İRAN VE HİZBULLAH’IN SURİYE’DE NE İŞİ VAR?

Murat Savaş

Ne kadar da tuhaf değil mi, “İran ve Hizbullah’ın Suriye’de ne işi var” başlığı? Oysa özelde Müslümanların ve genelde tüm dünyanın alışık olduğu ya da en azından sık-sık sorduğu soru; “ABD’nin Irak’ta… Sudan’da… Libya’da ne işi var?” şeklindeydi. Ama tuhafta olsa haklı bir soru bu. Zira İran ve onun partisi Hizbullah zalim Esed’e karşı Müslümanları korumak için Suriye’de bulunmamaktadır. Bilakis canı çıkmak üzere olan Esed ve Baas rejimine suni solunum ve kalp masajı yaparak hayatta tutmaya çalışıyor. Ve bunu yaparken de sadece müttefiki olduğu bir iktidara karşı nezaket yardımı şeklinde yapmıyor.

Suriye konusunda hem şahsım, hem Köklüdeğişim yazarları, hem de okuyucularımız beyinlerimizi gerek ABD’nin sinsi tuzakları açısından, gerek Türkiye’nin izlediği değişken ve kaypak politikalar açısından gerekse de ilgili ülkelerin tutumu açısından düşünmeye, keşfetmeye ve ifşa etmeye zorlamıştık. Patriot füze sistemi, NATO’nun Suriye’ye nasıl gireceği ve birçok siyasi girişimleri nasıl analiz ettiğimizi takipçilerimiz hemen hatırlayacaktır. İşte şimdi başka bir konuda sizleri düşünmeye, sorgulamaya ve araştırmaya davet ediyorum. Ve öncülük etmek adına bu makalemizde isabetlilik oranının yüzde yüz olduğunu iddia etmeden İran ve Hizbullah’ın Suriye’de bulunma sebebini keşfetmeye çalışacağız.

Üstünkörü bir şekilde bakıldığında; “İran ve Hizbullah’ın Şia olması dolayısıyla gene Şia (tabi galt-uş Şia) olan Esed ve rejiminin otoriteyi Sünnilere kaptırmaması için Suriye’de bulunuyor ve Esed’e yardım ediyor” denilebilir. Bu tez doğru olsa bile derinlikten yoksun bir şekilde ortaya konulması başlı-başına bir hatadır ve siyasi konularda sathi ve derin düşüncelerle hareket edilmez. İnsan, hayat ve kâinat hakkında, bunların öncesi, sonrası ve dünya hayatı ile alakası hakkında aydın düşünemeyerek ağaca, taşa, puta, ineğe ve gök cisimlerine dahi tapanlar siyasi konularda aydın düşünmekte ve bu düşünce sonucu varlığını devlet olarak devam ettirebilmekteler. Öyleyse İran ve Hizbullah’ın Suriye’de bulunma sebebini mezhepsel bir olguya bağlayanlar aydın bir şekilde bunu açıklamak durumundalar. Yoksa görüntü ile yetindikleri anlamına gelir ki bu basit bir düşüncedir.

Bu konuda görüşümüzü ortaya koymadan önce konunun mezhepsel bir kavga olduğu görüşünü çürütmek gerekmektedir. Evet, İran ve Hizbullah’ın Suriye’de bulunması bir Şia-Sünni meselesi değildir. Fakat meselenin böyle görünmesi kâfir ABD ve onun müttefiki olan Türkiye ve başka ülkelerin Müslümanların meseleyi mezhep kavgası olarak algılayıp tarafsız kalmasını istemesinden ibarettir. Zira Müslümanların mezhep kavgasına vereceği tepki ile hak ile batılın kavgasına vereceği tepki birbirinden tamamen farklıdır ve ikisi arasında adeta bir uçurum vardır. Nitekim tarihte mezhep kavgası olarak Müslümanlara yutturulan birçok örnek bulunmaktadır ki kâfirler bu algı yanıltması ile esas hedeflerine ulaşmaktadırlar. Çünkü ‘İsrail’ ve Filistin kavgasında olduğu gibi Müslümanlar sözkonusu hak-batıl meselesi olunca seslerini yükseltmekteler ve elinden geleni ardına koymamaktalar. Buna mukabil Irak’ta olduğu gibi meseleyi mezhep kavgası olarak algılayınca tepki vermemekteler, kardeş kavgası olarak görmekteler, dahası kâfirlerin müdahalesini ve hakemliğini haklı görmekteler.

Bu söylediklerimi isbata geçmeden önce meseleyi mezhep kavgası olarak okuyup Müslümanlara bunu telkin eden yazar, aydın ve kanaat önderlerinin nasıl bir amaca hizmet ettiklerini görmelerini isterim. Mesele sadece hatalı bir yorum yapmakla kalmıyor, bilakis İslam Ümmeti’nin geleceğini, İslam’ın hayat sahasına inmesini ve Müslümanların mevcut çöküntüden kurtulup kalkınmasını engelleyen yanlış bir kamuoyu oluşturuyor. Yüzde yüz olmasa da Suriye’de Hilafet Devleti’nin kurulması ve bekâsı Müslümanların tepki ve desteğine bağlıdır. Bu söylediklerim hüsnü niyet ile meseleyi yanlış yorumlayanlar hakkındadır. Birde tabi yukarıda da ima ettiğim gibi kasti olarak bunu yapanlar var, lakin onlara diyecek sözümüz yoktur. Kıldıkları namaz, tuttukları oruç ve İslami söylemleri onları kıyamet gününde işledikleri bu vebalden kurtarmayacaktır. Keşke bilselerdi.

Yerine ulaştığını umduğum bu mesajlardan sonra İran ve Hizbullah’ın Suriye’de bulunmasının mezhepsel bir boyutta olmadığını ve kasti olarak böyle bir algı oluşturulmaya çalışıldığını ispatlamaya geçebiliriz. İkna ediciliği yüksek olması açısından konu üzerinde hem mevcut vakıa noktasında hem de İran’ın devlet yapısı noktasında biraz fazlaca duracağım ancak mazur görün ki gerekli gördüğüm içindir.

Birincisi; Her ne kadar İran halkı genel ekseriyet böyle olsa da İran’ın Şia ekolünde Caferi mezhebinin bir temsilcisi ve bu mezhebi dünyaya taşımak üzere yüklendiği bir mesaj olarak görmek doğru değildir. Zira İran devleti Şialık ve Caferi Mezhebi’ni kendisine bir ideoloji olarak belirlemediği, rejimini bu mezhep üzerine bina etmediği ve Şialığı dünyaya taşımak üzere yüklendiği bir mesaj olmadığı gibi anayasasını onun temelinde koymamış, anayasa ve kanun maddelerini de ondan almamıştır. Bilakis anayasalarındaki yönetim sistemi, dış siyaset, ordu ve güvenlikle alakalı temel maddeler kapitalist sistemden alınmıştır. İç işleri ve bazı basit konularda mezhepsel bir iz bulunsa da bu görüşümüzü değiştirmez. Zira gerek Suriye, gerek Lübnan ve gerek Suudi Arabistan siyaseti dış siyaset kapsamındadır ve buda kapitalist sisteme göre belirlenmiş anayasa maddelerine göre seyrettirilmektedir. Bu noktada İran’ın hali Hicaz bölgesinde yaygın olan Hanbeli Mezhebi’ni istismar eden Suudi Arabistan’ın haline benzemektedir. İran, Caferi Mezhebi’ni kendisini takip eden destekçiler kazanmak ve kendisiyle birlikte çalışan kimseler hazırlamak için istismar etmektedir ki böylece onları mezhebine değil de kendi çıkarları için kullanması kolaylaşmış olsun. İran devleti bir cumhuriyet devletidir ve hizmet ettiği şeyde ne İslam’dır, ne Şialıktır, nede Caferiliktir. Bilakis Osmanlı enkazı üzerine kurulmuş diğer elli küsur kıytırık devlet gibi kendi ulusal çıkarlarına ve laikliğe hizmet etmektedir. Bu durumda dini ve mezhebi omzunun arkasına atması doğal ve kaçınılmazdır.

İran’ın bu mezhebi arkasına atması hususunu daha çok ulusal çıkarlarına aykırı olduğu zaman görülmektedir. Zira Azerbaycan 1989 yılının sonlarında Sovyetler Birliği’nin pençesinden kurtulmak ve Azerbaycan halkıda İran ile birlikte olmak için sınırları kaldırmak istediklerinde, Azerbaycan halkının genelinin İran’ın resmi mezhebine bağlı olduğu halde ve aşağılık komünist Ruslar halk üzerine donuk bir katliam yaptığı halde İran bu Müslümanlara yardım etmemiş, sırt dönmüştür. Ayrıca Ermenistan 1994 yılında Azerbaycan topraklarının yaklaşık %20’sini işgal ettiğinde de Azerbaycan’a yardım etmemiştir. Üstelik İran Azerbaycan’a rağmen Ermenistan ile ilişkilerini geliştirmiştir.

Şimdi İran’ın Irak ve Suriye rejimini desteklemesi ne için mezhepsel olarak açıklanıyor? Hem Irak hem de Suriye rejimi ABD hizmetinde olduğu ve Şialıkla ilgili olmadığı halde neden buraya bağlıyoruz bu desteği? İran’ın Michel Aoun akımı, Nebih Berri gibi laik hareketleri ve Lübnan’da ABD’nin bineğinde ilerleyen ve İslam ile hiçbir ilgisi olmayan hareketleri desteklemesini nereye bağlayacağız o zaman?

İkincisi; doğru olmamakla beraber diyelim ki İran Esed Rejimine Sünnilere karşı Şia hâkimiyeti oluşturmak için yani mezhepsel noktada destek veriyor. Peki, neden Suriye kıyamının başından beri zaman-zaman özerklik teşebbüsünde bulunan, Rasulayan ve bazı yerlerde göndere kendi bayraklarını çeken ve şimdilerde Suriye’nin kuzeyinde hâkimiyet iddia eden PYD’ye karşı savaşmıyor da daha Esed Rejiminin çıkarılamadığı yerlerde diğer oluşumlara karşı savaşıyor? Üstelik kendi ülkelerinde de PKK’nın bir kolu olduğu ve yıllardır onlara hâkimiyet hakkı tanımadığı halde. Neden Özgür Suriye Ordusuna karşı değil de Nusret cephesine, Tevhit Tugayına ve benzeri guruplara karşı savaşıyor? Suriye’nin kuzeyinde yaşayan Kürtlerde, Kürtleri temsil ettiğini iddia eden PYD’de ve ABD çizgisinde olan ÖSO’da tamamen Sünnilerden oluştuğu halde…

Aynı şeyler Hizbullah içinde geçerlidir çünkü Hizbullah İran’ın güdümünde olan ve güya Müslümanları ve İslami toprakları ‘İsrail’e’ karşı müdafaa etmek için kurulmuş Şialık davası olan bir partidir. Hizbullah Suriye’de Müslümanlara karşı savaştığı kadar acaba kuruluş amacı olan ‘İsrail’e’ karşı savaşmış mıdır? Bilakis Hüsnü Mubarek ve Esed rejimiyle birlikte ‘İsrail’in’ güvenliğini sağlamıştır.

Kasti olarak Müslümanlara Suriye kıyamını bir mezhep savaşı olarak göstermek istendiğinin ispatına gelince; İlk olarak Diyanet’in bütün illerde Cuma hutbesinde “öldürende ölende Allahu Ekber diyor” diyerek başlattığı ve sırasıyla Recep Erdoğan, Abdullah Gül ve son olarak 10 Kasım konuşmasında Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in tekrarladığı bu sloganik sözlerdir. Acaba bu liderler konuşma metni hazırlamaktan acizde birbirlerinin sözlerini mi tekrarlıyorlar, yoksa kasıtlı olarak mı bu cümleleri seçiyorlar? Müslümanın, Müslümanı katlettiğini söyleyerek bizlere ne düşündürtmeye çalışıyorlar? Şebbihaların kelime-i şehadet getirmediklerini, Esed’in ilah olduğunu söylediklerini ve esir olarak ellerine düşen Müslümanlara Esed resmine secde ettirmek için ve tek ilahın Esed olduğunu söylettirmek için işkence ettiklerini cümle dünya biliyorken, Nusayriliğin hak mezhep olmadığı dolayısıyla müntesiplerinin Müslüman olmadığı bilindiği halde ne Müslümanından bahsediyorsunuz siz? Mezhebiniz o kadar geniş mi?

Bu soruların cevabı tabii ki hayır olmaktadır. Lakin kasıtlı olarak Suriye kıyamını mezhep savaşı, kardeş kavgası olarak göstermek istiyorlar. Zira aynı şeyleri Libya, Mısır ve Tunus kıyamlarında söylemediler. Ehli Sünnetten olan Nusret Cephesi ve benzerlerini terör örgütü olarak görüp, terörün İslam’da olmadığını söyleyerek onları İslam’ın dışına çıkarttılar, Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya söven şebbihaları Müslüman yaptılar.

10/11 Kasım tarihlerinde Irak’a gidip bir dizi görüşmeler gerçekleştiren Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu katıldığı bir programda görüşmelerle ilgili bilgi verirken “Bölgemizde Suriye bağlamında gittikçe tırmanan ve bazı kesimlerce mezhep çatışmasına yöneltilmek istenen bir konjonktür var” dedi. Ey Davutoğlu Suriye’de yaşananları mezhep çatışmasına yöneltmek isteyen seninde bakanı olduğun hükümetin, üyesi olduğun Meclis’in ve sevgili Cumhurbaşkanının ta kendisidir. Davutoğlu ya danışıklı dövüş oynuyor ya da bu cümleleri ağzından kaçırdı herhalde.

Aklı olup düşünen ve kulak verip işitenler için bu hususların delil olarak yeterli olacağına inandığımı ifade ederek oluşturulmak istenen bu algının ne için ve kimin tarafından olduğuna, dolayısıyla İran ve Hizbullah’ın Suriye’de ne için savaştığına geçmek istiyorum.

Daha önce söylediğimiz gibi Suriye kıyamı İslami bir kıyamdır ve oradaki halk ve Mücahitlerin hedefi kıyamlarını İslam Hilafet Devleti ile taçlandırmaktır. Durum böyle olunca kâfir ABD, Hilafet’in yeniden kurulmasını dünya siyasetinde kendisine bir rakip, kısa vadede Ortadoğu’daki varlığına ve sömürgesine ve uzun vadede kendisinin varlığına bir tehdit olarak görmüştür. Bunun için bütün yardımcılarını da devreye sokarak kendisini Hilafet’in kurulmasını engellemeye adamış ve üç yıldır uykuları kaçmıştır. Tüm siyasi girişimleri, sinsi planları ve türlü entrikaları çevirmesine rağmen Suriye kıyamını yolundan saptıramamıştır. Askeri olarak Suriye’ye girmenin kendi ayağına kurşun sıkmak olduğunu bildiğinden dolayı da bundan hep kaçınmış ve her zaman olduğu gibi meseleyi mertlikle değil namertlikle çözmeye karar vermiştir.

Tezgâhlanan oyun o kadar büyük ki bütün oyuncularına bir rol vermiş ve ahtapot gibi bütün kollarını devreye sokmuştur. ABD müttefiki olan ülkelerin ağız birliği etmişçesine aynı tutumda olmaları başka ne anlama gelir? Lakin oyun doğaçlama seyretmektedir. Buda ABD’nin Hilafet’i engellemekte ne kadar aciz olduğunun işareti sanırım. Bu doğaçlama oyun sırasında önce belki Sünnilere karşı olmasından dolayı halkları açısından bir tepki almayacak İran ve Hizbullah’ı fiili olarak Suriye’ye sokmuştur ki Esed’i askeri olarak desteklesin ve çözüm bulunana kadar ömrünü uzatsın. Fakat şimdiye kadar çözümlerin tutmaması sonucu ABD Suriye kıyamını bir mezhep savaşı olarak Müslümanlara yutturmak istemektedir ki bunda kastettiği bir kaç amaç var.

Birincisi; Müslümanların Suriye kıyamına verdiği desteği azaltmak, hatta mümkünse tamamen kesmek istemektedir ki Suriye halkı ve Mücahitler umutsuzluğa düşsün, kendi aralarında sıkıntı çıksın ve Hilafet’in kurulmasını engellesin.

İkincisi; Eğer birinci hususa rağmen Hilafet kurulursa sıhhati şüpheli olsun, Müslümanların desteğini alamasın, zayıf olsun ve bekası güvence altında olmasın.

Üçüncüsü; ABD, NATO adına tezkerenin gereği Türkiye’yi Suriye’ye askeri olarak girmesini isterse kardeş kavgasına son vermek üzere girmiş meşru bir giriş olsun.

İşte son aylarda Suriye kıyamını mezhep savaşı olarak göstermek için yarışa girmiş liderlerin ve Diyanet’e varıncaya kadar ilgili olmayan hatta siyasi faaliyetleri yasaklanan kurumların siyasete karıştırılmasındaki tüm çaba ve gayretleri bunun içindir.

Hülasa, İran ve Hizbullah “ABD’nin Suriye’de ne işi var”, “Conilerin Suriye’de ne işi var” demeyelim diye, Kâfir ABD’nin maşasız eli yanmasın diye Suriye’de var.

Makalenin bütününden İran ve Hizbullah’ın ABD’nin çıkarlarına hizmet ettiği doğal olarak anlaşılacaktır. Lakin makalemin konusu İran’ın Amerikancı olduğunu ispatlamak olmadığı için oraya girmeyeceğim. Belki bu gerekli görülürse başka bir makalede ele alınacaktır. Selam ve dua ile…


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz