ASIM’IN NESLİNDEN DEİZME EVRİLEN AK PARTİNİN GENÇLİK SİYASETİ

Emrah Akay

Her şey bir ideal, temiz bir hayal, saf bir beklenti ile başladı. Kazanılması gereken bir dava, kurtarılması gereken bir ümmet, yükseltilmesi gereken i’lâ-yi Kelimetullah vardı. Geçmişin hataları tekrarlanmayacak; yeni bir kimlik ve yeni bir gömlek ile yola çıkılacaktı. Eskinin sert üslupları bir kenara bırakılacak, daha yumuşak, ılımlı fakat hedefe ulaştırabilecek adımlar atılacaktı. Karda yürüyüp izini belli etmemek, yol boyunca ayıya “dayı” demek gerekiyordu. Konjonktüre rağmen değil, konjonktürün gerektirdiği politikayı uygulamak elzemdi. Çünkü önceki Millî Görüşçü ağabeyler bu konuda hata yapmışlardı; niyet ifşa edilmemeliydi. Taşınan dava ulvi, yürünen yol, çekilen cefa, atılan her adım kutsaldı. Dünyanın güçlü ülkeleriyle gerekirse masaya oturulacak, ittifak kurulacak, dost olunacak, anlaşmalar yapılacak ve dikenli yollar böyle aşılacaktı. Dosta “düşman”, düşmana “dost” denmesi gerekiyorsa çekinmeden söylenecekti. Dedik ya; daha öncekilerin sözde dik duruşları yüzünden bugün eğilmek zorunda kalmıştık, şimdi ise tam tersini yapmalı, eğip bükmeli, evirmeli çevirmeli fakat sonunda dik durabilmeyi başarmalıydık. O yüzden rotayı değiştirip, süreci uzatıp dolambaçlı yollardan ulaşmalıydık.  Türk Silahlı Kuvvetlerine sahip olmalıydık, emniyete, istihbarata, eğitim kademelerine ve yargıya söz geçirebilmeliydik. Kısaca bürokrasiye boyun eğdirmeliydik; sonrası çorap söküğü gibi gelecek ve kazanacaktık! Çünkü bu sevda böyle bitmezdi. Liderleri şiirlerinde sıklıkla dile getiriyordu bu söylemi ve hatta bir şiir yüzünden cezaevine girmiş, bedel de ödemişti.

“Minareler süngü, kubbeler miğfer,

Camiler kışlamız, müminler asker,

Bu ilahi ordu dinimi bekler,

Allahu Ekber, Allahu Ekber!”

Nidalarıyla coşuyor, coşturuyor, ümit ekiyor, heyecan yeşertiyordu. Hey gidi günler hey! Bir nesil bütün umudunu böylesi duygularla büyüttükçe büyüttü. Artık hata yapıldığında, yanlışa düşüldüğünde sahiplenen gençlik vardı. Bu gençlik hoşlarına gitmeyen eylemlerine bazı mazeretler öne sürerek göğüs geriyordu:

“Bilinçli yapıyorlar…”

“Henüz yeterli güçleri yok…”

“Yapmak zorundalar, başka çareleri yok…”

“Arka planı başka…”

“Gizli ajandaları var…” vs.

Bütün bu mazeretlerinin temelinde tekrar kaybetmeye olan korkuları yatıyordu. Artık hayal kırıklığı yaşamak istemiyorlardı. Güven duydukları liderlerini “reis” bellemişlerdi. “Öl” dese ölecek kadar sevip güveniyorlardı. Çünkü tüm bu duyguları temiz İslâmi düşüncelerine dayanıyordu. Zira birçoğu tevhid eksenli yazarları okuyor; Seyyid Kutub, Muhammed İkbal, Hasan el Benna gibi daha çok Ortadoğu kökenli âlim ve yazarlara sempati duyuyordu. İslâm coğrafyasının dertleri gençliğin tartışma konuları arasında yer alıyor, İslâmi hayat talepleri konuşuluyordu. Her ne kadar “İslâm Devleti” veya “Hilâfet” kavramlarının siyasi olarak altı doldurulamıyor olsa da niyet ve gaye genel olarak bu minvalde odaklanıyordu. İşte tam bu noktada gençliğin enerjisini, yaşlıların da bıkkınlığını potansiyel olarak görenler “Asım’ın Nesli”nden bahsediyordu. Kimdi bu Asım? Ne demekti “Asım’ın nesli”?

Mehmet Akif Ersoy’un “Çanakkale Şehitlerine” adlı şiirindeki şu dizeler terennüm ediyordu, gençliğin dilinde:

“Sarılır, indirilir mevkii müstahkemler

Beşerin azmini tevkif edemez sun’i beşer;

Bu göğüslerse Huda’nın ebedi serhaddi

O benim sun’i bedi’im, onu çiğnetme dedi.

Asım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:

İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.”

Şiirde namusunu çiğnetmeyen kişi, Asım bin Sabit’tir. Bedir, Uhud ve Hendek’te savaşmış sahabe. Harp meydanlarındaki yiğitliği kadar ilim ve ahlakta da öncü gençlerden. Peygamberimizin bazı kabilelere eğitim amacıyla gönderdiği ve içlerinde Asım bin Sabit’in de olduğu on kişilik heyet, “Reci” denilen bir yerde Lihyanoğulları’nın saldırısına uğrar. Fakat amaçları bu heyettekileri öldürmek değil, esir alıp Mekkeli Müşriklere satmaktır. Fakat bunu bilen Asım b. Sabit, “Ben müşriklerin himayesini ömrüm boyunca kabul etmemek üzere yeminliyim. Vallahi bu kâfirlere teslim olmam. ‘Allah’ım Rasulullah’ı durumumuzdan haberdar et!’” diyerek müşriklere ok fırlatıyor ve yanındaki Müslümanlara da şöyle telkinde bulunuyordu: “Ben ne diye çarpışmayayım. Gücüm kuvvetim yerinde, oklarım yanımda, yayımın kirişi kalın, ölüm hak, dünya boş ve geçicidir. Takdir edilen elbette başa gelecektir. İnsanlar er geç Allah'a dönecektir.” Ve Asım RadiyAllahu Anh birçok müşriki yere serdikten sonra altı arkadaşı ile birlikte hayatını kaybetti. Yediği kılıç darbesiyle yere düşen Asım RadiyAllahu Anh şöyle dua etti: “Allah’ım senin dinini korumaya çalıştım. Sen de cesedimi müşriklerden koru.” Hakeza müşrikler planlarını altüst eden bu gencin cesedini alıp satmak istedilerse de Allah’ın emriyle arılar Asım’ın etrafını kuşattı ve akşam hava kararana kadar müşrikler Asım’a el süremediler. Arıların koruduğu sahabe Asım bin Sabit o günden bugüne çarpıcı bir mesaj bırakmıştı. Bir başka yorumla Mehmet Akif Ersoy bu mesajı şu dizelerle ifade etmişti:

“Sen ki Asım’ın neslinin, çiğnetme namusunu.

At üstünden korkunun ve gafletin kâbusunu.

Ateşler yakıp Nemrut misali, atsalar seni.

Sakın ha! Terk etmeyesin, imanını, dinini.”

İşte AK Parti’nin -tabiri caizse- gençleri tavlama sanatı, bu şekilde şiir tadında sürdü gitti. Üstüne, içeriği belli olmayan gizemli bir “dava” söylemi de eklenince, bilhassa Müslüman gençler etkilendi. Zira köklü-kapsamlı fikirlere ve yerleşik kültüre sahip olmayınca hamasi söylemler kaçınılmaz oluyor.

Şimdi gelelim, 20 yıllık süreçte AK Parti’nin söylemleri ile eylemleri arasındaki tutarlılık seviyesine…

•Amerika, Irak’ta demokrasi terörü estireceği zaman AK Parti’nin yoğun çaba gösterdiği 1 Mart tezkeresini dün gibi hatırlarız. ABD silahlı kuvvetlerinin Türkiye hava sahasını kullanarak Müslümanları katletmesi için yapılan oylamada AK Parti dışındaki partilerin ret oyuyla tezkere reddedilmişti. Meclis kulislerinde AK Parti Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış’a ait olduğu iddia edilen şu söylem vicdanımızı titretmişti: “Irak’a düşecek ilk bomba ile hesabımıza 8,5 milyar geçecek.”[1]

•Yine Başbakan Davutoğlu’nun faizli kredi kullanan esnafın sayısı arttığı için gülücükler saçarakHelali hoş olsun, Allah sayılarını arttırsın” söylemi de AK Parti’nin “Allah’a ve Rasulü’ne karşı savaş açmak” olan faiz hakkındaki tutumunu gözler önüne sermeye yetiyordu.[2]

•İktidarının 10. yılında Başbakan Erdoğan, sarf ettiği şu sözle adeta kendisi için hayır umanları tepe taklak etmişti: “Son on yılda aşırılıklar törpülendi. Bir anlamda paratoner gibi olduk, gaz aldık.” Bu ifade, AK Parti iktidarının taşıdığı misyonu açık etmesi adına çerçeve yapılıp asılacak bir açıklamaydı.[3]

•Yine Cumhurbaşkanı Erdoğan Kadınlar Gününde, İslâm’ın ayetler ve hadisler ışığında verdiği mesajın konjonktüre ters olduğunu ifade ederek bazı hükümlerin güncellenmesi gerektiğini vurgularken şu açıklamayı yapmıştı:İslâm'ın hükümlerinin güncellenmesi vardır. Siz İslâm'ı 14-15 asır öncesi hükümleriyle bugün uygulayamazsınız. Böyle bir şey yok. Onun için de bugün İslâm'ın uygulanması yer, zaman, koşullar her şeyiyle değişiyor.”[4]

•Benzer şekilde Filistin özelinde fakat tüm İslâm coğrafyasının gönlünü kazanma niyetiyle “Gazze’ye gideceğini ve ‘İsrail’ sorununu çözmek için her şeyi yapacağını” söyleyen Erdoğan sekiz yıldan fazla süre geçmesine rağmen ne Gazze’ye gidebildi ne de herhangi bir girişimde bulundu.[5] Aksine “İsrail” ile yapılan askerî ve ticari faaliyetler arttıkça arttı. Mavi Marmara sürecinde suçlu olarak kendisinden izin almayan şehitleri gösterdi ve tüm dünya Müslümanları derin bir yutkunma ile iç çekerek hayal kırıklığına uğradı.

•2011 yılında Arap Baharı’ndan sonra Mısır ve Tunus’ta yeni hükümetlere kuvvetli bir şekilde “laik olun” çağrısı yapan Erdoğan, daha önce “araç” olarak kullandığı birtakım söylemleri oldukça benimsemiş ve içselleştirmiş olmalı ki İhvan-ı Müslimin yetkililerine “Laiklikten korkmayın, o ateizm değildir” diyerek cesaret aşılamaya çalışmıştı.[6]

•Son olarak iktidar partisi tarafından tepeden tırnağa herkesin dillendirdiği “Cumhuriyetin asıl teminatı biziz” söylemi ile son beş yıldır ulusalcı, milliyetçi, Kemalist taifenin masasına oturan ve birlikte karar alan bir AK Parti hükümeti ile karşı karşıyayız.

Peki, bunca örneği neden verdik, yapılanları neden hatırlattık? İşte asıl önemli konu bu olsa gerek. Ayasofya’nın açılışını yorumlayan Fransız siyaset bilimci Prof. Olivier Roy bir cümleyle bunu özetliyor: “Erdoğan, zihinleri İslâmileştiremediği için taşları İslâmileştiriyor.”[7]

Gerçekten de Türkiye’de İslâmcılığın sonu gelmişti. Çünkü söylemler yerini, tam zıddı olan eylemlere bıraktı. Suriye’de Müslümanlar zalim Esed’in insafına terkedildi, Kudüs “İsrail’in” başkenti olarak tanınarak “Doğu Kudüs” söylemiyle gün kurtarıldı. İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması ile aile, nesil ve toplum Batılı kanunların kurbanı oldu. İslâm’a dair ne varsa birer duygu ve düşünceden ibaret kaldı. Gerçekler ise büsbütün farklı ve doğaçlama üzere seyrediyordu. Böylesi bir İslâmcılığa şahit olan gençlik, eğer kendilerine hakkı ve hakikati ayan beyan ortaya koyacak birilerini bulamazsa ne yapar? İslâm’ı siyasi arenada yanlış, hatalı gösteren yöneticiler yerine doğru alternatifler sunulmazsa gençler ne düşünür? Yolsuzluk, rüşvet, adam kayırma, haksızlık, adaletsizlik, israf ve yalan gibi birçok İslâm dışı fiili sözüm ona “İslâmcıların” yaşantısında gören bir nesil nasıl reaksiyon gösterir? İslâmi duygu ve düşünceleri ile güvendiği, inandığı, desteklediği kişiler tarafından her seferinde aldatılan ve hayal kırıklığına uğrayan insanlar ne hisseder? Faizli iktisada bereket okuyan, demokrasi ve laikliğin havarisi kesilen, Batılı ülkelerin cazibesine kapılıp İslâm coğrafyasına sırtını dönen bir hükümeti iktidar yapan halk sizce iç dünyasında neler yaşar?

İşte “Asım’ın nesli” diye diye inlettikleri salonlarda şimdi demokrasiye teslim olmuş bir gençlik alkışlıyor kendilerini. Nasıl olmasın ki, bir kongrede Âli İmran Suresi’nden ayetler okuyan gençlerin nasıl azarlandığını hepimiz biliyoruz. “De ki: ‘Ey kâfirler! Yenilecek ve ateşe sürükleneceksiniz!’” nidalarını susturan Erdoğan ayetlerin siyasi toplantılarda değil kabristanda okunması gerektiğini vurgulayarak laikliği yeniden gençlerin gündemine sokmuştu.[8] Hâl böyleyken İslâm’dan nefret eden deistlerin türemesi doğal değil mi? Felaket gümbür gümbür geliyordu lakin durdurması gerekenler ateşe körükle gittiler. Şöhreti, popülizmi, zenginliği hayatının gayesi kılan bir neslin dinini ve peygamberini unutması normal değil mi? İslâmcı kimliğiyle seçim meydanlarına çıkıp İslâmsız bir hayatı reva görenler deizm rüzgârına kapılan gençliğin gerçek müsebbibidir. O yüzden geçen 20 yılda ahlakını, dinini ve namusunu ölümü pahasına çiğnetmeyen Asım’lar çıkmadı, çıkamaz. Çıksa Çıksa ahlakını, dinini ve namusunu konjonktürün bir gereği olarak arka plana atan deistler, ateistler çıkar.

Bu sebeple Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yalnız kaldığını, ihanete uğradığını söyleyenler bilsinler ki, Ebubekir gibi dostlar ancak dik ve kararlı duruş sergileyerek kazanılır. Ömer gibi yoldaşlar, çıkılan yoldan dönmeyecek cesareti gösterenlerin olur. Kaypak bir zeminde, değişken fikirlerle ve dolambaçlı yollardan geçerek gerçek bir dost, vefakâr yoldaş, sıddık bir arkadaş bulmak imkânsızdır. Herkesin ancak belli menfaatler kazanmak uğrunda bir araya geldiği yolculuğun sonu felakettir. Dolayısıyla içinde bulunduğumuz topluma böylesi kötü bir rol-model olarak gençliği deizmin, ateizmin kucağına terk edenler asla masum değiller. Zira onlar bu kötülüğü işlerken Müslüman ve İslâmcı bir prototiple işlediler. Fakat Allah ayetlerinde onları açık bir şekilde uyarmıştı:

[يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ كَبُرَ مَقْتاً عِنْدَ اللّٰهِ اَنْ تَقُولُوا مَا لَا تَفْعَلُونَ] “Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır."[9]



[1] https://www.tv5.com.tr/haber/2327/iraka-ilk-bomba-dustugunde-paramizi-isteriz-diyen-yasar-yakisti.html

[2] https://www.youtube.com/watch?v=TvBKdiHAySw&ab_channel=Mill%C3%AETarih

[3] https://www.milligazete.com.tr/haber/1082636/basbakan-dogru-soyledi

[4] https://tv.haberturk.com/tv/gundem/video/erdogandan-kadinlar-gunu-mesaji-İslâmin-guncellenmesi-gerek/459501

[5] https://www.aa.com.tr/tr/politika/gazzeye-gidecegim/252957

[6] https://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/erdogan-laiklik-ateizm-degildir-korkmayin-1202212/

[7] Prof. Olivier Roy: Erdoğan zihinleri İslâmileştiremediği için taşları İslâmileştiriyor (gazeteduvar.com.tr)

[8] https://www.diken.com.tr/erdogan-toplu-ayet-okuyan-akpli-gencleri-uyardi-camide-miyiz-siyasi-toplantida-mi/

[9] Saff Suresi 2-3


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz