Başkanlık Sistemi “Stratejik(!)” Bir Zorunluluktur!

İbrahim Er

Daha önceleri de birkaç defa gündeme gelmiş olan Başkanlık sistemi tartışmaları, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın 7 Mayıs 2012 tarihinde Meclis’te düzenlenen Parlamenter Denetim Sempozyumu’nda yapmış olduğu konuşmanın ardından yeniden alevlenmiştir. Bozdağ bu konuşmasında özetle; Türkiye’de mevcut Anayasadaki sistemin adına parlamenter sistem denilemeyeceğine, kuvvetler ayrılığını tam olarak görmenin zor olduğuna ve söz konusu sistemin, denetimin etkin şekilde yapılmasına da izin vermediğine vurgu yaparak, “Denetimin en etkin yapılmasına izin veren sistem, Başkanlık sistemidir. Gerçek anlamda yasama ve yürütmenin birbirine karşı bağımsız olduğu Başkanlık sistemini müzakere etmek lazım” şeklinde konuşmuştur. Bu konuşmanın ardından Türkiye’nin siyasî gündemi, Başkanlık sistemi üzerine yoğunlaşmış, İktidar ile muhalefet arasındaki ayrılık hemen her konuda olduğu gibi bu konuda da kendisini göstermiştir. Başkanlık sistemi ile ilgili tartışmalar daha önce de en son 12 Haziran 2011 seçimlerinin ardından Başbakan Erdoğan tarafından gündeme getirilmiştir.

Kamuoyuna yansıyan tartışmalardan da anlaşıldığı üzere Başkanlık sistemi Hükümet ve taraftarları tarafından istenmektedir. Zaten Hükümet tarafının bu konudaki talepleri açıktır. Başbakan Erdoğan Slovenya ve İtalya’ya yaptığı ziyaretlerin dönüşü sırasında uçakta ve Ankara Esenboğa Havalimanı’nda Başkanlık sistemi ile ilgili “Demokrasinin bir tartışma rejimi olduğunu kavramamız, öğrenmemiz lazım. Her şeyi tartışmalıyız, konuşmalıyız ve bundan da çekinmemeliyiz. Nihayetinde bunun kararını kim verir? Halkımız. Şu anda bir yeni Anayasa yapılacak, yapılmasına çalışıyoruz. Bu yeni Anayasa çalışmaları içerisinde Başkanlık veya yarı Başkanlık o da tartışılır. Yeni Anayasada bu yerini alır veya almaz bu ayrı bir konu. Biz gayet rahatız” şeklinde bir ifade kullanarak, yapılacak Anayasa değişikliği ile birlikte, planlanan sistem değişikliği sürecini de tartışmaya açmak suretiyle fiilen başlatmıştır. 

Bu talebe gerekçe olarak; hedefleri büyüyen Türkiye’ye parlamenter sistemin yeterli olmadığı, siyasî ve ekonomik açılardan istikrarsızlığa zemin oluşturduğu, kuvvetler ayrılığı prensibinin yeterince uygulanamadığı ve yapının hantallığı sebebiyle acil kararlara elverişli olmadığı, bu nedenle de birçok hususta ülkenin atacağı adımlar açısından geç kalmalara sebep olduğu gibi gerekçeler ortaya konulmaktadır. Muhalefet tarafından ise Başkanlık sistemi ile birlikte Devlet’in üniter yapısının bozulacağı kaygıları ortaya konulmakta, bu nedenle de ortaya atılan bu görüşlere sıcak bakılmayıp Başkanlık sistemi reddedilmektedir. Muhalefet kanadından gelen eleştirilere ve bazı yüzeysel yapılan siyasî tahlillere göre; Başkanlık sistemi ile Başbakan Erdoğan’ın önü açılmak istenmektedir. Bir başka ifade ile Erdoğan Başkanlık sistemini kendisi için istemektedir. Her ne kadar olası bir Başkanlık sisteminde en güçlü başkan adayı Başbakan Erdoğan olarak gözüküyor olsa da, meseleye bu şekilde yüzeysel yaklaşarak AKP’nin “Başkanlık Sistemi” hırsını bu sonuca bağlamak çok da gerçekçi olmayacaktır.

Bu konuda doğru bir tahlil yapabilmek için öncelikle; “Başkanlık sistemi nedir ve mevcut parlamenter sistemlerle arasında nasıl bir fark vardır?” sorusuna cevap vermek gerekir.

Başkanlık sistemi, “Yasama, yürütme ve yargı organları arasında kesin bir ayrıma ve dengeye dayanan, yasama ve yargı organlarının demokratik denetimi içinde, yürütmenin iktidar olanaklarını genişleten bir hükümet sistemidir.” şeklinde tanımlanmaktadır. Başkanlık sistemi, “Başkanlık Hükümeti Sistemi” olarak da adlandırılmaktadır. Ayrıca şu hususlar Başkanlık sisteminin temel hususları olarak değerlendirilmektedir:

- Başkan, halk tarafından doğrudan ve dolaylı olarak belirli bir süre için seçilir. Bu süre hiçbir biçimde parlamento tarafından kısaltılamaz ve feshedilemez.

- Kuvvetler ayrılığı kesin bir biçimde uygulanır. Devlet organlarının eşgüdüm içinde aksamadan çalışması için fren ve denge sistemiyle organların yetki ve güç suiistimali engellenir.

- Hükümet üyeleri başkan tarafından seçilir ve azledilir. Başkan, Hükümet üyelerinin düşüncelerine uymak zorunda değildir. Hükümet üyeleri yasama organı içinden başkan tarafından seçilebilir ancak seçildikten sonra yasama organı üyeliklerini sürdüremezler. 

- Devlet başkanı, Hükümet başkanı ayrımı yoktur. 

- Başkan, görevi ile ilgili işlerden dolayı sorumsuzdur. 

Yukarıda yapılan tanım ve sisteme has esasî hususlar dikkate alındığında; bu sistemi parlamenter sistemlerden ayıran en belirgin özellik, yasama ile yürütme arasındaki belirgin çizgidir. Parlamenter sistemlerde yasama organı olan meclisin üyeleri/milletvekilleri ağırlıklı olarak İktidar partisi ya da iktidardaki koalisyon ortaklarından oluşan partilerin milletvekillerinden oluşmak zorundadır. Dolayısıyla yasama ile yürütme arasında inkâr edilemez bir bütünlük vardır. 

Başkanlık sistemindeki bu belirgin çizgi neticesinde başkan ve yardımcısı parlamentonun tamamen dışından ve halkın seçimiyle yönetime gelmektedir. Bu da yürütmeyi halkın doğrudan ya da dolaylı (yani halkın seçimiyle oluşturulan seçmen gurubu vasıtasıyla) seçmesi anlamına gelmektedir. Ayrıca Hükümetin diğer üyelerini belirleme ya da azletme yetkisi başkanın tasarrufundadır. Başkanlık sisteminde parlamento da yine halk tarafından ancak yürütmeden bağımsız olarak seçilmektedir. Böylece sistemin işleyişinde teorik olarak, yasama organı/parlamento ve yürütmenin başı durumundaki başkan birbirlerinin sınırlarına geçmeden ancak birbirlerini dengede tutarak sürecin işlemesini sağlarlar. Böylece erkler arasındaki ayrım net bir şekilde sağlanmış olur. Bu sistemde Hükümetin başı konumunda olan başkan, yasalar çerçevesinde yürütme konusundaki bütün kararları tek başına alabilme hakkına sahiptir. Ayrıca bu sistemde başkanın, yasama organının çıkarmış olduğu ancak parlamentoda belli bir oy oranın altında kalmış olan yasaları veto etme hakkı vardır. Ordu ile ilgili hususlarda da yine yetki başkana aittir ve “başkomutan” sıfatını taşımaktadır.

Anayasa değişikliği öncesi ortaya çıkan bir başka husus da bir geçiş vasıtası olarak düşünülen yarı Başkanlık sistemidir. Bu sistem, Başkanlık sistemi ile parlamenter sistemin karışımıdır. Yürütme gücü, halk tarafından seçilen devlet başkanı ile meclis güvenine dayanan Hükümet başkanı arasında paylaşılır. Fiilî olarak ise yürütmenin başı, devlet başkanıdır. Parlamenter sistemde devlet başkanı/cumhurbaşkanı kuvvetler üstü bir denetim vazifesi yaparken, yarı Başkanlık sisteminde Hükümet başkanıyla birlikte yürütmenin başı konumundadır. Yarı Başkanlık sisteminin Başkanlık sisteminden bir diğer farkı da; yürütme organının bir kanadı olan bakanlar kurulunun, yasama organının (meclis, parlamento vs.) güvenine dayanmasıdır. Bu durumda yasama organı, mevcut bakanlar kurulunu güvensizlik oyu ile görevden alabilir. (Fransa Cumhuriyeti, Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu gibi…)

İster geçiş dönemi için uygulanması düşünülen yarı Başkanlık sistemi olsun, isterse uygulanma isteği dile getirilen ve tartışmaya açılan Başkanlık sistemi olsun; Anayasa değişikliği öncesinde Türkiye’de bir sistem değişikliği havası oluşturulması ve bu konuda halk üzerinde nabız yoklama çalışmaları yapılması dikkatlerden kaçmamaktadır. İktidar Partisi ve destekçilerinin hedefledikleri ve en azından kamuoyu ve toplum üzerindeki etkisini gözlemledikleri bu değişimin nedenlerini birkaç başlık altında incelemek gerekmektedir:

Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesi amacıyla yola çıkan ABD, adına “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)” dediği bu projede kendisi için iki önemli hususu hedef almaktadır. Bunlardan İlki; İslamî uyanışın kalesi, İslamî hayatı yeniden başlatacak olan Hilafet Devleti’nin hayat bulmasını sağlayacak en kuvvetli bölgelerden biri olması sebebiyle, Ortadoğu Müslümanlarının uyanışlarını geciktirmektir. Bunu sağlayabilmek için bölgeyi mümkün olan en küçük parçalara bölerek, kendisiyle birlikte çalışan işbirlikçi ajan yöneticilerin yardımıyla hareket etmektedir. Ayrıca Ümmeti birbirine düşürmenin birinci yolu olan Şiî-Sünnî çatışması gibi mezhepsel ayırdıkları körükleyebilecek ortamları oluşturmaktadır. Aynı zamanda Ümmet’e yönelik kokuşmuş Batı kültürünü de empoze etmeye devam etmektedir. Ümmet’in siyasî anlamda bütün meşru isteklerine karşı demokrasi ve insan hakları gibi küfür fikirleriyle cevap vermekte ve Ümmet’i bu yönde hareket ettirmeye çalışmaktadır. Bunlar, bu bölgede Amerika’nın Ümmet’in uyanışına karşı almaya çalıştığı önlemlerdir.

İkincisi; Ortadoğu’dan, başta İngiltere olmak üzere kendisinden başka kim varsa kovup, kendi sömürüsünü tamamen ve kalıcı bir şekilde bölgeye yerleştirebilmektir. Başta, devletler üzerinde İngiliz sömürüsü tarafından oluşturulmuş ulusalcı yapılar ve bu yapıları koruyan ajanları olmak üzere hepsinin üzerine şiddetle ve kararlılıkla gitmektedir. Bunun için, Ortadoğu’yu geniş kapsamlı bir şekilde yapılandırmaya yönelmiştir. Amerika bu anlamda bölgede güçlü merkezi hükümetlerin bulunduğu devletler istememektedir. Bu tip devletlerin bölünmesine hırs göstermekte ve merkezi gücü zayıflatarak, devlet içerisinde kontrolü daha kolay olan birkaç güçlü bölgenin bulunmasını sağlamaya çalışmaktadır. Örneğin Irak’ta oluşturmuş olduğu yapı bu şekildedir. Bunun nedeni, güçlü üniter yapılardan oluşan devletlerin, vatan ve milliyetçilik unsurlarının kutsallaştırıldığı ulusalcı devletler olmalarındandır. Ulusalcı anlayış ve bu anlayıştan hayat bulmuş üniter devletler ise; İngiliz sömürgeciliğinin ve yayılmacılığının bir ürünüdür. Amerika şunu çok iyi bilmektedir ki; devletlerin içindeki ulusalcı kadrolar ne kadar tasfiye edilmeye ve ulusalcı kültürün etkisi kırılmaya çalışılsa da üniter devlet yapısı devam ettiği müddetçe İngilizci kadroların yeniden devlet içerisinde egemen hale gelmeleri olasılık dâhilindedir. Amerika’nın hedefi ise, bu bölgelerde bu ihtimali tamamen ortadan kaldırmaktır.

İşte Türkiye’de İktidar partisi ve yandaşlarının istemiş olduğu Başkanlık sisteminin öncelikli nedeni budur. Başkanlık sistemiyle birlikte, onlar her ne kadar kabul etmeseler de Türkiye Cumhuriyeti Devleti üniter (Devletin; ülke, millet ve egemenlik unsurları ve keza yasama, yürütme ve yargı organları bakımından teklik özelliği gösteren şekli) yapısını kaybedecektir. Başkanlık sistemlerinde görülen federasyon tipi bir devlet modeli olmasa da, yürütme kendi başına büyük bir güç haline geleceğinden devletin diğer erklerinin üzerinde bir güç olacaktır. 

Türkiye vakıası açısından baktığımızda, bu sistemle bundan sonraki süreçte %30 civarında oy potansiyeline sahip olan ulusalcı kesimin bir daha iktidara gelmesi söz konusu olmayacaktır. Koalisyonlar devri de kapanacağından, parlamentoda belli bir oranda yer almaları sayesinde yasama üzerindeki etkilerini devam ettirebildikleri halde, yürütme üzerindeki etkilerini tamamen kaybetmiş olacaklardır. Ayrıca oy potansiyelini bir kenara bırakarak değerlendirdiğimizde de, Türkiye’de ulusalcı bir adayın liberal bir aday karşısında seçim kazanma ihtimalinin olmadığını görürüz. Çünkü Türk Halkı muhafazakârdır. Hem ulusalcılardan yana çektikleri, hem de liberallerin kendilerine sahip oldukları değerler açısından özgürlük vaat etmeleri, onları her zaman liberallerin yanında yer almaya ve onları desteklemeye itmiştir. Bu da mutlak bir şekilde yürütmede Amerikan hâkimiyetinin devamlılığı anlamına gelmektedir. Çünkü bu yöntemle ulusalcıların yürütme üzerindeki etkileri tamamen kırılacaktır. İşte AKP Hükümetinin Başkanlık sistemi isteğinin birinci nedeni budur.

Bu konuda ısrarcı olmasını gerektirecek bir diğer önemli neden de “Kürt Meselesidir.” Şu ana kadar Hükümetin bu konuda sarf etmiş olduğu çabalar herhangi bir sonuç vermemiştir. 30 Ağustos 2011 tarihinden bu yana devam eden PKK’ya yönelik operasyonlarla KCK tutuklamaları suların durulmasını sağlayamamıştır. Daha önce de “Topluma Kazandırma Yasası” ve “Demokratik Açılım” gibi projeler ya ters tepmiş ya da devlet adına herhangi bir müspet sonuç vermemiştir. Hükümet, Kürt Sorununu bu şekilde çözemeyeceğinin farkındadır ve bunun için bu sorunu körükleyen nedenlerin üzerine gitmek istemektedir. Bu sorunu körükleyen ve hatta sorunun kaynağı olan en önemli neden ise Türk egemenliği üzerine kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Bu sorun, Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte başlamıştır. Kısacası sorun, bir İngiliz türetmesi olan ulusal bağımsızlık fikri ile alakalıdır. Bu nedenle Hükümet, bu sorunu çözmenin yolunun Kürtlere bir takım haklar vermekten geçtiğinin farkındadır. Nitekim 17-18 Aralık 2010 tarihinde Kürtler Diyarbakır’da Demokratik Toplum Kongresi (DTK) vasıtasıyla “Demokratik Özerklik Çalıştayı” adı altında bir toplantı düzenleyerek, özerklik isteklerini ve bu doğrultudaki taleplerini açıkça dile getirmişlerdir. O gün Ahmet Türk başkanlığında yapılan çalıştayın ikincisi 12 Mayıs 2012 tarihinde bu defa Aysel Tuğluk başkanlığında yapılmıştır.

Çözümün şekli ve Kürt tarafının talepleri ortadadır. Bu sorunun bu şekilde çözümü ise üniter devlet yapısı içerisinde mümkün değildir. Şu an itibariyle bu sorunun çözümünün yolu da Başkanlık sisteminden geçmektedir. Çünkü Başkanlık sistemi, özerk yapılardan/eyaletlerden oluşmuş bir federasyonu yürütmeye elverişli olan demokratik bir sistemdir. 

Başkanlık sistemini AKP açısından elzem kılan bir diğer husus, kendi tabanının ve Müslüman halkın AKP’den olan beklentileridir. AKP tabanı, dokuz yıllık iktidarı süresince AKP iktidarından beklentilerine cevap bulamamıştır. Bu nedenle AKP iktidarı tabanına ve Müslüman halka yönelik bir oyalama süreci başlatmıştır. Bunu da “Hedef 2023” sloganıyla 2011 seçimleri süresince ve sonrasında devam ettirmiştir. Başkanlık sistemi bu oyalama sürecinin devam ettirilebilmesi ve halkın hassasiyetlerinden kaynaklanan beklentilerine daha özgürlükçü bir ortamda cevap verilebilmesi açısından önemlidir. Her şeyden önce AKP tabanının büyük bir kısmını oluşturan muhafazakâr kesimin kendilerinde var olan bazı İslamî hassasiyete haiz olan hususlar sebebiyle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından büyük sıkıntılara maruz bırakıldığı bilinen bir gerçektir. Bunun en yakın ve bariz örneği 28 Şubat sürecidir. Şimdi ise bu sürecin kahramanlarından ve onların arkasındaki derin yapıdan hesap sorulmaktadır. Bu da o sıkıntıların muhatabı olan insanlar üzerinde ve halkın genelinde müspet bir hava oluşturmuştur. Bu gün gelinen noktada bu yargılamalar nasıl olumlu bir hava oluşturuyorsa, gerçekleştirilecek bir sistem değişikliği de aynı şekilde halkın gözünde geçmişin üzerine sünger çekilmesi ve zulmün kalesinin yıkılması olarak değerlendirilebilecektir. Bu da verilen vaatlerin ve her geçen gün artan beklentilerin bir nebze olsun karşılanması anlamına gelecektir. Bu gelişme aynı zamanda Müslüman halkın İslamî bir uyanışla uyanmasının önünde bir kalkan görevi de görecektir. Tabii ki bu onların ve efendilerinin beklentisidir.

Bilindiği gibi Başkanlık sistemi demokratik bir sistemdir. Demokrasi ise bir küfür nizamıdır. Başkanlık sisteminin tartışılmaya açılması ve onun bir model olarak gösterilmesi bile bu topraklarda ABD hegemonyasının varlığına açık bir delildir. Bu sistemle Amerika pençelerini Türkiye topraklarına sıkı sıkıya geçirmeyi hedeflemektedir. Böylece hem BOP konusundaki stratejik ortağı olan Türkiye’ye sağlam bir şekilde yerleşmeyi, hem de Türkiye üzerinden başta Ortadoğu olmak üzere diğer birçok bölge üzerindeki planlarını gerçekleştirmeyi başarabilecektir. Kısacası Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin “Başkanlık Sistemi” isteği bir stratejik ortak talebidir. Bu yüzden de Türkiye açısından Başkanlık sistemi stratejik(!) bir zorunluluktur.

Bu isteği dillendirenlere gelince; bu topluma yıllarca kan kusturan ulusalcıların kurmuş olduğu parlamenter sistemle Başkanlık sistemi arasındaki fark nedir ki, bu bir kurtuluş reçetesi olarak topluma kabul ettirilmeye çalışılmaktadır? Tarafınızdan bu toplumun hassasiyetleri çok iyi bir şekilde bilinmektedir. Bu toplumu meydana getiren insanların çok büyük bir çoğunluğu Müslümandır. Bir Müslüman içinse hayattaki tek sistem Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın emir ve nehiylerinin tatbik edildiği ve tüm Müslümanların koruyucu kalkanı olan Hilafet sistemidir. Müslümanın ne zihinlerinde bir fikir ne de nefislerinde bir meyil bundan başkasına yönelik olamaz. 

Demokratik bir sistem olan Başkanlık sistemine çağrı ise ancak bir cahiliye narasıdır ve artık çok yakında İslamî beldelerde kendisine taraftar bulamayacaktır. 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz