İçki Ayeti ve Tedricilik

Abdullah İmamoğlu

Günümüz yöneticilerinin Allah’ın hükümlerini bir kerede değil de peyderpey tatbik etmelerine dair ileri sürülen en güçlü argüman “tedricilik” meselesidir. Tedricilik anlayışından hareketle birçok harama kapılar aralanmış, “zamanla düzelecek” düşüncesiyle haramlara sessiz kalınması kanıksatılmıştır maalesef… İşte biz de bu yazımızda tedricilik konusunu ve tedriciliğe delil olarak ileri sürülen içki ayetlerini farklı yönleriyle ele almaya gayret göstereceğiz.

Tedricilik, “İstenen şer’î hükme bir defada değil, aşama aşama varmak.” demektir. Tedriciliğin başka manası ise; zamanla şer’î hükümlerin tamamen uygulanacağı düşüncesi ile şeriatın bazı hükümlerini uygulamak ama bunun yanında şer’î hükümler dışındaki hükümlerin de uygulanmasına karşı susmaktır.

Peki, gerçekten içki tedricen mi haram kılındı?

Kur’an ayetleri incelendiğinde içki konusunda üç ayetin inzal olduğu görülecektir. Birincisi şu ayettir:

[يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ قُلْ فِيهِمَا إِثْمٌ كَبِيرٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَإِثْمُهُمَآ أَكْبَرُ مِن نَّفْعِهِمَا] “Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: ‘O ikisinde insanlar için büyük günah ve faydalar vardır. Ne var ki günahı faydasından daha çoktur.’”[1] İkincisi ise şu ayet-i kerimedir:

[يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَقْرَبُواْ الصَّلاَةَ وَأَنتُمْ سُكَارَى حَتَّىَ تَعْلَمُواْ مَا تَقُولُونَ] “Ey iman edenler! Siz sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın.”[2] Üçüncü ayet ise şudur:

[يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالأَنصَابُ وَالأَزْلاَمُ رِجْسٌ مِّنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ] “Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.”[3]

Ömer b. Hattab, Muaz b. Cebel ve Ensar’dan birkaç kişi Allah’ın Rasulü’ne dedi ki: “Ey Allah’ın Rasulü, bize aklı baştan alan içki ve malı yok eden kumarın hükmünü açıklar mısın?” Bunun üzerine Allah “Sana içkiyi ve kumarı sorarlar.” ayetini indirdi.[4] Hatta Taberi başta olmak üzere âlimlerin kahir ekseriyeti bu ayetten haramlığın çıkarılamayacağı sonucuna varırken sahabenin içki içtiğine dair haberleri zikrederler. Rasulullah’ın haram fiile sessiz kalması düşünülemeyeceğine göre bu, günah manasına gelen [إِثْمٌ] “ism” kelimesine bizzat içki içmenin günah olduğu anlamı yüklenilemeyeceğinin karinesidir. Dolaysıyla burada söz konusu günah içkinin içilmesi fiiline yönelik değil, içki içilmesinden kaynaklanan/mütevellit fuhşa ve kötü tasarruflara yöneliktir. Bu ayetin inmesi üzerine sahabeler içki tüketmeye devam ettiler. Şayet içki ilk ve ikinci ayetler ile birlikte azar azar da olsa haram idiyse ve sahabeler de bunu içmeye devam ettilerse bu durum içkiyi haram kılan [فَاجْتَنِبُوهُ] “uzak durun” ayeti indiğinde, hükmü duyar duymaz midelerindeki içkiyi kusarak boşaltmaya çalışan sahabelerin tutumuyla çelişmektedir. Haram iken içtiklerini söylemek ise sahabelere atılabilecek en büyük iftiradır.

“Ey iman edenler! Siz sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın.” ayeti dakik bir şekilde incelendiğinde bunun içki ile ilgili değil namazla ilgili olduğu anlaşılacaktır. Ayet, namaz zamanında içki içmeyi Müslümanlara yasaklamakla değil, ne söylediklerinin farkında oluncaya kadar içkili hâlde iken namaz kılmalarını yasaklamakla alakalıdır.

Hatta aşağıda Ali RadiyAllahu Anh’ın rivayet ettiği hadis, ilk inen ayetin az da olsa içkiyi haram kılmadığının en güçlü delillerindendir.

Kurtubi konuya ilişkin şunları nakleder: “Tirmizî Ali b. Ebû Talib’den şöyle dediğini rivayet etmektedir: ‘Abdurrahman b. Avf, bize bir yemek hazırladı. Bizi çağırdı. Bize içki içirdi. İçki bizi sarhoş etti. Bu arada namaz vakti girdi. Beni namaz kıldırmak üzere öne geçirdiler. Ben de: ‘Deki: ‘Ey kâfirler, sizin taptıklarınıza ben tapmam, biz sizin taptıklarınıza taparız’ diye okudum.’[5] Bunun üzerine yüce Allah, ‘Ey iman edenler! Sarhoşken ne söylediğinizi bilinceye kadar, namaza yaklaşmayın.’ ayetini indirdi.’ Tirmizî der ki: ‘Bu hasen, sahih bir hadistir.’”[6]

Müslümanlar, namaz kılarken içki kokusu ağzından çıksa veya sarhoş olmayacak kadar içki içerse dahi, daha doğrusu ne söylediklerinin farkında olacak kadar içkili iseler namaz kılabiliyordu. Yeter ki sarhoş olmasın. Bu ayetin inmesinin ardından sahabelerden içki içmeye devam edenlerin varlığı sabittir.

Ehl-i Sünnet âlimleri söz konusu iki ayetin içkinin haramlığını kapsadığını kabul etmemektedir. İbn Kesir bu konuda, Ömer’den nakledilen nüzul sebebini rivayet ederek şunları söylemiştir: “Bu ayetin nüzulü içkinin haram kılınmasından önceydi. Çünkü Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem Bakara Suresi’ndeki ayeti Ömer’e okuduğunda Ömer dedi ki: ‘Allah’ım, içki konusunda şifa verici bir beyan indir.’ Nisa Suresi 43. ayet-i kerime indikten sonra da Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem onu Ömer’e okudu. Ömer dedi ki: ‘Allah’ım, içki hakkında şifa verici bir beyan indir.’ Bu ayet-i kerime ile birlikte ne söylediklerini farkında oluncaya kadar içkili hâlde iken namaz kılmaları haram kılındı. Ta ki Maide Suresi’ndeki içkiyi haram kılan [فَاجْتَنِبُوهُ] “uzak durun” ayeti indiğinde işte o vakit Ömer, [انتهینا انتهینا] ‘Vaz geçtik, vaz geçtik!’ dedi.”[7]

Ömer RadiyAllahu Anh içki hakkında şifa verici bir hükmü indirmesi için Allah’a hep dua etti. Çünkü birinci ayetin nüzulünden önce mubah idi. Birinci ve ikinci ayetin nüzulüne rağmen onun hükmü mubah olarak devam etmiştir. Ancak üçüncü ayette haram kılınmıştır.

Bu ayetler, hakkında indikleri konulara bakarak değerlendirildiğinde tedricilikten fersah fersah uzak olduğu gayet açık bir şekilde görülecektir. Zira hepsi farklı hükümler ihtiva etmektedir. İlk ayet; içkiden kaynaklı günahlara dikkat çekmekte, ikinci ayet ise ne söylediklerinin farkında oluncaya kadar içkili hâlde iken namaz kılmalarını yasaklamaktadır. Herkesçe de bilindiği gibi içki, haram kılınmadan önce mubahtı. Şeriat içki içilmesine sükût etti, müsaade etti. Ancak içki ile ilgili üçüncü ayet olan “Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.” ayeti nazil olunca haram kılındı. Bundan önce söz konusu olan ayetlerde içkinin haramlığına dair hiçbir karine söz konusu değildir.

Din Tamamlanmıştır

Müslümanlar; ister akaidle, ibadetle, ahlakla, isterse de muamelatla; iktisat, sosyal ilişkiler, dış siyaset, barış veya harple ilgili olsun İslâm’ın tümünün uygulanmasından mesuldür. Rasulullah’a vahyin inzal olmaya devam ettiği döneme tanıklık eden Müslümanlar, risaletin tamamlanma süresinde inen hüküm kadar mesuldüler. Ancak İslâm’ın ikmali ve dinin tamamlanmasının ardından hükümlerin tamamından mesul olmaya başladılar. Allah Azze ve Celle ancak ve ancak kemale ermiş dinin, İslâm’ın tamamından razı olacaktır. Allah Azze ve Celle şöyle buyuruyor:

[الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلامَ دِيناً] “Bugün sizin dininizi kemale erdirdim. Ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin için din olarak İslâm’dan razı oldum.”[8]

Bu ayet-i kerime sarahaten dinin ikmal olduğunu beyan etmektedir. Bunun manası şudur: Hiç kimse dinin taleplerinde keyfî -yani delil olmaksızın- bir uygulama yapamaz, dini eksiltemez, dinin taleplerinin ifasını geciktiremez ve onu ihmal edemez. Yani hükmün bazılarını uygulayıp bazılarını da konjonktürel değerlendirip uygulamasını ihmal edemez. Başka bir deyimle, eğer ki Şâri bizden bir hükmü ifa etmemizi istiyorsa ve de bunun nasıl olacağını beyan ettiyse Müslüman olarak bizim o konuda esneklik göstermemiz ya da keyfî bir tercih ve imal yapmamız (farz ve haram kapsamlı hükümleri kast ediyorum, yoksa mubah olanları değil) söz konusu değildir. Nitekim Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:

[وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ اِذَا قَضَى اللّٰهُ وَرَسُولُهُٓ اَمْراً اَنْ يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ اَمْرِهِمْؕ] “Allah ve Rasulü, bir işe hükmettiği zaman mümin bir erkek ve mümin bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur.”[9] 

Bir sonraki paylaşacağım ayet, Rasulullah’ın getirdikleriyle ve nehyettikleriyle amel etmenin farz olduğuna delalet etmektedir. İlaveten ayetin içerisinde geçen “neyi” manasındaki [مَا] “ma” edatı, genelleyen bir edattır. Rasulullah’ın gösterdiği bütün vecibeleri yerine getirmeyi ve bütün yasaklardan vazgeçmeyi kapsamına alır. Aksi takdirde ayetin siyakından yapmayanların cezalandırılacağı anlaşılmaktadır. Şöyle buyrulur:

 [وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ] “Rasul size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının. Allah’a karşı takvalı olun. Muhakkak ki Allah; azabı şiddetli olandır.”[10]

Bu ve buna benzer şer’î nasslar, tamamlanmış bir dinin hükümlerinde esneklik göstermeye hiçbir şekilde müsaade edilmediğinin açık delilleridir. Kemale ermiş bir dinin hükümlerinin tatbikinde tedriciliğe cevaz veren bir delil de söz konusu değildir. Zaten tedriciliğe delil getirilen içki ayeti yukarıda da izah ettiğimiz gibi hükmün beyanında ve de tatbikinde tedriciliğe delil teşkil etmemektedir. İçki ile ilgili ileri sürülen ilk iki ayet, her biri müstakil konular ile alakalı olup son ayet içkinin haram olduğuna ilişkindir. İlk ayet içki içilmesinden kaynaklı günahlarla, ikinci ayet ise namaza yaklaşmak ile ilgilidir. Son ayet ise içkiyi yasaklayan ayettir.

Peki, içki nihai olarak Maide Suresi’ndeki ayet ile haram kılınmışken tedriciliği savunanların sözünü ettiği “kademecilikten” hareketle; Bakara Suresi’nde geçen fayda-günah dengesini gözeterek içki içebilir, kumar oynayabilir miyiz?

Ya da başkaca soralım: Yeni İslâm’la müşerref olmuş bir kişi, içki ayetlerindeki tedricilik savıyla içki alışkanlığını zamana yayarak bırakabilir mi? Bugün iki kadeh yarın ise -tedricen olacağı için- bir kadeh içmesine müsaade edilebilir mi? Neticede bu ayet tedriciliğin başlı başına delili değil midir?

Allah’ın indirdikleri ile hükmetmeye dair açık deliller varken ve dahi ihmaline dair de kesin uyarılar yer alıyorken tedriciliğe delalet etmeyen ayetler, küfür hükümleri ile tatbik etmeye nasıl delil gösterilebilir? Ya da Allah’ın hükümleri ile tatbik etmeyen yöneticiyi desteklemenin delilleri olabilir? Bu durum olsa olsa; benimsenen görüşü ispat etmek adına alakasız delillerle hüküm çıkartmak olarak izah edilebilir. Bu, intibak etmeyen bir delili zorlama yoluyla heva ve arzulara göre uyarlamaktır. İnandığı ve savunduğu görüşe uygun delil avına çıkanların durumunu İmam Kurtubi çok güzel betimlemiş:

[أن يكون له في الشي‌ء رأي و إليه ميل من طبعه و هواه، فيتأوّل القرآن على وفق رأيه و هواه، ليحتجّ على تصحيح غرضه، و لو لم يكن له ذلك الرأي و الهوى، لكان لا يلوح له من القرآن ذلك المعنى.] “Bir müfessir herhangi bir şey hakkında bir görüşe sahipse, o müfessirin o görüşe meyletmesi gayet doğaldır. Böylece müfessir amacını doğrulamak için sahip olduğu görüşe ve arzusuna göre Kur’an’ı yorumlayacaktır. Şayet (delilleri incelemeden önce) kendisine ait bir görüşe sahip olmasaydı Kur’an’dan kendi görüşüne uygun bir manaya da ulaşamazdı.”

Tedricilerin yaptıkları da İmam Kurtubi’nin dediğinden ve ortaya koyduğu tespitten farklı değildir. Önce görüş sonra görüşe uygun delil arayışı…

Rasulullah’ın Uygulamalarında Tedricilik Yoktur

Kendisine tabi olmakla emrolunduğumuz Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem tedriciliğin mahallesinden dahi geçmemiştir. Gerek Mekke’de gerekse de Medine’de tedriciliğe çok ihtiyacı olduğu hâlde bu yönteme müracaat etmemiştir. Böylesi bir yöntemi hiçbir surette uyguladığı sabit değildir. Bin bir türlü zorluklar görmesine rağmen hükümlerin tatbikinde peyderpeyciliğe asla tevessül etmemiştir.

Madem tedriciliğin İslâm’da yeri var(!), öyleyse bu uygulamayı bizden daha çok ihtiyacı olmasına rağmen Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem niçin yapmadı?

Mekke müşrikleri potansiyel tehlike arz etmelerine rağmen niçin onlarla bir uzlaşıya gitmedi ya da onların istediği tavizleri vermedi?

Eziyetlerin haddi hesabı yokken, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ve beraberindeki sahabeler açısından durum çok da vahimken Rasulullah gelen tekliflere neden “Evet!” demedi? Küfür hükümlerine rıza gösterip zamanla İslâm’ı tatbik edemez miydi?

Gerçekten ihtiyacı olduğu bir dönemde, kendisine gelen teklife neden “Sağ elime güneşi, sol elime de ayı verseniz ben bu davamdan vazgeçmem. Ya Allah beni bu şekilde muzaffer kılar ya da başım gövdemden ayrılır.” diyerek cevap verdi?

Sümeyye RadiyAllahu Anhâ bir yandan şehit edilirken, öbür yandan Bilal RadiyAllahu Anh kayanın altında “Ahad! Ahad!” diye haykırırken niçin “Sabredin, sizin için Cenneti görüyorum.” diye telkinde bulundu da, yönetime iştirak etme teklifine “hayır” dedi?

Kısacası Rasulullah’ın hayatının hiçbir yerinde İslâm’ın hükümlerinin uygulanmasında tedriciliğe yer yoktur. İçki ayeti inzal olduktan sonra hükmün infazında asla bir ihmal söz konusu dahi olmamıştır. Rasulullah’ın yapmadığını yaparak, yaptığını yapmayarak mı Allah razı edilmeye çalışılıyor yoksa! Nasıl buyuruyor efendimiz:

[مَا بَالُ أَقْوَامٍ يَتَنَزَّهُونَ عَنِ الشَّىْءِ أَصْنَعُهُ، فَوَاللَّهِ إِنِّي أَعْلَمُهُمْ بِاللَّهِ، وَأَشَدُّهُمْ لَهُ خَشْيَةً] “İnsanlara ne oluyor ki, benim yaptığım şeyi yapmaktan kaçınıyorlar. Allah’a andolsun ki, ben Allah’ı onların en iyi bileniyim ve O’ndan en çok korkanıyım.”[11]

İslâm’ın hükümlerinden hiçbir şekilde taviz verilemeyeceğinin en güzel örneği de şüphesiz her konuda bize örnek olan Rasulullah efendimizin Beni Sakif kabilesine söyledikleridir:

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem döneminde Sakif kabilesinden 6 kişilik heyet Medine’ye gelerek faize ve içki içmeye izin verilmesi, Taif’in harem bölge ilan edilmesi gibi şartlarının kabul edilmesi hâlinde Müslüman olacaklarını söylemişlerdi. Bağcılığın yapıldığı ana merkezlerden biri olan Taif, içki üretiminde Arap Yarımadasının ihtiyaçlarını karşılayan önemli bir yerdi. Bundan dolayı da içki konusunda kendilerine biraz zaman vermesini Rasulullah’tan talep ettiler. İçkisiz asla yapamayacaklarını söylediler.[12] Bunun üzerine Rasulullah efendimiz [ان الله قد حرمها] “Muhakkak ki Allah içkiyi haram kılmıştır.” dedi ve sonrasında da şu ayet-i kerimeyi okudu: [يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالأَنصَابُ وَالأَزْلاَمُ رِجْسٌ مِّنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ] “Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.”[13]

Şayet İslâm’ın uygulanmasında tedricilik söz konusu olsaydı bunu en başta Rasulullah efendimiz gerçekleştirmez miydi? Siret-i şerifinin hiçbir yerinde İslâm’ın hükümlerinin ihmaline ya da geciktirilmesine rastlamak mümkün değildir. Bilakis O SallAllahu Aleyhi ve Sellem haramların yer bulmasına asla müsaade etmeyen bir peygamberdi.

[عن عبد الله بن عمرو أن رسول الله -صلى الله عليه وسلم- خطب يوم الفتح فقال: «ألا إن كل مَأْثُرَة كانت في الجاهلية من دم أو مال تُذْكَرُ وَتُدْعَى تحت قدمي] “Abdullah bin Amr Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Fetih günü Mekke’de halka hitap ettiğinde şöyle dediğini rivayet eder: ‘Cahiliye devrinde anılıp zikredilen tüm övünme vesilesi olan şeyler ayaklarımın altındadır/kaldırılmıştır.’”[14]

Tedriciliğin Varlığını Kabul Etsek Bile Bu Konu Tatbikle Değil Teşri ile Alakalıdır. Dolaysıyla Bugün Haramla Hükmedenlere Delil Olmaz…

Yukarıda ileri sürülen içki ayetlerinin İslâm’ın hükümlerini tedricen uygulamaya delil niteliği taşımadığını birkaç açıdan izah etmeye çalıştık. Kemale ermiş dinin hükümlerinden ihmalin hiçbir şekilde caiz olmayacağını delillerle ortaya koymaya özen gösterdik. Şimdi içki ayetinin tedricen haram kılındığını varsayarak bir tartışma konusu aralamak istiyorum. Yanlış anlaşılmanın önüne geçmek adına tekrar etmekte fayda var; içki ayetinin tedricen indiğini kabul etmiyor sadece başka bir açıdan ele alabilmek için “öyleymiş gibi” varsayıyoruz. İçki ayetinin tedricen indiğini savununlar bu ayeti delil getirerek idare makamına gelen yöneticilerin İslâm’ı tek bir kerede tatbik etmek zorunda olmadıklarına, zamanla kâmilen tatbik edebileceklerine delil olarak ileri sürmektedirler. Her şeyden önce bizim tartışma konumuz tatbik sürecinde tedriciliktir. Yani “İslâm’ın hükümleri zaman ve konjonktür hesabı yapılarak peyderpey uygulanabilir mi?”; esasi tartışma konumuz budur… Olabilirliğini savununlar buna uygun bir delil ortaya koyabilmelidir. Ve içki ayeti İslâm’ın tedricen uygulanabilirliğine uygun delil değildir. Çünkü içki ayetinin tedricen indiğini ve içkinin tek bir seferde haram kılınmadığını varsaysak bile bu, “tatbik ile değil teşri ile” alakalıdır. Yine bu varsayımdan hareketle; tedricen inen içki ayetinin konusu tatbikle alakalı değil hükme bağlama keyfiyeti yani yasama/teşri ile alakalıdır. Peki, bizler Allah’ın hükme bağlama keyfiyetini mi taklit etmekle mükellefiz yoksa inzal buyurduğu hükmü uygulamak ve hayata tatbik etmekle mi? Allah’ı teşride taklit etmek gibi bir sorumluluğumuz var mı bizim?

Bugün kemale ermiş bir dinin hükümlerinde tedriciliğe yeltenmek adeta teşri konusunda cüretkârlık değil midir? Haddi aşmak değil midir? Hâlbuki biz bilir ve iman ederiz ki Allah Azze ve Celle’nin teşride şeriki yoktur.

[وَلَا يُشْرِكُ ف۪ي حُكْمِه۪ٓ اَحَدًا] “O, hiç kimseyi, hükmünde ortak yapmaz.”[15]

Tedriciliğe davet edenler, “İslâm’ın bir defada kâmilen tatbik edilmesi mevcut yöneticiler için zor olur” diyerek İslâm’ın parça parça tatbikine cevaz vermek suretiyle aslında bir nevi teşri konusunda Allah’ın şeriatına tahakküm ve müdahale gücünü insana vermektedirler. Bu teşri hususunda apaçık Allah’a karşı had bilmezliktir. Hâlbuki biz Allah’ın ve Rasulü’nün hükümlerinin önüne geçemeyiz ve bu caiz değildir. İnsanlar için en iyi hükmü ve hangi keyfiyette verileceğini bilen Allah’tır. [اَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَۜ] “Öyle ya hiç yaratan bilmez mi?” [وَمَنْ اَحْسَنُ مِنَ اللّٰهِ حُكْماً لِقَوْمٍ يُوقِنُونَࣖ] “Gerçeği kesin olarak bilip kabul eden kimseler için Allah’tan daha güzel hüküm sahibi kim olabilir?”

Takva zırhını çıkartıp tedricilik elbisesine bürünen kardeşlerimize soruyoruz: Acaba tedriciliğin bir sınırı var mıdır? Tedricilik anlayışında ne kadar ileri gidilebilir?

Tedricilik anlayışı;

Haramlara sessiz kalmanın önünü açmadı mı? Haramların yaygınlaşmasını sağlamadı mı? Allah’ın emrettiklerinin askıya alınmasına sebebiyet vermedi mi? Allah aşkına söyleyin; tedricilik anlayışı bizi Allah’a hakkıyla kulluktan alıkoymadı mı?

Yarattıklarını iyi bilen, hükmeden ve her şeyden haberdar olan Allah’tır. Tedriciliğe davet eden Müslüman nasıl olur da teşrie/yasama işine karışma cesaretini gösterir? Oysa biz kulların vazifesi yasama işine kalkışmak değil, hükmün tek sahibi olan Allah’ın yasalarına, hükümlerine ittiba etmek ve emrettiği keyfiyette uygulamaktır.

 

 



[1] Bakara Suresi 219

[2] Nisa Suresi 43

[3] Maide Suresi 90

[4] İbn Cevzi

[5] Kâfîrûn Suresi 109/1-2

[6] Tirmizî, Tefsir 4, Sûre 12; Ebû Dâvûd, Eşribe, 1

[7] İbn Kesir

[8] Maide Suresi 3

[9] Ahzab Suresi 36

[10] Haşr Suresi 7

[11] İbn Mace

[12] İbn Sa‘d, et-Tabakât

[13] İbn Kesir

[14] Ebu Dâvud

[15] Kehf Suresi 26


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz