MUHAFAZAKÂR DEMOKRATLAR 20 YILDA NEDEN BİR ÖMER ÇIKARTAMADI?

Abdullah İmamoğlu

Modern Cahiliye ile Arap Cahiliyesi Benzerliği

Allah Azze ve Celle’nin Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i elçi olarak gönderdiği asırda özelde Araplar genelde ise insanlık hayırdan, adaletten uzak karanlığın girdabında cahiliye bir hayat sürüyorlardı. Nam-ı diğer “Arap cahiliyesi”ni yaşıyorlardı. İslâm’ın gelmesiyle birlikte Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Veda Hutbesi’nde de ifade ettiği gibi cahiliye âdetlerinden olan her şey ayaklar altına alınmış ve de fıtrata muvafakat sağlayan yegâne hayat nizamı tesis edilmiştir. İslâm, fıtratı zedeleyen, insanı insan olmaktan çıkartan cahiliyeye ait âdetlerini bir bir kaldırmış, yerine vaz ettiği/koyduğu hükümlerle de cahiliyeden kaynaklı kirli, zulüm atmosferini aydınlığa dönüştürmüştür.

İslâm’ın tatbik sahasından uzak yaşadığımız günümüzde topraklarımızda şahit olduğumuz ahlaksızlık, yoksulluk, istikrarsızlık, güvensizlik hepimizin inkâr edemeyeceği acı gerçeklerdir. Türkiye’de meydana gelen hırsızlık vakalarının, gayrimeşru ilişkilerin, çocuk istismarcılığının, uyuşturucu ve alkol kullanımının, ayrıca gündeme getirmediğimiz daha nice ahlaksız ve gayrimeşru işlerin haddi hesabı yoktur. Modern çağda yaşıyor olsak da cahiliye bakımından Arap cahiliyesinden farklı bir durumda olmadığımızı, hatta fazlamızın olduğunu söylersek yanılmış olmayız, diye düşünüyorum. Arap cahiliyesi, kızları toprağın altında ölüme terk ediliyordu; modern cahiliye ise kadını bir meta gibi görerek toprağın üstünde ölüme terk ediyor. Arap cahiliyesinin tefeciliği, modern cahiliyenin bankacılığı olmuş adeta… Kısacası; İslâm gelmeden önceki hayatın adı “Arap cahiliyesi” iken günümüzde İslâm’ın tatbik edilmediği hayatın adı da “modern cahiliye”dir.

AK Parti İktidarının Anatomisi

2002 yılında yapılan seçimlerde tek başına iktidar olan AK Parti’nin iktidar sicil kaydı hiç de temiz değil. İktidara geldiği günden bu yana adeta bir münker fabrikası gibi münker üretmiş, elinin ulaştığı her yere fesat yaymıştır. Bu söylediklerimizin doğruluğunun tespiti için bilimsel makale ya da araştırmalara ihtiyaç söz konusu değildir. Çevremizi gözlemlememiz ziyadesiyle yeterli olacaktır.

Parti liderince “din eksenli parti olmadıkları” defalarca söylenmiş olmasına rağmen İslâm adına bir şeyler yapacağı ümidiyle Müslüman halk tarafından desteklenen ve de yirmi yıla yakındır iktidar olan AK Parti bize ne getirdi, İslâm adına neler var etti?

Peki, sormak isterim: çocuklarımızın eşcinsellerle aynı atmosferi solumaları ve onların hayâsızlıklarına şahit olmaları AK Parti iktidarında olmadı mı?

Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde zinayı suç olmaktan çıkartan AK Parti değil midir?

Daha düne kadar dedelerimizin “parklarda bulunan üzerinde banka reklamı olan banklara, faiz günahı bulaşır korkusuyla oturmaktan imtina eden” anlayışı zamanla “faiz dünya gerçeğidir”e dönüştüren ve fütursuzca tüketilmesinin yolunu açan AK Parti iktidarı değil midir?

Müslümanlarda AK Parti iktidarı sürecine kadar her daim var olmuş İslâmi mücadele ruhunu yok eden ve halkların daha bir dünyevileşmelerini sağlayan AK Parti değil midir?

 “İsrail” ile ticaret hacmini Türkiye tarihinde hiç olmadığı kadar yükselten ve başarılı kılan, yine birkaç dolar karşılığında “Mavi Marmara” davasının satan AK Parti değil midir? 

Müslümanların katilleri ile Müslüman kanı üzerinden pazarlık yapan, onlarla dostluk kuran AK Parti değil midir?

Bir taraftan kumarın haram olduğunu hutbelerde okutan diğer taraftan da başörtülü kızların eliyle ve devlet gözetiminde kumar oynatan AK Parti değil midir?

Sözde başörtü meselesini çözen, bununla birlikte başörtüsünün tesettür ahkâmından ve adabından yoksun bir şekilde toplumda karşılık bulmasını sağlayan da AK Parti değil midir?

Her ne kadar “İstanbul Sözleşmesi”nden çekilmiş olsa da 6284 Sayılı Kanun gereği Sözleşmenin gerekliliklerinin eksiksiz bir şekilde uygulanması ile “Allah ve Rasulü’nün koruma altına aldığı kale” olan aileleri darmadağın eden, yuvalara ateş salan ve böylelikle toplumsal huzursuzluğa sebep olan AK Parti değil midir? Yine LGBT derneklerine haklarını tastamam eden ve haklarını koruyan yine AK Parti değil midir?

İktidarın rüzgârına kapılan mücahitleri(!) ‘menfaat potasında’ eriterek birer müteahhide dönüştüren de AK Parti değil midir?

TV’lerde ahlaksızlık saçan gündüz kuşağı programları eliyle toplumu yozlaştıran AK Parti değil midir?

“Hz. Ömer” edebiyatı ile milyonlarca Müslümanın desteğini arkalarına alan ama bu gücü sadece ve sadece o koltukta oturmak için kullanan AK Parti’dir. Bu gücü Allah’ı razı etme yolunda kullanmayan, bilakis Avrupa Birliğini ve sömürgeci kâfirleri razı etmek için kullanan yine AK Parti’dir. Her fırsatta adalet naraları atan ne var ki yine ilk fırsatta adaleti İslâm’da değil Avrupa Birliği uyum yasalarında arayan AK Parti’dir. “Adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun” diyerek üst perdeden adalet şövalyeliği yapan da adaletsizlikle kıyameti koparan da AK Parti’dir.

“İslâm” diyen, adaleti dilinden eksik etmeyen, hak-hukuka davet eden ama diğer taraftan zulmün ve ifsadın kaynağı demokrasiye, laikliğe çağıran yine AK Parti’dir.

Adaleti; adliye sarayların duvarlarını süsleyen yazı olmaktan öteye taşıyamayan AK Parti’dir.

Demokratların ve özellikle iktidarda olan AK Parti’nin adalet ve Ömer çağrıları şu Arap atasözünde nasıl da karşılık bulmuş: [أسمع جعجعة و لا أري طحنا] “(Değirmende) bir gürültü işitiyorum ancak öğütülmüş un göremiyorum.”

Özetle AK Parti iktidarı toplumu uçurumun kıyısına getirmiştir. Yaşadığımız gayrimeşru ve gayriahlaki ne varsa neredeyse yirmi yıldır iktidarda olan AK Parti’nin eseridir. Ve AK Parti, İslâmi siyasi parti değildir. Bilakis laik ve demokrat bir partidir. Dolaysıyla bunca ifsadın asıl müsebbibi demokrasi ve laikliktir. Bu ister AK Parti olsun isterse de diğer partiler…

Esasını demokrasi ve laikliğin oluşturduğu partiler halka zulüm ve kaostan başka bir şey sunamazlar.

Demokrasinin performans skalası; bu topraklara mutluluk, güven ve istikrar sunmada başarısız olduğunu açıkça göstermektedir. Demokrasi ve laikliğin bu halka sunduğu hiç ama hiç tatlı meyvesi olmamıştır. Acıdır hatta zehirlidir meyvesi; yoksulluk, hastalık, savaş, açlık, güvensizlik vs. gibi… Tüm bunlar demokratik düzenin marifetidir(!).

İsterseniz, demokrasi esaslı AK Parti iktidarının adalet, güven ve istikrar başarısını(!) bize, duraklarda, caddelerde ya da sokak başlarında aldığı aşırı doz uyuşturucudan dolayı yerlerde perişan bir vaziyette yatarken görüntülenen gençler anlatsın… Ya da aldığı yüksek alkolden dolayı hastaneye kaldırılan gençler… Ya da sırf erkek arkadaşıyla birlikte olmasına engel olduğu için babasını tecavüzcü olmakla suçlayacak kadar şahsiyet yoksunu gençler… Ya da kadının beyanı esasından hareketle iftiralara maruz kalan zindandaki Yusuflar… Ya da sırf “Rabbim Allah!” dediği için haksız yere cezaevine gönderilen babalarını bekleyen masum çocuklar… Ya da ekonomik pahalılığın kurbanı olmuş aileler…

Demokrasinin gönüllerde, hayatlarda açtığı yaralar ve bıraktığı olumsuz izler saymakla bitmez…

Demokrasinin Genlerinde “Ömerler” Olmaz!

AK Parti’nin iktidara gelmesinde de, iktidarda kalmasında da en etkili silahı kuşkusuz İslâm olmuştur. “Besmele” ile yapılan açılışlar bile AK Parti’ye prestij kazandırmıştır. Yeri geldi “Hz Ömer’in adaleti” sözleriyle adaletsizliklerini kamufle ettiler, yeri geldi “Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa koyunu, adl-i ilâhî gelir sorar Ömer’den onu” edebiyatıyla, İslâm coğrafyasındaki halkların koruyuculuğuna(!) soyundular. Ömer RadiyAllahu Anh gibi bir figürü çıkarları için kullanmakta beis görmediler; bilakis açtığı yolları, sağladığı prestiji gördükçe “Ömerler” söylemine daha bir sarıldılar, bunu her fırsatta dillendirdiler. Hatırlayınız bundan iki yıl önce AK Parti’nin 18. kuruluş yıldönümünde Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söylemişti: “Hedef şu; bütün bu saydığım yerlerde bizim için kanaat önderleri kimlerse bunları seçip çıkartmak ve kadromuzu bu kanaat önderleriyle güçlendirmektir. Bunu hep beraber yapacağız. ‘Ben şurada yoktum, ben burada yoktum’ olmaktan öte, ‘Burası filancaya layık’, daha da ileri gidiyorum, kardeşlerim bize ‘Ömerler’ lazım. İşte biz bu Ömerleri bulduğumuz zaman şunu bilesiniz ki şu anda geldiğimiz konumdan çok daha farklı bir konuma Allah’ın izniyle çıkacağız.”

İşte bu “Ömerler” söylemi ve “Hz. Ömer” sömürüsü, çoğu zaman demokratik-laik partilerin Müslüman Türkiye halkını tavlamada önemli bir argümanı olagelmiştir. Zira bugün AK Parti gibi diğer partiler de bu söyleme sarılmışlar ve seçimler yaklaştıkça “Hz. Ömer” söyleminden medet umar olmuşlardır. Bu kervana son olarak “Hazreti Ömer’in adaletini, hep hatırımızda tutacağız. Ve söz olsun; İYİ Parti iktidarında, Ömer’in yolundan, asla ayrılmayacağız!” açıklamasıyla İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’de katılmıştır.

Nedense hep Hz. Ömerlere talip oldular ama ne var ki daha bugüne bugün bir tane dahi Ömer var edemediler! Hep Hz. Ömer’i anlattılar ama hiç Ömer gibi yaşamadılar!

Zira Hz. Ömer devlet malı çarçur etmezdi ama onlar ettiler!

Hz. Ömerler yetim malı yemez ama onlar yediler!

Hz. Ömer halkın yemediğinden yemez ama onlar afiyetle yediler!

Hz. Ömer hiçbir zaman adaletten şaşmaz ama onlar hiçbir zaman adil olmadılar!

Kısacası Hz. Ömer’i anlattılar ama hiçbir zaman O’nun gibi yaşamadılar; yaşayamazlar da! Çünkü Hz. Ömer, İslâm literatüründe adaletin sembolüdür ve demokrasinin genlerinde adalet olmaz. Demokrasinin bağrından Ömerler var olmaz. Demokrasinin bağrından Ömerlerin çıkacağını beklemek; “balığın kavağa çıkmasını beklemek”ten farksızdır.

Çünkü demokrasinin geninde adalet değil zulüm vardır. Demokrasiden adalet beklemek, demokrasinin bağrından Ömerlerin çıkmasını arzu etmek, katilinden medet ummak gibidir. Seni öldürmeyi amaçlayandan, sana hayat vermesini istemek gibidir. Bugün açtığı yarlarla ve yaptığı tahrif ve tahribatlarla bilinen demokrasiden Ömer var etmeyi ummak, şu Arap atasözünün hikâyesine ne kadar da benziyor:

“Kanlı, kinli düşmanı Amr tarafından yaralanan adam, ölümün harareti ile düşmanından su istemek zorunda kalır. Amr da su yerine son ölümcül darbeyi vurur ve adamın işini bitirir. Adam ise canı çıkmak üzeri iken şu sözleri söyler:

[المستجير بعمرو عند كربته *** كالمستجير من الرمضاء بالنار] ‘Sıkıntı arttığı anda Amr’dan yardım isteyenin/Amr’a sığınanın/medet umanın hâli, aşırı sıcaktan ateşe sığınanın hâline benzer.’”

Demokrasi ve laiklik esaslı yönetim modellerinden adalet beklenmez. Hem laik olacaksınız yani âdil olan Allah’ın hayata hükmetmesine izin vermeyeceksiniz sonra da “adalet” diyeceksiniz! Çok garip ve tutarsız değil mi? Şayet adaleti “Âdil” olanda değil de bilakis zulmün kaynağında arıyor ve bekliyorsanız, objektif bakma yetisini yitirmiş, insaf fakiri olmuşsunuz demektir. Bu topraklarda demokrasinin adaletsizlikleri ve uygulamaları “ayinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz” kabilinden değerlendirildiğinde hepimizce malumdur. Başka bir ifadeyle laik, Kemalist zihniyetin yakın tarihe kadar ortaya koyduğu adalet(!) gelecekte gerçekleştirmek istedikleri adaletin teminatıdır.

Adaletin ve Ömerlerin Garantörü Ancak İslâm Nizamıdır!

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem efendimizi öldürmeye giden Ömer’i hepimiz biliyoruz… Bizler gece yarısı açlıktan ağlayan çocuğun çığlığını dindirmek için sırtında un çuvalı taşıyan Ömer RadiyAllahu Anh’i de biliyoruz. İşte değişimin adı; İslâm’dır. Rasulullah’ı öldürmeye giden Ömer’den açlıktan karnı guruldasa dahi halkının yemediğinden yemeyen Ömer RadiyAllahu Anh’e dönüşümün ve değişimin adı İslâm’dır. İşin özünü, Hz. Ömer’in cahiliyede yaptıklarını anlattığı sırada bir gencin kendisine; “siz bunları yaparken aklınız yok muydu?” sorusuna verdiği cevap ortaya koymaktadır:

[يا بُنيّ : كان فينا عقل ولكن لم تكن فينا هداية] “Evlat, aklımız vardı olmasına da henüz hidayet/İslâm yoktu.” Ömer’i râşid yapan, Ömer’i âdil yapan İslâm’dan başkası değildir.

Ömer’i Hz. Ömer yapanın İslâm’dan başkası olmadığını yine Ömer RadiyAllahu Anh’in kendisinden dinleyelim:

[خرج عمر بن الخطاب إلى الشام ومعنا أبو عبيدة بن الجراح فأتوا على مخاضة وعمر على ناقة فنزل عنها وخلع خفيه فوضعهما على عاتقه وأخذ بزمام ناقته فخاض بها المخاضة فقال أبو عبيدة يا أمير المؤمنين أأنت تفعل هذا تخلع خفيك وتضعهما على عاتقك وتأخذ بزمام ناقتك وتخوض بها المخاضة ما يسرني أن أهل البلد استشرفوك فقال عمر أوه لو يقل ذا غيرك أبا عبيدة جعلته نكالا لأمة محمد صلى الله عليه وسلم إنا كنا أذل قوم فأعزنا الله بالإسلام فمهما نطلب العزة بغير ما أعزنا الله به أذلنا الله] “Ömer bin Hattab yanında Ebu Ubeyde bin el-Cerrah RadiyAllahu Anh’ın da bulunduğu hâlde Şam’a gitmek üzere yola çıktı. Yolda bir nehre geldiklerinde Ömer devesinden indi ve ayakkabılarını çıkarıp boynuna astı. Sonra da devesinin dizgininden tutarak suya girdi. Bunu gören Ebu Ubeyde, ‘Ey Müminlerin Emiri! Böyle yapmayınız; Çünkü bu memleketin halkı sizi bu şekilde görmekten hoşlanmayacaktır’ dedi. O zaman Ömer şunları söyledi: ‘Vay, senden bunu ummazdım! Eğer bunu bir başkası söylemiş olsaydı onu ümmet-i Muhammed’e ibret dersi kılardım. Bizler yeryüzünün en zelil kavmiydik de Allah bizi İslâm’la izzetlendirdi. Bu nedenle biz her ne zaman izzeti O’nun bizi izzetlendirdiği şeyden başka bir şeyde ararsak, Allah bizi zelil kılar.”[1]

Bizi Ömer, birer âdil Müslüman yapacak olan tek şey İslâm’dır.

Dünya, ahlâkın, edebin ve İslâmi şahsiyetlerin celladı olan demokrasiye değil, ahlâkın ve adaletin zirvesini vaat eden, bağrından râşid Ömerler, çıkartan Hilâfet’e muhtaçtır. İnsanlık Râşidî Hilâfet Devleti’nin uygulayacağı İslâm’a ve İslâm’dan sadır olacak adalete muhtaçtır.

Adaletin, Ömerlerin yegâne garantörü İslâm, tatbik edilecek olan İslâm’ın da yegâne garantörü Râşidî Hilâfet’tir!



[1] Hâkim, Müstedrak


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz