TEFSİR: BAKARA SURESİ 262-266. AYETLER

Esad Mansur

- TEFSİR -

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ ثُمَّ لاَ يُتْبِعُونَ مَا أَنفَقُواُ مَنًّا وَلاَ أَذًى لَّهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ

“Mallarını Allah yolunda harcama yapıp, sonra da verdiklerinin ardından başa kakmayan ve eziyet etmeyenlerin, Rab’leri katında mükâfatları vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” (Bakara 262)

Bundan önceki ayette Allahu Teâlâ mallarını Allah uğrunda harcayanları övüp mükâfatları gösterirken her kuruşu (verilen sadakayı) buğday tanesine benzetti. Bir buğday tanesinden bir başağı yetişir, her başakta da yüz başak tanesi yetişir. Allah uğrunda harcanan her kuruş yüz sevap getirir. Ayrıca Allahu Teâlâ istediği kimsenin bu sevaplarını katlar. Bu katlama her insanın durumuna göre gerçekleşir. Eğer Müslüman’ın Allah uğrunda harcadığı paraya muhtaç olmasına rağmen harcarken niyeti daha sadık ise harcadığının karşılığı yüzlerce defa katlanır. 

Bunu pekiştirmek için ondan sonra gelen ve tefsir etmeye çalıştığımız ayette; mallarını Allah uğrunda harcayıp sonra başa kakmayan ve eziyet etmeyenlere mükâfatın var olduğunu göstermiştir. Bunun manası; Müslüman’ın niyeti Allah için tam halis ve sadık olursa, başa kakmaya veya eziyet etmeye hiç yönelmiyorsa sevapları katlanır. Onlara korku yoktur ve de azaba çekilmeyeceklerdir. Çünkü başa kakarsa ve eziyet ederse hem mükâfat alamaz hem de sevapları katlanmadığı gibi yaptığı işin hiç sevabı yoktur. Onlara ancak korku vardır, azaba çekileceklerdir ve de üzüleceklerdir. Neden üzülecekler denirse; hem paralarını boşa harcayıp kaybettikleri için, hem sevap kazanmadıkları için, hem de başa kaktıkları ve eziyet ettikleri için azap görecekler.

Müslüman sırf Allah için harcamalıdır. O zaman Rabbisinin yanında sevabı vardır, onun için korku yoktur, azaba çekilmeyecektir ve bu nedenle üzülmeyecektir. Eğer; “ben o kadar harcadım, ben Allah uğrunda harcadım” diyerek diğerlerine göstererek başa kakarsa, diğerlerini kendisine minnettar olduklarını göstermeye çalışıp eziyet etmiş olur. Nitekim sadakalar, Allah uğrunda harcamalar ne kadar gizli tutulursa Allah nezdinde o kadar makbul, kabul edilmiş olur. Çünkü Müslüman sırf Allah için sadaka vermiş ve harcama yapmış olur. 

Allah uğrunda harcama bir ibadettir. Allah’a ibadet edilirken hiç bir şekilde şirk koşulmaması gerekir. İbadette şirk ise; Allah için bir ibadet yapılırken başkalarına gösteriş amaçlıdır. Veya başka bir niyeti katmaktır. Oysa Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

فَمَن كَانَ يَرْجُو لِقَاء رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَدًا

“…Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, salih amel işlesin ve Rabbine kullukta hiç kimseyi O’na ortak koşmasın!” (Kehf 110)

Buna binaen Müslüman amel yaptığında sırf Allah için salih bir şekilde amel yapsın. Sadaka verirken, namaz kılarken, cihad ederken, daveti yüklenirken nefsiyetini güçlendirmek için mücadele etmeli ki niyeti sırf Allah için halis olsun. 

قَوْلٌ مَّعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِّن صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَآ أَذًى وَاللّهُ غَنِيٌّ حَلِيمٌ 

“Güzel söz söylemek ve mağfiret dilemek arkasından eziyet gelecek sadakadan daha hayırlıdır. Allah zengindir ve hilm sahibidir.” (Bakara 263)

Başa kakmak ve gösteriş yapmak gibi eziyeti Allahu Teâlâ reddetti. Bu tür davranışlar hayır işini bozar. Böylesi davranışlarda bulunmak Allah için değil insan kendisine şöhret sağlamak için veya herhangi bir menfaat temin etmeye yönelik olur. Ne yazık ki böyle yapmakla da Allah’a ibadet hususunda şirk koşmuş olur. Allah ondan bu amelini kabul etmez. Bu nedenle Allahu Teâlâ diğer Müslümanlara dua etmek, onlara iyiliği göstermek, incitici, kötü ve kaba söz söylemeyip güzel söylemek, onları affedip Allah’tan onlara mağfiret dilemeyi arkasından eziyet gelecek sadakadan daha hayırlıdır diyerek beyan etmiştir.

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bunu şu hadiste pekiştirerek şöyle buyurmuştur: 

“Üç kişi vardır, cennete girmeyecektir: Anne babasının hukukuna riayet etmeyen kimse; içki düşkünü olan kimse; sadaka verdiğinde başa kakan kimse.” (Nesâî)

Bunun manası; bunların günahları o kadar büyük ki sanki cennete giremeyecekler, çok azap çekeceklerdir. 

Allahu Teâlâ zengindir, sadakaya muhtaç değildir. Sadakanın hayrı ancak sadık ve samimi niyete sahip olana döner. Allahu Teâlâ gökleri ve yeryüzünü yarattı, bunlarda ne varsa hepsi O’nun mülküdür. İnsana rızkı veren de Allah’tır. Bu nedenle O muhtaç değildir. Allah sadece insanı imtihan ediyor. İnsana rızık verdiği zaman ona diyor ki; sırf benim için sadaka ver, bu şekilde bana teşekkür etmiş olursun. İnsan bu şekilde yaparsa imtihanı geçmiş, başarmış olur. Yoksa başaramayanlardan olup cehennemliklerden olur. 

Allah hilm sahibidir. Bunun manası; hemen insana ceza vermiyor, tövbe etmesi için ona mühlet veriyor. Hilm sabrın en yüksek derecesidir. Allahu Teâlâ’nın sıfatlarındandır. O kendisine karşı gelenlerin azgınlığını, kötülük yapanların kötülüğünü gördüğü halde onlardan intikam almakta acele etmiyor. Pişman olup tövbeleri etmeleri için fırsat tanıyor. Kendisine sığınanları boş çevirmiyor. Eğer tövbe etmeden bu hal üzere kalır ve bu hal üzere ölürse cehennemde azaba uğrar.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُبْطِلُواْ صَدَقَاتِكُم بِالْمَنِّ وَالأذَى كَالَّذِي يُنفِقُ مَالَهُ رِئَاء النَّاسِ وَلاَ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَأَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْدًا لاَّ يَقْدِرُونَ عَلَى شَيْءٍ مِّمَّا كَسَبُواْ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ 

“Ey iman edenler, Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde, insanlara gösteriş için malını harcayan adam gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Bunun durumu, üzerinde biraz toprak bulunan bir kayaya benzer ki, şiddetli bir sağanak iner de onu kupkuru bırakır. Onlar, kazandıklarından bir şey elde edemezler. Allah kâfirleri hidayete erdirmez.” (Bakara 264) 

Allahu Teâlâ, sadaka verilirken, Allah yolunda harcarken başa kakıp minnet ve eziyet etmeyi bu ayette kötüleyip yasaklığını pekiştiriyor. Müminleri böylesi davranışlardan kesin şekilde nehyediyor. Böyle davranışta bulunanları Allah’a, ahrete inanmayan ve malını gösteriş için harcayanlara benzetmiştir. Bu benzetme pek ağırdır. Bunun manası; bu davranış, sadaka verirken ve Allah’ın uğrunda harcarken başa kakmak, minnet ve eziyet etmenin haram olmasından dolayı pek büyüktür. Çünkü gösteriş için malını harcayanların durumu kâfirlere benzetildi. Ayrıca böylesi bir davranış şuna benzetildi: Üzerinde biraz toprak bulunan kaya üzerine şiddetli bir sağanak iner fakat etki etmeyip onu kupkuru bırakır. Zira kâfirin sadakaları imana dayalı olmadığı için hiç sevabı yoktur. Aynen biraz toprak bulunan kayaya şiddetli bir sağanağın inip onu kupkuru bırakması gibidir. Kazandıkları yani verdikleri sadakaları boşa çıkıyor. 

Kâfir insanlar kâfirlikleri üzerinde ısrarlı kaldıkları müddetçe Allah onları hidayete erdirmez. Fakat inanmayı düşünürlerse Allah onları imanı bulmaları için yardım eder ve muvaffak kılar. 

İşte, “Allah kâfirleri hidayete erdirmez” ifadesinin manası budur. Oysa Allah insanları zorla kâfirliğe sürüklemez, ancak O inanmalarını talep ediyor, iman etmeleri için onları zorlamıyor. Nitekim insan hidayet ve dalalet kabiliyetine sahiptir. Allah bu kabiliyeti veya özelliği insanda yaratmış ve onu serbest bırakmıştır. 

Allahu Teâlâ kâfirleri hidayete erdirmeyeceğini, kâfirlerin kazandıkları amellerin boşa çıkacağını açıklarken buna minnet ve eziyet etmek üzere ısrarlı olanların sadakaları ve Allah uğrunda harcadıklarını da ekleyerek asla kabul etmeyeceğini bildirmektedir. Onlar boşuna harcıyorlar ve bu hal üzere oldukları müddetçe de hiç sevap kazanamayacaklardır.

وَمَثَلُ الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمُ ابْتِغَاء مَرْضَاتِ اللّهِ وَتَثْبِيتًا مِّنْ أَنفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةٍ بِرَبْوَةٍ أَصَابَهَا وَابِلٌ فَآتَتْ أُكُلَهَا ضِعْفَيْنِ فَإِن لَّمْ يُصِبْهَا وَابِلٌ فَطَلٌّ وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

“Mallarını, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak ve kendilerinde olan (imanı) sağlamlaştırmak için harcayanların durumu ise, yüksekçe bir tepede bulunan, oraya sağanak yağmur isabet edince meyvelerini iki misli veren bir bahçeye benzer. Sağanak yağmur olmasa da orada bir çisinti vardır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.” (Bakara 265)

Bu ayette harcamak; sırf Allah’ın rızası için, Allah’a tam inançla ve iman üzerine sebatlılık göstererek olması gerektiği vurgulanıyor. Gösteriş içinse asla caiz değildir, kabul de edilmez. Daha doğrusu bu şekilde harcayan kimse günah işlemiş, boşuna parasını harcamış olur. Nitekim sadaka, zekât vermek, Allah uğrunda harcamak birer ibadettir. Yapılırken sırf Allah için olmalıdır. Burada Allah için niyet etmek temeldir. Sırf Allah’ın rızası için ve Allah uğrunda harcayan müminlerin sevapları katlanır. Bu tepe üzerindeki bahçeye benzer. Zira tepe üzerindeki ağaçlar daha verimli olur, güneş onlara daha çok yansır ve bol rüzgâr eser. Bu nedenle yağmur yağınca tepedeki toprak daha verimli, meyvesi bol olur. 

İşte, sırf Allah’ın rızası için yakîni kesin imanla verilen sadaka, Allah uğrunda yapılan cihad ve İslam daveti için yapılan harcamanın sevabı katlanır. Allahu Teâlâ bu şekilde harcayan kimseleri görüyor ve niyetlerini biliyor. Müslüman Allah’ın kendisini gördüğünü ve niyetini bildiğini düşünerek hareket temelidir. Böyle olunca Müslüman sırf Allah’ın rızası için ve tam imanla işini yapar.

أَيَوَدُّ أَحَدُكُمْ أَن تَكُونَ لَهُ جَنَّةٌ مِّن نَّخِيلٍ وَأَعْنَابٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ لَهُ فِيهَا مِن كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَأَصَابَهُ الْكِبَرُ وَلَهُ ذُرِّيَّةٌ ضُعَفَاء فَأَصَابَهَا إِعْصَارٌ فِيهِ نَارٌ فَاحْتَرَقَتْ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمُ الآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ

“Sizden biri arzu eder mi ki, hurma ve üzüm bağları bulunan ve içinden ırmaklar akan, ayrıca içinde meyvenin her çeşidi bulunan bir bahçesi olsun da, tam kendisine ihtiyarlık çöküp, küçük ve güçsüz çocuklarının bulunduğu bir anda ateşli bir kasırga kopsun ve bahçesini kasıp kavursun? İşte Allah, ayetlerini, düşünesiniz diye böyle açıklıyor.” (Bakara 266)

İslam Hilâfet Devleti’nin ikinci Halifesi olan Hz. Ömer bir sefer sahabelere şunu sordu: “Bu ayet kimin hakkında nazil oldu biliyor musunuz?” Dediler ki; “Allahüâlem/Allah daha iyi bilir.” Halife Ömer onlara kızıp şöyle dedi: “Biliyoruz veya bilmiyoruz deyin.” İbni Abbas; “Ey Emir-ul müminin! Bu ayet hakkında söyleyeceğim vardır” dedi. Halife Ömer ona dedi ki; “Ey yeğenim! Onu söyle ve kendini küçük görme!” İbni Abbas dedi ki; “Bir amel hakkında misal olarak verildi.” Ömer dedi ki; “Hangi amele benzetildi?” İbni Abbas dedi ki; “Allah’a itaat etmekle ilgili ameli yapan zengine benzer. Bu zengin Allah’a itaat ederek hayırlı işler yaptı, bundan sonra Allah ona şeytanı gönderdi, bu adam aldanıp Allah’a isyan eden amelleri yapmaya başladı. Bu şekilde bu zengin adam bütün yaptığı itaatli amelleri batırıp haramla örtmüştür.” (Bu manada Buhari’den bu rivayet nakledilmiştir.)

Tirmizi ile Hâkim’in (Ebû Hureyre RadiyAllahu Anh’dan) rivayetlerinde, Rasûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur: 

“Kıyamet günü olduğu vakit Allahu Teâlâ (şekil, hareket, cihet ve mesafeden münezzeh olduğu halde) hesaplarını görmek üzere kullarına tecelli eder. Kullarının tümü dizüstü çökmüş şaşkın ve perişan vaziyettedir. İlk hesaba çağırdığı, Kur'an’ı ezberleyen hafızlar, Allah yolunda savaşıp ölenler ve zenginlerdir. Allahu Teâlâ okuyucuya: 

“ Rasulüme indirdiğim Kitabı (Kur'an'ı) sana öğretmedim mi?” diye sorar. Okuyucu:

“Evet, öğrettin, ya Rab” der. Allahu Teâlâ:

“O halde bu öğrendiğin ile ne amel ettin?” diye sorar. Okuyucu: 

“Gece gündüz senin rızan için okudum ve okuttum,” der. Allahu Teâlâ ona: 

“Yalan söyledin, buyurur. Melekler de ona: “Yalan söyledin” derler. Allah: 

“Belki bunları yaparken (Benim rızamı değil, halkın teveccühünü arıyor ve) “falana ne okuyucudur?” denmesini istedin ve hakikaten de öyle dediler, buyurur. Zengin getirir ve Allahu Teâlâ kendisine:

“Size, hiç kimseye muhtaç olmayacak şekilde, servet vermedim mi?” buyurur.

Zengin: “Evet, verdin, ya Rab,” der. Allahu Teâlâ:

“O halde sana verdiğim bu servet ile ne amel yaptın?” diye sorar. Zengin: 

(Senin rızan için) akrabamı görüp gözettim, fakir ve yoksullara tasaddukda bulundum” der. Allahu Teâlâ: 

“Yalan söyledin, buyurur. Melekler de: 

“Yalan söyledin” derler. Allahu Teâlâ: 

“Belki bundan yapmakla, “Falancı ne cömerttir?” denmesini istedin ve böyle de dendi, buyurur. Sonra Allah yolunda öldürülen getirilir, Allahu Teâlâ ona: 

“Niçin öldürüldün?” diye sorar. Adam: 

“Senin yolunda cihad ile emrolundum ve öldürülünceye kadar savaştım,” der. Allahu Teâlâ;

“Yalan söyledin,” buyurur. Melekler de;

“Yalan söyledin” derler. Sonra Allah: 

“Belki “Falancı ne kahraman, ne cesur bir adamdır” denmesini istedin ve bu da dendi,” buyurur.

(Râvi Ebû Hureyre RadiyAllahu Anh diyor ki:) Sonra Rasûl-i Ekrem eli ile dizime vurarak: 

“Ey Ebû Hureyre, kıyamet günü yalın ateşin ilk kaplayacağı bu üç sınıf insandır” buyurdu.”

Daha önceki ayetlerde Müslüman’ın salih amelini yaparken başa kakmak, minnet ve eziyet etmekle onu fesada uğrattığı açıklanmıştır. Bundan sonrasında ise hayatı boyunca iyi amel yapan Müslüman’ın hayatının son döneminde kötülük yapmaya başlaması ile daha önce yaptığı bütün iyi amellerini yok etti bildirilmektedir. 

Daha önceki ayette gösteriş için, minnet etmek için harcayan Müslüman durumu önce iyi ameli yaptıktan sonra kötülük yapmaya başlayan kimsenin durumuna benzetiliyor. 

İşte, Allahu Teâlâ misalleri verirken insanları düşündürerek kötülükten vazgeçirip iyilik yapmaya çağırıyor. Bu ayetteki misal de insanın hali; hurma ağaçları ve üzüm bağlarıyla dolu olan, her tür meyveyle de dolu olan, içinden nehir geçen bahçeye sahip olan kimse kimsenin yaşlanınca ateşli bir kasırga gelip bu bahçeyi kasıp kavurarak elinin boşa çıkmasına benzetildi. Bu yaşlı adam zayıf zürriyesi ve küçük çocukları vardır. Bahçesi yandı ve hiç mülkü ve malı kalmadı. Hem kendisi hem de çocukları aç ve perişan oldu. Çocukları ve zürriyesi kazadır, onlarda aynı duruma düştü. 

İşte, Müslüman eğer belli döneme kadar salih amel yapıyor idiyse -Allah uğrunda harcıyor, İslam için mücadele ediyor, Allah’ın hâkimiyetini tesis etmek için çalışıyor, Hilâfet kurmak için çalışıyor ve buna benzer iyiliği yapmışken- fakat ondan sonra bütün bunlardan vazgeçip kendini dünyaya kaptırıyor, sırf malla mülkle meşgul oluyor ve çoğaltmaya çalışıyor, İslam davetini taşıyanların aleyhine çalışmaya başlıyor veya zalim yöneticilerin hükümetlerine katılıp küfür kanunları uygulamaya başlıyor veya kafir veyahut zalim rejimlerin lehine çalışmaya başlıyorsa ziyana uğrayanlardan olmuş olur. Maalesef geçmişte olduğu gibi bu asırda da böylesi insanlar mevcuttur. Bu nedenle Müslüman ölüm gelinceye kadar hayır ve iyiliği yapmaya ve daveti yüklenmeye devam etmek için mücadele etmeye gayret sarfetmelidir. Kendini şeytan ve nefsin vesveselerinden korumak için mücadele etmelidir. Davada sebat etmiş diğer insanları bundan caydırmaya meyletmesinler. 

Nefisle mücadele etmenin manası; insan kendini haram işlemekten vazgeçirmek için mücadele ettiği gibi daveti yüklenmek ve zalimlere karşı çıkmak gibi farzları yerine getirmek için de mücadele etmesi demektir.



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz