İSLÂM’A ZIT FİKİRLERLE İSLÂMCILIK TASLAMAK

Ahmet Sapa

İki şeyden birinin var olduğu yerde, diğerinin olma ihtimali bulunmuyorsa buna zıtlık dendiği hepinizin malumudur. Yani gece-gündüz, hak-batıl gibi birinin olduğu yerde mutlak suretle diğerinin orayı terk etmesi veya ortadan kalkması gerekir.

Tarihi insanoğlunun yaradılışıyla başlayan hak-batıl mücadelesi, kıyamete kadar devam edecektir. Batılın savunucuları, zulüm ve ifsadı yaymak için önlerinde duran hak engelini ortadan kaldırarak kötü düşüncelerini hayatın her alanına sirayet ettirmek isterler. Yine hakkın taraftarları ise zulüm ve ifsadı ortadan kaldırarak hem yaradılış gayesini hem de fıtratın gereğini yerine getirme gayretini sarf ederler. Nihayetinde farklı dönem ve zaman dilimlerinde birinin barizleşirken diğerinin daha sönük kaldığı dönemler olmuştur. Özellikle Müslümanların akidelerinden neşet eden otoritelerinin güçlü olduğu dönemler hakkın, hayatın her alanında hakim kılındığı, batıla yaşam hakkı kalmadığı dönemler olmuştur. Maalesef son iki asırdır, özellikle de son bir asırda batılın hayatın her alanına nüfuz ettiğini görmekteyiz ki buna sebep, Müslümanları temsil eden otoriteden yani yönetimden mahrum kalmalarıdır.

Elbette hak-batıl mücadelesi sadece sahada askerî çatışmayla gerçekleşmiyor. Bu mücadele fikrî, siyasi, iktisadi olarak da gerçekleşiyor ki batılın savunucuları son bir asırdır asıl saldırı mevzilerini bu alanlar üzerinden gerçekleştirip, zulümlerini hayata iktidar yaptılar. Fikrî alandaki amansız mücadele Müslümanları değerlerinden uzaklaştırma, kavramlarının içini boşaltarak itibarsızlaştırma, kendi batıl fikirleriyle İslâm’ın kavramlarını karıştırmak suretiyle aslından saptırma, berraklığını bozma, manayı esasından koparma, herkesin aklına göre kavramları yorumlama düşüncesini yayarak en büyük kötülüğü yaptılar.

Fikrî, siyasi saldırılarını devletlerinin destekleriyle gerçekleştiren misyonerler, faaliyetlerini yürüttükleri yerlerde kendilerine mâni olacak otorite olmadığı gibi batıl fikir ve düşüncelerinin yayılmasına aracılık eden başımızdaki yöneticileri de amaçlarına hizmet ettirdiler. Tabii ki işin daha vahim olan kısmı ise peygamberlerin varisleri olarak nitelenen âlim pozisyonundaki birçok şahsiyetin bu zulüm değirmenine su taşımalarıdır.

Zulüm ise genel anlamı itibarıyla bir şeyi bulunduğu yerden başka bir yere koymak olarak tarif edilmektedir. Yani hakkı, hak sahibinden alarak onu hak etmeyene tevdi etmektir ki bunun adı zulümdür. Malik-ul mülk, her şeyin sahibi olan Allah’ın hakkını beşere teslim etmek Allah’ın dinine, nefsine ve insanlığa zulmetmektir. Her şeyin halıkı olan Allah, her şeyin, her yerin de hakimidir.

Demokrasi, laiklik, cumhuriyet, özgürlükler fikri gibi Batılıların bozuk akidelerinden neşet eden düşünceler, hakim durumdadır. Bu fikirlerle, Allah’ın hükmetme hakkının gasp edilmesine hiçbir Müslüman razı olamaz ve bu düşüncelere karşı her Müslümanın uyanık olup bunların karşısında durmaları imanın gereğidir. Yöneticilerin, belamların haktan hakikatten uzak süslü cümleleri, hiçbirimizin bu batıl fikirlere karşı duruşumuzu değiştirmemeli. Bunu, bizim kişisel tercihimize bırakılan bir mesele olmadığından bahsettim.

Müslümanlar arasında en fazla teberruz ettirilen İslâm’a zıt fikirlerden olan demokrasi; Yunanca halk anlamına gelen “demos” yönetim anlamına gelen “kratos” kelimelerinden türemiştir ki hakimiyetin halka ait olduğu yönetim şeklidir. Zıtlık ve zulüm tanımlarıyla düşündüğünüzde halkın hakimiyetinin olduğu yerde Allah’ın hükümleri rafa kalkmış oluyor. Yine her şeyin yaratıcısı ve düzenleyicisi olan Allah’ın hakkı, beşere tevdi olmuş oluyor ki bu da zulmün en büyüğüdür. Hâl böyle olmasına rağmen hangi ilim ehli, hangi aydın, hangi yazar, düşünür, demokrasinin İslâm’dan olduğunu, İslâm’a zıt olmadığını, araç olarak kullanılabileceğini, kabul edilebileceğini söyleme cesaretinde bulunabilir?

اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬اۜ

 “Allah’tan ancak hakkıyla âlim olanlar korkar.”[1]

 Yine başımızdaki yöneticilerin, bu küfür fikriyle toplumu siyaset etmeleri başlı başına zulüm iken bunu halka benimsetme çabaları zalimliğin ta kendisidir. İşin hayret verici yönü nassları bağlamından koparan sözde âlimlerin, bunu araç olarak kullanılabileceğine dair fetvalarıdır.

“Felsefesi ve tekniği ile, demokrasi Müslümanların siyasi sistemi olamaz. Ancak demokratik mekanizma, İslâm ve siyaset teorisinin ilkeleri doğrultusunda daha iyisini buluncaya kadar kullanılabilir.”[2] diyen Hayrettin Karaman meseleye şer’î bakmaktan ziyade tamamen pragmatist yaklaşmaktadır.

İslâm dünyasında demokrasiyi savunan ve İslâm’ın veya Müslümanların demokrasiyle bir problemleri olamayacağını öne süren saygın olarak bilinen âlim ve düşünürler mevcut. Mesela Yusuf el-Karadavî, Muhammed Cabiri, Malik b. Nebi, Raşid Gannuşî, Hasan Türabî, Abdülkerim Şuruş, Fazlurrahman, Allâl el-Fâsi, İbn Bâdis, Ahmed Reysûnî, Abdulvehhab efendi gibi şahıslar demokrasinin yanında durmuşlardır.

Dünya Müslüman Âlimleri Birliği başkanlığını bırakan Yusuf el-Karadavi’ye göre demokrasiyi Allah’ın hâkimiyetine ters bir sistem olarak tanımlamak, haricîlerin tavırlarına benzemektedir. Hz. Ali’yi “Kuran’ın hakemliğine” çağıran haricî tavır, Hz. Ali’nin ifadesi ile “kendisinden batıl amaçlanmış hak bir söz” idi ve bugün hâkimiyet eleştirisi ile demokrasi karşıtlığı harici yaklaşıma benzemektedir.

Gannuşi, Nahda parti kongresinde artık İslâmcılığı terk ettiklerini ve Müslüman demokrasisine geçtiklerini ilan ediyordu...

Türkiye’de demokrasinin en büyük pazarlayıcısı olan AK Parti ve Erdoğan’ın, çıkardığı yasa ve düzenlemeler, istisnasız her platformda demokrasiye övgüler dizip yeni bir eşik olarak ileri demokrasiyi kendine hedef edinmeleri bu batıl fikirle ne derece hemhâl olduklarını görme açısından önemlidir.

Yine, İslâm’a zıt küfür fikri olan laiklik...

Laik, Yunanca laikos, Latince laicustan, Fransızca laic veya laixue din adamı olmayan halktan olan manalarındadır. Laiklik, esasında ise hayatla yani yönetim ile alakalı hiçbir işe dinin karıştırılmamasıdır. Bugün istisnasız tüm ülkelerin yönetimlerinde esas aldıkları düşünce laiklik ilkesi doğrultusunda dinin hayatın dışında bırakılmasıdır. Maalesef bu sapkın düşünce dahi ümmet arasında siyasiler ve sözde aydınlar eliyle normalleştirilmeye çalışılmakta. AK Parti kadar laiklik düşüncesini Müslümanlara angaje eden bir hareket bu denli başarılı olamadı. Bizden görünenlerin ümmete verdiği zararı harbî kâfirler veremedi.

 2011 yılında başbakan iken Mısır’a yaptığı ziyarette Mısır'ın Oprah Winfrey'i olarak gösterilen Mona Shazly'ye verdiği ve Mısır'ın Dream TV kanalında yayınlanan röportajda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, laiklik kavramının bir matematik kavramı olmadığını söyledi.

Başbakan Erdoğan sözlerine şöyle devam etti: "Mısır bu geçiş döneminde ve sonrasında inanıyorum ki bu değerlendirmesini en güzel şekilde yapmak suretiyle özellikle demokrasi noktasındaki bu geçişte şunu görecektir. Yani laik bir devlet yapısı dinsizliği değil, herkesin dinini inandığı gibi yaşamasının teminatıdır. Böyle görecek, böyle görmesi lazım. Bundan hiç endişe etmesin ve anayasayı hazırlayacak olanlar da bunu orada teminat altına alması lazım. Demesi lazım ki 'Devlet tüm inanç gruplarının inancını teminat altına alır. Hepsine eşit mesafededir. Asla sizi dininizi yaşamaktan alıkoymayacaktır.' Bunu böyle söylemesi lazım. Bu şekilde başlar ve bu şekilde devam ederse o toplum huzur bulacaktır. Müslümanıyla, Kıpti’siyle hepsi, hatta hatta daha ileri gidiyorum dinsizin bile, ateistin bile inancına devlet saygı duyacaktır. Onu da güvence altına alacaktır. Laik devlet budur. Ama kişi laik olmaz. Tayyip Erdoğan laik değildir, Tayyip Erdoğan bir Müslüman'dır. Ama Tayyip Erdoğan laik bir devletin başbakanıdır ve bunun gereğini de dört dörtlük yapmanın gayreti içindedir."

Yine 2016 yılında yeni anayasa sürecinde Erdoğan Hırvatistan'da yaptığı konuşmada TBMM Başkanı İsmail Kahraman'ın “Laiklik yeni anayasada olmamalı” sözlerini değerlendirdi.

Erdoğan “Meclis Başkanımız kendi kanaatlerini ortaya koymuştur. Mısır'da yaptığım konuşma bu konuda çok çok önemli.” ifadelerini kullandı.

Aynı dönemde AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de MYK toplantısından sonra yaptığı açıklamada şunları söylemiştir:

“Laiklik, demokrasi gibi kavramlar eski Türkiye’de birbiriyle çatıştırılan kavramlardı. Biz bu kavramların birbirleri arasında sinerji üreten kavramlar olduğunu düşünüyoruz. Laikliği toplumsal barış ilkesi, bütün inançlar karşısında devletin eşit mesafede durduğu bir tarafsızlık ilkesi olarak düşünüyoruz. Bizim yaşadığımız problemler, bu kavramların kendi bağlamlarından çıkarılıp ideolojik kavramlara dönüştürülmesidir. Laiklik yeni anayasa metinlerimizde de var. AK Parti özgürlükçü bir laiklikten yanadır. Biz laikliği din ve vicdan özgürlüğünün garanti altına alınmasında bir güvence olarak görüyoruz.”

Aynı şekilde Batı’nın inanç ve değerlerinden türemiş İslâm’a tamamen zıt olan milliyetçilik, vatancılık gibi fikirler de ümmeti bölen aralarına kin ve husumet sokan zulüm fikirleridir. Kendi ırkını milletini üstün tutma esasına dayanan milliyetçilik, İslâm’ın üstünlüğü takvaya yani Allah’a kulluğa hasretmesiyle tamamen zıttır. Aynı şekilde milliyetçilik düşüncesinin bütünleyicisi olan vatancılık da belli sınırlara hapsolup üzerinde yaşadığı toprak parçasını kutsama üzerine şekillenmiştir.

Demokrasi düşüncesinin bütünleyicisi olan inanç, fikir, mülkiyet, şahsi hürriyetler fikri toplumun başının belası olmuştur. İslâm’ın olduğu yerde özgürlük değil hak, hukuk, adalet, merhamet vardır. Bu ölçü; hiçbir beşerî düzenin, hiçbir toplumun, hiçbir yöneticinin gerçekleştiremeyeceği ulvilikte bir mükemmelliktir. Bu ölçüde benden ziyade biz, fertten ziyade toplum, sapkınlık yerine düzen, kardeşlik vardır. Allah’a hakkıyla kulluk ederek mutmainliğe ulaşma, kurtuluşa erme vardır.

Bugün, demokrasi ve laiklik adı altında sapkın hürriyetler fikrini uygulayan yöneticiler, halkı Müslüman olan topluma insaf etmemektedir. Çıkardıkları kanun ve yasalar, genel hayatla alakalı düzeni bozduğu gibi bunlarla aile içine kadar sirayet etmenin sinsiliği işlenmektedir. Bakın son zamanlarda tartışılan İstanbul Sözleşmesi’yle aile, toplum adeta felç edilmek istenmektedir. Maalesef kötülüğü aleni hâle gelmesine rağmen istisnalar hariç ne âlimler ne aydınlar mevcut yönetime ters düşmeme adına seslerini dahi çıkaramamaktalar. İman ettiğimiz İslâm’ın çözümleri, her meseleye intibak etmediği sürece bu problemlerden kurtuluş imkânsız.

Laikliğin olduğu yerde din yani İslâm

Demokrasinin olduğu yerde Allah’ın hükmü olan şeriat

Özgürlükler fikri düşüncesinin olduğu yerde, hakkaniyet, kulluk, kurtuluş

Milliyetçilik, vatancılık düşüncelerinin olduğu yerde ümmet, birlik, İslâm kardeşliği yoktur.

Bugün bu fikirleri amaçları için araç olarak kullandığından bahseden âlim, yönetici ve aydınlar, ne hazindir ki bu fikirleri bir de İslâm’danmış gibi gösterme cüretini sergileyip bu batıl fikirlerle İslâmcılık taslamaktalar. İster akli ister şer’î manada olsun bu fikirlerin hiçbiri ne İslâm’dandır ne de İslâm’la bir arada bulunabilir. Demokrasi, laiklik fikrinin girdiği kalpte iman, zihinde akıl kalmaz. Milliyetçilik, vatancılık, özgürlükler gibi haram olan fikirlerin girdiği toplumun dağılmaya, parçalanmaya, azgınlığa mahkûm hâle gelmesi kaçınılmazdır. Milliyetçiliği, vatancılığı zorlama birtakım sözlerle İslâm’danmış gibi gösteren sözde âlimler ise ya hakkın cahili ya da ketmedenidir.

Amaçlarını, kendi zihin dünyalarında netleştirmemiş yöneticilerin, bu fikirleri bırakın araç olarak kullanmayı geçen zaman içinde laiklik, demokrasi, milliyetçi düşüncelerin aracı olmaktan dahi kurtulamayıp bu fikirlerin hizmetkârı hâline geldiler. Tabii ki hâlâ bunu göremeyen “aydın ve âlimler” yöneticilerin dalkavukluğundan vazgeçmiyorlar. Batıl fikirlerle zihinlerini ve dillerini kirletenlerin bir de bunları İslâm’danmış gibi gösterme gayreti tam bir akıl tutulmasıdır. Boşuna uğraşmayın! Rabbimiz şöyle buyurmuştur:

اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِۜ

“Hüküm ancak Allah’ındır.”[3]

وَاَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَهُمْ

“Aralarında, Allah'ın indirdiği hükümlere göre hükmet ve onların hevalarına uyma.”[4]

وَلَا يُشْرِكُ ف۪ي حُكْمِه۪ٓ اَحَدًا

“O hükmüne kimseyi ortak etmez.”[5]

Hükümlerin tamamı ve daha fazlası Müslümanlar arasında İslâm’dan başka hiçbir yönetimin, nizamın olmasının imkânsızlığına hükmeder.

İslâm; tekrardan karanlıkları yaran güneş, umutsuzlukları bitiren müjde, hasta bedenlere şifa, küfür hükümlerinin üzerine inen balyoz gibi hayatın her alanına Hilâfet nizamıyla inkişaf edecektir biiznillah.  O gün, bu küfür ve bozuk fikirler, hayatın her alanından kaldırılacak. Müslümanların, tertemiz akidelerinden çıkan çözümlerle dünyaya ve ahirete yönelmesi sağlanacaktır. Azgın yöneticiler, saptırıcı alimler, kiralık aydınlar hak ettikleri muameleyi göreceklerdir.



[1] Fatır Suresi 28

[2] Yeni Şafak, 29.5.2014

[3] Yusuf Suresi 40

[4] Maide Suresi 49

[5] Kehf Suresi 26

Kaynaklar

Dar-ul  Ummah (Amerika’nın İslâm’ı Yok Etme Saldırısı) Köklüdeğişim Yayıncılık

https://www.sabah.com.tr/gundem/2011/09/15/basbakan-erdogandan-laiklik-acilimi

http://www.iktibascizgisi.com/laiklik-ve-demokrasi/

http://www.aljazeera.com.tr/gorus/İslâmciligin-demokratik-donusumu-mumkun-mu

S.Uğurlu (Demokrasiye Eleştiri) Köklüdeğişim Yayıncılık

Muhammed Kutup (Çağdaş Fikir Akımları)


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz