbut Tahrir; İslam hilafetinin diriltilmesi ve Allah’ın hükümlerinin uygulanması temel siyaseti olarak kabul etmektedir. Tüm sorunlara İslam düşüncesi nazariyesinde değerlendirir ve sorunların çözümünde yine bu nazariye içinde çözülebileceğine inanmaktadır.” şeklinde devam etti. 

İlk oturumda Filistin sorunu tartışıldı. İlk konuşmayı İsmail Vahvah yaptı. Hizbut Tahrir’in Avustralya medya temsilcisi olan Vahvah konuşmasına kendisinin de Filistinli olduğunu belirterek başladı. Beytul makdis’in öneminden ve bir İslam beldesi olduğunu dillendireren Vahvah, Müslümanlar’ın ancak birlik içinde hareket ederlerse Filistin’in kurtulabileceğini belirtti. Tüm sorunların Müslümanların bir liderlik çerçevesinde yoksun olduğundan kaynaklandığını belirttiği konuşmasında pek çok Müslüman ülke başkentinin İsrail’le ilişkisi olduğunu belirtti. Bu sorunun çözümü Hilafetin dirilişi ve Müslümanların birlik içinde hareket ederlerse çözüleceğine inandığını belirtti.

Hizb-ut Tahrir’in Irak sözcüsü Ebu Zeyd ise Irak sorununu işlediği konuşmasında Irak’ın İslam tarihindeki ve günümüzdeki önemine değindi. Ebu Zeyd şöyle konuştu: “Batı emperyalizmin Irak üzerinde nasıl oynandığını görüyoruz. Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesiyle Avrupa ve Amerika emperyalizmini Irak’ın merkezine taşımış oldu. Bu bozguncular bugün Irak toprakları üzerinde kan kusmaktadırlar. Felluce, Necef ve diğer kentlerde dökülen kanlar bilinmektedir. Mezhepsel ayrılıklar kışkırtılmakta ve Müslümanları kendi aralarında çatışır duruma getirmiştir. Bugün bu ayrılıklar Müslümanların temel problemi olmuştur. Saddam döneminde Kürtler ve Şiiler ezilirken bugün Suniler Amerika’nın desteğiyle beraberce suniler ezilmektedir. Bundan kurtulmanın ana kaynağı Amerika’nın ülkeden atılmasıyla mümkündür.” 

Japonya İslam Meclisi başkanı Prof. Hasan Kunakata hilafetin gerekliliği üzerinde ayet ve hadisler ışığı altında vurgu yaptı. Türkiye Hizbut Tahrir Medya grup başkan yardımcısı Haluk Özdoğan Kıbrıs tarihinden başladığı konuşmasında AK Parti ve Kıbrıs Mehmet Ali Talat’ın işbirliğinin temel nedeninin ikisinin de Amerikancı olmalarından kaynaklandığını ileri sürdü. Özdoğan, “Kıbrıs’ın Rumlarla birleşmekle çözüm bulamayacağını ve ancak KKTC’nin lağvedilerek doğru’dan Türkiye’ye bağlanması gerektiğini hatta Türkiye’nin tüm Kıbırıs’ı ele geçirmesi gerektiğini ifade etti. Özdoğan, Kıbrıs sorununun Ada’nın Türkiye’ye bağlanmasından sonra İslam hilafetinin kurulmasıyla nihayete ereceğini savundu.

Konferans’a Türkiye’den Özcan ve Varol dışında Köklü Değişim Dergisi, Vuslat Dergisi, Mustazaf-Der ve Özgür-Der yetkilileri de katıldı.

TIMETURK


İslam Âleminin Sorunları Beyrut'ta Masaya Yatırıldı

Uluslar arası ve bölgesel sorunlara Hizb ut Tahrir'in bakışı" adlı konferans geçtiğimiz pazar günü Lübnan'ın başkenti Beyrut'a düzenlendi. Lübnan askeri güçlerinin yoğun güvenlik önlemleri aldığı toplantı iki oturumda gerçekleştirildi. İlk oturumda İslam dünyasının sorunları ve Hizb ut Tahrir'in çözümleri anlatılırken İslam dünyasının kanayan yarası Filistin'in sorunlarına değinildi. İsrail'i meşru görenlerin hıyanet işlediği, onlarla sulhun caiz olmadığı ve ashabı kiramdan bu yana kanlı bir mücadelenin yapıldığı ve tek çözüm yolunun bu olduğu vurgulandı. 

 HİLAFET KURULMALI

Sudan, Pakistan, Afganistan, Keşmir, Endonezya, Kıbrıs, Kafkaslar adına görüşlerini anlatan konuşmacılar bu ülkelerin tarihi geçmişinden başlamak üzere günümüzdeki sorunlarını ve çözüm yollarını dile getirdi. Hilafetin kaldırılmasıyla beraber işgal edilen İslam topraklarının ancak cihad yoluyla tekrar geri alınacağına ve bunun yolunun da hilafet devletinin kurulması gerektiği üzerinde ısrarla duruldu.

BAZI KATILIMCILAR ENGELLENDİ

Gazetemiz yazarlarından Sait Şahin ve Feyzullah Zerey'in de katıldığı toplantıya yazar Mustafa Özcan ve Ahmet Varol söz alarak görüş ve düşüncelerini aktardı. Suriye, Afganistan, Hindistan ve Endonezya'dan toplantıya katılmak isteyen katılımcılara engel olundu. Vize alamayan bu ülkelerin vatandaşları geçen sene de Endonezya'da yapılan toplantıya katılamamışlardı.

Doğru Haber Gazetesi


YABANCI BASININ ÇIKAN HABERLER:

Hizb-ut Tahrir’in istediği Hilâfet’in Sünnî-Şiî ayrımı yapmayan İslâmî bir Hilâfet olduğunu, ne Sünnî ne de Şiî Hilâfeti biçiminde olmadığını, buna rağmen bilhassa Lübnan’daki Hristiyan güç odaklarının Hizb-ut Tahrir’in çalışmalarını sınırlandırmak için çaba sarfettiğini, örneğin Hizb-ut Tahrir’in Beyrut’ta düzenlediği uluslararası konferans öncesinde Enerji ve Sular Bakanı Cibran Bâsîl’in, Lübnan devletini, anayasasını ve meşru varlığını tanımayan bir partiyi Bilgilendirme ve İhbar Yasası çerçevesinde nasıl değerlendirdiğine dair Hükümete bir soru önergesi sunduğunu, ancak Hükümetin, gizli çalışmadıkları sürece herhangi bir partinin faaliyetlerinin yasaklanamayacağı değerlendirmesiyle bu önergeye karşılık verdiğini yazdı.

Lübnan / EL-BELED GAZETESİ 


Enerji ve Sular Bakanı Cibran Bâsîl’in yaptığı açıklamada, Hizb-ut Tahrir’in böyle bir konferans düzenleyeceğini öğrendiğinde çok şaşırdığını dile getirdiğini, yapılan son Bakanlar Kurulu toplantısında bu partinin yayınları ve fikirleri hakkında bir dosya sunduğunu, söz konusu partinin faaliyetlerinin yol açabileceği muhtemel güvenlik endişelerini içeren raporların dikkate alınması gerektiğini ifade ettiğini, İçişleri Bakanı’nın ve bilahare Başbakan’ın olumlu karşılıklar verdiğini ve İçişleri Bakanı’nın konferansın toplanmasına engel olunacağını, yani iptal edileceğini söylediğini, ancak konferansın yine de düzenlendiğini ve bakanın, medya aracılığıyla Başbakana ve İçişleri Bakanı’na son derece sert bir üslupla bunun ne anlama geldiğini, Bakanlar Kurulu’nda verilen sözlere ne olduğunu sorduğunu yazdı.

Lübnan / EL-İN’İKÂD GAZETESİ 


Küresel İslâmî bir parti olan Hizb-ut Tahrir’in Beyrut’taki Bristol Hotel’de Lübnan dışından çok sayıda katılımcının hazır bulunduğu büyük bir konferans düzenlediğini, konferansta devletlerarası ve bölgesel sıcak meselelerin, bilhassa İslâmî Âlem ile ilgili Filistin, Irak, Kafkasya vesair konuların, ayrıca Batı’daki Müslümanların karşılaştığı sıkıntıların ele alındığını, konferansın sıkı güvenlik önlemleri içerisinde toplandığını, tertipten sorumlu yetkililerin resmi makamlara verdikleri sözleri harfiyen yerine getirdiklerini, konferansın sakin bir şekilde gerçekleştirildiğini yazdı.

Lübnan / el-Ahbâr Gazetesi


Hizb-ut Tahrir’in Beyrut’ta sıkı güvenlik önlemleri arasında düzenlediği uluslararası konferansın önde gelen katılımcıları arasında Lübnan Hizbullahı’nın yetkilileri bulunduğunu, bazı katılımcıların yaşadıkları sorunlar yüzünden gelemediklerini, konferansın toplandığı otelin askerler tarafından güvenlik çemberi içine alındığını, fakat bunun parti yetkilileri tarafından daha önce de benzer güvenlik önlemleriyle baskı altında tutulduklarından normal karşılandığını, konferansta İslâmî cemaatlerin heyetlerinin yanı sıra eski Lübnan Başbakanı Necib Mikâtî gibi önde gelen şahsiyetlerin temsilcilerinin hazır bulunduğunu, Hizbullah’ın müttefiki olan et-Tayyar-ul Vatanî el-Hurr (Hür Vatanî Hareket)’in Hizb-ut Tahrir’in yasaklanması çağrılarında bulunmasına rağmen Hizbullah yetkililerinin konferansa katıldığını, Hizbullah temsilcisi Şeyh AbdulMecid Ammâr’ın “Hizb-ut Tahrir’deki kardeşlerimizi kısıtlamaya yönelik her tür yasaklama çağrılarını reddediyoruz, Hizbullah’ın bu konferansta hazır bulunması gayet doğaldır, bu bizim Hizb-ut Tahrir’in konferanslarına ilk katılışımız değildir, Hizbullah ile Hizb-ut Tahrir arasında ortak meseleler ve ortak kaygılar vardır. İster Hilâfet konusunda, ister İran’ı eleştirmesi konusunda olsun, birtakım farklılıklar olsa da, genel anlamda Hizb-ut Tahrir’in programını bütünüyle tasvip ediyoruz. Her iki parti de aynı hat üzerinde buluşmaktadır” şeklinde konuştuğunu, Hizb-ut Tahrir temsilcisi Ahmed el-Kasas’ın da özellikle 2007’de Endonezya’da 100 binden fazla insanın katıldığı Hilâfet Konferansı’ndan sonra Hizb-ut Tahrir aleyhinde başlatılan kampanyanın Amerikan büyükelçiliği kaynaklı olduğu, bazı odakların yoğun uğraşlarına rağmen Hükümet içindeki bazı bakanların, askeri kanadı olmayan ve hiçbir şekilde şiddeti tasvip etmeyen siyasi bir parti olan Hizb-ut Tahrir’in yasaklanmasına karşı çıktığı şeklinde konuştuğunu, sayın el-Kasas’ın Hilâfet, Hizb-ut Tahrir ve bu konferans hakkında pek çok soruya açıklayıcı yanıtlar verdiğini, konferansın İslâmî topraklarda Müslümanların karşılaştığı acıları ve zulümleri anlatan bir sinevizyon gösterimiyle başladığını, daha sonra sırasıyla konuşmacıların söz aldıklarını yazdı.

Lübnan / el-Livâ Gazetesi


“Hilâfet Şimdi!” sloganıyla Beyrut’ta konferans düzenleyen Hizb-ut Tahrir’in Lübnan’daki medya yetkilisi Ahmed el-Kasas’ın, partilerinin Lübnan’a özel olmadığını, Lübnan’ın partinin çalışmalarını yürüttüğü, çeşitli aktivitelerini gerçekleştirdiği ve yayınlarını bastığı İslâmî beldelerden yalnızca biri olduğunu, Hilâfet’in şiddete başvurulmaksızın kurulacağını, partilerinin şiddete dayalı hiçbir yöntemi ve aracı kesinlikle tasvip etmediğini, bu süreçte hiçbir ülkede fitne tohumları ekilmesini ve iç savaş çıkarılmasını asla kabul etmeceğini söylediğini yazdı.

Bahreyn / el-Hayat Gazetesi


Hizb-ut Tahrir’in önceki gün Beyrut’ta “Hizb-ut Tahrir’in sıcak devletlerarası ve bölgesel meselelere ilişkin tutumu” başlığı ile düzenlediği konferansta, “Müslümanların beldelerinde saldırıya uğrayan İslâmî meseleler”, “Batı’da İslâm’a ve Müslümanlara saldırılan meseleler” ve “Müslümanlara ve ötekilere dokunan genel devletlerarası meseleler” gibi konuların ele alındı.

Ürdün / Er - Ra’y


Yemen, Lübnan ve Birleşik Arap Devletleri’nde serbestçe faaliyet gösteren Hizb-ut Tahrir’in değişik ülkelerden yaklaşık 500 kişinin katılımıyla Beyrut’un merkezindeki Bristol Hotel’de düzenlediği konferansta “işgalci haçlılara direniş” çağrısında bulunulduğunu, partinin Müslümanları fikir ve ikna yoluyla mevcut yönetimleri, çoğunluğu Müslüman olan ülkeleri birleştirecek küresel bir İslâmî Hilâfet’e barışçıl bir şekilde dönüştürmeyi hedeflediğini, iki gün sürecek konferansın İslâmî Hilâfet’in Türkiye’de yıkılmasının 89. yıldönümü münasebetiyle düzenlendiğini, Hizb-ut Tahrir’in Lübnan’daki Medya Bürosu Başkanı Ahmed el-Kasas’ın, Hizb-ut Tahrir’in faaliyetlerini bitirmeye yönelik küresel çapta bir saldırı ve sindirme politikası sürdürülmesine rağmen hedefleri gerçekleşinceye dek çalışma programlarını değiştirmediklerini ve değiştirmeyeceklerini, dolayısıyla asla şiddete başvurmayacağını ve tasvip etmeyeceğini, Hizb-ut Tahrir’i bir terör örgütü ve üyelerini terörist gösterme çabalarının beyhude olacağını söylediğini, 18 farklı dinî topluluğun birarada bulunduğu Lübnan gibi bir ülkede yetkililerin Müslümanlar ile Hristiyanlar arasında denge kurmak kaygısıyla hareket ettiklerini ve aralarında anlaşmazlıklar çıktığını yazdı.

 el-Kuds – Filistin Earthtimes.org:


Hizb-ut Tahrir tarafından Beyrut’ta düzenlenen konferansın İç Güvenlik Kuvvetleri tarafından sıkı bir kuşatma altına alındığını, normal güvenlik önlemlerine ek önlemler alındığını, Hizb-ut Tahrir’in Lübnan Medya Bürosu Başkanı Ahmed el-Kasas’ın “Temmuz 2006’dan beri Lübnan’da karşılaştığımız en haşin kampanya budur, güvenlik birimleri bu konferansı bizi yasaklamak için bir fırsat olarak değerlendirdiler, fakat başarısızlığa uğradılar, bu baskıların sorumlusu olan güvenlik birimleri, Amerikan büyükelçiliğinden talimat alıyorlardı” şeklinde konuştuğunu, Hizb-ut Tahrir’in Merkezi Medya Bürosu Başkanı Osman Bahhâş’ın da İslâmî Hilâfet’i kurma metodunun Cihâdı içermediğini, tamamen barışçıl fikri-siyasi çalışmalara dayalı olduğunu, İslâmî Hilâfet’in Müslümanlar için son derece doğal ve kaçınılmaz bir farz ve siyâsî gereklilik olduğunu, tüm Arap rejimlerinin Batı yanlısı olduğunu, dolayısıyla muhasebe edilmeleri ve değiştirilmeleri gerektiğini söylediğini yazdı.

Lübnan / Daily Star



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz