Suriye’de İslamî Hilafeti İkame Etmenin Yol Haritası

Ubeyde Faruk

Geçen ayın yazısında sorduğumuz soruya cevap olarak deriz ki burada, Suriye’de Amerikan değişimine mani olan kimseler var. Bu kimseler, dini ve rabbiyle izzet bulmuş, iman sesleriyle ortalığı kasıp kavuran, devasa dağların dahi tahammül edemediği şeylere tahammül eden kızgın ayaklanmacı halk topluluğudur. Şüphesiz bu dâhili iman etmiş halk muhalefeti, herkese bir tehlike ve endişe teşkil eder olmuştur. Bu halk muhalefeti, dış muhalefetle insicam içerisinde değildir. Ve bu halk muhalefeti, Suriye toprakları üzerinde faal ve etkin yegâne halk muhalefetidir. Bu muhalefet, Amerika’dan bağımsızdır; Suriye sistemi değiştikten sonra da dış muhalefete sadakati garanti altında değildir. Suriye sisteminin icra ettiği eşi benzeri görülmemiş cürümden, Müslümanların nefislerinde yeis ve umutsuzluğu yerleştirme noktasında Amerika istifade etmektedir. Böylece Müslümanlar öyle bir duruma gelsinler ki, Amerika’nın herhangi bir yeni başkan sunumunu şartsız-koşulsuz kabul etsinler.

Tam bir iman ve sebatla Suriye sisteminin cürmüne tahammül eden bu dâhili muhalefet, halis ve muhlis bir muhalefettir. Dolayısıyla bu halis ve muhlis muhalefete karşın düşkünlüğünü, sempatisini izhar eden tehlikeli oyuncuların oyunundan korkulmaktadır. Bu oyuncuların başında Türkiye, Arap Birliği, Körfez ülkeleri ve bunlara bağlı uydu kanalları gelmektedir. Bu uydu kanalları da El-Cezira ve El-Arabiya’dır. Ya da dışarda bu halk muhalefetini temsil ettiği iddiasında bulunan Laik oyunculardan yahut Amerika gibi büyük oyunculardan korkulmaktadır. O Amerika ki Suriye içinde cereyan eden bütün kötülüklerden yegâne ve en büyük sorumluluğu taşımaktadır. Ya da kendi maslahatı için çalışan, iddia ettiği gibi Suriye halkının maslahatına hiç önem vermeyen Batılı devletlerden korkulmaktadır. Bütün bu kimseler, mümin Suriye halkının düşmanıdır ve bu çirkin oyunlarını oynamaktadırlar. Amerika, yeis ve umutsuzluğa dayanmaktadır. Ona göre bu yeis ve umutsuzluk Suriye halkını Amerika’nın pişirip hazır ettiği çözümü kabule yol açacaktır.

Her taraftan Müslümanları kuşatan bölgesel ve devletlerarası bütün bu entrika ve komplolara karşın deriz ki, Suriye’deki Müslümanların probleminin köklü ve gerçek çözümünün ancak Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Medine’de İslam Devleti’ni ikame ettiği şer’î metotla çözüleceği bilinmelidir. Hatta bilinmekle kalmamalı, buna iman edilmelidir. Müslüman Suriye halkı nezdindeki muhlis ve sadık İslamî uyanış ve teveccühten, bunun benzerinin Müslüman âlimler katında da varlığından istifade ederek Suriye’de çözüme ilişkin yol haritasını sunuyoruz. Laik muhalefetin attığı bütün adımlara, onu bu adımlara sevk eden arkasında büyük devletler olmak üzere bölgesel devletlere karşın atılması gerekli şer’î adımları takdim ediyoruz. Suriye’deki insanların atmaları elzem olan ve davet etmeleri zorunlu olan işte sadece bu şer’î adımlardır. Şer’an da bu böyle olmalıdır. Bunun ötesinde atılacak hiçbir adım yoktur. Atılsa da istenilen neticeye götürmeyecektir. İstenilen netice elde edilse de Allah Teâlâ bu adımdan asla razı olmayacaktır.

Biz çözüm için Güvenlik Konseyi ve büyük devletlere yalvarmak yerine -ki bu haramdır- sadece Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya yalvarmaya davet ediyoruz. Ki bu, iman ve amellerin kabulünün esasıdır. Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya yalvarmak demek, kulların yaratıcılarına sığındıkları gibi sadece O’na sığınmak demektir. Gerçek kuvvet O’dur. Alîmdir, Habîr’dir, yardım edicidir, Nâsır’dır, izzet verendir, zelil kılandır. Kullarını gerçek yardımla destekleyendir, onların yardımına koşandır. Allah’a sığınmak, şer’î hükümlere bağlanmayı gerektirir. Kurtuluş için yapılması vacip olan, sadece bu şer’î hükümlere bağlanmaktır. Allahu Teâlâ şöyle buyurdu: 

قُلْ هَٰذِهِ سَبِيلِي أَدْعُو إِلَى اللَّهِ عَلَىٰ بَصِيرَةٍ أَنَا وَمَنِ اتَّبَعَنِي وَسُبْحَانَ اللَّهِ وَمَا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ

“De ki: “Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere Allah'a davet ederim; ben ve bana uyanlar da. SubhanAllah ben müşriklerden değilim.” (Yusuf 8) İşte Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem Medine’de İslamî Devleti ikame etmek için bütün hayatında ve amelinde böyle seyrediyordu. Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem kendisiyle birlikte davetin her türlü dikenlerine katlanmak zorunda kalan sahabe topluluğuyla Mekke’de davet sahasına atılmış, sahabesini Müslümanların imamı ve hidayet önderleri olsunlar diye, kendisinden sonra onlar içerisinde ümmete liderlik edecek Hulefa-i Raşidîn çıksın diye onları davet sevdasıyla yoğurmuştur. Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem Medine’de davet için daveti kucaklayan bir toprak, daveti himaye eden bir Ensar tesis edebilmiş ve orada İslamî Devlet’i ikame etmiştir. İşte Allah’a sığınmak böyle olmalıdır. Allah’a iman sığınmasıdır ve emirlerine bağlamaktır. Hilafet Devleti’nin kurulması ve hakiki değişim ancak bu ikisiyle olur. Bu çözüme Müslümanların âlimleri de iştirak etmelidir. Çözümün gerçek pusulası ve insanları o çözüme irşat eden hidayet minaresi olsunlar.

Allah’a iman, bizim sadece O’na sığınmayı üzerimize farz kılar. Allah Subhanehu ve Teâlâ haktır. O, ortakların O’na ortak koşmasından beridir. O, sadece Kendisine sığınılmayı kabul eder. Kendisiyle birlikte birine ortak koşulmasını asla kabul etmez. Allah’a sığınmak ve yalvarmanın manaları arasında zalim Suriye sistemini devirmek için yalnızca O’ndan yardım istenilmesi gerektiğinin de iman hususunda olduğu unutulmamalıdır. Yalnızca O’na sığınmanın suretleri içerisinde, Ahzab Gazvesinde kabileler, davetin kökünü kazımak ve davete öldürücü darbe vurmak amacıyla Medine’yi Münevvere’yi muhasara altına aldıkları Kur’an-ı Kerim’in anlattıkları gözden kaçırılmamalıdır. Allahu Teâlâ şöyle buyurdu: 

وَلَمَّا رَأَى الْمُؤْمِنُونَ الْأَحْزَابَ قَالُوا هَذَا مَا وَعَدَنَا اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَصَدَقَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَمَا زَادَهُمْ إِلَّا إِيمَانًا وَتَسْلِيمًا

“Müminler ahzabı görünce, “İşte bu, Allah ve Rasul’ ünün bize vaat ettiği şeydir. Allah ve Rasul’ü doğru söylemiştir” dediler. Bu, onların sadece iman ve teslimiyetlerini artırdı.” (el-Ahzab 22) Bedir Gazvesi hakkında Allahu Teâlâ şöyle buyurdu: 

الَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَانًا وَقَالُوا حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ 

“Onlar öyle kimselerdir ki, insanlar kendilerine, “İnsanlar sizin için toplandılar, o halde onlardan korkun.” dediler de bu, onların imanını artırdı ve “Allah bize kâfidir, O ne güzel vekildir” dediler.” (Âl-i İmran 173) Bedir Savaşı’nda Rabbanî müdahale görüntülerinden biri de Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın zikrettiği şu husustur: 

إِذْ تَسْتَغِيثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ أَنِّي مُمِدُّكُم بِأَلْفٍ مِّنَ الْمَلآئِكَةِ مُرْدِفِينَ

“Hani siz Rabbinizden yardım istiyordunuz da O da, “Muhakkak ki Ben, size ardı ardına meleklerden bin ile yardım ederim” diyerek size icabet etti.” (el-Enfal 9) Beni Nadir Gazvesi hakkında Allahu Teâlâ şöyle buyurdu: 

هُوَ الَّذِي أَخْرَجَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ مِن دِيَارِهِمْ لِأَوَّلِ الْحَشْرِ مَا ظَنَنتُمْ أَن يَخْرُجُوا وَظَنُّوا أَنَّهُم مَّانِعَتُهُمْ حُصُونُهُم مِّنَ اللَّهِ فَأَتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ حَيْثُ لَمْ يَحْتَسِبُوا وَقَذَفَ فِي قُلُوبِهِمُ الرُّعْبَ يُخْرِبُونَ بُيُوتَهُم بِأَيْدِيهِمْ وَأَيْدِي الْمُؤْمِنِينَ فَاعْتَبِرُوا يَا أُولِي الْأَبْصَارِ

“Ehli Kitap’tan küfür edenleri ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O’dur. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin Allah’tan kendilerini koruyacağını zannetti. Allah onların hesap etmedikleri cihetten onlara geliverdi. Onların kalplerine korku saldı. Onlar kendi evlerini kendi elleriyle ve müminlerin elleriyle harap ediyorlardı. Ey akıl sahipleri, ibret alın.” (el-Haşr 2) Allahu Teâlâ önceki ümmetler hakkında nasıl da müminlere yardım ettiği, kuvvet ve azgınlıklarına rağmen nasıl da kâfirleri helak ettiği hususunda şöyle buyurdu: 

أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ

“Rabbinin, Âd’a ne yaptığını görmedin mi?” (el-Fecr 6)

Allahu Teâlâ’nın yardımı, hükmünde hiçbir kimseyi ortak koşmayan müminler üzerine iner. Bu konudaki ayetler, ifade edilemeyecek kadar çoktur. Bu ayetler, Suriye’deki Müslümanların sadece Allah’a iman mantığından harekete geçmelerinin vacip olduğunu ve yalnızca O’na sığınmanın onlar üzerine farz olduğunu açığa çıkarıyor.

Şüphesiz biz, Laik dış Suriye muhalefetinin Birleşmiş Milletler’e, Avrupa Devletlerine, Güvenlik Konseyi’ne, Devletlerarası kanuna sığınma önerisine karşın sadece Allahu Teâlâ’ya, O’nun Şeriatı’na ve Müslümanlara sığınma planını öneriyoruz. Kirlenmemiş Allah Subhanehu ve Teâlâ’yı razı eden tertemiz bir plan sunuyoruz. Bu plandaki en önemli husus, Suriye’deki Müslümanların geleceklerini belirlemeye müdahale etmekten Batı’nın, elini-kolunu kesiyoruz. 

 Dış Laik Suriye muhalefetinde göze çarpan husus, İslam’a ve Müslümanlara düşmanlık besleyen Batı devletlerinden yabancı müdahale isteğidir. Oysa aynı Batı, Irak’ı, Afganistan’ı işgal etmiş, oralarda akla hayale gelmeyen katliamlar işlemiştir. “Terörizmle savaş” adı altında İslam’a harp ilan eden de yine aynı Batı’dır. Yine aynı Batı, Yahudi varlığını varlığında, işgalinde ve cürümlerinde desteklemiş, ona hain Arap yöneticilerinden bir çit örerek himaye etmiştir. İşte bu hain Arap yöneticileri, Allah’ın mübarek kıldığı bütün Filistin topraklarını kurtarmak için muhlis Müslümanların uğraş verdiği herhangi bir muhlis uğraşıya mani olmuştur. Bu ve benzeri şeyler net olarak göstermektedir ki bu Laik muhalefet kendisini Batı’nın kucağına atmada ajan Arap sistemlerinin seyri üzere seyretmektedir. Bu ise bir hayrın müjdecisi değildir, bilakis tam tersinedir.

Bugün Müslümanların karşılaştığı en büyük problem, Müslümanların tüm beldelerine yayılmış Batı sömürgecilik ve nüfuzudur. Bu beldelerdeki mevcut sistemler, Batı’nın sömürgecilik aracıdır. Maslahatları için kullandığı edevatlardır. İşte Laik dış Suriye muhalefeti de bizatihi kendisinin bu şekil ve hal üzere olacağını öneriyor. Batı ve onun bölgeyi sömürmesi, bugün Müslümanların sorunlarının esasını teşkil etmektedir. Sonra Laik dış muhalefetin Batılı yabancı müdahaleyi talep ettiği bir zamanda iç Müslüman ayaklanmacılar da Rabbanî müdahaleyi talep etmektedir. İşte bu karşıt övgülü talebin sadece Allah’a sığınma maslahatına indirgenmesi vaciptir. Çünkü Allah’a iman, vacib’ul vücut olan Allah’a imandır. Hakiki güç O’dur. O, istediğini yapandır. Müslümanlara yardımı noktasındaki vaadi haktır. O, asla vaadinden dönmez. Nusret, beklenmeksizin ve hesaba katmaksızın -daha önce olduğu gibi- Rabbanî müdahalededir. Çünkü bu vaat hâlâ geçerliliğini sürdürmektedir. Zira bizler, Allah’ın Kitabı’nda Müslümanların yararına Müslümanların meleklerle desteklendiğini, Allah’ın rüzgârlar gönderdiğini, kâfirlerin gözünde Müslümanları, Müslümanların gözünde de kâfirleri az göstermekle kâfirlerin kalplerine korku saldığına dair Rabbanî müdahaleyi her gün Kur’an’da okumaktayız. Allahu Teâlâ’nın şu sözlerini de belki defalarca okumuşuzdur: 

لِيَقْضِيَ اللّهُ أَمْرًا كَانَ مَفْعُولاً

“Allah, olacak bir işi gerçekleştirsin diye.” (el-Enfal 44) 

فَاعْتَبِرُوا يَا أُولِي الْأَبْصَار

“Ey akıl sahipleri ibret alın.” (el-Haşr 2) 

إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً لِّأُوْلِي الْأَبْصَارِ

“Şüphesiz bunda basiret sahipleri için bir ibret vardır.” (en-Nur 44) Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu sözü de böyledir: 

“Bedir melekleri, hâlâ dünya semasındadır. Allah Subhanehu ve Teâlâ tarafından Rabbanî müdahaleyi beklemektedirler.” Buna göre Suriye içindeki ayaklanmacı Müslümanlar üzerine şer’î vacip, ayaklanmaları Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya halis olmalı, Rabbanî müdahale ile kurtulabilmeleri için herhangi bir ecnebi müdahaleyi reddetmelidirler. Bu sözü iyi düşünsünler ve Kur’an’a müracaat etsinler. Çünkü Kur’an bununla doludur.

Sadece Allah’a imana mebni olan yalnızca Allah’a sığınma vacibiyetinden sonra burada başka bir şer’î vacip daha vardır ki o da sadece Allah’ın emrine bağlanmaktır. Dış muhalefetin, zalimane, vetoya dayalı kalıplaşmış sistemiyle ve Suriye içindeki mazlum Müslümanlara yardım etmek amacıyla kâfir devletlerarası kanuna dayalı hükümleriyle Güvenlik Konseyinin müdahalesine, uluslararası veya Arap gücü gönderme kararı çıkarmasına, ayaklanmacıları veya özgürlük ordusunu silahlandırma veya Suriye sistemi üzerine cezaî müeyyide koymasına dair, yalvarış ve yakarış önerisine karşılık değişimde şer’î metodu öneriyoruz. Dış muhalefetin sunduğu bütün bu öneriler, kurulacak yeni sistemin geleceğini Batı’nın ipoteği altına koymaktadır. Buna ek olarak İslamî Şeriat, şer’î delillere müracaat etmeksizin herhangi bir iş yapmayı Müslümanlar üzerine haram kılmaktadır. Bizim sunduğumuz öneri, Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in metodunun ta kendisidir. Allah’a iman, O’na tevekkül, sadece O’ndan yardım istemek bu metodun amellerinden her amelin esasıdır.

Bu metoda göre Şer’an istenilen şudur: 

• Suriye’deki Müslümanların hepsi Suriye sistemini devirmek istediklerini ilan etmeliler. Çünkü o, Allah’ın indirdiğiyle hükmetmiyor. Sonra, Allah’ın indirdikleriyle hükmedilmek istediklerini beyan etmeliler. Bu durum, Suriye’deki bütün Müslümanları kapsamalıdır. Sadece bir kısmını değil. Keza sistemi değiştirme davetinin hareket noktası, Allah’a iman noktasından olmalıdır. Sessiz kalmaları ve sistemi değiştirmekten geri durmalarından dolayı kendilerine büyük bir günahın isabet edeceğini bilmelidirler. Allah’a iman dışında hiçbir şey, doğru değişim platformu üzerinde ve değişimin yükümlülüklerine katlanmak yolunda Müslümanları bir araya getiren olmamalıdır.

• Müslümanlardan kuvvet ehli kıyama kalkmalıdır. İman hareket noktasından ve yeryüzünde Allah’ın hâkimiyetini gerçekleştirmek iradesinden hareketle zalim yönetici bertaraf edilmeli, onun yerine Allah’ın hükmünü ikame etmek için o zalim sistem devrilmelidir. Öyle ki Suriye sistemi ordusundaki muhlis subayların elleri bir araya gelmeli, el-ele bu zalim sistem düşürülmelidir. Yine bu muhlis eller, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın hükmünü ikame etme gerekçesiyle mücrim sistemi yok edecek bir çalışmada buluşmalıdır. 

Dolayısıyla kuvvet ehlinin işi, Suriye sistemini devirmektir. Ardından, sen-ben kavgası yapmaksızın siyasî basirete ve tecrübeye sahip muhlis bir gruba otoriteyi vermektir. Bu muhlis gurubun görevi de Raşidî Hilafet farzını ikame ederek dini ikame etmektir. Allahu Teâlâ’nın lütfuyla bu gurup mevcuttur. Bu gurup bu büyük farzı ikame etmek için her yönüyle hazırdır. Böylelikle Müslümanların geneli olan iman ehli ile özelde kuvvet ehlinden olan iman ehli, mümin bu gurupla birlikte aynı platformda birleşmektedir. O platformun görevi de vaat edilmiş ikinci Raşidî Hilafeti ikame etmektir. 

Allah’tan, bizi halef kılmasını, bizim için razı olduğu dini bize hâkim kılmasını ve bizi Suriye sistemine varis kılmasını temenni ediyoruz. O dilediğine kadirdir.


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz