Batılılaşma, Batı ile müttefik olma fikri İslâm ümmetinin başına örülen çorapların en tehlikeli olanlarından bir tanesidir. Özellikle Osmanlı Hilâfet Devleti’nin son dönemlerinde İslâm fikrinin çökertilmesinde etkili olan bu silah, yine çağımızın en salgın hastalıklarından biri olarak ümmeti zehirlemeye devam etmektedir. Geçmişte "düşmanımın düşmanı dostumdur" söylemi ile kendini gösteren bu hastalık, daha sonraki dönemlerde uluslararası kanuna muhalefet edilemez fikrini de beraberinde getirerek günümüz Müslümanlarına enjekte edilmiştir.
Yine geçmişte İslâm Devleti’nin ilerleyişini durdurmak için 1648 yılında düzenlenen Westphalya Konferansı ile harekete geçen Batılı devletler, bugün aynı mantık çerçevesinde yeniden kurulacak bir Râşidî Hilâfet Devleti’nin önüne geçebilmek için uluslararası konferanslar ve birliktelikler düzenleyerek, Müslümanların geçmişteki güçlerine asla ulaşamayacağı hayalleri kurmaktadırlar. Ancak bir farkla; geçmişte İslâm Devleti’nin önüne geçmek için sadece Batılılardan oluşan bu birliktelik, günümüzde Müslüman ülkelerin temsilcilerini de içinde barındırmaktadır. Sözde kendilerini Müslümanların yönetici olarak tanımlayan Batı hayranı, sözü Müslüman özü ifsada uğrayan ekâbirler ise, her fırsatta Müslümanların yine sözde maslahatlarını gözetmek adına bu fikre sıkıdan sıkıya bağlanmış durumdadırlar.
Müslümanların vahdetini oluşturan İslâm Devleti'nin yıkılmasından bu yana 50 küsur parçaya bölünen Müslüman beldeler, sadece bayrak ve sınırlardan oluşan sembolik ayrılıklarla da yetinilmeyip, etnik ve mezhepsel kimlikleri ile de birbirlerinden ayrılarak bir daha tek devlet, tek bayrak ve tek yürek olmasının da önüne geçildi. Müslümanlar yalnızlaştırılarak, ulus fikrini benimsemeleri yönünde yoğun kampanyalara maruz bırakıldı. İslâmî beldelerin yeraltı ve yerüstü servetleri planlanarak Batılılar arasında pay edildi. Lakin bu beldelerin üzerinde yaşayan insanların Müslüman kimlikleri yok sayılarak yapılan bu taksim, kontrol ve yönetim sıkıntısını da beraberinde getirdi. Çok geçmeden aranan çözüm Müslümanlardanmış gibi görünen ajanlar vasıtası ile geçici olarak bulundu. Ancak bunların kısa zamanda Müslümanların maslahatları yerine, efendilerinin menfaatlerini düşündükleri açığa çıkması üzerine bunların da misyonuna son verilmek zorunda kalındı.
Yeni trend ise müttefiklik yalanıdır. Nitekim hiç bir zaman Batılı kâfirler Müslümanlar ile bir birliktelik veya müttefiklik istememişlerdir. Tam tersine her zaman Müslümanlara kin beslemişler ve onları yok etmenin ve küçük düşürmenin planını yapa gelmişlerdir. Şüphesiz tarih bu vakıalara verilecek birçok örnekle doludur.
Ancak bugün Türkiye ve İran'ın başını çektiği bu müttefiklik sevdası tüm Müslümanları geçmişte bile görülmemiş daha büyük bir ateş çemberinin içine sürüklemektedir. Yemen’de başlayan iç çatışmalar neticesinde ilk kez somut bir şekilde görülen bu müttefiklik yarışı, içten içe Müslümanları mezhepsel bir savaşın kapısına kadar getirmiştir. Türkiye ve İran bölgedeki ABD nüfuzunu perçinlemek ve düştüğü bataktan kurtarmak için birbirleri ile yarışır hatta çatışır hale gelmiştir. Peki, gerçekte neler oluyor Ortadoğu’da? Neden Müslümanlar yine aynı delikten sokularak birbirleri ile çatışıyorlar? Yoksa hiç akıl etmiyorlar mı?
ABD sömürgeler krallığının başına geçtiği günden bugüne bu sömürülerde iki tür politika takip etti. Birincisi, eski sömürge kralı İngiltere ve Fransa'nın sömürgelerini ellerinden almak için ajan devşirmek, ikincisi ise, devşirdiği bu ajanları sıkı bir kontrol mekanizması içinde tutarak, bu sömürülerindeki bekalarını sağlamlaştırmak.
Nitekim İngiltere ve Fransa'nın eski klasik sömürge üslupları, gelişen teknolojik çağda geçerliliğini yitirmişti. ABD dünya siyasetinde sömürgelerindeki bekasının yanı sıra, Avrupa ve Rusya ile ilgili siyasetinde de denge politikasını kullanarak dünya hegemonyasını şimdiye kadar elinde tutabildi. Genel siyasette planlarını da buna göre yaptı ve çok zaruret olmadığı sürece de bu planlara sadık kaldı. Ancak Arap Baharı ile başlayan ve Suriye kıyamı ile devam eden süreçte ABD net bir politika takip edemedi. 2011 yılından bu yana devam eden süreçte ilk önce Esad'ın yerine alternatif aramakla yetinen ABD, II. Cenevre konferansının başarısız olmasından sonra bu plandan vazgeçti.
Aslında II. Cenevre konferansından bu yana gelişen olaylara baktığımızda ABD'nin sadece Suriye politikasında değil genel Ortadoğu politikasında değişiklikler olduğu görülmektedir. Suriye kıyamının derinleşmesi ve yönlendirilememesi neticesinde, ABD taşları tekrar dizerek Ortadoğu’da kaybolmaya başlayan ağırlığını tekrar güçlendirmenin derdine düşmüş durumdadır. Barak Obama yönetimindeki Demokratların 2008’den bu yana devam ettire geldikleri Akıllı Güç perspektifi, Suriye kıyamı ile birlikte tekrar gözden geçirilmeye başlandı. Nitekim Demokratların dış siyasette ağırlığını yitirmesi, iç siyasette de başlarını ağrıtır hale geldi. Kasım 2014’te yapılan ara seçimde Cumhuriyetçilerin senato ve temsilciler meclisinde ağırlığı kazanmaları, Demokratları 2016’daki başkanlık seçimleri öncesi büyük bir kontrpiyeye düşürdüğü görülmektedir. Başkanlık seçimleri öncesi daralan takvim, Obama ve Demokratların kısa vadede üslup değişikliklerine gitmesinin kapısını aralamıştır.
Demokratların 2012 seçimlerinde açıklamış oldukları seçim vaatleri arasındaki birçok başlığın Asya-Pasif politikası başta olmak üzere askıya alınması, aslında Demokratların yönetim stratejilerinde çuvalladığı anlamına gelmektedir. Ağırlık merkezi ise her zaman olduğu gibi Ortadoğu’ya tekrar yönelerek kaybedilen prestijin kazanılması gerekliliğini ortaya çıkarmıştır.
ABD'nin yarı dost yarı müttefiki olan İngiltere ise, mutlaka bu oyunda yerini almanın ve sömürgelerindeki yerlerini muhafaza edebilmenin derdinde, çıkan bu altın fırsatı da değerlendirmenin peşindedir. Nitekim ABD'nin Ortadoğu’da bataklığa sürüklenmesindeki en etkili aktör halen kendisidir. Irak işgali ve Arap Baharı devrimlerinde bu kartı çokça kullanarak, ABD dış politikasındaki sapmalara en çok müdahili olan ülke durumundadır.
Bugün ise İngiltere Ortadoğu bataklığına ABD'yi bilinçli bir şekilde çekerek nüfuz ve güç hâkimiyetini iyiden iyiye pekiştirmek istemektedir. Bunun için her türlü argümanı kullanmaktan çekinmeyen İngiltere, en son Yemen olaylarını bilinçli bir şekilde kızıştırarak ABD'nin bölge reflekslerini de görme imkânına sahip oldu. Yemen’de kendisinin desteklediği Abdullah Salih'i bilinçli bir şekilde geri plana çekerek, Husilerin karışıklık çıkarmasına göz yumdu. Böylece geçici olarak iş başına gelen Hadi'nin ömrünü uzatarak ABD'nin zorunlu tercih yapması ve Husileri desteklemesine yardımcı oldu. ABD ise Husilerin orantısız ilerleyişi ve halk karşısında bir tabanının olmaması neticesinde ilk önceleri İran tarafından desteklenen Husileri durdurma kararı aldı. Suudi Arabistan öncülüğünde oluşan yeni bir koalisyonla askerî müdahaleler yapmak sureti ile geri adım atmak zorunda kalan ABD, Yemen’de yeni Suud kralının sadakatini test etmekten başka bir sonuç alamamış oldu.
Gelinen süreçte ise ABD Ortadoğu prestijini tekrar kazanmak için Türkiye ile yola çıktığı yeni Ortadoğu macerasından uzaklaşmak zorunda kaldı. En azında 2016 başkanlık seçimlerine kadar bölgede İran ile olan müttefikliğini korumak istemektedir. Bu bağlamda ABD'nin bölgedeki yeni gözdesi zorunlu da olsa İran’dır.
Bu ittifak değişikliklerine bir de ABD'nin Neoconları temsil eden Cumhuriyetçilerin politikaları tarafından baktığımızda ise; sanki bir sonraki dönemde de ABD’nin dış politikadaki ağırlığını Ortadoğu’ya vereceği izlenimi vardır. Her ne kadar ABD'nin Ortadoğu politikasında bunalıma girmesinde birinci aktör Demokratlar olsa da, bu projeyi hazırlayanlar ve bugün içinden çıkılmaz bir hale getirenler Cumhuriyetçilerin ta kendisidir.
2000’li yıllarda İslâm karşıtlığı ve Müslüman=terörist yaftasını oluşturanlar da yine aynı kesimi temsil etmektedirler. Çünkü Cumhuriyetçilerin çökmekte olan kapitalizmin bekasını uzatmak için belirlemiş oldukları misyon, karışıklık ve karşıtlık üzerinedir. Nitekim Ortadoğu veya diğer İslâm coğrafyasındaki Müslümanların istemiş olduğu sistem, kapitalizm getirisi olan demokrasi veya Cumhuriyet nizamı değil, İslâm akidesinden kaynaklanan Râşidî Hilâfet Devleti’nin İslâm nizamıdır. ABD’deki Cumhuriyetçilerin ise bu sistem, duymak istemedikleri, hayal bile edilmesine müsamaha gösteremeyecekleri bir fikirdir. Onlar Müslümanlar için Hilâfet’in ne anlam taşıdıklarını çok iyi bilmelerinden ve kendileri için de sonun başlangıcı olacağını tahmin etmelerinden ötürü, yıllardır bu tehlikeyi taşıyan tüm İslâm beldelerinde taş üstünde taş bırakmayacak şekilde azgın bir üslup belirlediler.
Yine ABD’deki Demokratların çökmekte olan Ortadoğu politikasında en çok etki ve tepki gösterenler de yine şüphesiz Cumhuriyetçilerin ta kendisidir. Ve 2016 seçimlerinden başkan adayları bir galibiyetle çıkarsa ki muhtemelen ara seçimler bu yönde bir izlenim çıkarmıştır, o zaman ABD'nin eski azgın üsluplarına geri döneceği anlamı çıkarmak çok da zor değildir. Zaten Suriye kıyamını engellemek için düzenlenen II. Cenevre konferansının fiyaskoyla sonuçlanmasının akabinde Cumhuriyetçiler, başta Suriye olmak üzere tüm bölgede etkin bir şekilde çalışmalarını sürdürerek bir sonraki dönem için altyapı oluşturmaktadırlar. Nitekim Cumhuriyetçi Parti Arizona Senatörü John McCain, Ocak ayı içerisinde Fox News televizyonunda yapmış olduğu bir konuşmada gelecekteki Suriye ve Ortadoğu politikalarının şifrelerini de vermiştir. McCain: "Bir strateji geliştirmek zorundayız ve bu strateji ABD’nin müdahalesini gerekli kılıyor. Önceden olduğu gibi değil ama kesinlikle sahada askerler, ileri hava kontrolörleri, eğitim olmalı ki şu anda sahip değiliz ve bugünün var olan strateji eksikliği altında, görülebilir gelecekte, onları yenilgiye uğratamayız."[i]
Yine aynı senatör söylemde kalmayıp somut bir şekilde görüşmeler yaparak bir sonraki dönem için şimdiden ciddi sayılacak adımlar atmaktadır. Nitekim 28 Aralık’ta Urfa’da ÖSO liderleriyle bir araya geldiğini twitter üzerinden yayınlamış olduğu bir mesajla açıkladı. McCain, mesajında “Türkiye’nin Urfa şehrinde fedakâr, cesur ve bizlere ihtiyacı olan Özgür Suriye Ordusu mensuplarıyla bir araya geldik.” diye yazdı. McCain, Şanlıurfa’da gerçekleşen görüşmeden bir hafta önce Kuzey Irak’taki peşmerge reislerinden Mesud Barzani’yi ziyaret ederek, “Peşmerge kahraman bir güçtür. Onlara ağır silahlar verilmeli. Amerika’ya döndüğümde, peşmergeye ağır silahların verilmesi için çaba göstereceğim”[ii] mesajını paylaşmıştı.
Ezcümle, Ortadoğu’da ABD politikaları değişime başladı. Aynı zamanda müttefiklik olgusu yeniden harekete geçti. Yeni döngüyü görenler şimdiden Türkiye ve İsrail gibi kendilerini pazarlamaya başladılar. Görünen de o ki, bu süreçte en aktif rolü alacak olanlar yine bu ülkeler olacak. İran'ın bölgeyi şimdilik domino etmesi ise bir sonraki süreçte değişimin kendine gelecek olmasıdır. Çünkü Neocon yönetiminde bir ABD için artık İran'ın mevcut şekli ile taşeronluk yapması çok zor görünmektedir. Lakin İran bu dönüşümü bilmekte ve şimdiden yeni dönem için kendisinin başını çektiği bir koalisyon oluşturarak ağırlık merkezi oluşturmak istemektedir.
Sonuç olarak baktığımızda Ortadoğu başta olmak üzere küresel siyasette ABD'nin oluşturmak istediği denge politikaları çökmeye başlamıştır. Süper güç olmanın yolu ise her zamanki gibi Ortadoğu'nun hamiyetini elde etmekten geçmektedir. Yeni dengeler ve müttefiklikler de bu minval üzere şekillenmektedir. Ancak hesap edilemeyen bir gerçek vardır ki o da; artık Ortadoğu halkı bu denklemin içerisinde bir garnitür olmaktan sıkılmıştır. Kendilerine yıllardır empoze edilmeye çalışılan demokrasi ve özgürlükler fikrine yahut İslâmî olan devrimlerinin ellerinden alınmasına artık razı gelmemekteler. Onların kendi içlerinden çıkardıkları ajanları ise çoktan kapının önüne koydular. Uşak yöneticileri ise tüm dünyanın gözü önünde rezil ettiler. Şimdi ise sıra kendilerindenmiş gibi görünen, müttefiklik hayranlarının defedilmesine gelmiştir. Müslümanlar artık küresel bazda uyanışa geçmiş ve kendi akidelerinden kaynaklanan nizamı ve onun uygulayıcısı olan Hilâfet’i beklemektedirler.
[i] http://www.bugun.com.tr/son-dakika/isid-ile-mucadele-haberi/1430403
[ii] http://welayet.com/home/ortadogu/item/1858-mccain-urfa-da-abd-ye-ihtiyac-duyan-%C3%B6so-ile-g%C3%B6r%C3%BC%C5%9Ft%C3%BC.html


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış