İslam, bize ne sunar? Bu soruya bütün Müslümanlar olumlu bir cevap verecektir. Olumlu bir cevap… ‘İslam bize, hayata dair sınırsız bir imkân sunar’, ‘İslam, ‘insan’ın sorunlarına şaşmaz ve yan etkisiz bir deva sunar’, ‘İslam bize, adil ve huzurlu bir hayat sunar’ gibi olumlu bir cevap...
Bugün dünyada bir buçuk milyar kadar insanın “İslam” olduğu söyleniyor. Kişi, “Ben İslam’a iman ettim” dediği zaman, o bahsedilen nüfus ile kendisi arasında bir yakınlık tesis edildiğini biliyor. Gerçekten biliyor mu? Nüfusumuz öyle bir coğrafyayı kaplamış durumda ki bir İslam beldesinde gece iken diğer bir İslam beldesinde gündüz yaşanıyor. Böyle bir enlem ve boylam aralığında yaşayan o kadar insan ile ‘kardeş’ olduğumuzu düşünelim bir. Elbette böyle bir durum insana müthiş bir güven ve birliktelik hissi veriyor. Omuzlarınaysa sorumluluktan kaynaklanan ağır bir yük bırakmaktadır.
O milyarlık yığından kaçının umurunda, diğer kardeşlerinin nasıl bir hal üzere olduğu? Açıkçası vereceğimiz cevap pek de iç açıcı değil. O bildik benzeştirmede olduğu gibi, imamesini kaybetmiş bir tespihin taneleri gibi, ahvalimiz. Haberi yok bir tanenin diğer taneden. Ve bu uzun bir zamandır değişmeyen bir hal bizim için.
Henüz hiçbir siyasî ve toplumsal gücü yokken, iletişim imkânlarının şu ankine nazaran kıyaslanamayacak kadar kıt olduğu bir devirde dahi, Pers ve Rum devletlerinin savaşını takip edecek kadar dünyanın gidişatını önemseyen bir duyarlılıktan, burnunun ucunu bile göremeyen bir duyarsızlığa vardık. Ya Ensar ne diyordu, Akabe’de biat verirken: “Bugün biz, dünyaya meydan okuyoruz!” Nasıl bir nitelik yitimi yaşadıysa Ümmet, umurunda ve gündeminde değil artık, günaşırı kardeşlerinin boğazlanması bile...
Elbette sömürünün kurduğu düzeneğin, fikirleri ve idrakleri dumura uğratmasını göz ardı etmiyoruz. Televizyon, diziler, sanal âlem, sosyal ağ, şu, bu… Hepsi üzerine düşeni layıkıyla yerine getiriyor. Efendileri için tepkisiz yığınları inşa ediyor. Tamam, bu durumu yok saymıyoruz. Ama bizim kabahatimiz hiç mi yok? Bulmaca için de olsa elimize aldığımız gazetede sergilenen ‘acı haberler’ hiç mi dikkatimizi çekmiyor? Çekmemesi bir sorun değil mi?
İşte buyrun, en yakın haber: Suriye. Nerede koparıp attık Allah Rasulü’nün “bir vücudun parçaları” diye zikrettiği kardeşliklerimizi. Nasıl bir fotoğraf, nasıl bir video ulaşmasını bekliyoruz, Ümmet uğruna kederlenmek ve bir şeyler yapmak için.
Bazımızın durumu böyleyken bazımız ise haberdar, ilgili, fakat bu ilgi sonucu oluşan tavrı, sahih bir düzlemi çoktan terk etmiş. İslam’ın asla onaylamayacağı çıkar hesapları, menfaatler güdülüyor. Yazarlarımız, kanaat önderlerimiz Hükümet’e güzellemeler düzüyor. Nerdeyse bir Akşemseddin rolüne bürünüyorlar Başbakanları için. Her şey kontrol altında… İktidarımız, hami-ül Müminîn olarak kâfi. Bizim bir şey yapmamıza, ‘bir şeyler yapmalıyız’ diye insanları uyarmamıza, yazmamıza, konuşmamıza gerek yok! Hatta öyle bir ‘düşünceli’ seviyeye vardık ki kardeşlerine sahip çıktıklarını göstermek için etkinlik düzenleyen kardeşlerimizi haber bile yapmıyoruz! Olur da Davutoğlu Ağabeyimizin siyasetinin hilafına davranmış oluruz, diye. Onu, bunu bırakalım, Irak Savaşı’ndan bu yana memleketimizden ciddi bir ses yükseltebildik mi? Hayır!
Bazılarımızsa, bir beldedeki mazlumların maslahatı için başka beldedeki kardeşlerinin mefsedetini caiz görüyorlar. Onlar için önemli olan, onları kimin harekete geçirdiği... Kesinlikle katledilmeleri değil! Haber savaşları, istihbarat raporlar yayınlamakla bir yerlere varılacağı zannediliyor. Bu körlüğü kimden ve nasıl ediniyoruz, Allah hakkı için!
Hani her Müslümanın çok sık kullandığı bir terkip vardır: Kur’an ve Sünnet! Artık Kur’an ve Sünnet’ten çağımıza, güncelimize bir çare devşiremiyor muyuz? Rasul’ün ve Ashab’ın örnekliği, bir şey ifade etmiyor mu artık bizim için? Seyrelte seyrelte iddialarımızı, Onlar’ın dönüp bile bakmayacağı bir şekle büründürdük maalesef. Mesela, Onlar nasıl bir tavır takınırdı, Arap Baharı vakıası hakkında? Son zamanlarda iyiden iyiye tartıştırıldığımız Anayasa, Başkanlık, özerklik meseleleri örneğin. “Ne askerî, ne sivil Anayasa” deyip tek gerçek çözümün ‘İslamî Anayasa’da olduğunu mu söylerlerdi, yoksa bugün çoğumuzun Nuh’un gemisi gibi sarıldığımız ‘sivil Anayasa’yı mı çözüm diye getirirlerdi önümüze?
‘Müslümanım’ demek, bir iddia ortaya atmaktır. İslam için ne sunabileceğine dair bir fikri olmalıdır Müslümanın. İslam için sunabileceğimiz en büyük ve en önemli şey de yine İslam’ı sunmaktır; bitmez, yanılmaz bir çözüm kaynağı olarak. Zikirden/vahiyden yüz çevirdiği için ‘dar/sıkıntılı’ bir yaşam süren insanlığa ne sunuyoruz? Yoksa insana, deneye deneye bıktığı Batılı düşüncelerle, tertemiz İslam’ı harmanlayarak mı bir sunacağız? Sol ile sentezle, Demokrasiyi basamak olarak kullan, liberallerle uzlaş, sosyalistlerle platformlar kur, konjonktürel davran derken elimizde ne kaldı? Her köşesinden kemirttik elimizdeki ilahî levhaları.
Siz, o Batılı aydınların, Batıcı aydınların, düşünce kuruluşlarının, ismi Müslüman ismi, zihniyeti tamamen angaje olmuş mikrofonlara kulak asmayın. Bizler Müslüman’ız, tarihe de, insana da, topluma da, ekonomiye de kendimize has ve sahih bir bakış açımız var. Biz elimizdekinde ısrar edeceğiz, hakikate benzeyen yalanlara, zamanın ve şartların dayattığı rüzgârlara, siyasî ve düşünsel bütün yanılgılara direnecek gücü de bu ısrarımızdan temin edebiliriz.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış