ÂLİ İMRAN SURESİ 144-145. AYETLER

Esad Mansur

Bu ayetlerde şu hakikatleri keşfedeceğiz:

-          Dinde sebat göstermek

-          Fikrî liderlik

-          Dünya ve ahireti kazanmak

 

وَمَا مُحَمَّدٌ إِلاَّ رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِ الرُّسُلُ أَفَإِن مَّاتَ أَوْ قُتِلَ انقَلَبْتُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ وَمَن يَنقَلِبْ عَلَىَ عَقِبَيْهِ فَلَن يَضُرَّ اللّهَ شَيْئًا وَسَيَجْزِي اللّهُ الشَّاكِرِينَ وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَنْ تَمُوتَ إِلاَّ بِإِذْنِ الله كِتَابًا مُّؤَجَّلاً وَمَن يُرِدْ ثَوَابَ الدُّنْيَا نُؤْتِهِ مِنْهَا وَمَن يُرِدْ ثَوَابَ الآخِرَةِ نُؤْتِهِ مِنْهَا وَسَنَجْزِي الشَّاكِرِينَ

“Muhammed ancak bir Resuldür. Kendisinden önce nice Resuller gelip geçtiler. Eğer ölürse veya öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz? Kim geri dönerse Allah’a hiç bir zarar veremez. Allah şükredenleri mükâfatlandıracaktır. Hiç bir kimse Allah’ın izni olmadan ölmez, bu ise belirlenmiş eceldir. Kim dünya sevabını (nimetlerini) istiyorsa kendisine ondan veririz, kim ahiret sevabını (nimetlerini) istiyorsa kendisine ondan veririz. Şükredenleri mükâfatlandıracağız. (Âli İmran Suresi 144-145)

Ayetin münasebeti; Uhud Savaşı’nda Resulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem vurulup başından yaralanınca müşrikler Muhammed öldürüldü dediler ve şeytan yüksek sesle bunu bağırdı. Müslümanlar arasında bazı kimseler etkilenip şöyle dediler “Eğer nebi olsaydı öldürülmezdi.” Fakat Resulullah’ın Sahabeleri şöyle dediler: “Allah zaferi verinceye kadar veya Resulullah’a yetişinceye (ölünceye) kadar savaşın.” Bunun üzerine Allah Celle Celâlehû bu ayeti indirdi. Bunun manası: Muhammed ancak bir Resuldür, bir elçi ve nebidir, kendisinden önce gelip geçen Nebi ve Resuller gibidir. Onlar da öldüler, zira onlar birer insanlardır. Nitekim Allah Celle Celâlehû başka ayette Resulüne hitap ederek ve insanların dikkatini çekerek şöyle buyurdu:

إِنَّكَ مَيِّتٌ وَإِنَّهُم مَّيِّتُونَ

Muhakkak sen öleceksin, onlar da ölecekler.” (Zümmer Suresi 30)  Bundan sonra öbür ayette hiç bir insan Allah’ın verdiği izne binaen eceli gelmeden ölmez denmektedir. Bunun manası Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem ancak eceli gelince ölür. İnsanlar ondan önce onu öldürmek isteseler Allah buna izin vermez. Bu nedenle paniğe kapılmayacaksınız, çünkü Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem dahil olmak üzere her insan eceli gelince ölecektir. Bütün insanlar onu öldürmek veya ona zarar vermek isteseler de Allah izin vermezse ona hiç bir şey olmaz. Nitekim Tevbe suresi 51. ayette Allah Celle Celâlehû bunu şöyle bildirdi:

قُل لَّن يُصِيبَنَا إِلاَّ مَا كَتَبَ اللّهُ لَنَا هُوَ مَوْلاَنَا وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

Deki; Allah yazmadıkça (izin vermedikçe) bize hiç bir şey dokunmaz. Öyleyse müminler Allaha tevekkül etsinler.” Eğer zarar ve musibetler ancak Allah’ın izniyle başımıza gelebilir diye inanıyorsak nasıl ona tevekkül etmeyeceğiz?! Allah’a tevekkül etmenin manası; Allah’a dayanmak ve güvenmektir. Arkamızda duran ve destek veren en büyük güç, zafer veren ve düşmanlara galip gelen yalnız O’dur. İşte tevekkül buna inanmak ve bunu devamlı zihinde canlı tutmaktır. Nasıl ufak çocuk babasına ve annesine hep dayanır, onların kendisini himaye ettiklerini görür, onlar kendisine yardım etmeseler hiç bir şey yapamaz, onlara tam bir şekilde güvenirse işte müminler kendilerini yaratan ve güçlü bir insan haline getiren Allah’a böyle tevekkül edecekler.

Öte yandan; Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem ölürse veya öldürülürse Rabbinden getirdiği dini terk etmeyi mi gerektirir?! Allah Celle Celâlehû bununla O’nun öldürmesiyle ilgili haberden etkilenen kimseleri uyarıyor. Sanki bu haber ilerisi için Müslümanlara bir uyarıdır. Zira Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem gerçekten vefat edince birçok insan ya dini terk etti ya da zekâtı Hilafet devletine vermeyi reddetti.

Yine de Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem vefat edince başta Ömer RadiyAllahu Anh şok oldular, inanamadılar. Ancak Ebu Bekir RadiyAllahu Anh insanları toplayıp onlara hitap ederek bu ayeti okudu: “Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem ancak bir resul...” Ömer geçirdiği şoktan uyanıp şöyle dedi: “Sanki bu ayeti ilk defa duyuyorum.”

Ebu Bekir bu ayeti okununca şöyle dedi: “Kim Muhammed’e tapıyorsa Muhammed öldü, kim Allaha tapıyorsa Allah ölmez.” Akaidî ve ideolojik bir tutum sergiledi. Zira bağlılık bir insana değil Allah’a ve dinine olmalıdır. Bunun manası İslam’da şahsi liderlik yoktur, fikrî liderlik vardır. Lider fikirdir, İslam fikridir. O fikrin gereğince bir kişiye itaat olur. Cemaatin veya hizbin emîri veyahut Halife veyahut da herhangi bir sorumluya körü körüne uymak veya itaat etmek yoktur. Uyanık itaat vardır; Emîr veya Halife veyahut herhangi bir mesul Allah’ın emrine ve nehyine göre hareket ederse ona itaat edilir, yoksa itaat edilmez. Ebu Bekir Halife olarak seçilip biat edilince insanlara şöyle hitap etti: “Allah’a ve Resulüne itaat ettiğim zaman bana itaat edin, Allah’a ve Resulüne isyan ettiğim zaman bana itaat etmeyin” (İbni Hişam, İbni İshak, Beyhakı, İbni Cerir) bunun dayanağı ise şu ayettir:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَأَطِيعُواْ الرَّسُولَ وَأُوْلِي الأَمْرِ مِنكُمْ فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللّهِ وَالرَّسُولِ

“Ey iman edenler! Allaha itaat edin, Resulüne ve sizden olan ul-il emîre itaat edin. Eğer bir şey hakkında çekişirsiniz Allaha ve resulüne götürün”. (Nisa Suresi 59) Bunun manası ul-il emîr olan yöneticiler hem bizden olmalılar hem de onlara itaat şartlıdır; eğer bu yöneticiler Allah’ın kitabına ve Resulü’nün sünnetine göre kanunları uygulamasalar onlara itaat edilmez. Herhangi bir emîr veya sorumlu şahsa Kur’an ve Sünnet’ten benimsenen fikir ve hükümlerle emir vermezse veya icraat yapmazsa ona uyulmaz, itaat edilmez. Buna göre İslam davetini yüklenen cemaat veya hizip ve partide fikrî liderlik tecelli etmelidir. Bu oluşumun mensupları İslam’dan benimsenen fikirlere göre cemaatin, hizbin ve partinin şeyhi, lideri, emîr ve sorumlularına itaat edecekler.

Ayrıca; İslam’ı dünyaya götürürken fikrî liderlikle götürmek gerekir. Bu nedenle 13 asır boyunca İslam devleti İslam’ı dünyaya götürürken fikrî liderlikle götürdü, insanları Arap kavminin veya Türk kavminin liderliğine çağırmadı ve boyun eğdirmeye çalışmadı. Onları İslam’ın fikrî liderliğine ve hâkimiyetine boyun eğdirdi. Müslümanlar ile İslam’a inanmayanlar arasında hak ve hukuk hususunda fark kılmadı, tam adaleti sağladı, hiç birine zulmetmedi, Allah Celle Celâlehû’nun Resulüne vahyettiğine göre müslim veya gayrimüslim eşitçe insanların işlerini yürüttü.

 İslam’dan dönen kimseler Allah’a zarar vermez, Allah onlara ve ibadetlerine muhtaç değildir. Allah kâfir olmuş olan diğer insanları yarattı, kâfir olmalarına rağmen onları yaşatıyor. İsteseydi onlar kâfir olunca onları yaşatmazdı ve hemen öldürürdü. İsteseydi hiç bir kimsenin kâfir olmasına müsaade etmezdi, hepsini hidayete getirirdi (Yunus 99). Fakat Allah’ın hikmeti onların serbest olmalarını takdir etti. İsteyen inansın isteyen kâfir olsun ( Kehf 29).

Bu iki ayette Allah şükredenleri ödüllendireceğiz diyerek müjdeledi. Dünyada zaferle ve ahirette Cennet ile ödüllendirecektir. Çünkü 144. ayette Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in ölümüyle ilgili haberi duyunca dinlerini terk etmek isteyenleri kötüledi ve dinleri üzerine sebat gösterenlere şöyle dedi: “Şükredenleri ödüllendirecektir.” Bu ödüllendirme dünyada ancak zaferle olur. Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem ölse de yaşasa da İslam yükselecektir, onu terk edenler İslam’a hiçbir zarar veremezler. 145. ayette ölüm, ecel ve ahireti istemekten söz edilince oradaki ödüllendirme Cennet olarak anlaşılır. Şükredenler ise dinleri üzerinde sebat gösterenlerdir. Bu ise; dine bağlanmak, ona göre hareket etmek, ölüme kadar onun uğrunda mücadele etmek, savaşmak ve Allah’a şükretmektir. Hangi grup dine bağlanırsa, onun fikirlerine göre çalışma yaparsa ve mücadele yaparsa şükredenlerden olurlar. Âli İmran 104. ayette gördüğümüz gibi onları felaha kavuşanlar olarak niteledi, başka bir ifadeyle Cennet’i kazananlar olarak saydı.

Bu ayetlerden anlaşılan başka bir husus ise şudur: Dini terk etmek isteyenler dünyayı ahirete tercih edenlerdir, imanları pek zayıftır, ilk sarsılmada hemen kaçmak isterler hiç sebat göstermezler. Oysa dünyanın nimetlerini isteyenler; Allah onlara sadece nasiplerini verir, dünyanın bütün nimetlerini vermez. Ne kadar uğraşırsa uğraşsınlar sadece Allah’ın kendilerine takdir ettiği miktarı alır ondan fazlasını alamazlar, ama ahirette hiç nasipleri yoktur. Zira Allah Celle Celâlehû yarattığı her insana eceli gelinceye kadar bu dünyadan ne kadar kazanacağını tayin etti. Müslüman ise ahiret için çalışır, fakat yaşadıkça eceli gelinceye kadar dünyadan nasibini alacaktır. Fakat Müslüman hem dünyayı hem de ahireti kazanır. Müslümanlar dinlerine bağlanırlarsa ve hâkimiyetini yükseltmeye çalışırlarsa dünyada Allah’ın zaferini ve yardımını hak eder ve fetihleri gerçekleştirirler. Böylece dünyanın servetlerini kendi ellerine geçirirler, ahirette Cennet’i kazanırlar, bundan daha büyük kazanç var mıdır? Elbette hayır.

 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz