TEFSİR Âl-i İmrân Sûresi 83-92. Ayetler

Esad Mansur

أَفَغَيْرَ دِينِ اللّهِ يَبْغُونَ وَلَهُ أَسْلَمَ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَإِلَيْهِ يُرْجَعُونَ قُلْ آمَنَّا بِاللّهِ وَمَا أُنزِلَ عَلَيْنَا وَمَا أُنزِلَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَقَ وَيَعْقُوبَ وَالأَسْبَاطِ وَمَا أُوتِيَ مُوسَى وَعِيسَى وَالنَّبِيُّونَ مِن رَّبِّهِمْ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ وَمَن يَبْتَغِ غَيْرَ الإِسْلاَمِ دِينًا فَلَن يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ

“Göklerdeki ve yerdeki herkes ister istemez O’na boyun eğmişken ve O’na döndürülüp götürülecekken onlar Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar? De ki: “Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ’ya, İsa’ya ve nebilere Rablerinden verilene inandık. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz O’na teslim olanlarız.” Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.” (Âl-i İmran 83-85)

Allahu Teâlâ, bu ayetlerde Kendi dininden başka dini seçenleri kınıyor. “Nasıl kendi dinlerinden başka bir dini seçerler” diyerek onlara sert bir şekilde çatıyor. Zira onları yaratan ve öldüren Kendisi’dir. İnsan çok zayıftır fakat bunun hiç farkında değildir. Sağlıklı ve zengin olduğu zaman kendisini çok güçlü hissedip Allah’ın dinini reddedebilir. Oysa her insan -Müslüman veya kâfir- ister istemez Allah’a teslim olur. Müslüman, isteyerek ve severek Allah’ın emrine teslim olur. Kâfir ise istemeyerek ve sevmeyerek Allah’ın emrine teslim olur. Birçok hususta, iradesi dışında ve engelleyemeyeceği hususlar oluyor. Bu durumda, sevmeyerek ve kendisine rağmen Allah’ın emrine teslim olmuş olur. Ölünce Allah’ın emrine teslim olmuş olur. Başına gelen herhangi bir musibette Allah’ın emrine teslim olmuş olur. Gökler, melekler ve yaratılmış her şey, Allah’a teslim oldu. Yeryüzünde insanlar, hayvanlar ve her şey, Allah’ın düzenine tâbi olup O’na boyun eğer. 

Nitekim Allah Celle Celaluhu Kâinat, İnsan ve Hayat için bir nizam yarattı. Herkes ve her şey, bu düzene göre yürüyor; onun dışına çıkamaz. Ayrıca insanı, bir dairede bırakıp imtihan etmek istedi. Kendi hükmüne uyup uymadığını görmek istedi. Bu nedenle Kendi dinini Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e vahiy yoluyla indirdi. İnsan bu dini kendi iradesiyle seçer. Başka dini de seçebilir; bu hususta irade sahibidir. Fakat Allah’ın dini dışında bir din edinirse bu, ondan kabul edilmez ve Ahirette hüsrana uğrayanlardan olur, Cehenneme girer ve ebediyen orada kalır. Bu nedenle “kim İslam dışında bir din edinirse bu, ondan kabul olmayacak ve Ahirette hüsrana uğrayacaktır” diye ilan etti. 

Bu dinin temeli, akidedir, inançtır. Bu akidede bütün nebi ve rasuller ortaktır. Bütün nebilerin akidesi birdir. Bu nedenle Allah Celle Celaluhu Rasulü’ne ve bize şöyle hitap etti:

قُولُواْ آمَنَّا بِاللّهِ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْنَا وَمَا أُنزِلَ إِلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَقَ وَيَعْقُوبَ وَالأسْبَاطِ وَمَا أُوتِيَ مُوسَى وَعِيسَى وَمَا أُوتِيَ النَّبِيُّونَ مِن رَّبِّهِمْ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ

Deyin ki: “Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer nebilere Rab’lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.” (el-Bakara 136) Müslüman olmak, Allah’ın emrine teslim olmaktır. O’nun emrettiği her hususu da kabul edip uygulamaktır. 

İbrahim Aleyhi’s-Selam’a bir takım sayfalar indirildi, Musa’ya da Tevrat indirildi. 

صُحُفِ إِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى

“Şüphesiz bu hükümler ilk sayfalarda, İbrahim ve Mûsâ’nın sayfalarında da vardır.” (el-Â’la 19) 

 Fakat İsmail’e, İshak’a ve Yakub’a kitap ve sayfalar indirildi, bize hiç haber vermedi. İsmail ve İshak babalarının sayfalarını tebliğ etmekle mükellef oldular. Bu nedenle bu sayfalar indirilmiştir. Allah Celle Celaluhu Rasulü Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e indirdiği Kur’an’ı bize indirdiğini bir takım ayetlerle açıkladı. Oysa direkt bize indirilmedi. Onunla mükellef olduğumuz için bize indirilmiş olur. Fakat İsmail, İshak ve Yakub birer nebi olarak seçildiler. Onlar her ne kadar İbrahim’in sayfalarını tebliğ etseler de Allah Celle Celaluhu onlara nasıl hareket edeceklerini vahiy yoluyla bildiriyordu. Yusuf Aleyhi’s-Selam’ın kıssasında bu açıktır. 

Yakup Aleyhi’s-Selam Allah Celle Celaluhu’den bir takım hususları bildiriyordu. Bu ayette Allah Celle Celaluhu قُولُواْ آمَنَّا بِاللّهِ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْنَا “De ki: “Allah’a ve bize indirilene inandık” buyurdu. “Bize indirilene” cemi (çoğul) ifadesini kullandı. Bunun manası, bütün Müminler, “Allah’a ve bize indirilene (Kur’an’a) inandık” diyeceklerdir. Yanı sıra diğer elçilere indirilene de inandık diyeceklerdir. وَالأسْبَاطِ (esbât)’ın manası “torunlar”dır. İbrahim Aleyhi’s-Selam’ın torunlarıdır. Yakup Aleyhi’s-Selam’ın on iki çocuğudur. Onlar da İbrahim Aleyhi’s-Selam’ın sayfalarını tebliğ etmekle mükelleftiler. Bunlardan biri Yusuf Aleyhi’s-Selam’dır. O’nu nebi olarak biliyoruz. Diğerleri bize açıklamadır. Fakat bu ayetten anlaşılan husus, onlar bilahare seçildiler. Nitekim onlar, Yusuf’u öldürmeye teşebbüs ettiler. Allah Celle Celaluhu Yusuf’u kurtardıktan sonra pişman olup tövbe ettiler. İsa Aleyhi’s-Selam’a İncil indirildi bu herkesçe malumdur. Diğer elçilere ne indirildiyse onlara iman etmekle yükümlüyüz. Ancak bu şekilde Müslüman oluruz. Allah’a, Kur’an’a, diğer rasullere indirilen kitaplara ve sayfalara inanırsak Müslüman olabiliriz. Bir kimse bunlardan bir kısmına inanıp bir kısmına inanmazsa Müslüman olmaz. Zira iman hususunda elçiler arasında fark yoktur. Bir tanesine veya bir kısmına inanıp diğerlerine inanmamak küfürdür. 

Müslüman olmak veya Mümin olmak aynı manadadır. Her Müslüman Mümindir; hiçbir şekilde Mümin olmayana Müslüman denilemez. Zira iman, İslam’ın temelidir, İslam ise hem iman hem de şeriattır. Müslüman hem iman sahibi olmalı hem de şeriata inanıp uymalıdır. Eğer Müslüman iman sahibi olursa ve şeriata da inanırsa fakat bu şeriatı uygulamazsa Mümin kalır, kâfir olmaz. Fakat ona fasık denilir. Eğer günah işler ve hemen akabinde tövbe ederse ona fasık denilmez. Fasık kimse kendisi akideye ve şeriata inandığı halde bir veya daha fazla farzı terk ediyor veya bir veya daha fazla günah işliyordur. Bir Müslüman orucun farz olduğuna inandığı halde kasıtlı olarak onu tutmasa fasık sayılır, kâfir sayılmaz. İçkiyle ilgili her hususun haram olduğuna inandığı halde içki içerse veya satarsa fasık olur, kâfir olmaz. Bunun cezası dini terk eden gibi değildir. Mürtet olarak sayılmayarak öldürülmez. Seksen kırbaç vurulur. Ancak cezalar İslam devleti tarafından uygulanır. Dünyada insan cezasını görmezse Ahirette görecektir. Nitekim hepimiz Allah’a döneceğiz ve yaptığımız bütün amellerden sorulacağız. Bundan dolayı takvalı Müslüman Ahiretten korkarak Salih amel yapmaya çalışır. Bunun manası, Allah’ın emirlerini yerine getirmeye ve yasakladığı her işten kaçınmaya çalışır demektir. Böylece Müslüman sıfatına tam manasıyla layık olur ve onun yeri peygamberlerin yanıdır. 

كَيْفَ يَهْدِي اللّهُ قَوْمًا كَفَرُواْ بَعْدَ إِيمَانِهِمْ وَشَهِدُواْ أَنَّ الرَّسُولَ حَقٌّ وَجَاءهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ أُوْلَئِكَ جَزَآؤُهُمْ أَنَّ عَلَيْهِمْ لَعْنَةَ اللّهِ وَالْمَلآئِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ خَالِدِينَ فِيهَا لاَ يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلاَ هُمْ يُنظَرُونَ إِلاَّ الَّذِينَ تَابُواْ مِن بَعْدِ ذَلِكَ وَأَصْلَحُواْ فَإِنَّ الله غَفُورٌ رَّحِيمٌ

“İman ettikten, Rasul’ün hak olduğuna şahitlik ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra inkâr eden bir toplumu Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez. İşte onların cezası; Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lânetinin üzerlerine olmasıdır. Onun (lânetin) içinde ebedî kalacaklardır. Onların azabı hafifletilmez, onlara göz açtırılmaz. Ancak bundan sonra tövbe edip kendilerini düzeltenler müstesnadır. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (Âl-i İmran 86-89)

Bir takım insanlar imana girdikten sonra mürtet oldular. Hem de Rasul’ün hak olduğuna şahitlik yaptılar, şahadet getirdiler. Rasul’ün ve İslam’ın hak olduğuna dair kesin delilleri de gördüler. Bu tür insanlar bu durumda kaldıkça Allah Celle Celaluhu onları hidayete erdirmez, zira bunlar zalim oldular. Ancak tövbe ederler ve salih amel yaparlarsa Allah Celle Celaluhu onları affeder.

İşte insan kâfirliği üzerinde ısrarlı kaldıkça Allah Celle Celaluhu onu hidayete erdirmez. Ancak tövbe ederse, kâfirliğinden dönerse Allah Celle Celaluhu onu hidayete kavuşturur. Bu ayet hidayetin insanın iradesi dâhilinde olduğuna bir delildir. İnsan kendi iradesiyle ya kâfir olur ya da Mümin olur. Kendisi hidayete girmek veya dönmek istiyorsa Allah Celle Celaluhu onu dilediğine muvaffak kılar. İbni Abbas’ın rivayetine göre; “Ensar’dan birisi mürtet oldu ve müşriklerin yanına gitti, sonra pişmanlık duydu ve kendi akrabalarına şöyle bir haber yolladı; Rasulullah’a sorun ki bundan sonra tövbe etsem kabul edilir mi?” Bunun akabinde Allah Celle Celaluhu yukarıdaki ayeti indirdi. Bu adam düşündü, hatasını fark etti, ondan dönmek istedi, böylece kendi iradesiyle hidayete döndü. Kendisi hidayeti istediği için Allah Celle Celaluhu onu hidayete muvaffak kıldı, böylece Allah Celle Celaluhu onu hidayete erdirdi. Fakat bir kişi hidayeti kabul etmek istemiyorsa veya hidayete ve İslam’a dönmek istemiyorsa Allah Celle Celaluhu ona lanet eder. Ona azap indirir. Melekler azap indirmesi için Allah Celle Celaluhu’ya dua ederler. İnsanlar ise ona Allah Celle Celaluhu’nun azabının inmesini dilerler. Burada insanlardan, Müslümanlar kastediliyor, buna göre bütün Müslümanlar ona azap indirmesi için Allah Celle Celaluhu’ya dua ederler. Zira ayette وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ “Bütün insanlar” ifadesi geçti. النَّاسِ “İnsanlar” kelimesinin başında ال ‘el’ iki harfi geçti. Arapçada ‘ال’ insan cinsini tayin edebilir. Belli insanlar olduklarını tayin edebilir. İkinci manayı alırsak bu, “kâfirleri lanetleyen insanlar Müslümanlardır” olur. Zira bu manaya daha yakındır. Ancak bu mürtet kimseler diğer kâfir insanlar tarafından da lanetlenebilir. Bu kâfirler birbirlerine girip birbirlerini lanetleyebilirler. Nitekim kâfirler birbirlerini pek sevmezler, çoğu zaman birbirlerine girerler ve birbirlerini lanetlemeye başlarlar. Böylece Allah Celle Celaluhu mürtet olan insanları diğer kâfirler tarafından sevilmeyen konumuna getirir ve böylece lanetli kimseler haline düşürür.

 Yine bu lanet Kıyamet Günü’nde olacaktır. Cehennem azabına uğrayacaklar, o azapta kalıcı olacaklar ve o azap üzerlerinden hafifletilmeyecektir. Bir an için azabın hafifletilmesini dileyecekler fakat hiç hafifletilmeyecektir ve diğer kâfirler gibi ebediyen azapta kalacaklardır. 

Ancak bu dünyada kendilerine ölüm gelmeden önce dine dönerek tövbe ederler ve Allah Celle Celaluhu’nun emirlerine uyarak ve nehiylerinden kaçarak salih amel yaparlarsa Allah Celle Celaluhu onları lanetten kurtarır, affeder ve rahmetine kavuşturur. 

Buna göre, dinimizde mürtet olanlara tövbe etmek için mühlet verilir, onlara tekrar iman anlatılır, deliller gösterilir ve ikna etmek için çalışılır. Dine dönerek tövbe ederlerse onlar affedilir. Dine dönmezlerse öldürülürler. Nitekim Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Kim dinini değiştirirse onu öldürün. Ve şöyle buyurdu: “Müslüman’ın kanı ancak şu üç halde helal olur: Nefise nefis, evli olup zina ederse ve dinini değiştirirse.”

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem döneminde mürtetler öldürüldü. Bir grup güçlü olup mürtet olursa o gruba karşı savaş ilan edildi. Ebubekir RadiyAllahu Anh öyle mürtet gruplarla savaştı. Arap Yarımadası’nda bütün mürtet kabile ve gruplarla savaştı ve dine döndürdü. Nitekim dini koruma metodu; mürtedi öldürmektir. Hâlbuki kimseyi dine sokmak için zorlamak caiz değildir. Allah Celle Celaluhu şöyle buyurdu: لاَ إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ “Dinde zorlama yoktur.” (el-Bakara 256) Fakat dine girdikten sonra dini terk edemez; cezası ölümdür. Bu asırda Batı fikrinden etkilenenler bu ayeti kötü şekilde kullanarak “mürtet öldürülmez” demekteler. Oysa bu insanları dine sokmak için zorlamak caiz değil manasındadır. Fakat dini terk etmek ayrı bir meseledir, onun hükmü ölümdür. Nitekim Allah Celle Celaluhu iman ettikten sonra küfre sapanları şiddetli azapla tehdit etmiştir. Ahirette onlar için Cehennem vardır. Dünyada ise Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in söylediği ve uyguladığı hüküm vardır. Ukba bin Abi Mait Medine’ye gelip Müslümanlığını ilan etmişti, Mekke’ye dönünce arkadaşlarının tesirinde kalıp mürtet oldu. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Mekke’yi fethedince bu adamı öldürdü. Abdullah bin Esserh’te Mekke döneminde mürtet olmuştu. Mekke fethedildikten sonra Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, “onu yakalayıp öldürün” emrini verdi. Fakat bu adam Osman RadiyAllahu Anh’in evine sığınıp tövbesini ilan etti. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem de ondan bunu kabul etti. 

İşte ayette geçtiği gibi, mürtetler üzerine Allah Celle Celaluhu’nun, meleklerin ve bütün insanların lanetinin manası budur. Bilinen insanlar Müslümanlardır, Müslümanlar o mürtetlere azap indirirler, bu azap ise öldürmektir. “Onlar hiçbir zaman azapsız bekleyemezler” ifadesinin manası; cezasız yaşayamazlar, kendi hallerine bırakılmazlardır. Onlar muhakkak ceza görecekler, ancak tövbe eder ve salih amel yaparlarsa Allah Celle Celaluhu onları affeder ve günahlarını bağışlar. 

 إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ بَعْدَ إِيمَانِهِمْ ثُمَّ ازْدَادُواْ كُفْرًا لَّن تُقْبَلَ تَوْبَتُهُمْ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الضَّآلُّونَ (90) إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ وَمَاتُواْ وَهُمْ كُفَّارٌ فَلَن يُقْبَلَ مِنْ أَحَدِهِم مِّلْءُ الأرْضِ ذَهَبًا وَلَوِ افْتَدَى بِهِ أُوْلَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ وَمَا لَهُم مِّن نَّاصِرِينَ (91)

İman ettikten sonra kâfir olup kâfirliklerini artıranların tövbeleri kabul edilmeyecektir. Onlar sapıkların ta kendileridir.(90) Şüphesiz ki, kim kâfir olursa ve kâfir olarak ölürse yeryüzünü dolduracak kadar altın fidye verse dahi asla kabul edilmeyecektir. Onlar için pek acılı azap vardır.(91) 

Bu ayetin münasebeti ise ibni Abbas’tan şöyle rivayet edilmiştir; “Bir grup insanlar Müslüman oldular, ondan sonra mürtet oldular, tekrar Müslüman oldular ondan sonra da mürtet oldular, ondan sonra kabilelerine isteklerini bildirdiler. Kabileleri RasulSallAllahu Aleyhi ve Sellem’e bunu bildirdiler ve bunun akabinde bu ayet nazil oldu.

Böyle hareket edenler İslam’a giriyor ondan sonra mürtet oluyor, tekrar İslam’a dönüyor, ondan sonra tekrar mürtet oluyor. Böyle kimselerin tövbeleri kabul edilmez, hemen öldürülür. Bunlara güvenilmez. İslam devleti onları hemen öldürür, bunlar tamamen sapıktırlar. Dine girip çıkmakla sanki oynuyorlar, hiç ciddi değiller, imanlı olamazlar, her an geri mürtet olabilirler. Buna göre birisi mürtet olursa sadece bir defa için tövbesi kabul edilir. İkinci defa yaparsa tövbesi kabul edilmez hemen öldürülür. 

Kâfir olarak kim ölürse Allah’ın azabından kurtulmak için yeryüzü dolusu altın sunmaya çalışsa dahi bu ondan kabul edilmeyecektir. Nitekim insan kâfir olursa ne iyilik yapara yapsın bu ondan kabul edilmeyecektir. Allah Celle Celaluhu İbrahim suresi 18. Ayette 

مَّثَلُ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّهِمْ أَعْمَالُهُمْ كَرَمَادٍ اشْتَدَّتْ بِهِ الرِّيحُ فِي يَوْمٍ عَاصِفٍ لاَّ يَقْدِرُونَ مِمَّا كَسَبُواْ عَلَى شَيْءٍ ذَلِكَ هُوَ الضَّلاَلُ الْبَعِيدُ

 “kâfirlerin amelleri fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu küle benzer, kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler,en uzak sapıklık odur.” Diye buyurmaktadır. 

Abdullah bin cedaan adlı bir kişi hakkında RasulullahSallAllahu Aleyhi ve Sellem’e soruldu; Zira bu adam kâfir olduğu halde, misafire ikramda bulunuyor, esirleri kurtarıyor ve fakirlere yemek veriyordu. RasulSallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu; “Hayır kendisine hiçbir yararı yoktur. Nitekim bu adam kıyamet gününde, hiçbir gün Rabbim günahlarımı affet demedi.” Buna göre Salih veya iyi amel ancak imanla faydalı olur ve Allah Celle Celaluhu tarafından kabul edilir. Şayet kâfir ise en büyük kötülüğü yapmış olur. Allah Celle Celaluhu’yi inkar etmek, ona ortak koşmak,bir peygamberi veya bütün peygamberleri inkar etmek, Allah Celle Celaluhu’nin kitabını veya imanın gerektirdiği hususlardan herhangi birini inkar etmekten daha büyük kötülük varmıdır. O zaman insanlara çok iyilik yapsa neye yarar. Allah Celle Celaluhu’ye kötülük yapıyor, insanlara iyilik yapıyor, olur mu böyle bir şey ? Oysa öncelikle Yaratıcıya kendisine bütün iyilikleri veren Allh Celle Celaluhu’ye iyilik yapmalıdır. Allah Celle Celaluhu’nin hakkı bütün haklardan daha üstündür ve hepsinden önce gelir. Allah Celle Celaluhu’nin hakkı, kendisine, meleklerine, peygamberlerine, kitaplarına, Ahiret gününe ve benzeri iman meselelerine iman etmek ve ondan sonra bunları uygulamaktır. Kâfir olanların kıyamet gününde paraları ve malları kendilerine yaramayacağı gibi yardımcı da bulamayacaklar. Ebediyen cehennemde kalacaklar. 

لَن تَنَالُواْ الْبِرَّ حَتَّى تُنفِقُواْ مِمَّا تُحِبُّونَ وَمَا تُنفِقُواْ مِن شَيْءٍ فَإِنَّ اللّهَ بِهِ عَلِيمٌ

“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.” (Âl-i İmran 92) 

İnsan sevmediği bir şeyi elinden çıkartsa bir iyilik yapmış sayılmaz. Zaten onu elinden çıkartacaktı, onu atacaktı! Bir insan bir elbise veya bir yemeği atacakken, bunu bir fakire, bir miskine veya bir muhtaca verdi, diyelim. Bu ondan kabul edilmez, bu sadaka yerine geçmez. Allah Celle Celaluhu ancak sevdiğiniz şeyi harcarsanız veya verirseniz iyilik veya sevap elde edebilirsiniz diye açıkça bildiriyor. Müslüman sevdiği şeyden harcamazsa bu ondan kabul edilmez. İnsanın ne harcadığını ve ne için harcadığını Allah Celle Celaluhu kesin şekilde bilir. İnsan derse ki “bunu ve şunu seviyorum ve bundan dolayı bunu Allah Celle Celaluhu için sadaka veriyorum!” İşte Allah Celle Celaluhu onun niyetini bilir ve ona göre iyilik verir veya vermez. Zira bir kimse Allah Celle Celaluhu için verirse Allah Celle Celaluhu karar verir ve bu kişinin niyetinde sadık olup olmadığına dair hüküm verir. Buna göre bir Müslüman Allah Celle Celaluhu yolunda infak edecekse iki şart vardır. Birincisi; En sevdiği maldan veya mülk edindiğinden harcamalıdır. İkincisi; Niyeti sadece halis bir şekilde Allah Celle Celaluhu için olmalıdır. Bununla ilgili birçok ayet geçmiştir. Müslüman bu iki hususta dikkatli olmalıdır. Bakara Sûresi 267. Ayette Allah Celle Celaluhu Müminlerin kötü veya sevmedikleri mallarından harcamamaları hususuna dikkat çekip uyarıyor ve nehy ediyor. Ayrıca harcanacak mal, helal mal olmalıdır. Haram maldan, faiz, içki ve uyuşturucu ticareti gibi haramlardan harcarsa, kesinlikle bu ondan kabul edilmez. Nitekim Sahabe RadiyAllahu Anhum hep iyi ve sevdikleri mallarından harcıyorlardı. Allah Celle Celaluhu ve Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem, onlardan memnun ve razı oldu. Bu nedenle Sahabeler RadiyAllahu Anhum birçok ayet ve hadiste övüldüler. 

Gerçek şudur ki; insan ve daha doğrusu Müslüman, sevdiği mallardan Allah Celle Celaluhu uğrunda harcamazsa, sadaka vermezse veya ikram etmezse, samimi ve cömert kişi sayılmaz, cimri sayılır. Aslında karşı taraf bunu hisseder, kendisine verilen veya ikram edilen kimse, vermeye veya ikram etmeye yönelen kimsenin neyi harcadığını anlar. Kendisine iyi bir şey sadaka veya hediye olarak verilirse veya ikram edilirse bu şeyin, hediyenin veya ikramın ne olduğunu ve değerini bilir ve anlar. Bunu Allah Celle Celaluhu nasıl bilmeyecek? O, herkesin sinesinde sakladığını ve kalbinden geçeni çok iyi bilir.

Nitekim harcamak bir fedakârlıktır. Allah Celle Celaluhu insana en sevdiğini harcamaya davet ederken bunları iki hususta beyan etmiştir. Bunlar, mallar ve candır. Birçok ayet-i kerimede “mallarınızla ve canlarınızla savaşın ve fedakârlık gösterin” diye emretmiştir. Ancak bu şekilde Cenneti elde edeceğimizi beyan etmiştir. Hem de Müslüman’ın fazlaca, iyi olan mallarından harcaması lazımdır. Bolluk varken az harcarlarsa cimri sayılırlar. Müslüman şunu daima hatırında tutmalı; kendi elindeki mal ve mülk Allah Celle Celaluhu’dandır ve O’na aittir. Kendisine geçici olarak verilmiştir ve ondan geri alınacaktır. Allah Celle Celaluhu ondan herhangi bir şekilde geri alacaktır. Öyleyse Müslüman, Allah Celle Celaluhu’nun ona verdiğinden O’nun yolunda O’nun için O’nun uğrunda harcamalıdır. Zaten Allah Celle Celaluhu kendisine mal ve mülk verince kendisini denemek için veriyor. Ondan Allah Celle Celaluhu için harcayıp harcamayacağını veya nerede harcayacağını imtihan etmektedir.


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz