09.05.2012 / KöklüDeğişim
Kırgızistan’ın Celal-Abad kentinde Hizb-ut Tahrir Üyesi oldukları için 2 kadın tutuklandı.
Kırgız haber ajansından geçen haberde, Kırgızistan İç İşleri bölge ofisinin bildirisine göre Celal-Abad kentine bağlı Tash-Kumyr kasabasının Shamaldy-Sai köyünde yaşayan 40 yaşındaki T.G. ve 42 yaşındaki T.N. tutuklandı.
Polis kaynaklarından verilen bilgiye göre iki kadın “2000 yılından itibaren Hizb-ut Tahrir’in takipçileri olarak kayıtlıdır”.
Tash-Kumyr Belediye Mahkemesi tarafından, Polise yaptırılan ev aramaların da suç unsuru olarak, 22 kitap, 8 defter, 9 broşür, 2 DVD disketi ve dini içerikli 1 videokaset buldu.
Mahkeme adli takip ve soruşturmanın devam etmesine karar verdi.
•İptal Edilen Konferans İçin 3 Kişiye 22,5 Yıl
11.05.2012 / KöklüDeğişim
KöklüDeğişim Dergisi’nin 2009 yılı Temmuz ayında Bağcılar Hakkı Başar Kapalı Spor Salonu’nda, iptal edilen programın ardından 23 ilden yaklaşık 250 kişinin yargılandığı davada ilginç kararlar…
KöklüDeğişim Dergisi’nin 2009 yılı Temmuz ayında Bağcılar Hakkı Başar Kapalı Spor Salonu’nda, bütün resmî başvurular yapılarak prosedürlere uygun izin alınmış olmasına rağmen program iptal edilmiş ve 23 ilde yaklaşık 250 kişi gözaltına alınmıştı.
3 yıldır süren yargılamalar kısmi olarak sonuçlanmaya başladı. Bu yargılamalarda, İslamî hayatı başlatmak ve akabinde İslamî bir hayat yaşamak için gayret gösteren Müslümanlara 7,5 yıl ağır hapis cezaları verildi.
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, 07.05.2012 günü yapılan duruşmada TCK’nın 314. Maddesi gereği, Musa Bayoğlu, Ramazan Şimşek ve Engin Uygun için her birine ayrı ayrı 7 yıl 6 ay, Bilal Can’a ise 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmaları kararı verdi.
Avukat Orhan Aslan Mahkemede, “Söz konusu oluşumun terör örgütü olup olmadığa bakmak gerekir. 3713 sayılı Yasa’nın 1. Maddesinde cebir, şiddet, korkutma, sindirme ve silahtan bahsetmektedir. Ancak bu olayda herhangi bir cebir, şiddet, korkutma, sindirme ve silahtan bahsetmek mümkün değildir. Daha önce Mahkeme’ye sunduğumuz bilimsel görüşlerden de anlaşılacağı üzere siyasî oluşumdan bahsedilmektedir. Terör örgütü olarak kabul edilmemektedir. Bir kısım yabancı ülkelerde legal siyasi parti olarak bulunmaktadır. Cebir, şiddet olmadığı halde, sadece adı geçen örgütün fikirlerini benimsemesi, sempatizanı olması, terör örgütü üyesi olduğunu göstermez. 26.07.2009 tarihinde düzenlenmek istenen konferans, tüm yasal izinleri alınmış bir konferanstır. Yine konferansın düzenleyicisi olan KöklüDeğişim Dergisi, legal bir yayındır. Sanıkların evlerinde yapılan aramalarında ele geçirilen dokümanlarda ise herhangi bir suç unsuru yoktur. Yine iddianamede, piknik yapmak, ders çalışmak, Kur’an okumak, halaka toplantıları olarak nitelendirilmektedir. Bunların hiç birisi suç değildir. Yine Emniyet Genel Müdürlüğü’nün Bilgi Notu’nda da Hizb-ut Tahrir’in hiçbir cebir, şiddet içeren faaliyeti olmadığı belirtilmiştir. Yine bilimsel görüşünü dosyaya sunduğumuz, Prof. Dr. Sami Selçuk da Hizb ut-Tahrir’in terör örgütü olmadığını söylemiştir. Ayrıca söz konusu konferans için Emniyet’ten uyarı yapılmamıştır.”
Tutuklamalarda gerekçe olarak gösterilen Hizb-ut Tahrir’e üyelik. Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre Hizb-ut Tahrir’in terör örgütü kapsamına sokulması söz konusu olmadığı halde, tutuklananlara “terör örgütü üyesi” muamelesi yapılması ve verilen cezaların TCK’nın 314. maddesine göre verilmesi, Türkiye’deki hukuk anlayışının vakıaya ve kişiye göre nasıl değiştiğini göstermektedir.
2009 Temmuz ayındaki Konferans konuşmacılarından olan, 2009 yılında 8 ay tutuklu kalan ve 7,5 yıl hapis cezası verilen Musa Bayoğlu, verilen cezayı şöyle değerlendirdi:
“Bize bu cezayı verenler, Allah Subhanehu ve Teâlâ’yı razı etmek ve O’nun dinini hayata hâkim kılmak için çalışmamızı engellemek istemektedirler… Tıpkı Yusuf Aleyhi’s-Selam’ı zindana attıkları gibi, Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i engellemek için yaptıkları ve diğer beldelerde Müslümanlara yapılanlar gibi… Bu karar, gayri hukukî bir karar olup hiç bir haklı gerekçesi yoktur. Bizim sahibimiz Allah Subhanehu ve Teâlâ’dır. Allah Subhanehu ve Teâlâ’yı yar ve yardımcı kabul edenler muhakkak galip gelecektir. Allah Subhanehu ve Teâla böyle buyurmuştur:
“Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer gerçekten iman etmişseniz üstün gelecek olan sizlersiniz!” (Âl-i İmran 139) Bir hakikattir ki bu dava Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın ve O’nun dini olan İslam davasıdır. Bu davada yapılan tüm zulümler, bu davayı güçlendirecek ve Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın izni ile zalimlerin korktukları başlarına gelecektir. İslam’ın hâkimiyeti artık şafak vakti kadar yakındır. Ancak bizi bu dünyada cezalandırmaya çalışmaları, bizi zindanlara atmaları, bizim hak olan yoldan dönmemize değil ancak imanımızı arttırmamıza vesile olacaktır.
“…bu, onların imanını artırdı ve şöyle dediler: “Allah bize yeter. O ne güzel vekildir” (Âl-i İmran 173) Bizim söyleyeceğimiz de ancak “Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!” (el-Kalem 33) Bizim başımıza Allah Subhanehu ve Teâla’nın takdirinden başka bir şey gelmeyecektir?”
•Ümmet Kitabevi Diyarbakır’da Açıldı
14.05.2012 / KöklüDeğişim
Kuruluşunu vahyin geliş gayesi olan “Oku” emrine hasreden ve Ümmetin vahdetini sağlamaya dönük birliğe katkıda bulunmayı amaçlayan Ümmet Kitabevi Diyarbakır’da açıldı.
Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan açılış programında KöklüDeğişim Dergisi yazarlarından Cevher KARA kısa bir konuşma yaptı. İslam’ın fikirlerinin Ümmet’e ulaşması ve Ümmette bir bilinç oluşturmasının gerekliliğine değinen Kara, Ümmet Kitabevi’nin Müslümanlardaki ayrılığı bitirerek vahdetin sağlanmasına ilmî ve fikrî katkı sağlamasını temenni etti.
Açılışa gelen katılımcılar program sonrası verilen ikram esnasında sıcak hasbıhaller gerçekleştirerek kitapları incelediler.
•Mustazafların Yanındayız!
14.05.2012 / KöklüDeğişim
Kurulduğu günden bu yana Müslüman halkı -ister Kürt ister Türk olsun ayırt etmeksizin- kendi bekası için potansiyel düşman gören Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kendisine düşman olan batılıları ise dost görmüştür. Bu dostluğun gerektirdiği şekilde ise İslam’ı ve Müslümanları tehlike olarak addetmiş, sömürgeciler ve zalimler tarafından katledilen Müslüman kardeşlerini yardımsız bırakmış hatta bu zulümlerde onlara ortak olmuştur.
Zamanla bir devlet politikası haline gelen bu anlayış, 90 yıllık Cumhuriyet tarihi boyunca mevcut tüm hükümetler tarafından da farklı şekillerde uygulanmaya devam etmiştir. Müslümanlara yönelik hukuksuz yargılamalar; İstiklal mahkemeleri, Sıkıyönetim mahkemeleri, Devlet Güvenlik Mahkemeleri eliyle yapılmış ve son olarak ta Özel yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri eliyle devam etmektedir.
Bu hukuksuz uygulamaların bir örneği de, geçtiğimiz günlerde Yargıtay tarafından karara bağlanan Mustazaf-Der’in kapatılması kararı olmuştur. Tamamen bir STK niteliğinde olan Mustazaf Der’in kapatılma kararı mevcut zihniyetin devam ettiğinin bir göstergesidir.
Mustazaf Der’in Şube Başkanlarının katılımı ile Diyarbakır da kapatılma kararına ilişkin yapılan basın açıklamasında da belirtildiği üzere, sistem tarafından mağdur edilmiş, fakir ve yoksul bırakılmış insanların mağduriyetlerini gidermek için İslami bir gaye ile kurulmuş ve bu amaç dışında herhangi bir gayret ve eylemi olmayan, yasaların dışına çıkmamış bir STK’nın kapatılması da ancak Müslümanlara yönelik zulmün ve hukuksuzluğun açık göstergesidir.
Bugüne kadar bu mağduriyetlerden fazlası ile payını almış bir yapı olarak bizler, “Müslüman Müslüman’ın kardeşidir O’na zulmetmez O’nu yardımsız bırakmaz O’nu düşmana teslim etmez” şiarıyla, yapılan bu haksız ve hukuk dışı kararı kınıyoruz. Ve Müslüman kardeşlerimiz olmalarından dolayı Mustazaf Der bünyesindeki kardeşlerimizin yanında olduğumuzu beyan ediyoruz.
“Hatırlatmada Müminler için fayda vardır” şiarıyla şu hatırlatmayı da yapıyoruz: Bu haksız ve hukuksuz uygulama sadece Müslümanlara düşman olan derin yapıların ve yargının değil mevcut sistemin zihniyetinin göstergesi ve kirli projesidir.
“Bu zulüm ne dünkü Kemalist zihniyetle sınırlı bir zulümdür, ne de bugünkü demokratik liberal bir değişim ile bitecek bir zulümdür. Bu, Bâtıl kapitalist ideolojinin değişik tezahürleriyle tanımlanacak bir zulümdür ve bu zulüm ancak adaletle çözülecektir. Adalet ise ancak İslam’ın ahkâmının hayatta pratik olarak uygulanmasıyla sağlanacaktır. O ahkâmın hayatta tatbik edilmesi ise ancak İslami bir Devlet olan Raşid-i Hilafet eliyle gerçekleşecektir.”
Allah Mazlum ve Mustazafların her zaman yanındadır.
Köklü Değişim Dergisi
•Hizb-ut Tahrir Pakistan Resmi Sözcüsü Kaçırıldı
15.05.2012 / KöklüDeğişim
General Keyani yönetimi Pakistan’daki çetelerini göndererek Naveed Butt’u kaçırması hukukunun iflas ettiğini teyit etmektedir.
Cuma namazından önce Özel Tim ekibi Hizb-ut Tahrir’in Pakistan Resmi Sözcüsü Naveed Butt’u okuldan dönen çocuklarının gözleri önünde kaçırdı.
Naveed Butt’u yardımcısı Shahzad Shaikh yapmış olduğu açıklamada “Pakistan Devlet Başkanı General Keyani, Hizb-ut Tahrir’in Pakistan’daki Ekonomik Sorunların Tek Çözümü Olan İslam’ın Ekonomik Sistemi” hakkında İslamabad, Lahor, Karaçi ve Peşaver’de peş peşe düzenlemiş olduğu konferans ve gösterilerin peşi sıra fikri, siyasi ve hukuki açıdan mücadele edemeyince Naveed Butt’u kaçırma yolu seçmiştir.”
Shahzad Shaikh daha öncede yapmış olduğu açıklamada Naveed Butt’un kaçırılması öncesinde birçok baskınların yapılarak başka üyelerinin de kaçırıldığını duyurmuştu: “İslamabad ve Lahor’da Hizb-ut Tahrir’in dersine yapılan baskının ve kırk küsur üyenin tutuklanmasının ardından hükümet birimleri, Hizb-ut Tahrir’e dönük hedeflerini ülkenin dört bir tarafında sürdürmektedirler. Zira bu birimler, iki hafta önce Hizb-ut Tahrir üyesi Habibullah’ı Karaçi’deki evinde ailesinin önünden kaçırmışlardır ve hala da nerede olduğu bilinmemektedir. Ayrıca bu baltacılar, onun cep telefonu ile bilgisayarını da almışlardır. Bizim kaynaklara göre Habibullah, gizli işkence için bir hücreye atılmıştır. Hükümetin birimleri, geçen Cuma Hizb-ut Tahrir üyesi Üstad İrfan’ı Peşaver’de tutuklamışlar ve ona karşı terör suçu isnat etmişlerdir. Nitekim Terörle Mücadele Yargıcı polise, Üstad İrfan’ı iki gün gözaltında tutmasını emretmiştir.”
Shaikh: “Hizb-ut Tahrir, Raymond Davis meselesi, Amerika’nın Abad abad üzerine operasyonu, Nato kuvvetlerinin Selale üssüne gerçekleştirdikleri saldırısı, işgal güçlerinin Afganistan’a lojistik destek sağladıkları güzergâhı tekrar açması ve ilişkileri normalleştirme adı altında Hindistan’ı razı etmek için Şetşan üssünde katledilen askerlerin kanlarından ödün vermesi gibi konularda yapmış olduğu ihanetlerini ifşa etmesi bu konulardaki Hizb-ut Tahrir’in yapmış olduğu çalışmalar kaçırma eylemlerinde etkili olmuştur” dedi.
•Naveed Butt’un Hanımından Açık Mektup
21.05.2012 / KöklüDeğişim
Kayani, Gilani, Zerdari ve Bütün Amerikan Kuklalarına Naveed Butt’un Hanımından Açık Mektup:
“Ey Amerika’nın köleleri
Hepinizin çok iyi bildiği gibi 11 Mayıs 2012 saat 12.30 ‘da eşim Naveed Butt, Hizb-ut Tahrir Pakistan Resmi Sözcüsü, çocuklarını okuldan eve getirmekteydi. Kapıya varmak üzereydi ki, 8 ila 10 ajan tarafından yakalanıp Suzuki ISI markalı bir minibüse bindirdiler. Olaya şahit olan komşularımızdan bir kişi Naveed’in yolunun üzerinde park halinde arabalar gördüğünü ifade etti. O araçlardan 8 ila 10 kişi indi, siyah pantolonları ve ‘‘security’’ (güvenlik) yazılı tişörtleri vardı, dedi. Bu olaydan sonra çocuklarım evde korku içinde bağırıyorlardı. Oğullarımdan biri 10 yaşında diğeri 9 yaşında ve kızım ise 6 yaşında, 2 yaşındaki oğlum ise evdeydi.
Hepiniz onun hangi ‘‘suçtan’’ dolayı kaçırıldığını bilmektesiniz ve neden ‘‘ilahınız’’ Amerika’nın bunu suç olarak gördüğünü de. Benim kocamın suçu, Hilafet yolu ile İslami yaşamın yeniden başlamasını hedefleyen ve Raşidi Hilafetin tekrar ikamesi için çalışan en büyük İslami kitle Hizb-ut Tahrir’in Pakistan Resmi Sözcüsü olması. 2003’te Müşerref Hizb-ut Tahrir’i yasaklama kararı aldı, bunun nedeni ise Hizbin hızlı bir şekilde genel kamuoyu ve elit kesim tarafından kabul görmesinde yatmaktadır. Şu bir gerçektir ki, hiçbir Müslüman yoktur ki 57 ülkenin, tek bir devlet olmasını ve tek bir emir ile yönetilmesini istemesin. İşte dünyada bunun kabullenilmesinin korkusundan dolayı ve Amerika’nın emri üzerine Hizb-ut Tahrir yasaklanmıştır. Ardından Hizb-ut Tahrir üyelerine yönelik çirkef kampanyalar, tutuklamalar ve özel güvenlik birimlerinin hizbin üyelerini kaçırmaları izledi. Defalarca eşimi polisler ile birlikte kaçırmaya kalkıştılar, fakat Allah Subhanehu ve Teâlâ kocamı korudu. Aynı zamanda biz yasaklardan önce de kaçırılma tehditlerinin korkularıyla yaşadık. Ve biz bu tehditleri ve korkuları, İslam ülkesi olarak gözüken bir ülkede, gerçek görevi Müslümanları korumak olan Müslümanların polislerinden alıyoruz. Ve güya görevi İslam’ı ve Müslümanları düşmanlara karşı korumak olan bir yerde yaşıyoruz. Ama maalesef ki şu an bu merciiler ve görevliler, Amerika’nın uşakları olmuş ve samimi Müslümanları tutuklayıp kaçırıyorlar. Ve bu kişiler bütün bunları sadece İslam’ın bütünüyle Pakistan’da tatbik edilmesini istedikleri için yaşıyorlar. Onların tek suçları, seslerini İslam için yükseltmeleri ve Allah’ın dinini bütün dünyaya hâkim kılmak için çalışmalarıdır. İslam adına kurulmuş olan bir ülke Pakistan!
Ey, siz Amerika’nın satılmış köleleri! Siz sanıyor musunuz ki, böyle aşağılık ve çirkefçe davranmakla Hilafetin gelmesine engel olacaksınız? Veya bizleri tehdit etmekle, bizi durdurabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Allah’a sığınıp, sizlere karşı Peygamber efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Kureyş’e karşı durduğu gibi duruyoruz; Sağ elime güneşi, sol elime Ayı verseler de, ben bu dava’dan vazgeçmem. Yani, siz Ümmeti satanlar ve bu dinin düşmanları, dilediğinizi yapın! Bütün askerlerinizi çağırın, birliklerinizi ve Amerika’nın tanrısını, İngiltere’nin ve Avrupa’nın tanrılarını çağırın da ruhların yaratıcısına ve askerlerine karşı savaşın bakalım, siz kendinizin galip geleceğini mi sanıyorsunuz?
Naveed Butt’u alarak elinize ne geçti? Sanıyor musunuz, Hilafeti çağırmayı ve arzulamayı durdurabileceksiniz? Yoksa zayıf ve hasta bir adamın üzerine sekiz on tane ajan gönderip, O’nu kaçırıp ortadan kaldırdığınız, mahkemesiz, kuralsız ve orman kanunları uyguladığınız için Amerika’nın tapınaklarından alkış ve tebrik mi bekliyorsunuz.
Ve siz, özel güvenlik görevlileri, Allah’tan korkun, İslam ve Müslümanları korumadığınız için utanç verici durumunuzda boğulun. Siz onları satıyorsunuz ve en feci düşmanları için çalışıyorsunuz. Keyani, Zerdari ve Gilani’nin elleri Afganistan’daki, Pakistan’daki suçsuz Müslümanları katletmekten kıpkırmızı olmuştur. Ve şunu unutmayın ki siz ebedi olan hayatınızla oynamaktasınız.
Siz böylece onlara itaat etmekle ekmeğinizi ve suyunuzu güvenli sanıyorsunuz, ama aslında kendinizi ve çocuklarınızı batırıyorsunuz, çünkü hiçbir ülke kalmayınca, nerede güven ve korunma bulabileceksiniz? Allah’tan korkun, çünkü siz Müslümansınız, kâfir değilsiniz o halde kime itaat etmeniz lazımdır; İslam’a mı yoksa Küfür’e mi? yoksa Gilani, Keyani ve Zerdari’ye mi veya Hizb-ut Tahrir ve Müslümanlara mı? Eğer ki siz onlara itaat etmekten vazgeçip, ayaklarının altındakilerini alırsanız, onların saltanatları sona erer. Çünkü onların yükleri, emirleri, sizin gibilerin omuzlarında ve eğer vazgeçerseniz bu hayatta başarılı olup, Allah Subhanehu ve Teâlâ sizleri ahirette de mükâfatlandırır.
Ey Keyani, Gilani ve Zerdari! Habibullah Salim’i ve kocamı derhal serbest bırakın! Onları tuttuğunuz her gün için sizin o korkulu azabınız artacak, çünkü bilesiniz ki Hilafet sizi her işlemiş olduğunuz kötülükler için sorgulayacaktır ve Allah Subhanehu ve Teâlâ izniyle bu yakındır, er ya da geç, çünkü artık ensenizdedir ve suçluların cezası aynı suça yeltenenlere her zaman bir ders olacaktır!”


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış