TATİLDE(Mİ)YİZ!

Esma Sıddık

Yaz geldi ve dünya genelinde tatil havası oluştu. Güneş, sahil ve deniz üçlüsünün büyüleyici tablosu, insanların düşlerini süslemeye başladı. 

Tatil kelimesi tüm dünyada çok ilginç bir fenomen haline gelmiştir. Tatil günlerinin başı ve sonunda oto yolarda uzun uzun kuyruklar oluşur, bazı şehirler dolar taşar. Medya, “Yaz geldi. Atın bütün sıkıntılarınızı, tüm sorumluluklarınızı evde bırakın ve eğlenin” gibi mesajlar verir. Özel tatil programları yayınlanır. Diskolarda, barlarda çılgınca eğlenenlerin, sahillerde sere serpe yatanların görüntüleri haber programlarında dahi, seyircilerle paylaşılır. İnsanlar, tatile ihtiyaçlarının olduğundan, tatil havasına girdiklerinden, kafa dinlemek istediklerinden bahsederler.

Batı’da mefhumlaşmış haliyle tatil, hayatın monotonlaşmış akışına ara vermek, omuzlara yüklenilen sorumluluklardan sıyrılıp, bir kaç gün için dahi olsa, eğlenmek anlamını taşır.
İslam toprakları, batılılar veya onların zihniyetinde olanlar tarafından yönetiliyor ve yönlendiriliyor olmasından dolayı Müslümanların genelindede tatil deyince akla, sorumluluklardan ve bunların meydana getirdiği sıkıntılardan uzaklaşmak, gelmektedir.

Batı’nın içini bu manada doldurmuş olduğu tatil mefhumu İslam’ın esasına aykırıdır.
Zira insanoğlu dünya hayatı boyunca çok önemli bir emaneti yüklenmeyi kabul etmiştir. Allah Celle Celaluhu şöyle buyurmuştur:

إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْإِنسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا

“Biz; emaneti, göklerle yere ve dağlara arzettik de onlar onu yüklenmek istemediler. Bundan endişeye düştüler, ama onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalim ve çok cahildir.”
(Ahzap 72)

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ayeti kerimeyle alakalı buyurmuş olduğu sözleri, emanetin neler içerdiğini izah etmektedir; Tirmizî el-Hâkim Ebu Abdillah şu rivayeti kaydetmektedir: Bize İsmail b. Nasr anlattı, o Salih b. Abdullah’tan, o Muhammed b. Yezid b. Cevher’den, o ed-Dahhak’tan, o İbn Abbas’dan rivayetle dedi ki:

Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: “Yüce Allah, Âdem'e: Ey Âdem dedi. Şüphesiz ki Ben emaneti göklere ve yere teklif ettim. Onlar buna güç yetiremediler. Sen içindeki muhtevası ile birlikte onu yüklenir misin? Âdem: İçinde neler var ya Rabbi? dedi. Yüce Allah şöyle buyurdu: Eğer sen bunu yüklenirsen, ecir alırsın. Buna riayet etmezsen, azab edilirsin. O da içindekilerle birlikte onu yüklendi...”  (Muhammed b. Nasr el-Mervezi, Ta'zimu Kadri's-Salat, I, 473-474; Deylemî, el-Firdevs, III, 175.)

Buna binaen Cumhur’un görüşü, emanetin, dinin bütün görevlerini, farzları kapsadığı, şeklindedir. (Kurtubi)

Bu ilahi emanet insanın hayatının tamamını ihata etmektedir. Hatta öncesini ve sonrasınıda kapsayacak şekilde derin, geniş ve incedir. Müslümanın hayatının her aşamasında, gün be gün, büyük bir titizlikle emanetin gerekliliklerini yerine getirmekle yükümlü kılınmıştır. Hayat yolculuğunda emaneti biran dahi omuzlarından aşağı indirmemesi gerekmektedir. Allah Celle Celaluhu’ya verdiği sözün arkasında durmalı, hakkını vermelidir, gevşememelidir.

Müslüman için emanetin getirdiği sorumluluklardan uzaklaşmak, Allahu Teâlâ’ya kulluğa ara vermek yani İslam’dan tatile çıkmak söz konusu değildir. Mesela Müslüman’ın: “Tatil aylarına girdik, emri bil mağruf nehy anil münker ve İslam davasını taşıma farziyetini uygulamaya ara veriyorum, tatilden sonra devam ederim” deme hakkına sahip değildir.
Hatta Allah Celle Celaluhu, bu hususla alakalı gönderdiği birçok ayetle bizleri uyarmaktadır. Küçük veya büyük, yapılan her işin hesabını soracağını bildirmiştir. Allah Celle Celaluhu şöyle buyurmaktadır:

وَوُضِعَ الْكِتَابُ فَتَرَى الْمُجْرِمِينَ مُشْفِقِينَ مِمَّا فِيهِ وَيَقُولُونَ يَا وَيْلَتَنَا مَالِ هَذَا الْكِتَابِ لَا يُغَادِرُ صَغِيرَةً وَلَا كَبِيرَةً إِلَّا أَحْصَاهَا وَوَجَدُوا مَا عَمِلُوا حَاضِرًا وَلَا يَظْلِمُ رَبُّكَ أَحَدًا

“Amel defteri ortaya konunca, suçluların, onda yazılı olanlardan korktuklarını görürsün, ‘Vah bize, eyvah bize! Bu defter nasıl olmuşta küçük büyük birşey bırakmadan hepsini saymış!’ derler. İşlediklerini hazır bulurlar. Rabbin kimseye haksızlık etmez.” (Kehf 49)

Ayetlerden de anlaşıldığı gibi insanoğlunun her anı kayıt altındadır ve hesap gününde: “Tatil deydim, o yüzden emirlerini uygulamakta biraz gevşeklik gösterdim, sorumluluklarımı evde bırakmıştım” gibi cümleler kabul görmeyecektir.

İnsanoğlunun yaratılışından ötürü zihni ve bedeni yorulmaktadır. Bundan dolayı dinlenmeye ihtiyacı vardır. Ve bu ihtiyacını İslam gözardı etmemiştir. Şeriata aykırı düşmeyecek şekilde bu ihtiyacını karşılamasına cevaz vermiştir. Kur’an-ı Kerim, bedeni dinlendirmenin bazı şekillerini Müslümanlara göstermiştir:

وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًا “Uykunuzu bir dinlenme yaptık” (Nebe 9)

وَاللَّهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ بُيُوتِكُمْ سَكَنًا “Allah, evlerinizi size huzur bulacağınız meskenler (sakin olup yerleşeceğiniz, azalarınızın hareketlerinin yavaşlayıp rahatlayacağı yer) kıldı.” (Nahl 80)

İnsanın zihnini dinlendirebilmesi için Allah Celle Celaluhu yeryüzü ve üzerindekileri kullarının emrine sunmuştur. Allah’ın Celle Celaluhu Kur’an-ı Kerim’de insanoğlunun gözlerini çevirmesi ve bunların vasıtasıyla tefekkür etmesini istediği kainat, dört mevsim ve bunların güzellikleri, deniz, ormanlar, vs insanoğlu için yaratılmıştır. Ve Allah’ın Celle Celaluhu izin verdiği şekilde Müslümanların bunlara yönelmesinde beis yoktur. Mesela şehrin gürültüsünden uzak, ormanda yapılan bir gezi, piknik, vs insanın zihnini deşarj etmesinde faydalı olacaktır. Hatta Allah’ın Celle Celaluhu yaratmış olduğu doğa ile doğrudan temas Müslüman‘ın mesela tefekkür etmesine, şükür etmesine ve çocuklarına Allah’ın gücünü göstermesine vesile olacaktır.

Dünya genelinde insanların bir çoğunda tatile çıkıp sorumluluklardan biran dahi olsa uzaklaşma arzusu, sadece Kapitalizmin halklara empoze ettiği yanlış mefhumlardan kaynaklanmamaktadır. Aynı zamanda, bu arzu, Kapitalizm sisteminin hayatı çekilmez hale getirmiş olduğundan kaynaklanmaktadır. Kapitalizm sistemini uygulayan devletler görevlerini yerine getirmemekte, hatta kendi görevlerini halklarına yüklemektedirler. Günlük binbir telaş ve kirli bilgi bombardımanıyla insanların zihinlerini gereğinden fazla yorulmaktadır. Aynı zamanda bu sistem insanları ezmekte ve sömürmektedirler. İnsanları yoran, bunaltan, boğan Kapitalizm sistemidir. İnsanlığın ihtiyacı olan ve arzuladığı şey, esasında tatil değil sükûneti ve istikrarı sağlayacak bir düzendir.

Bu yüzden yapılması gereken iş, sorumlulukları terk edip İslam’dan tatile çıkmak değil, sükûneti ve istikrarı sağlayabilecek tek ideoloji olan İslam’ı yeryüzüne hakim kılabilmek için aralıksız çalışmaktır.



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz