DEMOKRASİDEN DEM VURMAK

Esra Demir

Türk Hükümeti’nin “Demokrasi Paketi”nin içeriğine ilişkin tartışmalar sürerken paketin 17 Eylül’de açıklanması beklentileri boşa çıkmıştır. Demokratikleşme Paketi ile ilgili Başbakan Erdoğan, “İnşallah ay sonuna kadar basın toplantısıyla açıklayacağız” diyerek zamanı ertelemiştir. Böylelikle bitip tükenmek bilmeyen paketler serisine bir yenisi daha eklenecektir. Ne geniş kavramlar içermektedir şu Demokrasi, içine hangi paketi koysanız sığıyor. Bu ne esneklik bu ne kullanım kolaylığı böyle! İsteyenler, menfaatleri doğrultusunda Demokrasiyi evire çevire değişik manalarla insanlara pazarlayabilmektedirler. Oysa Demokrasi; “halkın kendi kendini yönetmesi” olarak tanımlanmıştır. Bütün bu paketler, halk istediğinden mi hazırlanmaktadır? Açıklanan hangi paket halkın problemlerini kökünden çözebilmektedir?

Gerçek Demokrasinin ortaya çıkışına ve amacına dikkat edildiğinde ise hiçte öyle sıradan masumca bir fikir olmadığı anlaşılmaktadır. “Demokrasi” adı altında Müslümanlara, kâfir Batılıların kültürleri, hayat tarzları, ideolojileri, ahlaksızlıkları süslü ambalajlar/paketler içerisinde servis edilmektedir. Bunlardan bir tanesi de tarihi yaklaşmakta olan, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’dır. Her yıl törenlerle Cumhuriyet Bayramı kutlanmaktadır. Bu şatafatlı ve coşkulu(!) kutlama törenlerine neyi, niçin kutladıklarını akledemeyen bazı Müslümanların da katılımları görülebilmektedir.

Cumhuriyet; Demokrasinin tatbik edildiği yönetim şeklidir. Müslümanlar için işin endişe verici noktası ise; acilen terk etmeleri, bir an evvel uzaklaşmaları gereken bu Sistemi, “bayram” algısıyla kutlamalarıdır. Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya iman eden her Müslüman, O’ndan gelen nizamı kabul etmeye söz vermiştir. Müslümanların; bozuk, kokuşmuş, fasit, yerin dibine batası kâfir nizamlara asla ihtiyacı yoktur. Kulunu yaratan yüce Yaratıcı, kulu için en güzel kanun ve nizamını da bildirmiştir. Demokrasi ise; Allah Subhanehu ve Teâlâ’dan gelen bir nizam değil, bizler gibi yaratılmış insanların aklından çıkan, beşerî bir nizamdır. Kesinlikle bir vahye dayanmamakta ve Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın Rasullerine indirmiş olduğu dinler ile hiçbir alakası bulunmamaktadır. Bu durumda Müslümanlar, hangi bayramı niye kutladıklarının idrakine varmalıdırlar.

Demokrasinin tatbik edildiği ülkelerde devlet başkanları ve meclislerdeki milletvekilleri, büyük işadamları ve sermayedarlardan oluşan Kapitalistleri temsil etmektedirler. Halk çoğunluğunun iradesi ise hiçe sayılmaktadır. Meclislerde seçilen milletvekilleri, Kapitalistlerin menfaatlerini gerçekleştirmek üzere vazifelidirler. Kapitalistler ise bu seçilenlerin seçim masraflarını karşılamaktadırlar. Karşılıklı menfaatlerini temin ederek birbirlerine destek olmaktadırlar. Böylelikle devlet başkanlarına ve milletvekillerine de tahakküm etmektedirler. Kısacası ne halk, ne de çoğunluk kimsenin umurunda değildir. Demokrasiden dem vuranlar, Demokrasiyi yere göğe sığdıramayanlar, çok tutkulu Demokrasi aşığı olanlar kesinlikle kendi menfaatlerinin peşindedirler. Demokrasi narası atan her kesimden insanların mutlaka ya mal-mülk ya makam-mevki ya da şan-şöhret peşinde olduğu gün gibi aşikârdır. Demokrasi kavramının gelişme gösterdiği Ortaçağ döneminden bu yana bunun tersi de görülmemiştir.

Demokrasi ve Cumhuriyetle kısa bir girişten sonra, son günlerde gündeme oturan Sayın Başbakan’ın, “Sandıklar Demokrasinin namusudur.” sözlerine değinmek de isabetli olacaktır. Adıyaman Havaalanı açılışında konuşan Başbakan Erdoğan, yapımı tamamlanan tesislerin toplu açılış törenindeki konuşmasında; Türkiye'de sandık sonuçlarını ayaklar altına alma döneminin kapandığını belirterek, “Halka rağmen iktidar mümkün değildir” demiştir. Türkiye'nin geçmişte yaşadığı ağır acıları bir daha yaşamamasını istediklerini belirterek, “Kahramanmaraş'ın, Çorum'un, Sivas'ın, Gazi Mahallesi'nin o derin acılarını o büyük acılarını bize tekrar yaşatmak isteyenlerin tuzaklarını tek tek bozmak zorundayız” şeklinde konuşmuştur.

Ülkeye zaman kaybettiren, yakıp yıkan, ellerinde molotoflarla halkın, vatandaşın, milletin huzurunu kaçıranlardan olmadıklarını ve olmayacaklarını dile getiren Erdoğan, şöyle devam etmiştir:

“Ülkenin umudunu, hedeflerini, hayallerini örseleyen, kirli işlerin, tuzakların içinde iktidar olmadık ve olmayacağız. Tek bir derdimiz var. O da sizlere hizmet etmektir. Bizi kimse millete hizmetten alıkoyamaz. Sandık, Demokrasinin namusudur. Bu meydanlarda molotof kokteylleriyle dolaşan gençlere sesleniyorum. Onların arkasında olan CHP ve onun milletvekillerine sesleniyorum. Eğer siz kendinize inanıyorsanız, güveniyorsanız, Demokraside sandık bu işin namusudur. Sandığa hazırlanırsın, sandıktan neticeyi alırsan biz de seni alkışlarız. Ama neticeyi sandıktan alamıyorsan, başka yollara başvurarak bu milletin huzurunu kaçırmayın. Sandık sonucuna saygı duymak her siyasî parti için zorunluluktur. AK Parti, bunun teminatıdır. İktidarımız, bunun teminatıdır. Ama bunlar geçmişte darbecilerle el ele oldukları için darbe çağrısı yapıyorlar. Dertleri başka. Allah'ın izniyle burası ne Mısır, ne de Suriye'dir. Türkiye, sandıktan çıkan neticenin takdire şayan olduğu ülkedir.”

Millî iradenin tecelli edeceği yerin sandık olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, kimin ne hesabı varsa bunu sandıkta görmek zorunda olduğunu kaydetmiştir. Erdoğan, Türkiye'de sandık sonuçlarını ayaklar altına alma döneminin kapandığını dile getirmiş ve halka rağmen iktidarın mümkün olmadığını söylemiştir.

Başbakan Erdoğan her konuşmasında Demokrasi tarifi verirken, ısrarla sandık vurgusu yapmaktadır. Demokrasinin işlerliğini gösterebilmek için, insanları sandık başına davet etmektedir. Üstelik namus kavramını da Demokrasi ile aynı cümlede kullanarak sanki oy kullanmak “namus borcuymuş” gibi bir vurgu yapmaktadır. Demokrasinin insanlara neler getirdiğine, nasıl bir yaşama ittiğine baktığımızda durumun içler acısı olduğunu görmekteyiz. Zinaların, cinayetlerin, hırsızlıkların, haksızlıkların, yolsuzlukların ve toplum huzurunu bozacak her türlü davranışın yaygın olarak işlendiğine üzülerek tanıklık etmekteyiz.

“Namus” kelimesinin algılanışına ve manasına baktığımızda; birçok oryantal toplumlarda saygı ve sevginin yanında, özellikle aile içindeki otorite ilişkileri için merkez değerlerden birisidir. (Arapça: el-Namus el-ekber en büyük sırlara hâkim olan) Özellikle Türkçedeki anlamı, İslam ile bağlantısı olan cinsellik kurallarına da değinir. Türk Dil Kurumu'na göre; “Bir toplum içinde ahlak kurallarına karşı beslenen bağlılık” ve “dürüstlük, doğruluk” olarak tanımlanmıştır. Namus sözcüğünü sadece eski Arap kaynaklarında değil eski Yunan kaynaklarında da bulmak mümkündür. Ayrıca Tevrat'ın Yunanca adı “Tora/Namus”, “Düzen” anlamına da gelmektedir. Türkçenin haricinde Farsça, Kürt dillerinde ve Urdu dilinde de kullanılır.

Demokrasinin tatbik edildiği toplumlarda yaşanan rezillik, zulüm, ahlaksızlık, vb. durumlara bakarak Demokrasi ve namus kelimelerinin aynı cümlede kullanılması, akıl tutulmasına sebep olmaktadır. Demokrasi kelimesinin geçtiği yerde namusluluktan ve dürüstlükten bahsetmek mümkün değildir. Namus kelimesinin geçtiği yerde, Demokrasi kaçacak delik aramalıdır. Öylesine birbirleriyle uzak kavramlar ki; biri kuzey kutbu diğeri güney kutbu gibidirler.

Demokrasinin namusu sandıktır denilse de asla inandırıcı değildir. Maalesef Demokrasinin namusu yoktur! Namusu olsaydı, Demokrasinin uygulandığı bütün beldeler, güllük gülistanlık olurdu. Seçim propagandalarının başladığı şu dönemlerde daha çok Demokrasi söylemleri olacaktır. Demokrasiden dem vuranların dertleri, kesinlikle kendi çıkar ve menfaatleridir. Gerçekten Demokrasiyle kalıcı ve gerçek çözümler üretilebilseydi; yıllardır Suriye’de, Mısır’da, Irak’ta ve diğer beldelerde bunca zulüm, işkence ve katliamlar olmazdı.

Bu durumda sandık edebiyatına sarılarak, namuslu Demokrasiden dem vuranların dertlerinin oy avcılığı olduğu gün gibi ortadadır. Seçimin yaklaştığı bir dönemde, yaşanan toplumsal uyanışlar ne kadar engellenebilirse, sandıkta toplumu avlamak o kadar kolay olacaktır! Demokrasinin tatbik edildiği toplumların uyanmaması için, basit kıvrak manevralarla herkesi sandık başına oy kullanmaya teşvik etmek gerekmektedir. Sayın Başbakan’ın kullandığı “sandık Demokrasinin namusudur” sözü de sadece bu teşviklerden birisidir. Aksi durumda, toplumsal kalkış ve uyanışlar da bir şekilde sandığa yansıyacaktır. Bunun içindir ki, halkın uyanmasının engellenmek amacıyla, toplumsal uyanışlar şiddetle baskılanmaktadır.

Demokratik sistemin, toplumu İslamî bilgilerle uyandırmaya çalışan Hizb-ut Tahrir’li gençlere uyguladığı ceza sistemi de buna bir örnektir. 18.09.2013 tarihli Yeni Akit Gazetesi’nde, “Hizb-ut Tahrir Davası’nda Yargı Komedisi” başlığıyla ele alınan yazı, bunu ispatlamaktadır. Demokrasi ve dünya emperyalizminin siyasetçilerle birlikteliğinin; halkları sandıkla iknası, diğer tüm durum ve koşullardakinden çok daha kolaydır. Demokrasi ve emperyalizmle el ele çalışan siyasal erkler, bu işi profesyonelce yapmaktadırlar.

Dünya üzerinde Demokrasinin uygulandığı yerlerde ateş yürekleri yakmakta, kanlar oluk oluk akmakta, gözyaşları sel olup coşmaktadır. Gerçek namusun olmadığı yerde, Demokrasi namusu olarak sandık edebiyatına sarılmak, siyasetçinin meşrebine uygun olsa da, samimi Müslümanların, akidesine ve hayata bakışına uymamaktadır. Kimse gerçek Müslümanları Demokrasi yalanı ile kandıramaz, sadece geçici bir süre kendini kandırmaktadır. Bir Müslüman demokrat, bir demokratta asla Müslüman olamaz. Allah Subhanehu ve Teâlâ katında geçerli tek din İslam’dır. İslam’da tek kanun koyucu egemenlik ve hâkimiyet sahibi olan Allah Subhanehu ve Teâlâ’dır.

Artık Müslümanların, Demokrasiyi diğer dinler ve sahte ilahlar gibi kesin bir dille reddetme zamanı gelmiştir. Müslüman olduğunu iddia edenler, kendilerine hiçbir şey vaat etmeyen batıl Demokrasi için değil, cennet vaat eden şeriat için mücadele etmelidirler.

Allah Subhanehu ve Teâlâ Şöyle buyurmaktadır:


“İslam dışında kim din edinirse, kendilerinden o din ebediyen kabul edilmez. Ve o Ahirette hüsrana uğrayanlardan olur.” (Âli İmran 85)


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz