Neden Sadece Dersim?

İbrahim Er

Bütün beşerî sistemlerin ortaya çıkışları ve bekaları için vermiş oldukları mücadeleler, karanlıklarla doludur. Sistemler var olduğu sürece bu karanlık sayfalar, ya gizlenir açığa çıkarılmazlar, ya da sistem tarafından oluşturulan sunî tarihin içinde kendisini haklı gösterecek çarpıtma ve yalanlarla nesilden nesile aktarılırlar. Böylece mevcut beşerî sistem, kendi meşruluğunu toplumun gözünde korumaya çalışarak, sistemin sorgulanmasının ve bazı kitlelerce sisteme yönelik hareketlerin ortaya çıkmasının önüne geçmiş olur. Ancak bazı sistemlerin ortadan kalkmasının ya da sistem içerisindeki güç dengelerinin ciddi şekilde değişmesinin ardından bu karanlık noktalar -güya aydınlatılmak üzere- ortaya çıkarılırlar. Daha sonra da bunu ortaya çıkaranlar ya da sık sık gündeme getirenler, bu olayları bir siyaset malzemesi olarak kullanırlar.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tarihi de bu karanlık noktalarla doludur. Devletin önceliğini, kuruluşuyla birlikte İslam’a ve Müslümanlara yönelik mücadele oluşturmaktadır. Öyle ki, bu süreçte İslam’dan olan ne varsa şiddetle üzerine gidilmiş, tamamen yok edilmeye çalışılmış, yok edilemeyenler de devletin istediği şekliyle sınırlandırılarak baskı altında tutulmuştur. Devlet bu süreci kendi adına en verimli şekilde geçirebilmek için devrim kanunlarını çıkarmıştır. Çıkarılan ilk devrim kanununun “Hıyaneti Vataniye” (‘Vatan Hainliği’, bugünkü adıyla ‘Terörle Mücadele’) kanunu olması ve bu kanunun uygulama sahasının da “İstiklal Mahkemeleri” olması bu zulmün ne boyutlarda olduğunu anlamak için kâfidir. İstiklal Mahkemelerinde sudan sebeplerle ipe götürülen binlerce masum Müslüman, baskınlar, yağmalar, sürgünler, katliamlar ve ardından en az ilk dönemler kadar kötü olan meşhur “Milli Şef” dönemi, yaşatılan zulümlerin bir çırpıdaki özetidir. Müslümanlar bu ve benzeri yöntemlerle yıllarca bastırılmaya çalışılmış ve İslam bu yeni devletin tebaasının hayallerinden bile uzak tutulmaya çalışılmıştır. 

İncelendiğinde de görülecektir ki o dönemin acı olayları, yukarıda da anlatmaya çalıştığımız gibi yalnızca Dersim’de yaşananlardan ibaret değildir. İslam’a ve Müslümanlara yönelik taarruzlar çok daha şiddetli ve uzun ömürlü olmuştur ve bu bugün de hâlâ farklı üsluplarla devam etmektedir. Bu yüzden, İslamî muhafazakârlıklarıyla bilinen İktidar Partisi mensuplarının son günlerde ortaya çıkan Dersim tartışmalarında aşırı hassasiyet göstermeleri, hatta Başbakan’ın Dersim’de yaşanan olaylara yönelik devlet adına Dersim/Tunceli halkından özür dilemesi, oldukça manidardır.

Bilindiği üzere şu anki adı Tunceli olan Dersim, Kürt Alevîlerin çoğunlukta bulunduğu bir bölgedir/ildir. Dersim olayları, bu bölgede 1937-38 yıllarında merkezî hükümetle (T.C. Hükümeti) Dersim aşiretleri arasındaki anlaşmazlıklar sonucu yaşanan olaylardır. Dersim’e, mutlak devlet hâkimiyetini sağlamak için, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından harekât düzenlenmiştir. Bu harekâta gerekçe de, bölgede gerek coğrafî yapı ve gerekse merkeze uzaklık sebebiyle merkezî otoritenin tam sağlanmaması, ağalık ve şeyhlik tarzı yapılanmaların Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni tanımamasıdır. Devlet’in kayıtlarına ve ulusalcıların bu olayı savunma gerekçelerine göre de bu taarruzun sebebi, devlete karşı silahlı isyandır. Sonuçta bu saldırı gerçekleştirilmiş ve resmî kayıtlara göre on üç bin kişi öldürülmüştür. Bu öldürülenlerin içinde yaşlılar, kadınlar, çocuklar ve bebekler de mevcuttur. Bölge ele geçirildikten sonra idamlar, açlığa ve yokluğa terk edilen insanlar, sürgünler, ailelerinden koparılarak evlatlık verilen çocuklar da bu döneme damgasını vurmuştur. Bir o kadar ölüm de bu süreçte gerçekleşmiştir. Sonuçta Dersim olayı, başta İktidar Partisi olmak üzere, bölge halkı ve toplumun büyük bir kısmı tarafından, devlet eliyle gerçekleştirilmiş bir katliam, hatta soykırım olarak değerlendirilmektedir. 

Bu nedenle mesele zaman zaman gündeme getirilmekte ve kamuoyunda tartışılması sağlanmaktadır. Dersim’le ilgili tartışma fitili ilk olarak 10 Kasım 2009 tarihinde ateşlenmiştir. Dönemin CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in Demokratik açılımın ön görüşmesinin yapıldığı TBMM Genel Kurulu’ndaki konuşmasında, Dersim isyanının bastırılması şeklini övmesiyle ilk kriz ortaya çıkmıştır. Öymen burada silahlı mücadelenin bırakılıp açılımın başlamasına tepki göstermek için, Başbakan’ın bir açıklamasından yola çıkarak “analar ağlıyor diye mücadele bırakılmaz” anlamında “Dersim’de analar ağlamadı mı?” şeklinde bir ifade kullanmıştır. Dersim’deki mücadeleyi över tarzdaki bu ifade, özellikle CHP içinde büyük tartışmaları beraberinde getirmiş ve bakışlar da, o günlerde yıldızı dosyalarla parlayan Tunceli Milletvekili ve CHP Gurup Başkan Vekili Kemal Kılıçdaroğlu’na çevrilmiştir. Kemal Kılıçdaroğlu ise bu konuda genelde sessiz kalmayı tercih etmiş ve katıldığı televizyon programlarında konuyla ilgili kendisine yöneltilen sorulara kaçamak cevaplar vermiştir. 

İkinci Dersim polemiği de yine bir CHP’li tarafından başlatılmıştır. CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün Zaman Gazetesi’nde yayınlanan röportajının ardından Türkiye’de yeni bir Dersim tartışması başlamış oldu. Hüseyin Aygün, Zaman Gazetesi’nin 10 Kasım günü yayınladığı röportajında özetle; Dersim’de bir devlet terörü işlendiği, CHP’nin işlenen bu terörde payı olduğu, bu sebeple Dersim halkından özür dilenmesi gerektiği ve Atatürk’ün de Dersim katliamından kesinlikle haberdar olduğu, şeklinde ifadelerde bulunmuştur. Bu röportajın yayınlamasının ardından CHP Samsun Milletvekili Haluk Koç başkanlığında on iki kişilik bir gurup röportajı veren milletvekili Hüseyin Aygün’ü ve bu gelişmelere sessiz kalan CHP yönetimini eleştiren bir açıklama yapmışlardır. Bu açıklamanın ardından Hüseyin Aygün, röportajı yayınlayan Zaman Gazetesi’nin sözlerini çarpıttığını ifade eden bir açıklama yapmış, ardından da Zaman Gazetesi Hüseyin Aygün’e ait olduğunu ileri sürdüğü bir ses kaydını yayınlamıştır. Bu gelişmelere karşılık CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter de telefonla katıldığı bir televizyon programında, kapalı gurup toplantısında bu meselenin Hüseyin Aygün’e sorulduğu, Hüseyin Aygün’ün de röportajda geçen söylemlerin kendisine ait olduğunu ve sözlerinin arkasında durduğunu belirttiğini söylemiştir. Sonuçta bu konudaki tartışmalar gerek CHP içerisinde, gerekse AKP ve MHP’nin de zaman zaman devreye girmesiyle uzayıp gitmiştir. Başbakan Erdoğan ise Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı bir konuşmada, Dersim’de yaşananlardan dolayı Devlet adına Dersim’lilerden özür dilemiştir.

Yaşanan kaset skandalının ardından CHP’nin başına geçirilen Kemal Kılıçdaroğlu, dürüst ve temiz bir karakter, halkın içinden çıkmış bir şahsiyet olarak toplumun önüne çıkarılarak, geçmişin kötü izleri ile özellikle Baykal döneminde oluşturulan elit kesim partisi havası kırılmaya çalışılmış ve böylelikle CHP’nin sabit oy potansiyeli dışındaki kitlelerden de CHP’ye teveccüh hedeflenmiştir. Bu değişim aynı zamanda halkla iç içe olmayı, halkın değerlerini sahiplenmeyi ve bu değerlere saygı göstermeyi de gerektirmektedir. Her ne kadar isminde “Halk” ibaresi geçse de CHP; sahip olduğu ideoloji, üzerine oturtulduğu ilkeler ve sahip olduğu idealler açısından halkın değerleriyle taban tabana çelişmektedir. Neticede geçmişte, CHP’nin sahip olduğu bu idealleri hayata geçirebilme adına halka çektirdikleri de ortadadır. Dolayısıyla bu durum bugün gelinen noktada CHP’nin ciddi adımlar atmasını gerektirmiş, göstermelik de olsa halkın yanında gözüken, onun değerlerini paylaşan ve halk için var olan bir CHP için harekete geçilerek bir “güvercinler” gurubu oluşturulmaya çalışılmıştır. CHP geleneklerine tamamen aykırı bu durum, CHP içerisindeki gelenekçileri (şahinler) harekete geçirerek CHP’de çalkantılı bir dönemin başlamasına neden olmuştur. Yoksa esas olarak CHP’nin yapısında, yönetiminde veya istikametinde herhangi bir değişiklik yoktur. CHP hâlâ kurulduğu günkü gibi kendisine hayat veren köklü İngiliz kültürünü özümsemekte ve onu bir hayat felsefesi olarak devam ettirmektedir. Mesele, sadece topluma CHP’yi şirin gösterecek yeni bir çizginin oluşturulması ile alakalıdır. 

Dolayısıyla Dersim ile ilgili tartışmaların yeniden gündeme gelmesi, CHP’nin kendi iç dinamikleri ile ilgili bir durumdur. Dersim Meselesi, şu an yeni CHP’nin başında bulunan Kemal Kılıçdaroğlu’nun yumuşak karnıdır. Çünkü Kılıçdaroğlu Kürt ve Alevidir ve üstelik de Dersimlidir. Şu anda da CHP Tunceli Milletvekili olarak CHP bünyesinde bulunmaktadır. Nitekim CHP içerisinde dosyalarla ön plana çıkarılıp CHP’deki revizyonun baş aktörü olacağı hissedildiği günlerde de yine CHP’liler tarafından Dersim Meselesiyle sıkıştırılmaya çalışılmıştır. Son Dersim krizinde yaşananlara gelince;

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün Dersim konusu hakkında Zaman Gazetesi’ne vermiş olduğu röportajda geçen ifadeler, CHP geleneklerine tamamen aykırı ifadelerdir. Çünkü bu olayların CHP’nin sorumluluğunda ve Atatürk’ün bilgisi dâhilinde gerçekleştiğini öne sürerek, CHP’yi doğrudan ve Atatürk’ü de dolaylı olarak devlet terörü işlemekle suçlamaktadır. İşte bu gelişme iki açıdan CHP liderinin elini kolunu bağlamıştır: Birincisi; Kılıçdaroğlu’nun bu konuda CHP kimliğine uygun bir şekilde davranması beklenemez. Yani Dersim olayını devlet adına haklı görüp bir isyanın bastırılması şeklinde değerlendirmesi mümkün değildir. Çünkü o zaman kendi geçmişini inkâr edip kendisini seçerek Meclis’e gönderen halkına ihanet etmiş olacaktır. İkincisi; Böyle bir suçlama karşısında röportajı veren Hüseyin Aygün’ü haklı bularak halkına destek vermesi de mümkün değildir. Bu da başkanı olduğu CHP’nin değerleriyle taban tabana zıttır. Üstelik Atatürk’ün Partisi olan CHP’nin Genel Başkanı’nın sessiz kalması da kabul edilemez bir durumdur. Çünkü sessiz kalması, CHP içindeki muhalifler tarafından durumun kabul edilmesi olarak değerlendirilmekte ve Kılıçdaroğlu’nun bu durumunu, kendi politikaları doğrultusunda kullanmaktadırlar. Bu yüzden muhalif gurup hemen bir basın açıklamasıyla milletvekili Hüseyin Aygün’ü ve CHP yönetimini eleştiren bir bildiri yayınlamışlardır. 

Genel Başkan Kılıçdaroğlu ise bu bildiriyi; “Kapalı grupta konuşulan bir konunun daha sonra medyanın önüne taşınarak bir bildiri halinde sunulmasını kabul etmiyorum. Hele hele Grup Başkan Vekilliğinden izin alınmadan böyle bir toplantının yapılmasını uygun görmüyorum. Bu Parti’de bir disiplin olacaktır. Herkes o disipline uyacaktır. Demokrasi herkesin düşündüğünü özgürce söylediği bir rejimdir ama disiplin içinde söylediği bir rejimdir. Disiplinsiz bir şekilde olmaz. Ben “Bu partiye demokrasiyi ve özgürlüğü getireceğim” derken “Kaosu getireceğim” anlamını taşımamalıdır benim bu söylediğim. Herkes düşüncesini kapalı oturumda söylemiştir. Tartışılmıştır. Mesele bitmiştir. Onu medyanın önüne taşıyıp oradan “Acaba biz neler elde edebiliriz” gibi bir anlayışla yola çıkanları samimi Cumhuriyet Halk Partili bulmuyorum. Onlar için de gereği Grup Başkan Vekillerimiz tarafından yapılacak.” şeklindeki sözlerle sert bir biçimde eleştirmiş ve bildiri yayınlayan milletvekillerini uyarmıştır. Dersim tartışmalarının fitilini ateşleyen CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’e ise tepkilerden çekinerek başlangıçta sahip çıkmasına rağmen, röportajın yayınlanmasından dokuz gün sonra muhalif gurubun baskılarıyla Disiplin Kurulu yolunu açmıştır.

Kılıçdaroğlu, Dersim olayları hakkında kendisine yöneltilen sorulara da genel ve geçiştirmeye yönelik cevaplar vermiştir: “Dersim olayı bizim tarihimizde önemli olaylardan birisi. Bu tarihçilerin ortak kanaatidir. Siyasetçinin geçmişte, tarihte yaşanmış olayları günlük politika içinde işlemesini çok doğru bulmuyorum. Onu tarihçiler incelerler. Örneğin, Sayın Başbakan dedi ki: “Dersim arşivlerini açıklayacağım.” Ben de çıktım dedim ki: “Başbakansın açıkla biz de gerçekleri öğrenelim.” Açıklamayan o. O nedenle geçmişteki olayların günümüze taşınarak o günün koşullarından soyutlayarak bugünkü koşullara indirgenerek sorgulanmasını çok doğru bulmuyorum. Ama tarihçiler giderler, araştırırlar gerçekleri öğreniriz, işin özü bu.” Ayrıca Kılıçdaroğlu, Başbakan’ın devlet adına Dersim halkından özür dilemesinin ardından, “Özür dilemek yetmez. Daha somut şeyler yapmak lazım. Özür dilemekle birlikte devletin arşivlerini de açacaksın o zaman bizler de gerçeğin ne olduğunu öğreneceğiz” şeklindeki ifadelerle meseleyi iktidar-muhalefet arasındaki çekişme gibi göstermeye çalışmıştır.

Sonuç olarak Dersim olaylarının yeniden gündeme gelmesi, CHP içindeki çekişmenin dışa yansımasının bir sonucudur. Bu tartışmaların geldiği nokta, CHP içerisinde nasıl bir çekişmenin ve ayrılığın bulunduğunu göstermektedir. CHP’li muhalifler açısından hedeflenen husus, öncelikli olarak Mayıs 2012’de yapılması gereken CHP Olağan Kurultayı’nın erkene alınmasıdır. Diğer husus da, Kurultay ne zaman yapılırsa yapılsın, Kılıçdaroğlu ve ekibinin Kurultay’a yıpratılarak ve zayıflatılarak girmesini sağlamaktır. Bu nedenle CHP’deki muhalifler, O’nu sıkıştırarak delegelerin ve seçmenlerin gözünde küçük düşürmek istemektedirler.

Konuyla ilgili CHP’yi sıkıştırmaya yönelik AKP’nin yaklaşımları, MHP’nin Dersim olaylarında Devlet’i haklı gören açıklamaları ise tarafların siyaseten ortaya attıkları değerlendirmelerdir. Onlar bulundukları çizgiye göre bu sürece dâhil olmaktadırlar. Onların bu yaklaşımlarının, Dersim tartışmalarının başlamasıyla ve bu tartışmalardan hedeflenen kasıtla bir ilgisi yoktur.

AKP içindeki muhafazakâr kesimlerin hassasiyetleri ve Başbakan’ın Devlet adına özür dilemesi hususlarına gelince; “Başbakan, her kesimin Başbakanı olduğu tezini bir kez daha ispatlama ortamı bulmuştur ve bunu da değerlendirme yoluna gitmiştir.” Diğer partililerin yaklaşımları da bu doğrultudadır. Özellikle İslamî-muhafazakâr kimlikleriyle bilinen bu şahsiyetlerin o karanlık dönemin yalnızca Dersim’den ibaret olmadığını bilmemeleri mümkün değildir. Bu nedenle ortaya çıkan her durumdan vazife çıkarmak yerine, gerçeklerin ne olduğunu toplumun önüne getirerek, Müslümanların İslam’dan uzaklaştırılıp İslamî hayattan nasıl koparıldıklarını, Hilafet Devleti’nin ortadan kaldırılarak Müslümanların nasıl başsız bırakıldığını gözler önüne sermeleri daha gerçekçi olacaktır. Çünkü o karanlık dönemlerin yaşanmasına sebep olan aslî hususlar bunlardır. Yani bu değerlerin ortadan kaldırılmasıdır. Onun için bu hassasiyetin sahiplerine soruyoruz: Neden sadece Dersim? 



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz