İSLAM VE SGK

Bayram Sağnak

Son günlerde radyo ve televizyonlarda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanan bir kamu spotuna şahit oldum. Hitap, çalışan veya çalışma hazırlığında olanları ilgilendiriyor. Sigortasız çalışılmamasını tavsiye ediyor.

Bu amaçla hizmet veren kurum eski adı ile SSK yeni adı ile SGK. Bu kurumun amacı, çalışanın bir takım sebeplerle bedenen yaşadığı düşüşü amorti etmek ve belirli bir süre çalışma karşılığında ve yine belirlenen bir yaşın doldurulması durumunda o kişinin asgari ihtiyaçlarını karşılayacak bir ücret temini ile yaşamını devam ettirmesini sağlamaktır. Yani SGK’da iki husus öne çıkmaktadır ki onlar sağlık hizmetlerinden yararlanmak ve emeklilik.

Devlet bu hizmetleri karşılama taahhüdüne karşılık çalışan kişinin bağlı olduğu kurumdan aylık belirlenen bir ücret talep eder. Eğer çalışan, bir devlet kurumunda görevli bir memur ise bu masraf devlet tarafından direk olarak tahsil edilir. Eğer çalışan özel sektörde ise bu ücret işverenden alınır. Bu durumda bu ücret işverenin cebinden çıktığı gibi, birinci durumda da esasen bu ücret çalışandan tahsil edilmiştir. Yani onun maaşından kesilir. Ve her iki durumda da devletin kasasından çıkan herhangi bir miktar söz konusu değildir.

İnsanın hayatta sağlık sorunlarının olması veya yaşlandığında kendi ihtiyaçlarını gideremeyecek duruma gelmesi doğal bir durumdur. Kimsenin hayatının sonuna kadar sağlıklı yaşaması garanti edilemeyeceği gibi, yaşantısının son anına kadar genç bir insan gibi güçlü ve dinç olması da mümkün değildir. O halde bu gerçek bir vakıadır ve çözümlenmesi gerekir. Peki, bu çözüm yukarıda zikrettiğimiz gibi kapitalist nizamın ortaya koyduğu çözüm gibi mi olmalıdır? Yoksa birazdan zikredeceğimiz gibi İslam Nizamı’nın ortaya koyduğu çözüm mü olmalıdır?

Kapitalist bir devletin vakıası isminden de anlaşıldığı üzere para politikaları üzerine kuruludur. Hizmet değil kazanç esastır. Yapılan her türlü hizmetin altında esasında ya kazanç elde etme hususu vardır ya da elde edilen büyük menfaatlere karşılık sus payı olarak halka yapılan küçük hizmetler söz konusudur. Dolaylı yollar ile de olsa menfaatin olmadığı yere, çıkarların olmadığı yere yatırım yapılmaz.

İslam Devleti’nin vakıası ise her meselede olduğu gibi bu hususlarda da kapitalist nizamdan tamamen ayrıdır. İslam Devleti’nin asli görevi, sınırları içinde İslam Nizamını tatbik etmek ve sınırları dışına bu nizamı götürmek için çaba sarf etmektir. Kuralların belirleyicisi bizzat insanın kendisi değil insanında içinde bulunduğu tüm kâinatın yaratıcısı Allah’tır. Yani esas, menfaat değil Allah’ın rızası üzerine bina edilir.

Sağlık hizmetleri açısından İslam’ın bakışına gelince; İslam Devleti, tebaası olan her bir ferdin zenginlik fakirlik durumunu gözetmeden ve ücret talep etmeden sağlık hizmetlerini karşılamak zorundadır. Bu hizmet için ne devlet memurlarından ne de özel sektörde çalışandan bir ücret talep etmez. Buna gücü yettiği sürece bunu karşılamak devletin üzerine Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın bir emridir. Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem bunu böyle yapmıştır. Kendisine tahsis edilen doktorun tüm tebaa ile ilgilenmesini istemiştir. Yukarıda zikredildiği gibi bu hizmetlerden yararlanmada zengin ve fakir arasında bir fark yoktur. Her ikisinin de ücretsiz olarak sağlık hizmetlerinden faydalanma hakkı vardır. Bu hizmete karşılık devletin onlardan bir ücret talep etme hakkı yoktur.

Emeklilik açısından İslam’ın bakışında; kişiye Kapitalizm’de olduğu gibi belli bir yaşa kadar belirli bir prim ödeme neticesi, kalan hayatında cüzi bir maaş bağlama diye bir şey söz konusu değildir. İslam Devleti, ihtiyacını karşılayamayan herkesin birinci derece ihtiyaçlarını karşılamakla mükelleftir. Bunun için yaş sınırı yoktur. Önemli olan onun ihtiyacını kendi başına gideremeyecek durumda olmasıdır. Bu durumda olan bir kişi var ise devlet öncelikle onun temel ihtiyaçlarını giderebilecek zengin bir akrabası var ise onun düşkün kimsenin temel ihtiyaçlarını karşılamasını sağlar. Bu kişi, oğlu gibi kardeşi gibi veya amcası gibi Allah Celle Celaluhu tarafından belirlenmiş yakın akrabalarıdır. Eğer bu kişiler var olduğu halde ancak kendi ihtiyaçlarını giderebiliyor iseler, devlet bu kişileri zorlamaz ve düşkün olan kimsenin ihtiyacını kendi hazinesinden karşılar.

Düşkün olan kimsenin yaşının bir önemi yoktur. Çünkü o ihtiyaçlarını karşılamaktan aciz duruma düşmüştür. Bu esastır. Ancak şöyle bir durumda söz konusudur. Kişi yaşı ilerlemiş olmasına rağmen ihtiyaçlarını hala giderebilecek durumda ise o halde o kişiye yardım yapılmaz. Yani İslam Devleti’nin her bir ferdi, yaşı ne olursa olsun kendi ihtiyaçlarını giderebildiği sürece bunu yapar. İş bulamadığı durumda devlet ona iş bulma konusunda yardım eder ve ihtiyaçlarını gidermek için önünü açar. Ancak muhtaç hale geldiğinde ise yukarıda zikredilen yol ile onun ihtiyaçlarını karşılamak devletin üzerine bir borçtur.

Kapitalist sistemin esasında ne emeklilik ne de sağlık hizmetlerinin temini vardır. Sosyalizme karşı yapılan yamadan ibarettir. Ancak bu da bir aldatmacadır ve bu hizmetlerin değerini fazlası ile hizmeti vermeyi taahhüt ettiği kimselerden almaktadır.

İslam Ümmeti bunca zenginliğine rağmen fakir düşürülmüştür. Zenginlik kaynaklarımız kâfir Batı devletlerine peşkeş çekilmektedir. Bu hizmetlerine karşılık bu cürmü işleyen kimselere de bu zenginliklerden kırıntılar vaat edilmiştir.

İslam Devleti’ni yıkmak için yüzyıllarca sabırla çalışan kâfir Batı, İslam Ümmeti’ni Batı nizamlarını kabule alıştırmada da çok sabırlı davrandı. Ve gelinen şu aşamada maalesef bir takım Müslümanlar tarafından demokrasi İslam’dan zannedilir oldu. Küfür ile yönetim birçoklarını rahatsız etmez oldu. Ve yine Batı bizim zenginliklerimizi sömürmede birbiriyle yarışır halde iken İslam Ümmeti bundan rahatsız olmaz oldu. Çok küçük sus payları insanları tatmin eder hale geldi ve hatta o kadar ki yarım ton kömür veya birkaç torba patates veyahut birkaç parça eşya kendisine verildiğinde onlara hayır duaları eder hale geldik. Oysa bizleri bu küçük şeylere dahi muhtaç edenlerin onlar ve efendileri olduğunu unuttuk.

İşte SGK aldatmacasının durumu da böyledir. Devletin bizim bu ihtiyaçlarımızı karşılamak zorunda olduğunu unuttuk. Unutturulduk. Bizlere İslam’ın bir bütün olarak bir hayat nizamı olduğu unutturuldu. İslam sadece Allah ile kul arasında bir vakıaya indirgendi. Hayat nizamlarını koyanın Allah Subhanehu ve Teâlâ olduğu unutturuldu. Artık karşılaşılan tüm sorunları çözmek için yine tüm bu sorunların kaynağı fasit kapitalist nizama dönüyoruz. Kapitalizm sinsidir. Ve yaptığı tahrifatı anlamak aydın bir bakışı gerektirir.

Bu sinsi tuzaklar ile Müslümanlar, devlet tarafından yapılması gereken hizmetlerin fertler yahut fertlerin kurdukları kuruluşlar eliyle yapılması gerektiğine inanır oldular. Devlet, SGK gibi kendi türettiği kuruluşlar eli ile olsun gerekse vakıf ve dernekler gibi kuruluşlar eli ile olsun kendisinin yapması gereken hizmetleri ustalıkla üzerinden atmasını bildi. Böyle bir durumla karşılaşıldığında suçlu o düşkün kimseye yardım etmeyen fertler ve bu kuruluşlar oldu. Eski tabirle SSK’sı olmayan kimse SSK’lı bir iş bulamadığı için suçlu ilan edilir oldu. İşçinin pirimlerini yatırmaktan aciz kalan işveren suçlu ilan edildi. Oysa suç ne işverenin nede işçinindir. Suç tamamen hedef saptıran devletin bizzat kendisinindir. Maalesef bizler bu ve benzeri olaylarda devleti muhasebe etmesini bilemiyoruz. Tabi bunun asli sebebi İslam’ı ve devletin vakıasını kavrayamamaktan geçiyor.

Elbette İslam bir bütündür. İnsanın hayatta karşılaştığı tüm sorunları çözmeye muktedirdir. O kâinatın yaratıcından gelmiştir ve eksik olması veya ihtiyaçları karşılayamaması muhaldir. O sadece ibadetlere hasredilemez. O hayatı kapsar. O’nu istemek tüm meselelerin çözümünü istemek demektir. Onu istemek mevcut nizamın tamamen değişmesini gerektiren köklü bir değişimi kabul etmek demektir. Onu istemek yeraltı ve yerüstü zenginliklerimizin musluğunun ümmete akmasını sağlamak ve ekonomik olarak kalkınmak demektir. Onu istemek zulüm ile akan Müslüman kanlarının durdurulması demektir. Onu istemek huzur ve mutluluk demektir. Zengin fakir, yaşlı genç, kadın erkek, Müslüman gayri müslim her kesimin huzuru ve mutluluğu demektir. Onu istemek izzetli ve şerefli günlerin yeniden dönmesi demektir. Her şeyden önemlisi Onu istemek Allah’ın rızası içindir ve onun emridir.

İşte tüm bunlar için bir Müslüman, İslam Devleti’nin ikamesi için neden çalışmasın!


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz