İsa Aleyhi’s-Selam’ın başka mucizesi de var; İnsanların ne yediklerini ve evlerinde neyi iddihar ettiklerini/biriktirdiklerini bildirir. Bunu Allah’ın vahyi ile bilir. Fakat yine bu ayetten şunu da anlıyorum: Geleceğe göre İsa Aleyhi’s-Selam, onlara mahsullerden ne kadar yiyeceklerini ve ne kadar saklayacaklarını bildirir. Bu sene bolluk olunca gelecek senede ve ileriki senelerde belki kıtlık olabilir. O, onların buna göre tasarrufta bulunmalarını sağlıyordu. Nitekim ayette وَمَا تَدَّخِرُونَ “Neyi iddihar ettiğiniz” sözcüğü buna dalalet eder. “İddihar etme”nin manası; bir hedef için malı, parayı ve yiyeceği saklamaktır. Bu da insanlar için pek önemlidir. Gelecekte bir kıtlığa düşünce sakladıklarını kullanırlar. Yusuf Aleyhi’s-Selam’ın mucizesi de Mısır hükümdarının rüyasını buna yönelik olarak açıklamasıydı: “Yedi sene bolluk olacaktır. Ondan sonra yedi sene kıtlık olacaktır. Sadece ihtiyacınız kadar yiyin ve daha fazla iddihar edin. Kıtlık senelerinde bunu bulursunuz” dedi onlara. Ve gerçek oldu.
Şu var ki, İslam’da altın ve gümüşün kenz edilmesi haram kılındı fakat bunların iddihar edilmesi caiz kılındı. Kenz etmek, hedefsiz biriktirmek ve saklamaktır. İddihar etmek helal kılındı, caizdir. Bunun manası, insanın bir planı ve projesi varsa parayı saklayabilir. Misal olarak; bir ev yapacak, bir araba alacak, Hacca gidecek, evladını evlendirecek vs. hedefi varsa parayı saklayabilir, iddihar edebilir. Hiç bir hedefi yoksa parayı biriktiremez. Allah Celle Celaluhu uğrunda harcasın, bu da en büyük hedeftir.
İsa Aleyhi’s-Selam o mucizeleri gösterirken İsrailoğullarına kendi Nebiliğini ve Rasullüğünü ispatlamak üzere onları inandırmaya çalışıyordu. Ayette “eğer iman ediyorsanız” geçti. İmanları gerçekleşince onlara ikinci emir geldi: “Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” Zira iman etmezlerse, Allah’tan korkmazlar ve Rasul’e itaat etmezler. Veya Rasul’ün Rabbinden onlara getirdiği şeriata uymazlar. İslam’da da aynı şey vardır, önce insanlar imana çağırılır, iman ederlerse Allah’tan korkmaları ve Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Rabbinden getirdiği Şeriata uymaları istenir. “Allah’a ve Rasul’e itaat edin” emri gelir. Nitekim imansız her amel boştur. Kaya üzerinde bulunan kül gibidir. Rüzgâr esip onu götürür.
İsa Aleyhi’s-Selam, kendisinin Rab ve Allah’ın oğlu olmadığını açıklayarak şöyle dedi:
“Şüphesiz ki Allah, benim Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. O’na kulluk edin, doğru yol budur.” Akide olarak İsa Aleyhi’s-Selam’ın akidesi, Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in de akidesidir, bizim de akidemizdir. Nitekim bütün nebilerin akidesi ve inancı birdir. İslam akidesidir. Sadece şeriatlar farklıdır ve İslam Şeriatı, eski şeriatları nesh etti, kaldırdı. Biri, İsa Aleyhi’s-Selam’a ve gerçek İncil’e inanıyorsa hemen Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e ve Kur’an’a inanır ve İslam Şeriatı’na tâbi olur. Çünkü onun akidesi İslam akidesidir. Doğru akide, bütün nebi ve kitaplara inanmayı gerektirir. Başta, Allah Celle Celaluhu tektir, oğlu ve eşi yoktur. Buna böyle inanır, buna inanmayan kâfirdir.
İsa Aleyhi’s-Selam onların kâfirliğini hissetti. Bu nedenle Allah Celle Celaluhu şu ayetleri indirdi:
إِنَّ مَثَلَ عِيسَى عِندَ اللّهِ كَمَثَلِ آدَمَ خَلَقَهُ مِن تُرَابٍ ثِمَّ قَالَ لَهُ كُن فَيَكُونُ الْحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَلاَ تَكُن مِّن الْمُمْتَرِينَ فَمَنْ حَآجَّكَ فِيهِ مِن بَعْدِ مَا جَاءكَ مِنَ الْعِلْمِ فَقُلْ تَعَالَوْاْ نَدْعُ أَبْنَاءنَا وَأَبْنَاءكُمْ وَنِسَاءنَا وَنِسَاءكُمْ وَأَنفُسَنَا وأَنفُسَكُمْ ثُمَّ نَبْتَهِلْ فَنَجْعَل لَّعْنَةُ اللّهِ عَلَى الْكَاذِبِينَ إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْقَصَصُ الْحَقُّ وَمَا مِنْ إِلَهٍ إِلاَّ اللّهُ وَإِنَّ اللّهَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ فَإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّ اللّهَ عَلِيمٌ بِالْمُفْسِدِينَ
“Şüphesiz Allah indinde, İsa’nın hali (yaradılışı) Âdem’in hali gibidir. O, O’nu topraktan yarattı (şekillendirdi) sonra O, O’na “Ol!” dedi O (Âdem) da fiilen hemen oldu (canlandı). El-Hak (Kur’an’ı Kerim) Senin (Rasulüm Muhammed) Rabbindendir. Ve Sen, şüphe edenlerden olma. Sana gelen ilimden sonra, her kim Seninle mücadele ederse de ki: “Haydi gelin, Biz kendi evlatlarımızı, siz de kendi evlatlarınızı, biz kendi kadınlarımızı, siz de kendi kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi davet edelim, sonra dua edelim (yalvaralım) ki: “Allah’ın laneti, tekzip edenlerin (yalancıların) üzerlerine olsun” (diyelim)”. Şüphesiz bu (İsa hakkındaki gaybi bilgiler) elbette hak olan kıssalardır ve Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Ve şüphesiz Allah, elbette el-Azizdir, el-Hâkimdir. Eğer onlar (Nasranîler) bundan (İslâm’dan) yüz çevirirlerse, muhakkak Allah fesatçıları (bozguncuları) iyi bilendir.” (Âl-i İmran 59-63)
Allahu Teâlâ, İsa Aleyhi’s-Selam’ın hakikatini anlatmaya devam etmiştir. İsa Aleyhi’s-Selam’ın yaratılışını Âdem Aleyhi’s-Selam’ın yaratılışı gibi gösterdi. Âdem Aleyhi’s-Selam’ı topraktan yarattı, İsa Aleyhi’s-Selam’ı da topraktan yarattı. Burada Allahu Teâlâ İsa Aleyhi’s-Selam’ın Âdem’in neslinden gelen bir mahlûk olduğunu bildirdi. Kâfir olan Hıristiyanların dedikleri gibi ilah veya ilahın oğlu olmadığını gösterdi. Allah Âdem’i topraktan yaratınca ona şöyle dedi: “Ol!” O hemen oluverdi. Yine Allahu Teâlâ İsa’yı yaratmak isteyince ona; “Ol!” dedi ve o da oluverdi. Melek Meryem’in yanına gelince ona; “sana tertemiz bir oğul vermek için gönderildim” dedi. Allah’ın emrinden gelen ruhu ona üfledi. Meryem hemen onunla hamile kaldı, doğum sancısı geldi ve ondan sonra İsa’yı doğurdu. (Meryem Sûresi 17-23 ayetlerine bakın.)
Allahu Teâlâ Âdem Aleyhi’s-Selam’ı babasız ve annesiz yarattı. Fakat İsa Aleyhi’s-Selam’ı babasız bir anneden yarattı. Bunlar, Allah’ın birer mucizeleridir. İsa Aleyhi’s-Selam’ın bir insan olduğunu ispatlamak için bir anneden yarattı. Bu durumda bazı insanlar sapıp “İsa ilahtır” veya “ilahın oğludur” diyerek büyük yalan ve iftira uydurmaya başladılar. Demek ki O’nu tamamen babasız ve annesiz yaratsaydı, o zaman daha fazla sapacaklardı. Bu sapıklar, İsa Aleyhi’s-Selam’ın babasız yaratılması üzerine “onun babası Allah” derken bunu Âdem Aleyhi’s-Selam hakkında ileri sürmediler. Oysa onların içerisinde bulundukları hal açısından, Âdem Aleyhi’s-Selam hakkında yalan uydurmak daha evladır. Yine Havva hakkında buna benzer yalan uydurmuyorlar. Oysa Havva, Âdem Aleyhi’s-Selam’ın kaburgasından yaratıldı. Bu nedenle “İsa’nın ilahlığı”nın veya “ilahın oğlu” oluşunun, bunu savunan sapıklarca hiç bir delili yoktur. Bahsettikleri, iddiada bulundukları saçma sapan yalandan başka bir şey değildir.
Hak olan budur, bunun hakkında hiç şüphe yoktur. Allah, Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i uyarıp şüphe etmemesini istemekle, bütün Müslümanlara da hitap etmiş, onları uyarıp şüphe edenlerden olmamalarını istemiştir. Allah, Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den şu kesin tutumu takınmasını istedi:
Bundan sonra İsa Aleyhi’s-Selam’ın hakikati hakkında tartışmaya kim kalkışırsa onlara (Hıristiyanlara) şöyle de: “Oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendilerinizi çağıralım ve şöyle diyerek lanetleşelim: “Hakkı ve hakikati kabul etmeyenlere “lanet olsun!”
Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem kendisi ve çocukları karşısında Hıristiyanların rahiplerinin çoluk çocukları veya akrabaları karşısında hakkı söylemelerini istedi. Hakkı kabul etmeyene “lanet olsun diyelim” dedi. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’ın oğulları yoktur. Fakat Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem torunlarını getirecekti. Onlar da oğullar yerine geçer. Rahiplerin çocukları yoksa akrabalarından getirmelilerdi. Önemli olan, insanın, çocukları, ailesi ve yakın akrabaları önünde hakkı söylemeye çağrılmasıdır. Böyle olunca durum faklıdır. Zira kişi, bunlar önünde yalan söylememeye çalışır. Çünkü onların karşısında itibarını düşürmek istemez. Nitekim hakkı söylemeyene “Allah’ın laneti olsun” denilecektir. Hıristiyanların papazları buna yanaşmayıp kaçtılar. Bu lanetin kendilerine ve ailelerine zarar vereceğini bildikleri için onlar bundan korktular. Zira Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Rasullüğü, Nebiliği ve Kur’an’ın Allah’ın kelamı olduğunu kesin olarak biliyorlardı. Fakat batıl din ve inançlarına taassup ettikleri ve Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e haset ettikleri için bunu kabul etmek istemiyorlardı. Bu nedenle, lanetin kendilerine, çocuklarına ve ailelerine dokunacağını kesin olarak biliyorlardı. Bundan dolayı Allah onları ve ailelerini hak ettikleri için azapla cezalandırır.
İbn İshak Siyeri, Buharî ve Beyhakî’de geçtiği gibi bu ayetin münasebeti kısaca şöyledir: Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Hıristiyan olan Necran kabilesini İslam’a davet etmek üzere onlara bir mektup gönderdi. Kabilenin papazı mektubu okuyunca çok korktu. Çünkü onlar bir nebinin geleceğine inanıyorlardı. Bu nebiye inanmazlarsa Allah’ın kendilerine azap vereceğini de biliyorlardı. Müslümanların hükmü kendilerini kapsayacağının korkusu içerisindeydiler. Sonrasında Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in yanına bir heyet gönderdiler. Bu heyet, İsa Aleyhi’s-Selam hakkında sorular sordu. Bunun üzerine Allahu Teâlâ İsa Aleyhi’s-Selam’ın ne olduğuna dair bu ayetleri indirdi. Ayrıca, Allah hakkı söylemek için Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in onları lanetlemeye çağırmasına emir verdi. Zira mesele basit değil, akaidi bir meseleydi. Necran kabilesinin kaderini ilgilendiriyordu. O heyetin üyeleri birbirine danıştılar ve lanetlenmenin akıbetini düşünerek bunu reddettiler. Ancak Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den kendi ihtilaflarını ve sorunlarını çözmek üzere bir Müslümanın kendilerine gönderilmesini istediler. Rasulullah’ın ve İslam’ın hak olduğunu biliyorlardı fakat inanmak istemiyorlardı. Nitekim dünyanın en büyük devleti olan Rum Devleti onları destekliyor ve onların Hıristiyan kalmaları için çalışıyordu.
Bu asırda da Amerika ve Avrupa devletleri dünyada Hıristiyanlığı yaymak için çalışıyor ve Hıristiyan olan halklarına sahip çıkıyor. Zira diğer halklar Hıristiyanlığı kabul ederse Amerika ve Avrupa egemenliklerini kolayca sağlarlar. Bu nedenle Hıristiyanlığı yaymak ve İslam’la savaşmak için hamlelerini Roma İmparatorluğu’nun yıkılışından bugüne kadar sürdürmektedirler. Laikliği ve demokrasiyi kabul ederek Hıristiyanlıklarını devam ettirdiler. Dini, devlet işlerinden ve siyasetten ayırdılar ve dinin sadece ruhanî olduğunu kabul ettiler. Müslümanların dinini de buna benzer hale getirmeye çalışıyorlar. İstanbul’da Hilafeti yıktıkları günden itibaren Türkiye ve diğer Müslüman ülkelerinde bu hamleyi sürdürüyorlar. Bunda başarı sağladılar. Türkiye’de olsun diğer İslam ülkelerinde olsun laikliği ve demokrasiyi değişik şekillerde egemen kıldılar. Ancak, İslamî halklar bunu reddedip İslam’ın hâkimiyetini tesis etmeye çalışıyor. Bu nedenle Amerika ve Avrupa bu halklarla, onların samimi olanları ile İslam’la ve İslamî hizipleriyle savaşıyorlar.
Allahu Teâlâ, Rasulü’ne hakkın ne olduğunu bildirerek Allah’tan başka ilahın bulunmamasını buyurdu. Allah Aziz ve Hâkimdir. Aziz’in manası; güçlüdür. İnsan olan İsa Aleyhi’s-Selam gibi zayıf değildir. Haşa! Hâkim’in manası; onun bütün emirlerinin ve gelecekle ilgili bütün hükümlerinin dosdoğru olduğudur. Allah’ın emirlerini ve hükümlerini kabul etmeyenler batıl üzerindedir. Laiklik ve demokrasi kesinlikle batıldır.
Eğer Hıristiyanlar, bu hakikatleri kabul etmezlerse ve Hak’tan yüz çevirirlerse, onların fesatçı ve bozguncu olduklarını bil! Allah onların fesatçı ve bozguncu olduklarını biliyor. Bunu Rasulü’ne ve O’nun vasıtasıyla da bize bildirdi. Zira Allah’ın bildirdiği hakkı kabul etmeyenler, fesatçı ve bozguncuların ta kendileridir.
قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْاْ إِلَى كَلَمَةٍ سَوَاء بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ أَلاَّ نَعْبُدَ إِلاَّ اللّهَ وَلاَ نُشْرِكَ بِهِ شَيْئًا وَلاَ يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضاً أَرْبَابًا مِّن دُونِ اللّهِ فَإِن تَوَلَّوْاْ فَقُولُواْ اشْهَدُواْ بِأَنَّا مُسْلِمُونَ
“Deki: “Ey Ehli Kitap Allah’tan başka İlah’a tapmamak, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamak ve Allah dışında birbirimizi rab edinmemek üzere hak ve doğru söze gelin! Eğer bundan vazgeçerseniz, bizim Müslüman olduğumuza şahit olun!” (Âl-i İmran 64)
Allah, Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Ehli Kitap olan Yahudiler ve Allah’ın hak olan İslam Dini’ne davet etmesini emretti: “Ey Muhammed! Onları şu hak sözü kabul etmeye davet et: Yalnız Allah’a tapalım, O’nun dışında hiçbir şeye tapmayalım ve Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayalım.” Oysa Hıristiyanlar İsa Aleyhi’s-Selam’ın, Yahudiler Üzeyir’in Allah’ın oğlu olduğuna dair büyük iftiralar attılar. (Tövbe Sûresi’nin 30. Ayetine bakın.)
Bazı Hıristiyan guruplar, İsa Aleyhi’s-Selam’ın Allah’ın ta kendisi olduğunu söylediler. Bazılarıysa Allah’ı üç varlık (Baba, Oğul ve Ruhu’l-Kudüs) olarak gösterdiler. Bütün bu inançlar küfür ve şirktir. Allah, onları bu şirkten nehiy ediyor, yalnız Kendisine tapmayı ve ibadet etmeyi emrediyor. Zira bu Allah’a tapmaktır: namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, dua etmek ve buna benzer hususlar ibadetlerdir. Allah’ın emrini yerine getirmek ve nehyettiğinden vazgeçmek de bir ibadettir. “Allah dışında birbirimizi rab edinmeyelim” deyince bu, Allah’ın emri ve nehyi dışında birbirimizin emir ve nehiylerine uymaktan vazgeçelim, demektir. Nitekim Yahudiler hahamlarının, Hıristiyanlar papazlarının emir ve nehiylerine uyunca hahamlarını ve papazlarını birer rab edinmiş olurlar. Tövbe Sûresi’nin 31. ayetinde bu bildirildi. Hatem bin Adiy adlı Hıristiyan bir Arap, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in bu ayeti okuduğunu işitince şöyle dedi: “Biz hahamlarımıza, papazlarımıza ve rahiplerimize tapmadık!” Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, ona şöyle dedi: “Size (Yahudiler ve Hıristiyanlara) haramı helal kılmadılar mı?” Hatem bin Adiy, “Evet” dedi. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem de, “İşte böylece onlara taptılar. Böylece onları rab edindiler.” dedi.
Batı’da, Kapitalizm, demokrasi ve laiklik devrimine kadar krallarla beraber kilisenin papazları, halklarına helali ve haramı kendi çıkarlarına göre gösteriyorlardı. Bir başka ifadeyle, halklarını yöneten, kendi emirlerini kanunlar haline getiriyorlardı. Kralların ve papazların rejimi yıkılıp yerine halk rejimi denilen demokrasi tesis edilince emir ve nehiyler, halkı temsil eden meclisin üyeleri tarafından çıkartılmaya başladı. Meclisin üyeleri, krallar ve papazlar yerine birer rab olarak kendilerini ilan etmiş oldular ve halklar da -yukardaki hadis minvalince- bunlara tapmaya başladılar.
Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Rumların Kralı olan Herakliyus’u İslam’a davet etmek üzere bir mektup yolladı. Mektupta şöyle yazıyordu:
“Bismillahirrahmanirrahim.
Allah’ın elçisi Muhammed’den Rum’un büyüğü Herakliyus’a,
Selam hidayete tabi olanlara olsun.
Emmâ ba’d! Seni İslâm’a çağırıyorum. İslâm’a gir, selâmeti bul! Allah da ecrini iki kat versin. Yüz çevirirsen, bütün tebaanın günahı üzerine olsun.” Ve aşağıdaki ayeti de mektuba ekledi: “Ey Ehli Kitap! Allah’tan başka ilaha tapmamak, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamak ve Allah dışında birbirimizi rab edinmemek üzere hak ve doğru söze gelin! Eğer bundan vazgeçerseniz bizim Müslüman olduğumuza şahit olun!”
Bu ayet, Necran Hıristiyanları, Medine’de ve etrafında bulunan Yahudilerle ilgili bir münasebet olarak nazil oldu ise de Rasulullah, Rumların Kralı’na mektup yazdırırken bu ayeti de yazdırdı. Bu, ayetin münasebetinde sınırlı kalınmaz, onun vakıasına uyan her duruma indirilir, anlamına gelir. Buna göre, bu asırda var olan Yahudi ve Hıristiyanları bu hak ve doğru söze davet etmemiz gerekir. Onlara; “Bu şirki terk edin, yalnız Allah’a tapın, yalnız Allah’ın emir ve yasaklarına uyun, hahamların, papazların veya parlamenterlerin emir ve nehiylerinden veyahut çıkarttıkları kanunlardan vazgeçin, sadece Allah’ın vahiy ettiği Kur’an ve Sünnet’ten kanun çıkartın, emir ve nehiyleri onlardan alın” denilir. Bu nedenle önce onlarla Allah’ın tekliği, vahdaniyeti, ilahlığı ve Rab’lığı üzerine konuşmalıyız. Bunu onlara en güzel şekilde izah etmeliyiz. Nitekim Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:
ادْعُ إِلِى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُم بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ
“Sen Rabbin yoluna (İslam Risaleti’ne) hikmet ile (akla hitap ederek) iyi mev’ize (doğrulara) ve onlarla (İslam’a davet edilenlerle) en iyi (bir fikir ile) mücadele ederek davet et.” (en-Nahl 125) Diğer bir ayette;
وَلَا تُجَادِلُوا أَهْلَ الْكِتَابِ إِلَّا بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ إِلَّا الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ وَقُولُوا آمَنَّا بِالَّذِي أُنزِلَ إِلَيْنَا وَأُنزِلَ إِلَيْكُمْ وَإِلَهُنَا وَإِلَهُكُمْ وَاحِدٌ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ
“Ehl-i Kitap’la en iyi şekilde cedelleşin. Ancak onlardan zalim olanlar hariç. Ve Onlara deyin: “Bize ve size indirilene iman ettik. Bizim ve sizin ilahınız tektir. Biz O’na teslim (Müslüman) olduk.” (el-Ankebut 46)
Ehl-i Kitap ve diğer kâfirleri İslam’a davet etmenin yolu budur. Ancak, onlardan zalim olanlar, dinlemek ve konuşmak istemeyenler, inatçı ve mutaassıp olanlar müstesnadır. Onlarla hikmetle, güzel öğütle ve güzel cedelleşme ve tartışmanın yolu takip edilmez. Onlardan uzaklaşılıp onlara şöyle denilir: Allah’ın bize indirdiği Kur’an, Musa’ya indirilen Tevrat, İsa Aleyhi’s-Selam’a indirilen İncil’e inandık. Hepimizin tek ilahı vardır, o da, Allah’tır. O’nun ortağı yoktur, O’nun oğlu yoktur. -Haşa!-
Bundan dolayı dinlerarası diyalog veya buna benzer yolları izleyenler, İslam yolundan uzaklaşmış olurlar. Zira bu diyalogcular, Yahudiler ve Hıristiyanları şirkten vazgeçirmeye, tek Allah’a tapmaya, hahamları, papazları veya parlamenterleri rab veya ilah edinmekten vazgeçirmeye çalışmazlar.
Biz yalnız Allah’a taparız, O’na ortak kılmayız, yalnız O’nun emir ve nehiylerine uyarız. Yalnız Kur’an ve Sünnet’ten kanunlarımızı çıkartırız. İşte böylece Müslüman olur ve Müslüman sayılırız. Bunun dışında Müslümanlık yoktur. Müslüman olarak Allah’a teslim olmak, yalnız O’nu rab ve ilah olarak kabul etmek, sadece O’nun emrine sıkıntısız teslim olmak... Allahu Teâlâ, Müslümanlığı bu şekilde tarif etti ve belirtti. Müslüman olmak isteyen, ancak bunu kabul edecek ve buna uyacaktır.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış