İRAN’IN GERİ ADIMI YETERLİ OLACAK MI?

Yiğit Serdengeçti

Obama’nın ABD başkanı seçilmesi ile birlikte belli İslami beldelerde sevinç naraları atılmış ve küfrün başı olan Amerika yıllardır Müslümanlara yönelik olarak yaptığı binlerce zulme, katliama ve baskılara rağmen bir değişiklik ile güzel görünmeye başlanılmıştı. Hatta ülkemizde de kurbanlar kesilmiş ve İran’da da “kayıp imam” bulundu söylemleri dillendirilmişti. Obama’nın İslam âlemine yönelik izleyeceği siyaset kâfirliğinden belli olmasına karşın yine bu çevreler tarafından yeni bir umutla beklenir olmuştu. Özellikle Irak, Afganistan ve İran konularında nasıl bir üslup takınacağı merak edilmişti. 

O zaman ki yazılarımızda da değindiğimiz ve haklı çıktığımız üzere bizler yaklaşık olarak bir seneden fazla süredir gözlemlediğimize göre küfrün başında siyaseten bir değişiklik olmamıştır. Ve kâfir Obama’lı ABD, İslam ve Müslümanlara karşın daha da sinsice hareket ederek tuğyanlarına, zulümlerine ve katliamlarına devam etmektedir.   

Yazımın konusu gereği Amerika’nın İran’la olan ilişkilerine ve son günlerde gündem olan uranyum zenginleştirme meselesine değinmeden önce yukarıdaki açıklamayı yapmayı uygun gördüm. Maalesef yorumlarımız bizi haklı çıkarmış ve İran’a yönelik Amerikan politikasının genel hatlarında Obama’nın Bush’tan bir farkı olmadığı görülmüştür. Bush, Amerikan çıkarına olmasından dolayı Irak hususunda İran’a toplu müzakereler çağrısında bulunmuştu. Obama da yine Amerikan çıkarına olmasından dolayı Afganistan konusunda İran’a toplu müzakereler çağrısında bulunmuştur! Dolayısıyla her ikisi için de asıl ve önemli olan Amerika’nın çıkarlarıdır. Daha sonra Bush’un İran’ın uranyum zenginleştirmesini engelleme yönünde yaptığı çağrıyı Obama da yapmamış mıdır? Bush, İran’ın nükleer politikasına karşı çıkıyor da Obama karşı çıkmıyor mu? Bush, İran’a yönelik yaptırımları uzatıyor da Obama uzatmıyor mu? Bu ikisinin arasındaki fark, genel politikada olmayıp sadece üslupta değil midir?

İşte İran’nın uranyum zenginleştirmesi hususundaki tutumunu değiştirmeye sevk eden şey Bush dönemine binaen Obama siyasetidir. Nitekim İran uzun senelerdir zenginleştirmenin bir dış ülke yerine İran’da yapılması konusunda ısrar ederken Cenevre toplantısının, özellikle de bu toplantının akabinde ki ikili Amerika-İran görüşmesinin ardından kararını değiştirmiştir. Bugün İranlı yetkililer, daha önce reddettikleri şeyi kabul ettiklerini açıklamışlardır. Bu durumun izahatını şöyle yapabilir ve konuya açıklık getirmeye çalışabiliriz; 

İran’ın son beş sene boyunca değişmeyen tutumundan çark etmesi, uranyum zenginleştirmesi hususunda ön bir uyarı olmaksızın ani bir şekilde değişikliğe gitmesi ve İran’ın ilk kez uranyum zenginleştirmesinin topraklarının dışında yapılmasına muvafakat etmesi İran için nükleer politikasında dramatik olan temel bir taviz sayılır. Bu tavizin nedeni ise İran’a karşı somut askeri bir operasyonun yapılmasının gerekliliği hususunda Avrupa ile Yahudi varlığının Amerika’ya yönelik baskısının hat safhaya ulaşmasıdır. Dolayısıyla İran’a telkin etme, onu fırtına karşısında teslim olmaya ve uranyum zenginleştirmesini toprakları dışında yapmayı kabullenmeye icbar etme dışında bu baskıdan kurtulmasının başka yolu kalmamıştır. Böylelikle Amerika, kendisine yönelik Avrupa ile Yahudi varlığının aşırı baskısından kolayca kurtulmuş olmaktadır. Yani yine kendi çıkarları için başka bir Müslüman ülkenin kendisi açısından önemli bir taviz vermesi sorun değildir.  

Celili ile Burns’un Cenevre’de görüşmesi ve aynı anda otuz küsur seneden sonra Muttaki’nin Washington’u ziyaret etmesi, İran’ın bu katı tutumunun değişmesinde muhakkak ki belirleyici bir rol oynamıştır. Dolayısıyla İran’ın bu değişimi, Avrupalıların bu yeni değişimi kabul etmesine ve önümüzdeki senelerde savaş tehdidinden ve savaş sinyali vermekten uzak bir şekilde İran ile yeni müzakere turlarına başlamaya ikna olmasına neden olmuştur. Dolayısıyla da Avrupalıların elini zayıflatarak İran’a ve bu hususta Amerikan politikasına karşı en önemli baskı kozunu kaybetmelerine neden olmuştur.

Böylece Amerika, İran’ın bu ani tavizi sayesinde Avrupalıların Ortadoğu bölgesinde Amerikalılar ile olan çetin rekabetlerinde sürekli kullandığı kozu ortadan kaldırmış ve kendi elini güçlendirmiştir.

İran’ın bu kararı almasında AKP hükümetinin gerçekleştirdiği tekli ve çoklu ziyaretler, yürüttüğü diplomaside etkili olmuştur. Bu bağlamda Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, gerek programlı gerekse son dakika gelişmeleri üzerine toplam 6 kez Tahran’a giderek en üst seviyede görüşmeler yapmıştır. Bu konuda Başbakan Erdoğan, İran'la yapılan bu protokolün aslında bir “diplomasi zaferi” olduğunu ifade ederek, “Zorlu bir süreçti, bu zorlu sürecin sonunda yapıldı. Burada Brezilya'nın da katkısını anmamda fayda var" diyerek şöyle devam etti "Tabi bunu teyit ederken barışçıl amaçlarla uranyum zenginleştirme çalışması yapılacağını da, her ülkenin hakkı olması nedeniyle orada bu da ayrıca teyit ediliyor. Yani yarın biz Rusya ile şuanda nükleer enerji noktasında bir anlaşma yapıyoruz ve dolayısıyla nükleer enerji santralini kurduğumuz zaman bizim de burada zenginleştirilmiş uranyuma ihtiyacımız olacak. Eğer bunu biz kendimiz yapabiliyorsak, şüphesiz ki kendimiz de yapacağız, ama mesele nedir; barışçıl amaçlı olarak bunu enerjide kullanmaktır. Mesele bu olduktan sonra zaten bu doğal, en tabi haktır".

Fakat Brezilya ve Türkiye’nin yoğun diplomatik temaslarının ardından ve İran’ın nükleer takas önerisini kabul eden bu tavizinden sonra ABD’den gelen yaptırım açıklamasıyla şoke oldu. Ve yine Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy de, İran’ın elindeki uranyumu Türkiye’ye göndermeyi kabul etmesinin ‘olumlu bir adım’ olduğunu, ancak Tahran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetini durdurması gerektiğini vurguladı. 

Sonuç olarak Müslümanların ellerindeki gücü çoğaltmaları muhakkak ki güzel bir neticedir. Fakat bu, güçlerini gerektiği zaman kullanmaları ve bu güçlerine kâfir devletleri ortak etmemeleri koşuluyladır. Böyle olmadığı sürece maalesef verilen bu tavizler yenilerini getirecek ve Müslümanların yöneticileri asla kâfirlere güvenilmemesi gerektiğini geçte olsa öğreneceklerdir.   

وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُون “Onun için mü’minler yalnız Allah’'a dayanıp güvensinler.” (Tevbe 51)



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz