İSLÂM ŞERİATININ GÖLGESİNDE KADINLARIN HAYATINA BİR BAKIŞ!

Editör

Iffah Ainur Rochmah Hizbu’t Tahrîr Endonezya Kadınlar Kolu Resmî Sözcüsünün konuşması:

Değerli kardeşlerim! Kapitalist demokratik sistemin ve diğer beşerî sistemlerin gölgesi altında kadınların karşılaştıkları sıkıntılar, zorluklar İslâm şeriatının tatbik edilmesiyle ancak son bulacaktır. İslâm topraklarında yaşayan kadınların uğramış oldukları fakirlik, işkence, kullanılma, siyasi, hukuki ve eğitim haklarından mahrum edilmesi gibi ihanetler zinciri İslâmî Hilâfet nizamının tatbik edilmesiyle ancak durdurulabilir

Hilâfet Devleti, İslâm akidesinden kaynaklanan İslâmî hükümleri tatbik eder. Bu tatbikat siyaseti, ekonomiyi, yargıyı, eğitimi ve hayatın diğer alanları ile ilgili tüm hükümleri kapsar. Aynı şekilde devlet ve toplum için Allah’ın vacip kıldığı değerli bir hayatı, emanı ve refahı gerçekleştirecek şekilde kadına ait hakların garanti altına alınmasını ve korunmasını farz kılmıştır. Yaklaşık doksan yıldan bu yana gördüğümüz üzere İslâm’ın kısmen tatbik edilmesiyle veya beşer yapımı olan herhangi bir ideolojinin tatbikiyle, kadına yalan ümitlerden ve vaatlerden başka hiçbir şey verilmemiştir, verilmeyecektir de. Bugün buradaki hitabımda, günümüz kadınlarının karşılaştıkları yaygın olarak bilinen üç mesele ile ilgili olarak Hilâfet Devleti’ndeki çözüm keyfiyetini kısa ve derin bir bakışla ortaya koymak istiyorum:

1-Hilâfet’te Fakirliğin Ortadan Kaldırılması ve Huzurun Tahakkuku:

Allah Subhânehu ve Teâlâ, erkek veya kadın, Müslüman veya kâfir olup olmadığına bakılmadan insanın temel ihtiyaçlarının temin edilmesini devletin üzerine farz kılmıştır. Buna ilave olarak devlet ekonominin geliştirilmesine ve insanların ekonomik durumlarının iyileştirilmesine çalışır. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır:

لَيْسَ لابْن آدَمَ حَقٌّ في سِوى هَذِهِ الخِصَال: بَيْتٌ يَسْكُنُهُ، وَثَوْبٌ يُوَارِي عَوْرَتَهُ وَجِلْفُ الخُبز، وَالمَاءِ

“Şu özellikler dışında âdemoğlunun herhangi bir hakkı yoktur: Sığınacağı bir ev, üzerine giyeceği elbise ve karnını doyuracağı ekmek ve su.”

Bu hususları Hilâfet Devleti servetin ve paranın insanlar arasında adil bir şekilde dağıtılmasını garanti eden eşsiz İslâm iktisat nizamının ve siyasetinin tatbik edilmesiyle gerçekleştirecektir. Aynı şekilde faizi ve paranın insanların az bir kesiminin elinde birikmesini yasaklayan hükümlerle bunu gerçekleştirir. Bu haram hükmü ile para toplumda serbestçe ve rahat bir şekilde dolaşır, fertlerin harcamalar yapmalarını ve parayı saklamak yerine yatırım yapmalarını sağlar ve sürekli olarak çalışma fırsatları oluşturur. Yine devlet küresel mali kuruluşlardan alınan faizli borçları hemen durduracak ve bu milyarlar toplumdaki fakirliğin giderilmesinde, eğitim ve sağlık seviyesinin yükseltilmesinde ve daha başka hususlarda kullanılacaktır. Devlet; doğal gaz ve petrol gibi doğal kaynakların ve suyun özelleştirilmesini yasaklayacak, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in;

المسلمون شركاء في ثلاث، في الماء، الْكَلَأِ، والنار

“İnsanlar üç şeyde ortaktırlar: Su, ateş ve mera” hadisi gereğince bu kaynaklar tüm toplumun mülkü haline getirecektir. Bu nedenle devlet, topraklarımızdaki doğal kaynakların çıkartılması için geliştirme projelerine yatırım yapar. Zira bu çalışma sadece kamu sektöründe birçok insana yeni iş imkânların sağlamakla kalmaz aynı zamanda bu servetlerin küresel pazarlarda satışıyla toplum için gerekli olan hizmetlere harcanması için de ihtiyaç duyulan geliri sağlar. Devlet çalışmak için uygun yapılar meydana getirir. Örneğin, ülkede yaşayan insanların omuzlarında ağır yük oluşturan vergi sistemi ilga edilecek ve böylelikle de insanlar üzerinde şu anda var olan baskılar hafifleyecek, insanlar yatırıma ve harcama yapmaya teşvik edilmiş olacaktır. Bunların yanında devlet, teknik, zirai alet ve toprak yardımı hatta parası olmayanlara para yardımı yapacaktır. Gerekli olan uzman personeli temin edecek, saygın bir hayat için gerekli olan araçları hatta özel projelerini kurmalarını sağlayacaktır. Bununu delili Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Medine’deyken bir adama iki dirhem vermesi ve ona:

كل بأحدهما واشتر بالآخر فأسا واعمل به

“Bunun birisi ile ihtiyacını satın al, diğeri ile ise bir balta al ve çalış.” hadisidir.

İslâm’ın bu iktisat siyaseti birçok alanda çalışma fırsatları oluşturur, erkeklere ailelerinin geçimini rahatlıkla temin etmelerine ve kadınların fakirliklerinin sona erdirilmesine imkân tanır. Gerçekten de devlet tüm erkek vatandaşlarına iş fırsatları garanti etmek zorundadır. Hizbu’t Tahrîr tarafından hazırlanan anayasa tasarısının 153. maddesinde devletin, tabiiyetini taşıyan herkese iş temin etmekle mükellef olduğu belirtilmektedir.

Bunlara ilave olarak kocası ve erkek akrabaları tarafından nafakası yeterince temin edilmeyen her kadın, hakkını almak için mahkemelere başvurabilir. Kendisi için harcama yapacak kimsesi bulunmadığında devlet onun nafakasını temin etmekle mükelleftir. Çünkü Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır:

مَنْ تَرَكَ مَالاً فَلأِهْلِهِ وَمَنْ تَرَكَ دَيْنًا أَوْ ضَيَاعًا فَإِلَيَّ وَعَلَيَّ

“Kim öldükten sonra geride bir mal bırakırsa o mal varislerinindir. Kim de bakıma muhtaç birisini bırakırsa onun bakımı bize aittir.” Böylece İslâmî yönetim kadının maddî güvenliğini sağlar. Kendisini ve çocuğunu iktisadı sıkıntılarla yüz yüze bırakmaz, onu kendi haline terk etmez.

 Zira İslâm Devleti doğru bir şekilde zekâtı toplamaya, zekât malını idare etmeye ve şeriat tarafından belirlenen yerlere harcanmasını gerçekleştirir. Durkheim Üniversitesine bağlı Ortadoğu İslâmî Araştırmalar Enstitüsünde İslâm Hukukunda uzman iktisatçı Habib Ahmed şöyle der: “İslâm ülkelerindeki zekât tam bir şekilde toplanmış olsaydı fakirlerin sayısı üçte bir oranında azalır ve yarıdan aşağıya inerdi.”

Eğitim ve sağlık gibi diğer hizmet alanlarında ise devlet; erkek ve kadın ayrımı yapmadan karşılıksız olarak tüm fertlerine bu hizmetleri garantiler. Erkek ve kız çocukların tümü için temel eğitimi ve lise eğitimini sağlar, onların her birisi için yüksek eğitim imkânlarını temin etmeye çalışır. Bu nedenle devlet tüm vilayetlerde yeterli miktarda okullar, fakülteler ve üniversiteler açar. Cahilliği yok etmeye çalışır ve kadını yüksek eğitim almaya, içerisinde fıkıh, tıp, mühendislik ve diğer hususların yer aldığı hayatın muhtelif alanlarında rol üstlenmeye teşvik eder. Eğitimle ilgili bu alanların tümüne ait harcamalar devlet mülkiyetinden ve kamu mülkiyetine ait servetlerden karşılanır.

Yine hepimizin de bildiği gibi İslâm topraklarının tümü servetleri bakımından son derece zengindir. Örneğin Endonezya’nın Mehalam ve Targo gaz kuyularının maddî değeri yaklaşık olarak 4000 trilyon Endonezya Rubiyesi’dir. [320 Milyon Dolar] 2014 Yılına ait Endonezya bütçesinin tutarı ise 1.816 trilyon Rubiye’dir. [145,216 Milyon Dolar] Bunun %75’i vergi gelirlerinden elde edilmektedir. Sadece iki tane doğalgaz kuyusunun bedeli bu olduğuna göre Endonezya’da bulunan 37 adet petrol ve doğalgaz kuyusunun değeri nedir? Bunlara ilave olarak ormanlarda ve denizlerde ve daha başka alanlardaki servetler Endonezya’daki her bir kadının itibarlı bir hayat yaşamasını fazlasıyla gerçekleştirmeye yeterli olur. Aynı durum, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın yığınla servetlerle donattığı diğer İslâm toprakları için de geçerlidir. Dolayısıyla Hilâfet Devleti tarafından bu topraklar birleştirildiği zaman bölgedeki tüm kadınların fakirlik sorunu giderilecektir. Zira Pakistan’daki kömür madenlerinin hacmi Arap dünyasındaki milyarlarca varil petrole denk gelmektedir.

Tüm bunlar tatbik edildikten sonra herhangi bir kadın sokaklarda dilenmek veya yaşam için mücadele etmek ya da Endonezya, Bangladeş veya Pakistan’da olduğu gibi fabrikalarda zor ve aşağılayıcı bir işte çalışmak, hatta tehlike, hakaret ve zillet dolu bir yolculuk yaparak ülke dışına göç etmek zorunda kalmayacaktır. Devlet, kadınlara destek verecek, anne ve ev kadını olmaları sıfatıyla aslî şer’î görevlerini yerine getirmek için onlara her türlü olanağı sunacaktır. Devlet, hayatını kazanmak için çalışma baskısı altında temel görevlerin ihmal edilmesini kabul etmeyecektir. Dahası iyi bir ekonomik ortamın varlığı ile kadınlar istediklerinde saygın görevlerde çalışabilecek ve iktisadi hayata katılabilecekler. Örneğin doktor, eğitmen, gazeteci, mühendis, şirket yöneticisi, devlet memuru, yargıç olabilecek ya da ekonomik projeler, yatırım fonları oluşturabilecek ve meşru tüm ekonomik aktivitelerde yer alabilecektir. Bu konuda onların durumu pek erkeklerden farklı olmayacaktır.

2-Hilâfet’in Kadınları Şiddete Karşı Koruması:

İkincisi kardeşlerim, Hilâfet kadınları şiddete karşı ve izzetlerine yapılan saldırılara karşı nasıl koruyacak? Kadının onur ve güvenliğinin korunması, İslâm’ın da emrettiği gibi devlet politikasının köşe taşını oluşturur. Hizbu’t Tahrîr’in Anayasa Tasarısı kitabının 112. maddesine göre “Kadın korunması gereken bir namustur.” Devlet, toplumda kadınlara saygı fikrini yerleştirmek için siyasi, eğitim ve medya organlarını yoğun olarak kullanacaktır. Tüm bunlar, kadınlarla iyi geçinmeyi erkeklere farz kılan Hanif Şeriatın emirlerine göre olur. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

“Onlarla iyi geçinin.” [Nisa 19]

Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem de şöyle buyurdu:

ما أكرمهن إلا كريم وما أهانهن إلا لئيم

“Onlara ancak onurlu biri onurlu davranır, ahlaksız biri de onları aşağılar.”

Toplumda Allah Subhânehu ve Teâlâ korkusu yanı sıra İslâmî şahsiyeti inşa eden İslâm’ın eğitim sistemi, muhasebe ve erkek kadın ilişkilerinde saygı kavramına dair bilinçli akliyeti geliştirir. Devlet, kadınlara karşı her türlü şiddeti, istismarı veya değerini düşüren eylemleri yasaklayacak, kadınları aşağılayan ya da onlardan İslâmî haklarını söküp alan tüm kültürel davranışı değiştirmek için çalışacaktır. Aynı zamanda zorla evlendirme ve namus cinayetleri gibi gelenek ve göreneklerden kaynaklanan zulmü de ortadan kaldıracaktır.

Devlet, topluma sızan ve kadınların değerini düşüren, şehveti uyandıran, kadınlara karşı şiddet ve baskıyı daha da artıran bütün fikir, görüntü, kitap, dergi veya müziğe yasak getirecektir.

Buna ek olarak kadın erkek birlikteliğini düzenleyen, ilişkileri yasallaştıran ve onu sadece evlilik ile sınırlandıran İslâm’ın ictimaî sistemi, kadınların onurunu pratik olarak koruyan bir çerçeve sunar. Kadın erkek arasındaki ilişkinin saflığını korumaya özen gösterir. Bu ilişki sadece cinsellikle sınırlandırmadığı için doğal olarak da hayatın her alanında kadınlar ile erkekler arasında sağlıklı ve verimli bir işbirliği yaratılmasına yol açar. Ayrıca tüm bunlar, kadına karşı aşırı saygı atmosferinin korunmasına yardımcı olduğu için kadına karşı şiddet ve benzeri suçların azalmasına neden olur. Son olarak Hilâfet sistemi, başta şiddet ve tecavüz olmak üzere kadınlara karşı işlenen tüm suçları şiddetle cezalandırır. Bu yasalara göre iftira atana sopa ve kadınların onurunu ihlal eden bazı suçlara da ölüm gerekir.

3-Hifâlet’in Kadınların Siyasal Haklarını Güvence Altına Alması:

İslâm Devleti, diktatörlük ve demokrasi gibi insan yapımı sistemler tarafından gasp edilen kadının siyasal haklarını kadına geri iade edecektir. Kadınlar, Hilâfet Devleti altında erkeklerin sahip olduğu aynı siyasal hak ve görevlere sahip olacaklar. Birçok şer’î delil, toplumda etkin ve etkili bir rol oynamayı, ümmetin işleri ile ilgilenmeyi, iyiliği emredip kötülükten nehyetmeyi, yöneticiyi muhasebe etmeyi erkek ve kadına farz kılıyor. Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

كَلاَّ وَاللَّهِ لَتَأْمُرُنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلَتَنْهَوُنَّ عَنِ الْمُنْكَرِ وَلَتَأْخُذُنَّ عَلَى يَدَىِ الظَّالِمِ وَلَتَأْطُرُنَّهُ عَلَى الْحَقِّ أَطْرًا وَلَتَقْصُرُنَّهُ عَلَى الْحَقِّ قَصْرًا

 “Hayır, Allah’a yemin ederim ki, ya iyiliği emreder, kötülükten nehyeder, zâlimin elini tutup zulmüne mani olur, onu hakka döndürür ve hak üzerinde tutarsınız.”

Mademki şeffaflık ve hesap verebilirlik, İslâmî yönetimin temel sütunlarıdır, o halde devlet, devleti şikâyet etmek, politik görüşlerini ifade etmek ve yöneticiyi muhasebe etmek için kadına çeşitli üsluplar sağlar. Anayasa Tasarısı kitabının 20. maddesine göre “Yöneticileri muhasebe etmek, tebaanın bir hakkı ve onlara farzı kifayedir.” Bu yüzden kadınlar, siyasi partilere katılırlar ve bağımsız medya üzerinden bakış açılarını kamuoyu ile paylaşırlar. Ya da ruhsat ve izin almadan medya kurarlar. Devletin tüm işlerinde yöneticileri muhasebe eden Şura Meclisi’ne adaylık hakları da olacaktır. İslâm tarihi, kadının lehine olan siyasi görüşlerini takdir etme hakkına sahip olduğunu gösteren emsalsiz örneklerle doludur. Örneğin Ömer ibn el-Hattab, istişare etmek için erkekleri toplar ve zaman zaman anlayış ve basireti şifa olduğu düşünülen bir kadının görüşüne de müracaat ettiği olurdu. Çoğunlukla da onun görüşünü alırdı. Kaldı ki Hilâfet Devleti, Halife ve Şura Meclisi’nin temsilcilerini seçme ve aynı zamanda yöneticileri, tebaa ile yöneticiler arasında meydana gelen davalara bakan Mezalim Kadısına şikâyet etme şer’î hakkını da kadına veriyor. Bu da kadına korkmadan yöneticiyi muhasebe etmenin önünü açıyor. Böylece Hilâfet Devleti, kadına siyasi haklarını vermenin ender ve nominal modelidir.

Sonuç:

Sonuç olarak değerli kardeşlerim! Yukarıdakilerin ışığında, İslâm’ın Hilâfet Devleti tarafından kapsamlı bir şekilde uygulanması ile kadınların hayatlarına parlak bir gelecek getireceğinde hiçbir şüphe yoktur. Bu devlet, kadınlar da dâhil bütün insanlara tarihsel olarak güvenlik ve refah vermiştir. Kadına saygı göstermek, namus ve onurunu korumak, Allah’ın yedi kat sema ötesinden farz kıldığı haklardır. Bu sebeple sorunlarımızın çözümlerini sadece İslâm’da aramalıyız. Hadi gelin dikkatimizi, umutlarımızı, gayretlerimizi Nübüvvet metodu üzere ikinci Râşidî Hilâfet Devleti’nin kurulması çalışması üzerinde odaklaştıralım. Çünkü Hilâfet, doğru değişimi ve İslâm dünyasındaki kadınlar için haysiyet ve adaleti gerçekleştirebilecek yegâne devlettir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

فَإِمَّا يَأۡتِيَنَّڪُم مِّنِّى هُدً۬ى فَمَنِ ٱتَّبَعَ هُدَاىَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشۡقَىٰ وَمَنۡ أَعۡرَضَ عَن ذِڪۡرِى فَإِنَّ لَهُۥ مَعِيشَةً۬ ضَنكً۬ا وَنَحۡشُرُهُۥ يَوۡمَ ٱلۡقِيَـٰمَةِ أَعۡمَىٰ

“Eğer tarafımdan size bir yol gösterici gelir de, kim benim yol göstericime uyarsa artık o, ne sapar ne de sıkıntı çeker. Her kim de benim zikrimden yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu Kıyamet Günü’nde kör olarak haşrederiz. [Taha 123-124]


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz