Çanakkale Ruhu Asla Geçilmeyecek!

Hamza Arslan

Ecdadımızın büyük bir azamet göstererek mücadele ettiği Çanakkale Savaşı’nın sene-i devriyesinde, bu destansı mücadelenin hakikatini unutturmamak ve meselenin görünmeyen yüzünü göstermek adına bu yazıyı kaleme alıyor ve Çanakkale Savaşı’nı, esas yönleriyle değerlendirmek istiyorum. Bu değerlendirmeye geçmeden önce aziz şühedayı bir kez daha hayırla yâd ederek Rabbimizden şahadetlerini kabul buyurmasını niyaz ediyorum. 

وَلاَ تَقُولُواْ لِمَنْ يُقْتَلُ فِي سَبيلِ اللّهِ أَمْوَاتٌ بَلْ أَحْيَاء وَلَكِن لاَّ تَشْعُرُون

“Allah yolunda öldürülenler için “ölüler” demeyin! Bilakis onlar diridirler; fakat siz fark edemezsiniz.” (el-Bakara 154) 

Konuya başlamadan önce düzeltmek istediğimiz bir husus bulunmaktadır. Maalesef birçok kesimde, yapılan bu tür etkinlikler “Çanakkale Zaferi Kutlaması” olarak algılanmaktadır. Oysaki Çanakkale kutlanmaz. Çünkü Çanakkale konulu yapılan toplantılar, anma toplantılarıdır. Zira Çanakkale; yüreğimizi yakan ve nerede ise bir Ümmet’in bekasını tehlikeye sokan sinsi ve hain bir planın ilk durağı, Osmanlı Hilafet Devleti’nin yıkılmasına giden yolun köşe başı, şanlı askerine “Size ölmeyi emrediyorum” diyerek güçlü bir orduyu yok etme hamlesi ve Laik, Kemalist Cumhuriyet’in kurulması için geçilen(!) son savunma hattıdır. 

Bu küçük düzeltmeden sonra ilk önce, Çanakkale Savaşı’nın gerçek nedeni ve Osmanlı Hilafet Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na dâhil edilmesi meselesini izahla başlayalım. Bir devletin büyüklüğünü anlamanın en basit yöntemlerinden biri de düşmanlarına bakmaktır. Zira “yüce dağların karı çok olur” misali, büyük devletlerin de düşmanları çok ve büyük olurlar. İşte bu denklemden yola çıkarak yed-i düvelle savaşan Osmanlı Hilafet Devleti’nin düşmanlarının da çok olduğunu görmekteyiz. Çünkü bu düşmanlık; hak ile batılın, iman ile küfrün düşmanlığıdır. 

Yeryüzünde on dört asır boyunca güçlü varlığını sürdüren Hilafet Nizamı’nın son payitahtı olan Osmanlı Devleti’ni, yirminci asrın bütün büyük devletleri bir araya gelerek yok etmenin planlarını yapmış ve bunun için “Haçlı Devletleri” ruhunda hareket etmişlerdir. Osmanlı’nın yok edilmesi konusunda hemfikir olarak beraber hareket eden Avrupa Devletlerinin ihtilafa düştükleri tek konu ise, Osmanlı’dan geriye kalacak olan ganimetin nasıl paylaşılacağı konusu olmuştur. Zira 19. Asırda sanayi alanında oldukça ilerleyen Avrupa, makinelerini, araçlarını, fabrikalarını ve gemilerini çalıştırabilmek için enerji kaynakları arayışına girmiş ve adeta bir petrol denizi konumunda olan Osmanlı topraklarını ele geçirmek istemiştir. İşte bu büyük ganimet, Avrupalıları birbirine düşürmüş ve Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasının esas nedenini oluşturmuştur. 

Tarih derslerinde bize okutturdukları, “Yok efendim iki Alman gemisi gelmiş ve onlar satın alınmış, daha sonra bu gemiler Rus limanlarını bombalamış ve bundan dolayı Osmanlı Devleti, savaşa Almanların yanında girmiş” gibi safsatalar, hakikati okuyamamaktan başka bir şey değildir. 

Batılı Sömürgeciler açısından Birinci Dünya Savaşı’nın veya Çanakkale Savaşı’nın çıkmasının üç esas nedeni vardır ki bunlar; 

  1. Hilâfet’i yıkmak ve Müslümanların gücünü dağıtmak,

  2. Osmanlı topraklarında bulunan petrolü ele geçirmek,

  3. İstanbul’un fethinin intikamını almak, 

İşte bu nedenlerden ötürü Çanakkale Savaşı, sıradan bir savaş olmanın çok çok ötesindedir. Çanakkale Savaşı, Hilafet’in ilga edilmesini isteyen küffar ile Hilafet’in merkezi olan İstanbul’u korumak isteyen İslam Ümmeti’nin karşılaştığı son savaştır. Tarihten aldıkları acı derslerden yola çıkarak, Hilafet olduğu sürece bu servetleri ele geçiremeyeceğini anlayan sömürgeciler, bunun için önce Hilafet’in ilga edilmesi konusunda hemfikir olmuşlardır. Böylece unutamadıkları ve akıllarından hiç çıkartmadıkları İstanbul’un fethinin de intikamını almış olacaklardır.

Çanakkale ile alakalı vuzuha kavuşturulması gereken bir diğer konu ise ‘Çanakkale Savaşı’nda kimlerin kimlerle savaştığı gerçeği’dir. Zira Müslümanlara karşı kinlerinden dolayı Ulusalcı kesim, Çanakkale Savaşı’nı milliyetçi bir zihniyetle “Türk’ün savaşı” olarak göstermekte ve savaşan diğer Müslüman ırkları görmezlikten gelmektedir. Özellikle Araplar ve Kürtler, adeta yok sayılmaktadır. Oysa İslam topraklarının her köşesinden gelen Müslümanlar, daha önce belki de hiç görmedikleri Çanakkale’yi cansiperane bir şekilde savunmuşlar ve küffara geçit vermemişlerdir. Bu aziz şüheda, Din’i yani Hilâfet’i korumak için savaşmıştır. Keza Hilâfet, Müslümanlar için korundukları bir kalkan ve dayandıkları bir asa konumundadır. Hilâfet, uğrunda mal ve can verilmesi gereken yüksek bir değerdir. Bundan dolayı Türkler gibi Afganlar, Yemenliler, Iraklılar, Kürtler, Çerkezler, Arnavutlar, Lazlar, Makedonyalılar ve Hicaz bölgesinden gelen diğer Müslümanlar da, bu ortak paye için kanlarını dökmüşlerdir. Çanakkale’de küffara karşı yekvücut olan İslâm Ümmeti’nin 250.000 evladını şehit vermesinin tek nedeni, İslam’ın ve O’nun tacı olan Hilâfet’in korunmasıdır. Bu hakikat, diğerleri ise çarpıtmadır. 

Burada yeri gelmişken çok konuşulan ve tartışılan bir meseleye daha açıklık getirmek istiyorum. 250.000 kardeşimizi şehit verdiğimiz Çanakkale’de; Doğu Anadolu Bölgesi’nden yani Kürt kökenli kardeşlerimizden %2 oranında bir katılım olduğu söyleniyor. Niye? Çünkü Genelkurmay arşivlerinde öyle görünüyormuş. Askerlerin böyle fahiş bir hata yapması ne kadar da vahimdir. O dönemde Osmanlı hangi cephelerde savaştı? Ve bu asker o cepheye en yakın bölgeden mi gelir yoksa en uzak bölgeden mi? Yani şimdi Yemen cephesinde, Kafkas cephesinde Çanakkaleli veya Bursalı yoksa bu onların bu memleketi kurtarmak için mücadele etmediği anlamına mı gelir? Cephelere askerler hızlı ve kolay ulaşımla, en yakın bölgelerden sevk edilir. Maalesef bu iftirayı atanlar bunları dahi bilemeyecek kadar cahildirler. Ya da düşmanlıkları onları körleştirmiştir. Bakınız, gerçek tabloyu göstermek adına sizlere bazı rakamlar vermek istiyorum. Çanakkale’de şehit olan Manisalı asker sayısı 2863’tür. En fazla asker de Manisa, Bursa ve Balıkesir bölgesinden cepheye gönderilmiştir. Ancak Çanakkale’de; Şamlı 6.000’den fazla, Halepli 4.000, Beyrutlu 2.000, Bağdatlı 3.000 ve bunun yanı sıra Batumlu, Kırcaalili, Bosnalı, Makedonyalı binlerce yiğit vardır. 

İşte bu gerçekler, “Müslümanlar bunları bilirse birbirlerini sevip sayarlar ve tarihlerini hatırlayarak tekrardan bir araya gelirler” korkusu için bizlerden gizlenmek istenmiştir. Ancak unutulmamalıdır ki hiçbir hakikatin üzeri yalanlarla kapatılamaz! 

Çanakkale’de kendi cephemiz açısından yapılan bu aldatmaca ve gerçeği gizleme girişimleri, karşı cephe içinde yapılmıştır. Düşmanın başının İngilizler olmasına karşın, dönemin İngiliz sömürüsü olan Anzaklar öne çıkarılmış ve esas düşman gizlenmiştir. Oysa devasa bir ordu ile Çanakkale’ye gelen düşman güçlerinin başını İngilizler çekmektedir ki o, küfrün başı ünvanına sahiptir. Fransızlar da onların başyardımcısı konumundadır. Anzaklar ise orada sadece piyon vazifesi görmektedirler. Asıl sömürgeci güç ve baş düşman, kâfir İngilizlerdir. 

Çanakkale Savaşları’nda Ümmet’in yiğit evlatlarını şehit ederek 250.000 kişinin canından olmasının müsebbibi olan İngilizler, her zaman olduğu gibi aradan sıyrılarak kendilerini unutturmuşlardır. Bu öyle bir unutturmadır ki, Osmanlı Devleti’ni İngilizlerin yıkmasına rağmen, bu milletin çocuklarında en ufak bir İngiliz düşmanlığı yoktur. İngilizler ve Laik Cumhuriyet ortak hareket ederek bizlere iki düşman göstermişlerdir. Birincisi Yunanlılar, ikincisi ise Araplardır. 

İngilizlerden sonra gizlenmek istenen bir diğer gerçek de, Çanakkale’de İslâm Ümmeti’ne karşı savaşanların arasında Yahudilerin de olduğudur. İngilizlerin yanında savaşa giren ve “Katırlı” diye tabir edilen 4.500 Yahudi, karşı cephede Müslümanlara karşı savaşmıştır. Yahudilerin bu savaşta ne kadar etkin oldukları önemli değildir. Önemli olan Çanakkale Savaşları’na katılmaları ve kâfir İngilizleri desteklemeleridir. 

Ancak verilen bunca şehide ve gösterilen bu destansı azamete rağmen ‘Savaş Sonrasında Gerçekleşen Değişim’ yapılan ihanetler neticesinde maalesef ki farklı olmuştur. Çocuklarını Allah yolunda şehit vermenin isteği ile cihada gönderen ve o körpe kuzularının saçlarına kınalar yakan Analarımızın tek bir gayesi vardı. Bakın onu da Bilecik Tren İstasyonu’nda oğlunu Çanakkale’ye gönderen Söğüt’ün Akgünlü Köyünden, Osmancık’ın ana yatağından Mahmud oğlu Hüseyin’in Annesi nasıl dile getiriyor:

“- Hüseyin... Dayın Şıbka’da, baban Dömeke’de, ağaların da sekiz ay evvel Çanakkale’de şehit oldu yatıyorlar. Bak son yongam sensin! Minareden ezan sesi kesilecekse, caminin kandilleri körlenecekse, sütlerim haram olsun, öl de köye dönme. Yolun Şibka’ya uğrarsa dayının ruhuna Fatiha okumayı unutma! Haydi oğul, Allah yolunu açık etsin.”

Hüseyin’in annesinin sözlerini işiten bir komutan, bu sözleri söyleyen kadınla konuşmak istedi ve sordu: 

- Valide demek ki sizin soyun erkekleri hep şehit oldular öyle mi?

- Yalnız bizim soy değil, oğul. Elli yıldır köylü, mezarlığa delikanlı gömemedi. Din dursun da; biz hep ölelim.

- Şimdi köyünüzde hiç erkek yok mu?

- Köyümüz bütün erkek dolu. Bizi beğenemediniz mi, hiçbir işimiz geri kalmadı. Evvelden nasılsak yine öyleyiz, bağrımıza kara taş bağladık düşman mahvoluncaya kadar dayanacağız. Yaradanım bana o günü göstermeden canımı almasın…”

Evet, Hüseyinlerin, Ahmetlerin, Mahmutların, Alilerin ve nice Muhammedlerin anneleri, İslam için evlatlarından geçtiler! Din için bağırlarına taş bastılar! Ama şimdi sonuç ne oldu? 

Çanakkale’de Din için savaşıldı; bugün din hayata hâkim değil! 

Çanakkale’de Hilâfet için savaşıldı; bugün Hilâfet yok!

Çanakkale’de İngilizler ile savaştık; ancak bugün İngilizlerin istediği gibi Laiklik ve Demokrasi ile yönetiliyoruz! 

Çanakkale’de Yahudiler ile savaştık; bugün Yahudiler Filistin’i işgal etmiş durumda!

Çanakkale Savaşı’nı biz kazandık, peki ya sonrası… Bugün hayatımıza baktığımızda savaşı kaybetmediğimizi söyleyebilir miyiz? İşte tam burada ihanetin keskin kokusu yükselmektedir. Çanakkale’de dökülen kanlara, kıyılan canlara ihanet edilmiştir. Maalesef ve maalesef Çanakkale, o gün değil ama bugün geçilmiştir! 

Çanakkale’yi geçen düşmanla adeta işbirliğine giren ve Osmanlı Hilafet Devleti’ni yıkarak yerine Laik, Demokrat ve Milliyetçi bir Cumhuriyet kuranlar, sadece Rablerine, dinlerine, halklarına ve İslam Ümmeti’ne ihanet etmemiş, kendi tarihlerine de sırt dönerek saflarını belli etmişlerdir. Bakınız ‘Cumhuriyet Tarihi’ndeki Çanakkale Algısı’ nasıldır?! Çanakkale ruhundan, Çanakkale birlikteliğinden ve Çanakkale gerçeğinden rahatsız olan Cumhuriyet sevdalıları, Çanakkale konusunda neler yapmışlardır?! 

1- Çanakkale’de savaşan 360 üst düzey komutan olmasına karşın, bugün bizler sadece “Anafartalar Kahramanı” olarak Mustafa Kemal isminin öne çıkarıldığını ve diğer Paşaların önemsenmediğini görüyoruz. Kaç kişi bu şanlı komutanlardan üç-beş isim sayabilir. Salt bu durum bile, o şanlı şühedaya haksızlık değil midir? 

2- Çanakkale’de bulunan şehitliğimiz, İngilizlerin ve Fransızların şehitlik yapmasından sonra ve sanki “hamamın namusunu kurtarmak” adına yapılmıştır. Şehitlik Anıtı’na gelince; “bu anıt, Osmanlı’yı diriltiyor” denilerek kasıtlı olarak bitirilmemiş ve yarım kalan anıt, Milliyet gazetesinin kupon kampanyasında toplanan paralar ile bitirilmiştir. İşte Cumhuriyet rejiminin Çanakkale’ye biçtiği kıymet bu kadardır! 

3- Çanakkale törenlerine 2000’li yıllara kadar devlet erkânı katılmıyordu. Ancak bir gün, “Anzaklar” olarak bildiğimiz Yeni Zelanda’nın Genelkurmay Başkanı, yapılan anma törenlerine katılmak için Türkiye’ye geldi. Uluslararası anlaşmalara göre de misafir Genelkurmay Başkanı’nı ev sahibi Genelkurmay Başkanı karşılayacak olunca, hasbelkader böyle bir katılım oldu ve Asker, ilk defa Çanakkale törenlerine bu tarihte katılmış oldu. Bu günden sonra da her yıl bu törenlere resmî katılım devam etti. 

4- Aynı zihniyeti, bu sefer daha açık sözlü bir şekilde Manisa’da düzenlenen Çanakkale konulu resim sergisine katılım davetine verdikleri cevapta görebilmekteyiz. TSK’ya giden davetiyeye gelen cevap şu şekildedir: “Biz, Cumhuriyet öncesi gerçekleşen olaylarla alakalı törenlere katılmayız.” İşte Osmanlı düşmanlığı, işte Çanakkale mirasçılığı budur! 

Bu ve benzeri olaylar daha çoktur, anlatmakla bitmez. Hakikat ise güneş gibi ortadadır. Çanakkale Savaşı ve sonrasında yaşananlar, özetle bu minvaldedir. Lakin sömürgeciler ve işbirlikçileri, bir türlü doymak bilmemekte ve devamlı surette almak istemektedirler. İşte bu zihniyetle elimizde ne varsa aldılar, önce devletimizi, sonra izzetimizi, sonra servetlerimizi… Elimizde tek kalan tarihimiz vardı, şimdi onu da çalmaya çalışıyorlar. Ancak bugün yalanların ve düzmece yazılmış bir tarihin gerçek yüzünü ifşa etme günüdür… Şehitlerimizin döktüğü kana sahip çıkma günüdür… Yeniden bir dev gibi İslam Ümmeti’nin ayağa kalkma günüdür… Bugün, dedelerimize Çanakkale’de yardım etmek üzere Halep’ten, Şam’dan, Irak’tan ve Beyrut’tan gelen Müslümanların torunlarına aynı ruhla yardım etme günüdür. Aynı dayanışmayı yeniden gösterme, aynı paydalarda buluşma günüdür. Bakın Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır: 

مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى

“Birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamet etmekte ve birbirlerine sımsıkı sarılmakta müminler bir vücut gibidirler. Vücudun herhangi bir uzvu rahatsızlandığı zaman diğer azalarda ateşlenerek ve uykusuzlukla ona icabet ederler.”

الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ، لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ،

“Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez.”

Son olarak Çanakkale Şehitleri’ne sesleniyor ve bu aziz şüheda gibi herkesin kendi üzerine düşeni yapması gerektiğini buradan hatırlatmak istiyorum. 

Ey Şehit! 

Sen üzerine düşen vazifeyi yaptın ve Allah’ın Kelimesi’ni yüceltmek için canını verdin. Senden sonra Allah’ın Kelimesi’ni hiçe sayanlar işbaşı yaptı ve senin döktüğün kana ihtiram göstermedi. Sen Hilâfet için göğsünü siper ettin, onlar Hilâfet’i yıkarak sana ihanet etti. Ancak rahat ol, hüzünlenme! Neslin devam ediyor ve neslinden Hilâfet’i tekrar ikame etmek, İslâmî hayatı yeniden başlatmak için çalışan nice yiğitler, gecesini gündüzüne katmaktadır ve Allah’ın izniyle zafer yakındır!

Ey Şehit!

Hüzünlenme! Mahzun olma! Çanakkale geçilse de, Çanakkale Şehitleri’ndeki ruh, asla geçilemeyecektir!

مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُم مَّن قَضَى نَحْبَهُ وَمِنْهُم مَّن يَنتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدِيلًا

“Müminler içinde Allah'a verdikleri sözde duran nice erler var. İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir.” (el-Ahzab 23)


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz