KADIN VE ŞERİATA KARŞI MEDYA EFSANELERİNİ YOK EDELİM

Editör

Dr. Nazreen Nawaz Hizbu’t Tahrîr Merkezî Medya Ofisi Üyesinin konuşması:

Sevgili kardeşlerim ve seçkin misafirler,  1870'li yıllarda, Fransız yöneticiler; İslâm beldeleri üzerindeki hâkimiyetlerini güçlendirmek için Fransız erkeklerinin Arap kadınlarıyla evlenmelerini tavsiye ettiler. Bu prensibin bir destekçisi şöyle demişti, "Bir milletin ruhunu ele geçirmek, onun kadınlarına sahip olmaktan geçer".

Sömürgeciler şunu idrak ettiler; Müslüman toplumlarda ailenin merkezi, toplumun bel kemiği ve çocukların yetiştiricisi kadındır. Onların kalplerini ve zihinlerini ele geçirirsen, bugünün ve gelecek Müslüman nesillerin ruhlarını ele geçirirsin; kendi inançlarına müdafiler ve hâkimiyetine destekçiler yetiştirirsin. Batılı yöneticiler bu nedenle Müslüman kadının zevklerini kendi değerlerine göre yontarak, İslâmî tarihini Batı’nın gözüyle görmesini sağlayarak, ümitlerini ve arzularını Batı’nın hayallerine göre şekillendirerek ruhunu ele geçirmeyi amaçladılar.

Birbiri ardınca gelen yeni nesiller boyunca, onların bu amacına hizmet eden en önemli araç medya olmuştur. Medya bu ruhu yansıtan ayna olmuştur ama Müslüman kadının dinindeki gerçek konumu yansıtarak değil! Şayet böyle yapsaydı, kadının izzetini ve refahını korumakta örnek, onu toplumun baş tacı yapan ve bugünkü Batılı medeniyetlerin yüzyıllar öncesinden kadına siyasi, iktisadi, eğitim ve hukuki haklar tanıyarak çığır açmış bir sistemi göstermek zorunda kalacaktı.

Hayır! Laik medya; Şeriatın kadının konumuna dair bu hakikatini gizledi. Bunun yerine, Müslüman kadının şahsiyetini çarpıtarak çirkin bir şekilde ve İslâm'ın kötü muamele ettiği bir portre oluşturdu. Yalanlar ve efsaneler üzerine kurulu; güya tutsak, köle, ikinci sınıf statüye mahkûm ve şiddet mağduru bir kadın resmi. "Kurban" ve "örtülü" kavramları eş anlamlı olduKapalı Müslüman kadın, İslâm'ın kadına zulmünü tasvir eden bir simgeye dönüştürüldü.

Bu yanlış tasvirden dolayı, birçok Müslüman kadın İslâmî kültüründen utandı, İslâmî tarihinden nefret etti ve İslâmî yönetimin geri gelmesinden korktu. Öte yandan da izzetli bir yaşama götüren yoldur diyerek, laik liberal yaşam tarzı, kültür ve sistemi ile kandırıldı. Bu aynı zamanda, gayrimüslim toplumlarda da İslâm'a karşı kuşku ve nefreti artırdı. Tüm bunlar Doğu'lu ve Batı'lı laik hükümetlerin amaçlarına hizmet etmiştir: Müslümanların İslâmî inançlarına bağlılıklarını zayıflatmayı ve İslâm'ı toplumsal hayattan uzaklaştırmayı sağlamıştır. Kamuoyunu başörtüsü ve peçe yasaklarına ve Müslümanlara karşı diğer baskıcı politikalara ve de İslâm beldelerinin siyasi menfaatler uğruna işgal edilmesine razı etmiştir. Hepsi de, Müslüman kadınları sözde "zalim" İslâm kültüründen kurtarmak adına yapılmıştır.

Madrid Üniversitesi, Arap ve İslâm Dünyası Sosyoloji Profesörü Gema Martin Munoz, "Batı gözünden İslâm'ın Kadınları" adlı makalesinde şöyle demiş: "Medya; oluşturulan imajlar ve tutumlar için neredeyse tek bilgi kaynağı olmakla kalmıyor. Ulusal kolektif hafıza bankasının parçasını teşkil eden, tarihten devralınan klişeleri ve kültürel farazileri de devam ettiriyor."

Sevgili kardeşlerim, bu miras kalmış klişeler ve yanlış kültürel tasvirler kabul edilemez. Böylesi yalanlar kadın ve Şeriat hakkında sürdürülen medya söylemlerinde baskın olmamalıdır. Bunları yıkıp yok etmeliyiz. Bunu yapabilmemiz için ilk olarak Şeriat'ın kadını ezdiğine dair kurguların asıl kaynağını tespit etmemiz gerekiyor.

Osmanlı Hilâfeti Altındaki Kadınlara Dair Efsaneleri Yıkmak

Osmanlı Hilâfet Devleti’nde kadınların gördüğü muameleye dair asırlık Batılı oryantalist efsaneler; bu ana kaynaklardan birisidir.

Yüzyıllarca, Batılı oryantalistlerin yazıları ve resimleri, tarihçiler ve politikacılar; Osmanlı Hilâfeti'nin yönetimi altında kadınların konumunu, esaret, tutsaklık ve erkeklere kölelik olarak tasvir etmişlerdir. "Bin Bir gece masalları" gibi sansasyonel ve hayali kitaplar, bununla birlikte Avrupalı seyyahların ve sanatçıların eserleri; Osmanlı toplumunu şehvet düşkünü, kadınları çaresiz ve kocalarının malları olarak, evlerinde tutsak ve erkeklerin şehevi arzularını tatmin eden nesneler olarak sunmuşlardır. Hiçbir yer; bunu oryantalist fantezilerin en verimli alanı haline gelmiş olan Harem'den daha iyi simgelememiştir. Haremi cinsel tutkuların mekânı, kadınların hapsedilip erkeklerin zevki için teşhir edildiği yer olarak resmeden sahnelerle kitapların sayfaları ve tuvaller süslendi.  Hepsi de Şeriat'a ve İslâmî hükümlere mal edildi.

Yüzyıllar boyunca bu Avrupalı "Egzotik Doğu" tasvirleri, Batı’nın Şeriat kanunları altında kadının statüsüne dair tutumları şekillendirmiştir. Bunlar hiç durmadan tekrar edilip 20. ve 21. yüzyıl sinema ve TV ekranlarında ebedileştirilip popüler kültürün bir parçası oldular ve hem Batılı hem Müslüman birçok insanın zihnine kazındılar.

Günümüz medyasında İslâm'ın belirli hükümlerine karşı yürütülen suçlamaları da bu tasvirler belirlemektedir. Örneğin medya tarafından kadının sesini kesen ve görünmez yapan hapis ve tecrit kıyafeti olarak tarif edilmiş peçe; neredeyse oryantalistlerin tasvirlerindeki harem hapishanesinin duvarlarının uzantısı olarak görülmektedir. Aynı şekilde kadın erkek ayrımı da; 'cinsiyet apartheid'i(ırkçılığı) olarak ve kadınları toplumdan tecrit etmenin başka bir yolu olarak damgalanmıştır.

Ancak gerçekte, Osmanlı Hilâfeti hakkındaki bu oryantalist tasvirler Avrupalı hayal gücünün ürünleridir. Bunlar genellikle, Osmanlı kadınlarına yaklaşmaları yasak olan ve de devletin tatbik ettiği katı kadın-erkek ayrımı kuralları yüzünden haremlere girebilmelerine izin verilmeyen, Batılı erkek yazar ve sanatçıların eserleridir. Bu nedenle bu erkek seyyahların Osmanlı haremlerindeki veya evlerdeki kadınların hayatlarından ilk elden bilgi vermeleri adeta imkânsızdı.

Ancak, Osmanlı kadınlarıyla yakından temasa geçip ve haremlere girip onların hayatlarına yakından tanık olabilen Avrupalı kadın seyyahların yazıları; bu erkek oryantalistlerin tasvirlerinden çok farklı bir resim ortaya koymaktadır. Bu kadınlar, Osmanlı Hilâfeti'ndeki kadınların tutsak, köle ve değersiz insanlar oldukları fikrini reddetmişler, aksine bunun tersine tanık olmuşlardır. M. De M. D'Ohsson, 18. yüzyılda senelerce Türkiye'deki İsveç Büyükelçiliği’nde çalışmış bir Ermeni kadın, Osmanlı Hilâfeti hakkında şunu söylemiştir: "Bir kadına kötü davranışta bulunan kimse konumuna, dinine bakmaksızın cezalandırılır, çünkü din genel olarak kadınlara saygı gösterilmesini salık vermiştir. Bu sebeple emniyet güçleri de, kadılar da kadınlara kötü muamele eden kişilere sert biçimde karşılık verir."

Bu Avrupalı kadın yazarlar; “Haremler kadınların hapsedildiği yerlerdir” iddialarını da çürüttüler. Onun yerine buraları evler içinde kadınların yaşam alanları olarak tarif ettiler. Kadınların boş zamanlarını değerlendirmek için veya haklarının ihlalini mahkemelere şikâyet etmek için evlerinden çıkmakta serbest olduklarını anlatmışlar. Ayrıca Haremlerin erkeklerin eğlencesi için kadınların teşhir edildiği yerler olduğu iddialarını da çürüttüler. Bunun yerine Müslüman Osmanlı ev ortamında kadın ve erkek arasındaki ilişkilerinde takvaya ve nezakete verilen yüksek kıymeti tarif etmişlerdir. Erkeklerin kadınlara has harem ortamlarına son derece riayet ettiklerini anlatmışlar; o kadar ki Müslüman kadının kocası, Halife bile olsa, harem kapısında içeride hanım misafir olduğuna işaret eden terlikler olduğunu gördüğünde, kendi evinin bile haremine habersizce girmeyi aklından geçirmezdi.

Osmanlı Hilâfeti'ndeki şer’î sicillerin araştırılması da İslâm kanunları altındaki kadınların hayatlarına dair Batılı oryantalist fantezilerin tasvir ettiğinden çok farklı bir resim çizmektedir. 1970'li yıllarda Amerikalı tarih profesörü R.C. Jennings; 10 binden fazla Osmanlı Şer'iyye sicili üzerinde kapsamlı bir araştırma yapmış. Bu kayıtlar, kadınların şahsî ve mülkiyet haklarını savunmak için sıklıkla kullandıklarını, şiddetten ve zorla evlilikten korunduklarını, maddî geçimlerinin kocaları ve aileleri tarafından sağlandığını, ayrıca boşanma talep edebildiklerini ve mehir ve miras haklarının korunduğunu göstermekteler. Üstelik erkeklerle aynı ekonomik haklara sahip oldukları gibi kendi mal varlıklarını ve iktisadi işlerini erkek akrabalarından bağımsız olarak yürütebiliyorlardı. Buna, mülk alıp satmak hakkı, işyeri yönetmek, sözleşmeler yapmak, kendi parasıyla yatırım yapmak ve başkalarının yönettiği şirketlerde yöneticilik yapmak da dâhildi.

Tüm bunlara rağmen, kardeşlerim, Osmanlı Hilâfeti'ndeki şeriat kanunları altında kadınların ezildiğine dair asırlık yalanlar hâlâ sayısız gazetecinin ve medyanın İslâm'da kadına kötü muamele edildiği argümanlarının temelini oluşturmaktadır. Bunlar aynı zamanda, günümüz dizilerinde, filmlerde ve tarihi belgesel ve yazılarda çoğaltılmaktalar. Hatta Türkiye’de kısa bir süre önce çeşitli sultanlar hakkındaki programlar popüler oldu ve İslâm dünyasına bile satıldılar. Üstelik senaryoları Batılı Oryantalistlerin ve sömürgecilerin efsanelerinden kopyala yapıştır olmasına rağmen.

Müslüman kadınları İslâm'da boyunduruk altında gösteren tarihi tasvirler günümüzde başka bir olguda yansıtılmaktalar. İslâm'ı sorumlu tuttukları zulümden kurtuluş hikâyelerini anlatan Müslüman ve irtidad etmiş kadınların anıları, yeni bir edebi tarz doğurdu... Tarih hakkında kurgusal eserler böylece bugün hakikat eserleri olarak pazarlanan anlatıların ana temalarına kazınmıştır! Son 20 yılda bu tarz kitaplar ve filmler popülarite patlaması yaşadılar. Kitapçılar bunlarla dolup taşmakta ve İslâm ve Batı dünyasında milyonlarca satılmaktalar. Ayan Hirsi'nin ister "Bakire Kafesi", ister boyunduruk altındaki Suudlu 'Prenses' üçlemesi, ister Yemen'de zorla evlendirilen iki kızın hikâyesini anlatan "Satılmış" veya hatta Malala Yusufzai'nin biyografisi olsun; hepsi tekrar tekrar aynı mesajı veriyorlar: Müslüman kadınları İslâm'dan kurtarın. Ve burada megafonu uzatan da laik medyadır. Nitekim bu tür medya; bu tarz yazarlardan yeni ünlüler üretmiştir. Hikâyelerini herkese satabilmek ve kitaplarını duyurabilmek için onlara uzun yayın süreleri ve basında çok fazla yer ayırmıştır. Onları; gayri İslâmî geleneklerden kaynaklı tecrübelerini şeriatta kadınların hayatları için genel kaide ve Müslüman kadınları İslâm kültürüne kızgın gibi göstermeleri için özgür kıldılar. Ve tüm bunlar; sansasyonel medyada, Müslüman topluluklarda zorla evlilik, namus cinayetleri ve başka İslâm dışı zalimane uygulamaların tekrar tekrar işlenmesiyle sağlama alınmış ve şeriatla ilişkilendirilmiştir. Veya yalan yere İslâmî yönetim modelleri olarak sunulan Suudi Arabistan, İran ve Sudan gibi gayri İslâmi rejimlerde zulme uğrayan kadınların hikâyelerini tekrarlayarak "Şeriat kadına zulmediyor" şeklindeki hâkim anlatıları yinelemişlerdir.

Böylece görünen o ki tüm bu olanlarda hakikat mevzu dışı bırakılmıştır. Kardeşlerim, cinsiyet oryantalizmi, tarih uydurmaları ve fanteziler üzerine kurulu bu yeniçağ edebiyatı ve medya üretimleri bizim beldelerimizin kitapçılarında ve TV ekranlarında olmamalılar. Onlar tarihin çöplüklerine aittirler!

İslâm’ın İçtimai Nizamına Karşı Laik İthamları Çürütmek

Sevgili kardeşler, Şeriatın kadına boyun eğdirdiği kurgusunun beslendiği diğer bir kaynak da İslâm’ın içtimai hükümlerinin incelenmesinde ve değerlendirilmesindeki genel tutumdur. Fertlere yönelik İslâmî hükümler bir yığın saçma varsayımlarla cımbızla seçilip alınıyor, genel bağlamları göz ardı ediliyor ve manaları da tevil edilerek Şeriat'ın kadına zulmettiği sonucuna varılıyor. Kadınların İslâm'daki yüksek mertebeleri ve eşsiz hakları rahatlıkla görmezden geliniyor ve İslâm'ın içtimai hükümlerinin tümüyle tatbik edildiğinde kadın, çocuk, aile hayatı ve toplum üzerindeki olumlu etkileri de inkâr ediliyor.

Örneğin, medya İslâm’ın miras hukukunun kadınlara karşı ayrımcı olduğunu söylüyor, çünkü kız kardeşlere erkek kardeşlerin yarı hissesi veriliyor. Ama bu arada inkâr ettikleri şey, İslâm'ın erkeği eşine ve çocuklarına ve hem de kız kardeşlerine ve tüm aileye bakmakla mükellef kılarken, kadından başkaları için servetinden tek kuruş bile harcamasını beklemiyor, hatta zengin olsa bile. Buna rağmen İslâm kadına mirastan pay vermektedir! Subhanallah! Veya çok eşliliğin kadınlara adaletsizlik olduğunu iddia ediyorlar. Hem de erkeğe her eşine maddî ve manevi olarak eşit davranması ve onlara sevgi ve şefkatle davranmasını emrettiği halde. Ne var ki, liberal devletlerde zinanın standart olması kınanmadığı gibi, erkeklerin birçok kadınla ilişki kurup onlara ve ilişkiden meydana gelen çocuklarına karşı hiçbir sorumluluk yüklenmemesi tamamen yasaldır.

Veya bazı gazeteciler; İslâm'da kadın ve erkeklerin bazı hak ve rollerindeki farklılıklar -mesela şahitlik, evlilik görevleri veya kadının yönetici olamaması gibi- İslâm'ın kadınları erkeklerden değer veya zekâ olarak aşağı gördüğünün göstergesidir, diyorlar. Hâlbuki Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın şu kavlini görmezden geliyorlar:

وَٱللَّهُ جَعَلَ لَكُم مِّنۡ أَنفُسِكُمۡ أَزۡوَٲجً۬ا

"Allah size kendi nefislerinizden eşler yarattı..." [Nahl 72] 

Ve Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem dedi ki;

إِنَّمَا النِّسَاءُ شَقَائِقُ الرِّجَالِ

"Kuşkusuz, kadınlar erkeklerin öteki yarısıdır." Yine Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem'e ait hadisleri nakledenlerin arasında sayısız kadın olduğunu da görmezden geliyorlar ki bunlar Sünnet’in bir parçası ve Sünnet İslâm'ın dört kaynağından biridir. İslâm hâkimiyetinin tarihi boyunca kadınlar; İslâm ilminin, fıkıh ve hadis ilminin gelişmesinde, yayılmasında ve korunmasında önemli bir rol oynamışlardır. İslâm kültürüne ve ilmine zenginlik katmışlardır. Hilâfet altında binlerce âlime kadın vardı, bazıları da İmam Malik, İmam Şafii ve İbni Teymiyye gibi mümtaz âlimlerin hocaları olmuşlar ve zamanın elit üniversite ve camilerinde ders veriyorlardı. Mesela 7. yüzyılda Hilâfet’in başkenti Şam'da, Şam Ulu Camii diye bildiğimiz büyük Emevi Camii’nde, Ümmü Derda vardı. Öğrencilerinden birisi de Halife'nin bizzat kendisiydi. Veya Aişe bint Abdel Hadi, 9. yüzyılda Şam'daki Emevi Camii’ne başöğretmen olarak atanmış ve Sahih el-Buhari öğretiyordu. Yani tüm bunlardan sonra, nasıl olur da Şeriat'ın kadının değerini ve zekâsını erkeğinkinden daha aşağı gördüğünü iddia etmeye cüret edebilirler?

Ve son olarak da medya; Şeriatın kadınları kapanmaya zorladığını, kadın erkek ayrımını dayattığını belirterek “şeriata göre kadınlar şerir ve dişiliği ile erkekleri baştan çıkartan fitne sebepleridirler ve toplumdan tecrit edilmeleri gerekir” diyerek kadın erkek ilişkilerini sınırlandıran başka içtimai kurallar getirdiğini iddia etmektedir. Bir yandan da, kapitalist liberal devletlerde, güzellik, eğlence ve pornografi sanayilerinin kadını baştan çıkartıcı cinsel nesneler olarak pazarladığını, kadının cazibesinden faydalanarak, kazanç uğruna ayartıcı kadın olarak sunduğunu körü körüne görmezden geldi.

Buna karşılık İslâm kadını "muhsine" olarak tarif etmiştir. Şeytana karşı bir kaledir, kocasını dürüstlükte destekler ve dininin yarısını tamamlar. Ayrıca İslâm egemenliği altında sayısız mümtaz âlim; kadın hocasını eller üstünde tutmuş, onları takvalı, erdemli ve dürüst olarak övmüştür. Çünkü Batılı Hristiyan toplumların tarihinin aksine İslâm, kadını 'baştan çıkartıcı' veya erkekleri yoldan çıkartan 'şeytanın aleti' olarak görmeyi reddetmiştir. Hayır! Aksine Kur'an şöyle buyuruyor:

وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ وَٱلۡمُؤۡمِنَـٰتُ بَعۡضُهُمۡ أَوۡلِيَآءُ بَعۡضٍ۬‌ۚ يَأۡمُرُونَ بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَيَنۡهَوۡنَ عَنِ ٱلۡمُنكَرِ

"Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir; iyiyi emreder kötülükten alıkoyarlar" [Tevbe 71]

Böylece hem kadınları hem erkekleri toplumu yozlaşmaya karşı korumada eşit şekilde sorumlu tutuyor. Bu içtimai kuralların kadının toplumdan tecrit edilmesini teşvik ediyor iddialarına gelince: Kadının Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in yönetimi altında bir yandan kararlılıkla İslâmî kıyafetlerine ve diğer şer’î hükümlere uyarak, siyasette, ekonomide, eğitimde ve genel olarak toplumsal hayatta faal bir rol almış olmalarını nasıl açıklıyorlar?

Gerçekten de, böylesi medyanın kararlılıkla görmezden geldiği şey; akıl dışı liberal ideolojinin aksine İslâm'ın; kadın ve erkeğin birbirlerini cinsel yönden kışkırtma potansiyelinin farkında olmasıdır. İşte bu nedenle, cinsel içgüdünün tatmin edilmesini sadece evlilikle sınırlandıran kesin kurallar ve hudutlar belirlemiştir ve böylece topluma zarar vermek yerine fayda sağlamıştır. Yani İslâm'ın içtimai hükümleri, kadınları tecrit etmek veya erkeklerle etkileşimde bulunmalarını engellemek yerine, hayatın her alanında, karşılıklı saygı ve cinsel kargaşalar yerine, cinsiyetler arasında sağlıklı bir yardımlaşmayı mümkün kılmıştır. Bununla birlikte aile birliğini de korumuştur ve böylece kadınların, erkeklerin ve çocukların aynı şekilde haklarını da muhafaza etmiştir. Şahsî ve cinsel hürriyetlerle 'Herkes her şeyi yapabilir' deyip aile hayatını harap eden, çocukların hayatlarını mahveden ve sosyal ve ahlaki karmaşaya yol açan liberal toplumlara ne kadar da zıt değil mi?

Sonuç

Sonuç olarak kardeşlerim, Müslüman kadına hayatı zindan eden laik medyanın kendisidir. Güya dinimiz bize zulmediyormuş, güya İslâmî kültürümüzden ve İslâmî hükümlerden kurtulmanın yollarını arıyormuşuz ve Batılı liberal yaşam tarzı ve sistemiyle kurtulmayı arzuluyormuşuz deyip de bizleri eskimiş anlatıların duvarları ardında hapsedip kapatmak istiyor ve sesimizi duymak istemiyor. Bu nedenle bu zindanın parmaklıklarını kırmak, İslâm hakkındaki düşüncelerimizi ve hislerimizi bizim yerimize başkalarının anlatmasını kabul etmemek veya Şeriat altındaki konumumuza bu yalanlardan oluşan mercekten bakılmasına izin vermemek; bize düşüyor kardeşlerim. Bu yalanlar; zalim İslâm karşıtı politikaları tatbik, beldelerimizi işgal ve İslâmî Hilâfet Devleti’nin tekrar ikamesine karşı savaşmak için kullanılıyorlar ve hepsi de bizim adımıza yapılıyor!

Bir zamanlar eski İngiliz Başbakanı Winston Churchill şöyle demişti: "Bazen hakikat o kadar kıymetlidir ki yalanlardan muhafızlar ona eşlik etmelidir." Bunun için kardeşlerim, ne Şeriatın kadınlara sunduğu güzel ve eşsiz mevki hakkındaki hakikatin bu yalan örtüsünün altında saklı kalmasına izin verelim ve ne de dinimizin kınamalara ve suçlamalara karşı savunmasız bırakılmasına müsaade edelim. Medyada sesimizi ve fikirlerimizi duyurmak için çabalayalım: tartışma programlarında, gazetelerde ve haber kaynaklarında kendi İslâmî medyamızı kurarak hem gerçek hayatta ve hem de sanal ortamda... sosyal medyayı etkin bir şekilde kullanıp bu propagandayla savaşalım ve hakikati duyuralım. Fakat asla inançlarımızdan özür diler bir şekilde değil ve değerlerimizi açık sözlü ifade etmekten çekinmeden ve konunun başka yöne çekilmesine izin vermeden. Hedefimiz; saçma suçlamaları ortadan kaldırmak, bir yandan da 21. yüzyıl meselelerini, bir parça kumaş ve münferit İslâmî hükümlerden uzak, kadına zulmün gerçek sebeplerini ve kadına saygıyı ve hakları gerçekten temin edecek değerler ve hükümler toplamını anlatmaktır. Ve asla bu tartışmalara katkılarınızı hafife almayın kardeşlerim. Çünkü sadece Müslüman bir kadının kendinden emin bir şekilde medyada sesini duyurması ve İslâmî inancından dolayı kendini güçlendirilmiş ve saygın hissettiğini söylemesi, bu yalan yığınlarını çökertmeye yeter. Öyleyse kardeşlerim, medya bizleri İslâm karşıtı propagandasında öne atmak istese bile; dinimizin hakikatlerini sunmak için mücadelede ön saflarda yer alabilecek ve almak zorunda olanlar biziz. Allah Subhânehu ve Teâlâ buyuruyor ki:

يُرِيدُونَ أَن يُطۡفِـُٔواْ نُورَ ٱللَّهِ بِأَفۡوَٲهِهِمۡ وَيَأۡبَى ٱللَّهُ إِلَّآ أَن يُتِمَّ نُورَهُ ۥ وَلَوۡ ڪَرِهَ ٱلۡكَـٰفِرُونَ

"Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Hâlbuki kâfirler hoşlanmasalar da Allah nûrunu tamamlamaktan asla vazgeçmez." [Tevbe 32] 


Yorumlar

  1. Fhk Tkk

    Nasil guzel yazmissiniz, harika!

Yorum Yaz