Kesif bir kan kokusu Bilad’uş Şam’ı sarmış vaziyette… Sokaklar, caddeler, ağaçlar, taşlar kurşunlarla vurulmuş… Camilere sığınan Müslümanların cansız bedenleri avluda yere uzanmış… Zalim diktatörün azgın askerleri tarafından vurulan kardeşlerimiz tıbbî yetersizlikten ötürü tedavi olamadan eli şehitlik şerbetine uzanıyor… Bir müjdenin haberini verircesine yüzünde bir gülümseme… Silah seslerinden korkmuyor artık Suriyeli yavrularımız… Ninnileri gibi olmasa da patlayan bombalar, camları kırıp duvarlara saplanan kurşunlar, artık eskisi kadar rahatsız etmiyor; ölüme gülümsemeyi, “hoş geldin” demeyi öğreneli… Fedakârlık, adanmışlık, cesaret, onur, şeref, küçük-büyük tüm direnişçi bedenlerde hayat buluyor; birbirini kaybetmiş iki sevgilinin buluşması sanki… Zalime karşı sıkılan yumruklar havada, hiç inmedi; tıpkı ilk günkü gibi… Hiçbir şey eskisi gibi değil artık ve asla olmayacak Suriye’de...
Hicrî takvime göre 28 Recep’te ilga edilen Hilafet’in yokluğunun vahim neticelerinden bir netice olarak karşımızda Suriye gerçeği. Suriye’de yaşananlar Hilafet’in ilgasından sonraki parçalanmışlığın, ezilmişliğin, yok oluşun, aşağılanmanın portresi adeta. Kimsesizliğe terk edilmiş bir halk, zalim bir diktatöre devredilmiş bir toprak… Bu resim, 28 Recep’in resmidir aynı zamanda. Bir ümmetin teslim alınışının resmi… İşte bu resim, 28 Recep’in neden önemli olduğunu, neden ümmet için bir deprem niteliği taşıdığını gözler önüne sermektedir.
Kuşkusuz Hilafet’in ilgası, sadece beldeleri birbirinden ayırmadı, fikirleri ve kalpleri de birbirinden uzaklaştırdı. Süresi uzadıkça daha da derinleşen bu ayrılık, önce İslamî düşünceyi vurdu sonra da kalplerdeki duyguları.
Hilafet’in yokluğunda çıkan fırtına, herkesi bir yerlere savurdu; kimileri kendini rüzgâra teslim etti, kimileri “İslamî Devrim” diye yutturulan İran’a… Kimileri de teslim olmadı, rüzgâra sırtını vermedi. İran aldatmacasını da yutmadı ve direndi, direnmeye de devam ediyor.
Suriye’de yaşananlar bizlere çok şey öğretti. Daha doğrusu bildiğimiz şeyleri teyit ettirdi. Hayal âleminde yaşayan İran sevdalılarına da umarım İran’ın gerçek yüzünü göstermiştir. Ama sanmıyorum, bu sevda öylesine kara ki gözleri köreltip duyguları yok edebiliyor. Sırf İran, Suriye’deki azgın yönetimi destekliyor diye, Suriye direnişine kuplar takmaya çalışan, akan kanı kıymetsizleştiren bu zihniyetin haletiruhiyesini anlamak hiç de zor değil. Oysa kara sevdaya kapıldıkları İran’ın, Müslüman kanı akıtan, gençlerimize işkenceler yapan, kadınlarımızın ırzına el uzatan zalim Suriye yönetimini utanmaksızın desteklerken bu yönetimden hiç de farkı olmayan “İsrail”e “haritadan silinmelidir” gibi laflar etmesi, inandırıcılığının seviyesini/seviyesizliğini göstermeye yeter de artar bile.
Bununla birlikte Suriye konusunda yapılması gereken çok şey olduğunun, çok şey yapanların, hiçbir şey yapmayanların ve hiçbir şey yapmadığı halde yaparmış gibi görünenlerin farkındayız. Filistin meselesinde kocaman laflar edenlerin İran sevdası yüzünden suskunluğun kölesi olduklarının, büyük konuşanların küçüldüğünün de farkındayız. En önemlisi de hesap vereceğimizin farkındayız; Suriyeli yetim çocuklara, kadınlara, analara, yardım bekleyen tüm insanlara…
KöklüDeğişim olarak “Suriye’yi Unutmadık, Unutturmayacağız” diyerek bir dizi konferans ve panel düzenledik ve düzenlemeye devam ediyoruz. Biliyoruz ki bizim konuşmalarımız akan kanı durdurmayacak. Biliyoruz ki konferanslarımız Suriye’yi kurtarmayacak. “Öyleyse bu konferansların amacı nedir?” diyebilirsiniz. Hemen söyleyelim; öncelikle Suriye’de yaşanan insanlık dışı zulümlere son verme gücüne sahip kesimleri harekete geçirmeye çalışmaktır. Müslüman Türkiye halkının bu konuda duyarlı olduğunu ve Suriye için bir an önce vakit kaybetmeksizin harekete geçilmesini istediğini göstermektir. Diğer bir amaç ise, orada direnen Müslümanların yalnız olmadıklarını kendilerine göstererek dirençlerine direnç katmaktır.
Suskunluğun kölesi olmuş bedenler bilmelidir ki, yiğit Suriye halkının size, sizin desteğinize ihtiyacı yok! Onlar ما لنا من ناصر إلا لله yani “Bizim, Allah’tan başka yardımcımız yoktur” diye İdlip, Hama, Humus, Dera, Şam sokaklarını inletirken, sizden ne bekleyebilirler? Allah’a sığınmış yüreklere siz ne verebilirsiniz? Korkularınızı mı? Hayır! Kaypaklığınızı mı? Hayır! Hakikaten bu cesur halka verecek onlarda olmayan sizin neyiniz var?
İlgasının acısının yüzümüze şiddetle çarpıldığı bu 28 Recep’in Hicrî yıldönümünde Hilafet, ikamesinin gerekliliğini Müslümanlara bugün Suriye zaviyesinden çok daha bariz bir şekilde hatırlatmaktadır. Bugün söz, hak sözü söyleyebileceklerin ve söylediğinin arkasında durabileceklerindir. Buradan, Allah’ın işittirmesi duasıyla Biladu’ş-Şam’ın yiğitlerinin mücadelesine dair verdiğimiz sözümüzü ilan ediyoruz:
Bizler, Suriye’yi dış politikaya, hokkabazların oyunlarına, kalleşliğe, nankörlüğe, anlamsız bir kara sevdaya kurban etmek isteyenlere inat, hatırlatmaya, gündemde tutmaya, onlara destek olmaya devam edeceğiz.
Her şeyin farkındayız ve farkındalık oluşturma gayretlerimiz bitmeyecek Allah’ın izniyle.
Selam olsun Hak sözü sancak edinip zalimlere karşı onu dalgalandıranlara…


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış