Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerinde bulunduğu topraklar, asırlar boyunca hep önem arz etmiştir. Hatta sadece söz konusu topraklar değil, bu topraklarda vuku bulan olaylar da tarihe yön verecek derecede önemli olmuştur. İşte, 21. Asır ve Asya topraklarında Türkiye Cumhuriyeti...
Şu günlerde Türkiye ve AKP yönetimi dünya gündeminin üst sıralarında bulunmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin öncesine, geçmişinde yatan, destansı Osmanlı’nın üzerine çevrilmiştir dikkatler. Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin şu anki “Yeni Osmanlı” anlayışının, siyasî yükseliş ve ekonomik refah vaat ettiği de tartışılmaktadır. Bunun sonucu, “Osmanlı yeniçerileri geri dönüyor” ve “Son Halife Erdoğan” gibi düşünceler efsaneleşip özellikle Müslümanlar, Tayyip Erdoğan ve AKP ahalisinin resminde, kurtarıcılarını görmüşlerdir.
Elbette bir kurtuluş vardır, Allah Azze ve Celle’nin vaadinde. Zira Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:
وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْناً يَعْبُدُونَنِي
“Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yer(yüzün)de mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur...” (en-Nur 55)
Peki, Allah Azze ve Celle vaadini, Osmanlı’dan sonra gelen, bu halkın içerisinden çıkan yöneticilerle mi gerçekleştirecektir, acaba?
Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:
وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً
“Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti...” (el-Bakara 30)
Ayet-i kerimede insanoğlundan bahsedilirken “halife” tabiri kullanılmaktadır. Bir öncekinden sonra gelene işaret eden bu tabir, ayetten de anlaşıldığı gibi Âdem Aleyhi’s-Selam’a kadar uzanmaktadır. Zira meleklerden sonra gelenler, ilk insanlar Âdem Aleyhi’s-Selam ile Hava’dır. Âdem Aleyhi’s-Selam ile Hava’dan sonra ise çeşitli kavimler gelmiş geçmiştir, bu dünyadan.
Bazı ayetlerde, geçmişteki bu kavimlerden bahsedilirken “öncekiler” ve gelecek kavimlere yönelik “sonrakiler” tabiri kullanılmaktadır. “Öncekiler” ve “sonrakilerden” bahsedilen bazı ayetlerde ise özel olarak “halife” tabiri kullanılmaktadır.
ثُمَّ جَعَلْنَاكُمْ خَلَائِفَ فِي الْأَرْضِ مِنْ بَعْدِهِمْ لِنَنْظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ
“Sonra da, nasıl davranacağınızı görmemiz için onların ardından sizi yer(yüzün)de halifeler kıldık (Onların yerine sizi getirdik).” (Yunus 14)
Kendilerinden “halife” tabiriyle bahsedilenler, diğerlerinden ayrı tutulmaktadırlar.
فَكَذَّبُوهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ وَجَعَلْنَاهُمْ خَلَائِفَ وَأَغْرَقْنَا الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَرِينَ
“Yine de onu yalanladılar, biz de hem onu hem de onunla beraber gemide bulunanları kurtardık ve onları (yeryüzünde) halifeler kıldık; ayetlerimizi yalanlayanları da (denizde) boğduk. Bak ki uyarılanların (fakat inanmayanların) sonu nasıl oldu!” (Yunus 73)
Yapılan bu ayrımın manası, “halife” kelimesinin sözlük anlamında yatmaktadır. “halife” kelimesi خلف kökünden gelmekte ve halefi olmak anlamını taşımaktadır.
Esad Mansur, Bakara Sûresi 30. ayetin tefsirinde, “halife” kelimesinin anlamına yönelik şunları belirtmiştir: “Arapça’da “halife” başkalarının yerine geçen kimse demektir… Allah yeryüzünü insanlara miras bıraktı ve birbirlerine bununla mirasçı kıldı. Her insan belli müddete kadar mirasçı olur, sonra ölür, arkasından başkaları gelir ve Kıyamet Günü’ne kadar bu durum böylece devam eder.
Şeri ıstılahta “halife” ise; Allah’ın indirdiklerini ve İslam davetini bütün insanlara yüklenmek için yeryüzündeki bütün Müslümanların genel başkanıdır.”
Bu izaha binaen, sonradan gelenler miraslarına sahip çıkarlarsa -ki Âdem Aleyhi’s-Selam, yeryüzünde Allah Azze ve Celle’nin Şeriatı’nı uygulamak hususunda O’nun halifesi yani kendisinden sonra gelenlere “ilk” miras bırakandır- kendilerine halef denilir. Dolayısıyla salih kimselerden olurlar. Şayet mirasa sahip çıkmazlarsa, salihlerden olmazlar ve kendilerine “half” denir. Zira yine خلف kökünden gelen “half” kelimesi, ihtilaf etmek, kurala, kanuna aykırı davranmak, ihlal etmek, ayrılmak, karşı olmak, yalanlamak anlamlarına gelmektedir.
Bugün Osmanlı’ya halef olarak görülüp, “halife” olarak isimlendirilenler, İslam’la büyük bir ihtilaf içerisindedirler. İslam’ın kanunlarına aykırı davranıp, şeriatını ihlal etmektedirler. Dahası, İslam’dan ayrılmaya varacak sözler söylemektedirler! Acaba hangi kriterlere göre “haleflik”le vasıflandırılmaktadırlar?
Nitekim Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, İslam’ı arzulayarak zulme karşı ayaklanan Müslümanlara Laiklik çağrısı yapması, tarihin “Arap Baharı”na ayırdığı bapta, Rabbe ve Ümmet’e karşı acı bir ihanet olarak yerini almıştır.
Aynı zamanda, salihlik vasfıyla halef olan, Müslümanları bir alet olarak göremez. Onları kullanmayı düşünemez. Müslümanlar zindanlarda işkencelere maruz kalırken, dört aylık bebekler işkenceyle öldürülürken, bacılarımıza eşlerinin önünde tecavüz edilirken, Müslümanlar kendilerine bel bağlamışken, onlardan yüz çevirip düşmana teslim edemez. Müslümanların yaralarını, kazanca çevirmeye çalışamaz. Günümüzde olan bitenin aksine, Müslümanların üzerinden siyaset yapamaz.
Türkiye’nin Fransa ile olan, Ermenilerin soykırıma maruz kalmadıklarını iddia edenlere karşı ceza uygulamalarını belirleyen yasa tasarısının Fransa Meclisi’nde kabul edilmesi meselesinde, AKP yönetimi Fransa’nın Cezayir’de katletmiş olduğu Müslümanları meseleye dâhil eden bir siyasî hamle yapmıştır. Yasa tasarısını eleştiren Başbakan Erdoğan şöyle demişti:
“Cezayir’de 1945 yılından itibaren tahminen nüfusun yüzde 15’i orada Fransızların katliamına uğramıştı. Bu bir soykırımdı. Cezayirliler fırınlarda topluca yakıldı. Eğer Fransa Cumhurbaşkanı Sayın Sarkozy bu soykırımı bilmiyorsa, gitsin babası Sarkozy’ye sorsun. Babası, 1940’larda Cezayir’deki Fransız lejyonunda askerlik yaptı. Eminim ki oğluna katliam hakkında söyleyecek çok sözü vardır.”
Sırasıyla, Cezayir Başbakanı Ahmed Uyahya gerilen Fransa ile Türkiye ilişkilerinde gündeme gelen Cezayir soykırımı hakkında, Müslümanlar üzerinden siyaset yaparak, Fransız efendilerini memnun edebilmek için, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a sert çıktı: “Türkler 3 günde Cezayir’i Fransızlara teslim etti, kanımız üzerinden çıkar sağlamayın... Hiç kimsenin Cezayirlilerin kanı üzerinden ticaret yapma hakkı yoktur.”
Sözlerinden de anlaşıldığı gibi, Cezayirlilerin kanlarının Fransızlar tarafından kirletilmiş ve akıtılmış olduğunun bilincine vardığı halde, Ahmed Uyahya, 2010 yılında 152 Cezayirli milletvekilinin hazırladığı Fransız Sömürgesini kınayan kanun tasarısına, “İki ülke arasındaki ilişkiler bozulur” diyerek karşı çıkmış ve engellemiştir.
Diğer taraftan, 29 Ocak 2001 tarihinde, Ermeni yasa tasarısının, “Fransa, 1915 yılındaki Ermeni soykırımını tanır” ifadesiyle Fransa Parlamentosu’nda onaylanmasından bu yana, Türkiye Cumhuriyeti’nin verdiği ciddi tepki ve bu tepkinin genişletilerek sürdürülmesi, bu meselenin Türkiye için ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Zira soykırım iddialarının Türkiye tarafından kabul edilmesinin sonuçları olacaktır; bu mesele -uzak bir ihtimal de olsa-, mahkemelere taşınacaktır. Bunun sonucunda ise Türkiye, tazminat ödemeye zorunlu kılınabilir. Tazminatı ödemeye gücü yetmeyecek olduğunda ise kendisinden toprak talep edilebilecektir. Bu nedenle soykırım iddialarının tanınmasına yönelik atılacak en ufak bir adım Türkiye’nin aleyhinedir ki zaten Ermenilerin öldürülmesi olayını “soykırım” olarak tanıyan çeşitli ülkeler hali hazırda mevcuttur. Bu yüzden Türkiye bu konuda çok hassas ve kararlı davranmaktadır.
Diğer devletler açısından, Ermeni meselesi Türkiye’nin yumuşak karnını teşkil etmektedir. Dediğimiz gibi, bu mesele Türkiye için hassas bir meseledir. Tam da bu yüzden Fransa bu konuyu gündeme tekrar tekrar getirip, irdelemektedir. Zira Türkiye ve Fransa’nın çıkarları Orta Doğu’da, bariz bir şekilde görüldüğü gibi, çakışmaktadır. Afrika, Lübnan, şuan Suriye topraklarında Türkiye ve Fransa karşı karşıya gelmektedirler. İki ülke, meseleyi bu topraklardan “dışarıya” çıkarıp, kozlarını farklı bir mesele üzerinden paylaşmaktadırlar.
Aynı zamanda Fransa bu meseleyi, yaklaşan seçimlere malzeme olarak kullanmaktadır. Ermeni kartıyla ülke içerisinde gündemi meşgul etmektedir.
Görüldüğü gibi Kapitalizmin şekillendirdiği günümüzün siyaseti ve ekonomisi, tamamıyla dengeler üzerine kurulmuştur. Dengeleri korumak için hangi çirkinlik gerekirse gereksin, yapılmaktadır. Bu görev, ABD ve onun müttefikleri tarafından biçimlendirilmiş, Müslümanların sözde İslamî liderleri tarafından, Müslümanların kanları üzerinden siyaset yapılması gerekse dahi, yerine getirilmektedir!
Bu liderler, Müslümanlara nasıl bir koruma ve güvenlik sağlamışlardır ki kendilerine “halef” deme cüretini göstermektedirler?
Ve Allah Azze ve Celle böyleleri hakkında şöyle buyurmaktadır:
فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ وَرِثُوا الْكِتَابَ يَأْخُذُونَ عَرَضَ هَذَا الْأَدْنَى وَيَقُولُونَ سَيُغْفَرُ لَنَا وَإِنْ يَأْتِهِمْ عَرَضٌ مِثْلُهُ يَأْخُذُوهُ أَلَمْ يُؤْخَذْ عَلَيْهِمْ مِيثَاقُ الْكِتَابِ أَنْ لَا يَقُولُوا عَلَى اللَّهِ إِلَّا الْح
“Onların ardından yerlerine Kitab’a mirasçı olan bir takım ‘kötü kimseler’ geçti. (Bunlar) Şu değersiz olan(dünya)ın geçici yararını alıyor ve “Biz nasıl olsa affedileceğiz” diyorlar. Bunun benzeri bir yarar gelince onu da alıyorlar. Kendilerinden Allah’a karşı hakkı söylemekten başka bir şeyi söylemeyeceklerine ilişkin Kitap sözü alınmamış mıydı? Oysa içinde olanı okudular. (Allah’tan) Korkanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hâlâ akıl erdirmeyecek misiniz?” (el-Araf 169)
Sadece “salihlik” vasfını taşıyan bir lider, ideolojik bir tutum sergileyip bu dengeleri alt-üst etmeye muktedir olacaktır. Çünkü kendisinin dayandığı, derin ve aydın bir İslam akidesi olacaktır. Dolayısıyla “mirasa” sahip çıkacaktır. Böyle olduğu takdirde kendisi, hakkıyla “haleflik” vasfını üstlenmiş ve asıl “halef” olmuş olacaktır. Ve kendisine “Halife” denilecektir. Bunun aksine davrananlar ise Allah Azze ve Celle’ye karşı cürüm işlemişler ve “half” olmuşlardır. İslam’ın halefliğe getirdiği kriterler bunlardır. Bu ise Allah Azze ve Celle’nin belirlediği ölçüdür. En doğrusunu bilen Allah Azze ve Celle’dir.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış