02 Aralık 2011 günü sömürgeci kâfir Amerika’nın Başkan Yardımcısı Joe Biden, beraberinde bir heyet ile Ankara’ya geldi. İlk görüşmesini 03.12.2011’de Meclis Başkanı Cemil Çiçek’le bir kahvaltılı toplantıda yaptı. Meclis’in yeni Anayasa çalışmasına değinerek, Türkiye’nin iç siyasetine müdahale etti ve Türkiye’nin bu yeni Anayasasının bölgedeki birçok ülkeler için “örnek” olmasına imkân sağladığını iddia etti. Biden, daha da ileri giderek Türkiye’deki yargı sistemiyle ilgili birtakım reformların yapılmasını istedi. Meclis Başkanı Cemil Çiçek ise “Bu konularda nasıl bir yol izleyeceklerine dair detaylıca” açıklamada bulunarak kâfir Biden’e bilgi verdi!
Amerika Başkan Yardımcısı Biden’in ikinci görüşmesi ise Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile oldu. Bu görüşme bir saatlik bir süre ile planlanmış olduğu halde iki saate yakın sürdü. Görüşme esnasında en fazla Irak konusu üzerinde duruldu. Çünkü Irak, 8 yıldır sömürgeci kâfir Amerika’nın işgali altındadır. Amerika, Irak’ta -resmî olarak- en az 100 bin Müslüman’ı katlettikten sonra 31.12.2011 tarihine kadar Irak’tan askerlerini çekeceğini açıkladı. Ancak bu işgal kuvvetlerinin Irak’tan çekilmesi şeklîdir. Zaten Siyonist Biden, bunu şöyle itiraf etti:
“Irak’la olan bağlantımızı koparmıyoruz. Bu bağımızın yapısı, askerî yapıdan sivil bir yapıya dönüşüyor” Biden’in heyetinde bulunan bir başka yetkili de “ABD’nin, Irak’la bağını koparmayıp, tam tersine geliştirmekte olduğu ve bu ülkeyle ilişkilerinde ordu önderliğinden sivil önderliğe doğru değişim yaşandığını” söyledi. Böylece sömürgeci kâfir Amerika’nın, Müslümanlara karşı başlatmış olduğu yeni Haçlı Savaşlarını sürdürme peşinde olduğu görülmüştür. Irak’taki işgalini küstahça devam ettireceğinin sinyalini vermektedir. Ayrıca Biden, Amerika’nın, Irak’ın işgalden kurtuluşu için ne İran’ın, ne de bir başka devletin müdahale etmesine müsaade edilmeyeceğini de “Irak’ın, İran’dan başlamak üzere dış müdahalelere çok güçlü itirazlarının olduğu yönündeki görüşü”yle dile getirdi.
Ayrıca toplantıda, Irak’taki Araplar ve Kürtler arası ilişkiler de gündeme getirildi. Keza gündeme gelen bir diğer konu da terör örgütü PKK oldu. Bu meselenin çözümünde Biden “ABD olarak Türklere yardım etmeye olan bağlılıklarını” tekrarladı.
Biden, Suriye hakkında da “Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad rejimi sonrasında neler olabileceği konusundaki belirsizliğe dair kaygılarını” ifade etti. Böylece diktatör Beşşar Esad, Amerika’nın bu tutumundan da cesaret alarak halkına karşı yaptığı katliamlarına 9 aydır aralıksız devam etmektedir.
Biden, İran’la ilgili iddiasında da “İran’ın, nükleer programıyla ilgili tereddütleri gidermeyi reddetmesinden, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi anlaşmasını ihlaline, Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisine suikast planından Tahran’daki İngiliz Büyükelçiliğine saldırıya ve Türkiye ve NATO radar sistemine tehditlerine kadar uzanan bir dizi(taşkın eylemleri)nin sonucunda daha da yalnızlaştığını” ifade etti.
Bu iddialara karşılık olarak, İran İslamî Şura Meclisi Başkanı Ali Laricani bir basın toplantısında, “İran’ın nükleer programı konusunda hiçbir zaman 5+1 ile müzakerelerden kenara çekilmediğini” söyledi. Ayrıca nükleer silah, tüm devletler için bir haktır. Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisine suikast planı iddiaları hakkında ise, İran tarafından tekzip geldi. Elçilik baskını hakkında da İngiltere tarafından boykot edilen İran mallarına karşılık, İran halkının haklı fakat aşırı bir reaksiyonu olduğu muhakkak… Türkiye ve NATO radar sistemine karşı çıkan Laricani haklı olarak şöyle dedi:
“Türkiye’ye tavsiyem şudur ki, diğerlerinin planladığı oyunda yer almasın ve onlara alet olmasın” (Mehr News)
Ayrıca Biden, Kıbrıs konusunda “Gelecek aylarda bu konuda BM’nin öncülüğünde bir ilerleme sağlanmasını umudunu” iddia etti. Hâlbuki Kıbrıs bütünü ile Türkiye’ye ilhak edilmelidir.
Biden, Türkiye-İsrail ilişkileri hakkında “ABD’nin en yakın iki dostu ve ortağının, aralarındaki ilişkilerde oluşan zararı ve mevcut gerginlikleri onarma yolunda çalışmalarının önemli olduğunu ve bunun, hem Türkiye hem de “İsrail”in yararına olacağını, iki tarafın da bu uğurdaki fırsatları yakalamak için çalışacaklarını umduğunu” iddia etti.
Hâlbuki bu iddiadalar tümden batıldır. Çünkü Filistin asırlar buyunca İslam Ümmeti’nin bir beldesi olmuştur ve halen de öyledir. Birinci Dünya Savaşı’nda Sykes-Picot antlaşmasına göre 1918 yılında, sömürgeci kâfir İngiltere tarafından işgal edildi. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere, Filistin’den çekildi fakat Filistin’i, bir bütün olarak Filistin halkına teslim etmek yerine, beldenin bir kısmını göçebe Yahudilere teslim etti. Böylece Filistin toprağı üzerinde Yahudiler için “İsrail” varlığı, sömürgeci devletler tarafından bu toprakların gasp edilmesi suretiyle kurdurulmuş oldu. 1948 yılından bu yana, Türkiye-“İsrail” arasındaki ilişkiler en üst seviyede olumlu bir biçimde devam ederken, hain “İsrail” tarafının, Gazze’ye yardım götüren Mavi Marmara gemisine, uluslararası denizde seyir halindeyken saldırması ve bu saldırıda Türkiyeli yolculardan 9 kişinin şehit edilmesi ve birçok kişinin de yaralanmasıyla, Türkiye, “İsrail” ile ilişkilerini asgariye düşürme kararı aldı.
Mavi Marmara gemisi konusunda Türkiye’ye sahip çıkmayan aksine Yahudi varlığına arka çıkan ABD, asla Türkiye’nin dostu değildir. Bilakis düşmanıdır.
Amerika tarafında kurdurulmuş olan PKK Terör Örgütü’nün yıllardır Türkiye’ye halkına kan kusturması ABD’nin dostluğunun(!) ne derecede olduğunu bizlere göstermektedir.
Abdullah Gül ile görüşmesinin ardından, rahatsızlığı yüzünden İstanbul’daki evinde dinlenen Başbakan Erdoğan’ı ziyaret etmek için heyeti ile birlikte İstanbul’a geçen Biden, Erdoğan ile de 04.12.2011 günü görüştü. Bu görüşme de planlandığı süreyi çokça aşarak, 45 dakikadan iki saate çıktı. Ankara’daki görüştüğü konulara ilaveten “Mısır’daki seçimler, Libya, Balkanlar, Kosova ve Bosna konuları da” ele alındı.
Böylece Biden, sömürgeci kâfir Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi’ni, Türkiye’yi yöneten zevat ile görüşmüş oldu. Ayrıca kâfir Biden, Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılmasını umduğunu iddia etti. Türkiye-Ermenistan ilişkileri hakkındaki protokoller konusunda önümüzdeki aylarda adım atılabileceğini de umduğunu iddia etti.
Velhasıl sömürgeci kâfir Amerika Büyük Ortadoğu Projesi ile Türkiye’yi, kendi sömürgeci çıkarları için kullanma peşindedir. Biden’in Türkiye’den def olup gitmesinin ardından, 15.12.2011’de bu sefer de Amerika’nın Merkezi Haber Alma Teşkilatı CIA’nın eski Başkanı, şimdiki ABD Savunma Bakanı Leon Panetta Ankara’ya geldi. Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz ile görüştü. 16.12.2011’de de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile yaklaşık 45 dakika süren görüşme yaptı. Görüşmede, “Türkiye’nin terörle mücadelesi, Irak’taki son durum, İsrail ile ilişkiler, Ermeni soykırım tasarıları, Suriye ve Afganistan” konuları ele alındı. Panetta, bir gazetecinin sorusu üzerine, “Gül ile tüm bölgedeki durumu konuştuklarını” ifade etti. Panetta, “Esad’ın Başkanlığı bırakması gerektiğini” söyledi. Ayrıca, “Türkiye, ABD ve Arap ülkelerinin Esad rejimine baskıyı artırmaya devam edeceğini, Rusya ve Çin’i de ikna etmek için uğraştıklarını” sözlerine ekledi. “İran’a askerî müdahaleye karşı mısınız?” sorusu üzerine de Panetta, “Eğer Başkan, müdahale edilmesini isterse ederiz.” diye cevap verdi. Panetta, “PKK terörüyle mücadelede işbirliğine devam edeceklerinin, Kongre’de de gereken her türlü girişimi yaptıklarının” altını çizdi. Panetta, “NATO Füze savunma radarının Türkiye’nin ev sahipliğinde olduğunu” ifade etti. Daha sonra Panetta, Genelkurmay Başkanı Necdet Özel ile de görüştü.
Velhasıl sömürgeci kâfir Amerika’nın resmî-gayriresmî temsilcilerinin görüşmeleri hep Amerika ve diğer kâfir devletlerin çıkarları içindir. Buna göre sömürgeci kâfir devletler, Müslümanların başında bulunan yöneticileri kullanma peşindedir. Bu bir hakikattir.
Hal böyle iken, izzetli ve halkının menfaatlerini düşünen yöneticilere düşen, kâfir devletlerin bütün isteklerini reddetmektir. Zira Allahu Teâlâ şöyle diyor:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوَاْ إِن تُطِيعُواْ الَّذِينَ كَفَرُواْ يَرُدُّوكُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ فَتَنقَلِبُواْ خَاسِرِينَ
“Ey iman edenler, eğer siz kâfirlere itaat ederseniz (isteklerine “olur” derseniz) onlar sizi ökçeniz üzere döndürürler. Ve siz hüsrana uğrayanlar ulursunuz.” (Âl-i İmran 149) ve diğer bir ayette de Allahu Teâlâ diyor ki:
فَلَا تُطِعِ الْكَافِرِينَ وَجَاهِدْهُم بِهِ جِهَادًا كَبِيرًا
“Kâfirlere itaat etme ve onlarla bununla (Kur’an’ı Kerim ile) büyük cihad et.” (el-Furkan 52)
Ez-Cümle, Müslüman Türkiye halkının liderleri olduklarını iddia edenlerin yapması gereken şey, sömürgeci kâfir ABD’nin kıytırık temsilcilerine Devlet’in zirve kapılarını ardına kadar açmak değil, tâ havaalanına dahi indirmeden onları geldikleri yere küfrün merkezine geri göndermek olmalı idi. Fakat bu, izzetli bir tavır olurdu. Çünkü Allahu Teâlâ, izzetin kime ait olduğunu şöyle beyan etmiştir:
الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِندَهُمُ الْعِزَّةَ فَإِنَّ العِزَّةَ لِلّهِ جَمِيعًا
“Onlar ki, mü’minleri bırakıp kâfirleri dost ediniyorlar. Yoksa onlar (kâfirleri dost edinenler) onların (kâfirlerin) yanında izzet (kuvvet) mi arıyorlar? Şüphesiz, bütün izzet Allah’ındır.” (en-Nisa 139) ve diğer bir ayette Allahu Teâlâ şöyle diyor:
يَقُولُونَ لَئِن رَّجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الْأَعَزُّ مِنْهَا الْأَذَلَّ وَلِلَّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَا يَعْلَمُونَ
“Diyorlar ki: “Biz Medine’ye dönersek, yemin olsun ki en izzetli (kuvvetli ve şerefli) olan, en zilletli (zayıf ve zelil) olanı oradan mutlaka çıkaracaktır” diyorlardı. Hâlbuki izzet, ancak Allah’ın, Rasulü’nün ve mü’minlerindir. Lakin münafıklar (bunu) bilmezler.” (el-Munafikûn 8) Evet, günümüz Müslümanlarını yönetenlerde olduğu gibi T.C. yöneticilerinin de, izzetin nasıl bir şey olduğunu unutalı bir hayli zaman olmuştur.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış