Emr-i Bi’l Marûf Ve’n Nehy-i Ani’l Münker Hükümleri - 8

Yasin ibnu Ali

Devlet Olmadığında Cemâatin İşi

İslâmî Devlet’in olmaması, fesad için kapıyı sonuna kadar açar, enva-i tür Münker yayılır. Fert, ne kadar kudret, takat, ihlâs, ilim harcarsa harcasın, tek başına bu ağır yükü taşımaya, Emr-i Bi’l Marûf, Nehy-i Ani’l Münker vâcibini en güzel şekilde yerine getirmeye muktedir olamaz. Bunun için büyük mesuliyet, cemâatlerin omuzları üzerine yüklenmiştir. Koşulları değiştirme, Allah’ın indirdiğiyle hükmü geri getirme, Emr-i Bi’l Marûf, Nehy-i Ani’l Münker vâcibini hakkıyla ikâme etme güç ve kudreti cemâatlere aittir. İşte buradaki mesele, cemâatin işine mütealliktir. Allah Subhanehu ve Teâlâ cemâatle ilgili bir ayette şöyle buyuruyor:

وَلْتَكُن مِّنكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ

“Sizden, hayra davet eden, marûfu emredip münkerden nehyeden bir cemâat bulunsun.” Hayır, marûf ve münkerdeki belirlilik takısı, istiğrâk takısıdır, umûm ifâde eder. Bu, her marûfu emretmek ve her münkerden nehyetmek cemâat üzerine vâcib demek midir?

Buna iki yönden cevap veriliri. Bunlar: 

Birincisi: Şer’î nasslar, marûfların faziletine ve münkerlerin farklılığına, bunlardan önemli ve daha önemli olanlar bulunduğuna delâlet etti. Allahu Teâlâ Tevbe Sûresi’nde şöyle buyurdu: 

أَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ الْحَاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَجَاهَدَ فِي سَبِيلِ اللّهِ لاَ يَسْتَوُونَ عِندَ اللّهِ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ

“Siz hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram’ı imarı, Allah’a ve âhiret gününe iman edip de Allah yolunda cihâd edenlerin imanı ile bir mi tutuyorsunuz? Onlar Allah katında müsavi (eşit) değillerdir. Allah zâlimler topluluğunu hidâyete erdirmez.” Ebu Ma’bed’den şöyle dediği rivâyet edildi:

سمعت ابن عباس يقول سمعت النبي صلى الله عليه وسلم يخطب يقول لا يخلون رجل بامرأة إلا ومعها ذو محرم ولا تسافر المرأة إلا مع ذي محرم فقام رجل فقال يا رسول الله إن امرأتي خرجت حاجة وإني اكتتبت في غزوة كذا وكذا قال انطلق فحج مع امرأتك

“Ben İbn-u Abbâs’ı şöyle derken işittim: Ben Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i hutbe vererek şöyle derken işittim: “Sakın bir adam, beraberinde mahremi olmaksızın bir kadınla baş başa kalmasın. Kadın yanında mahremi bulunmadıkça sefere çıkmasın!”. Bunun üzerine bir adam ayağa kalkarak: “Yâ Rasulullah! Benim zevcem hacc için yola çıktı. Kendim de filân gazaya yazıldım!” dedi. “Git de zevcenle beraber hacc et!” buyurdular” Bu hadiste, daha önemli olanın önemli olan üzerine takdimi vardır. Çünkü adamın cihâd için gazaya yazılması, eşinin mahremi olmaksızın seferiyle teâruz edince, bir husus diğeri üzerine takdim edildi. 

Enes İbn-u Mâlik’ten şöyle dediği rivâyet edildi: 

أقيمت الصلاة والنبي صلى الله عليه وسلم يناجي رجلا فلم يزل يناجيه حتى نام أصحابه ثم جاء فصلى بهم

“Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem bir adamla gizlice konuşurken namaz için ikâmet getirildi. Fakat kendileri ashabı uyuyuncaya kadar gizli konuşmaya devam ettiler, sonra gelerek onlara namaz kıldırdılar.” Bu hadiste, birbirleriyle çatıştığında en önemli olanın daha az önemli olan üzerine takdimi söz konusudur. Zira SallAllahu Aleyhi ve Sellem hususlardan önemli bir hususta o adamla ikâmetten sonra gizlice konuşmuş, gizlice konuşma, namazın takdimi üzerine tercih edilmiştir.

Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den Ka’be’ye bakarak şöyle buyurduğu rivâyet edildi:

لقد شرفك الله وكرمك وعظمك والمؤمن أعظم حرمة منك

“Elbette Allah seni şerefli, kerim ve azametli kıldı. Ama mümin, hürmetçe senden daha azametlidir.” El-Berâ İbn-u Âzib’ten Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurdukları rivâyet edildi: 

لزوال الدنيا أهون على الله من قتل مؤمن بغير حق

“Dünyanın yok olması, Allah’a haksız yere bir müminin katlinden daha önemsizdir.” Bu nedenle Ka’be’nin yıkılması, dünyanın yok olması Allah indinde haksız yere bir Müslüman’ın katlinden daha önemsizdir.

Binaenaleyh, vakıada münkerler çoğaldığında, toplumda yaygınlaştığında, bu ikisi üzerine odaklaştırmak için evla ve en önemli olanı, şerî mikyâslara uygun olarak ameli sınırlandırmak cemâate elzemdir. Burada bir münkerden daha büyük başka bir Münker vardır. Yine burada bir marûftan daha önemli başka bir marûf vardır. Masûm bir canı öldürmek, içki içmekten daha büyük cürümdür. İslam’la yönetimi geri getirmek, vâcib görenler nezdinde izâr (belden aşağıya salınan örtü) taksiratından daha önemlidir. O nedenle Müslüman iki Münker gördüğü vakit, diğerinden önce münkerce en büyük ve en şiddetli olanını defetmesi vâcibtir. Yine ona iki marûfu emretmek vâcib olduğu zaman, onlardan en önemli olanını emreder.

Keza cemâat de böyledir. Önünde farzlar çatıştığında, karşısında da münkerler çoğaldığında en önemli olanı önemli olan üzerine takdim eder. 

Emr-i Bi’l Marûf, Nehy-i Ani’l Münker’in en önemlilerinden biri yöneticileri muhasebe etmek ve münkerlerine engel olmaktır. Ebu Saîd El-Hudrî’den, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu dediği rivâyet edildi: 

أفضل الجهاد كلمة عدل عند سلطان جائر أو أمير جائر

“En efdal cihâd, zâlim sultan veya zâlim emir karşısında adaleti söylemektir.” Abudullah İbn-u Amr’dan Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den şöyle buyurduğu rivâyet edildi: 

إذا رأيت أمتي تهاب الظالم أن تقول له أنت ظالم فقد تودع منهم

“Sen, ümmetimi zâlime “Sen Zâlimsin” demekten korktuğunu gördüğünde, onlardan ümit kesilmiştir.” Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den şu sözü rivâyet edildi: 

ألا إن رحى الإسلام دائرة فدوروا مع الكتاب حيث دار ألا إن الكتاب والسلطان سيفترقان فلا تفارقوا الكتاب ألا إنه سيكون عليكم أمراء يقضون لأنفسهم ما لا يقضون لكم إن عصيتموهم قتلوكم وإن أطعتموهم أضلوكم قالوا يا رسول الله كيف نصنع؟ قال كما صنع أصحاب عيسى ابن مريم نشروا بالمناشير وحملوا على الخشب موت في طاعة الله خير من حياة في معصية الله

“Dikkat ediniz! İslâm taşı dönmektedir. Siz, Kitâb’la birlikte o nereye dönerse onunla dönünüz. Dikkat ediniz! Kitâb ve sultan ayrılacaktır. Siz Kitâb’tan ayrılmayınız. Dikkat ediniz! Üzerinizde emirler olacaktır, sizin lehinize hükmetmediklerini kendileri için hükmedecekler. Eğer onlara isyan ederseniz (karşı gelirseniz), sizi katlederler. Eğer onlara itâat ederseniz, sizleri saptırırlar.” Dediler ki: “Yâ Rasulullah! Nasıl yapacağız.” O da: “İsâ İbn-u Meryem’in ashabının yaptığı gibi yapınız. Onlar testerelerle biçildiler, tahtalara ayrıldılar. Allah’a itâatte ölüm, Allah’a masiyetteki hayattan daha hayırlıdır.” buyurdu.” 

İkincisi: Münkerlerin, sebepleri ve tezâhürleri var. Kişide aslolan, esâsî maksadın tahakkuku için tezâhüre değil sebebe ihtimam göstermesidir. Esâsî maksat da, münkerin zatını izâle etmektir. Bir insan iki şahıs görür, biri uyuşturucu alıyor diğeri onu satıyorsa, alıcıdan önce satıcıyı inkâr etmesi gerekir. Çünkü satıcı, sebeptir. 

Aynı şekilde cemâat de böyledir. Cemâat de, amelini tezâhüre değil de sebebe odaklaştırmak amacıyla sebep ile tezâhür arasını temyiz etmelidir ki münkerin zatını izâle etme hükmü tahakkuk etsin.

Bugün Müslümanların vakıasına baktığımızda, onların küfür hükmüyle yönetildiği, gayri İslâmî nizamların tatbik edildiği, zâlim yöneticilerin havuç-sopayla onları siyaset ettikleri bir Daru’l-Küfür’de yaşadıklarını görürüz. İslam’ın, hayatlarından ve toplumlarından silinip gitmiş olduğunu görürüz. Bu sebeple bugün cemâatin işinde evleviyet olan, hayra davetin, Emr-i Bi’l Marûf, Nehy-i Ani’l Münker’in Allah’ın indirdikleriyle yönetimi geri getirmek ve Hilâfet’in ikâmesiyle İslâmî hayatı yeniden başlatmakta temsil olunmalıdır. Muâviye’den Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurdu dediği rivâyet edildi: 

من مات وليس عليه إمام مات ميتة جاهلية

“Üzerinde bir imam olmadığı halde ölen kimse, cahilliye ölümüyle ölür.” Abdullah İbn-u Ömer’den, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyururlarken işittim dediği rivâyet olundu: 

من خلع يدا من طاعة لقي الله يوم القيامة لا حجة له ومن مات وليس في عنقه بيعة مات ميتة جاهلية

“Kim itâatten elini çekerse kıyâmet günü hiçbir hücceti olmaksızın Allah’la karşılaşır. Kim de boynunda biat olmaksızın ölürse, cahilliye ölümüyle ölür.” Cahilliye ölümüyle murat, ölümdeki durumunun cahilliye ehli ölümü gibi itâat edilen bir imam olmaksızın dalâlet üzere olmasıdır. Çünkü cahilliye ehli bunu bilmiyorlardı. Yoksa maksat, kâfir olarak ölmesi değildir. Bilakis âsi olarak ölür. Teşbihin zâhiri üzere olması da muhtemeldir. O zaman mana şöyle olur; câhilî olmasa da câhilî ölüm gibi ölür veya bu, engel olmak ve nefret ettirmek manasında vârit olmuştur. Bu durumda zâhiri, murat değildir.

Ebu Umâme El-Bâhilî’den, Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den şöyle dediği rivâyet edildi: 

لينتقضن عرى الإسلام عروة عروة فكلما انتقضت عروة تشبث الناس بالتي تليها فأولهن نقضا الحكم وآخرهن الصلاة

“İslâm’ın kulpları, kulp kulp kırılacaktır. Bir kulp kırıldığında, insanlar bir diğerine teşebbüs edeceklerdir. İlk kırılacak kulp yönetimdir, sonuncusu namazdır.” Bu hadiste, İslam’la hükmetmenin ortadan kalkmasının, namazın terki gibi kendisinden birçok münkerler doğan bir sebep olduğuna bir delâlet vardır. Çünkü Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem İslam hükümlerini amelî açıdan kulpa benzetti. Kulpta aslolan bilindiği gibi, kova ve tas v.b şeylerin asıldığı yerdir. Kulp, amelî tatbikî açıdan dini hususun, İslam şube ve hükümlerinin asıldığı, tutulduğu şeyle istiare edildi. Sanki İslam, toplumda tatbik ve tenfiz açısından yönetime ipotek edildi. Yönetim kulpu kırıldığı zaman, sonuncusu namazın terki oluncaya kadar azar azar diğer kulplar kırılır. 

Bunun için cemâatin işinde aslolan, tezahüre değil de sebebe odaklaşmasıdır. Günümüzde münkerlerin sebebi İslam ile hükmedilmemesi olduğuna göre, buna odaklaşmak cemâatler üzerine vâcib olur.

Özetle cemâat, vakıayı sahih ve köklü çözümle çözmek için şeriatın sınırlandırdığı evleviyete ve güce göre her marûfu emretmek ve her münkerden nehyetmeye iltizam etmelidir. Köklü değişim için amele koyulan, İslam şümulünü, emretmek ve nehyetmek şümûlünü içeren külli bir fikre dayanan, en önemli olana itina gösteren, evla olana odaklaşan, münkerin zatını ve sebebini izale eden bir cemâat var olduğunda, üzerine düşeni eda etmiş ve zimmetini beri kılmış olur. 


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz