HİCRET… AMA NEREYE?

Harun Ünal

Maalesef yeni bir hicret yılını daha Halifesiz ve Hilafetsiz olarak hüzünle idrak etmekteyiz. Kardeşlerimiz hac görevlerini ifa etmek üzere, o mübarek beldeye, Beytullah’ın merkezine bu meselenin öneminden haberleri olmaksızın, bir maç izlemeye gider gibi -istisnalar hariç- gitmekteler. O mübarek beldeleri bir turist edasıyla dolaşıp (ziyaret edip değil) isimlerinin önüne birer “hacı” ilavesini ekleyerek dönmektedirler.

Medine’ye âlemlere rahmet olarak gönderilen Rasulullah’ı ziyarete değil, pörsüyecek, sonra da çöpe atılacak olan gülü ona nispetle “gül” Rasullerini görmeye gidecekler. Bedir’i, Uhud’u, Hayber’i, Mekke fethini, Tebuk’ü ve benzeri cihadları düşünmeksizin Tüm insanlığa Rasul olarak gönderilen, insanları kula kulluktan kurtarıp Allah’a kulluğa davet eden Rasul Hz. Muhammed’i değil, gül Muhammed’i görmeye gidiyorlar.

Onlar: “Vallahi siz güneşi sağ yanıma, ayı da sol yanıma getirip koysanız, bu din hâkim olana dek ben asla bir teklifinizi kabul etmem, ya bu dava egemen olur, ya da ben bu uğurda ölürüm” diyen Rasulü değil, gül peygamberlerini görmeye gidiyorlar.

Oysa Hac ibadeti, bir hicrettir. Bugünkü Müslümanlar, Kur’an’ın emrettiği bu hicreti değil, “güllü Yasin” diye adlandırdıkları Yasinleri okumaya gidiyorlar Aslında kendi canlarına okuyorlar. Onlar, Kur’an’a hicreti değil, Kırk Yasinlerle şenlik yapmaya gidiyorlar. Keşke kırk Yasin değil de kırık Yasin olarak bir defa olsun onun neler içerdiğini okuyabilselerdi. İşte o zaman Haccın anlamı hicret değerinde belki olabilirdi.

Oysaki Hacca gidiş, aynı zamanda bir hicretin de, bir mukaddes göçün de bir habercisidir. Çünkü Muharrem ayı, yeni yılımızı haber verirken, hicreti müjdelerken, bizler hacısıyla-hocasıyla Miladî yeni yıla hazırlık içinde kendimizi 2012 yılına hazırlamaktayız(!)

Ben burada bu meseleyi irdeleyecek değilim. Hicret, bir ‘vela’dır, bir ‘bera’dır. Daru’l-Küfür’den bera ile Daru’l-İslam’a yöneliştir. Batılı ret ile Hakka dönüştür. Mekke’yi fethetmek üzere Medine’ye, Sevr’den göçe azimettir. Akabe Biatleriyle günü geldiğinde küfrün ve şirkin belini kırma girişimidir. Yoksa Hicret soyut manada Mekke’den ayrılıp Medine’ye yerleşme yolculuğu değildir.

Hicret, Medine’de Muhacir ve Ensar kardeşliğini sağlamak suretiyle Yahudilerin ve Yahudi zihniyetini taşıyanların o topraklardan, Hayber’den silinip atılmasıdır.

Hicret, Dırar Mescitlerinin yıkılarak Kuba mescidinin ayakta dimdik bırakılması girişimidir.

Hicret, Daru’l-Küfür’den, Daru’ş-Şirk’ten, Daru’l-İslam’a göçüştür. Hicret, cemaat adı altında bölünüp parçalanma değil, وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعًاHepiniz sımsıkı Allah’ın ipine, Kur’an’a sarılın.(3/Âl-i İmran 101) düsturundan hareketle kardeşçe hareket etmektir, İslam Kardeşliğini ve hatta Dünya İslam kardeşliğini egemen kılmaktır.

Hicret, وَأَعِدُّواْ لَهُم مَّا اسْتَطَعْتُم مِّن قُوَّةٍ وَمِن رِّبَاطِ الْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِهِ عَدْوَّ اللّهِ وَعَدُوَّكُمْ وَآخَرِينَ مِن دُونِهِمْ لاَ تَعْلَمُونَهُمُ اللّهُ يَعْلَمُهُمْ وَمَا تُنفِقُواْ مِن شَيْءٍ فِي سَبِيلِ اللّهِ يُوَفَّ إِلَيْكُمْ وَأَنتُمْ لاَ تُظْلَمُونَ “Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez.(8/Enfal 60) gerçeğinden hareketle hakkı hâkim kılmaktır. Yoksa Hicret, İslamî olmayan mevcut nizamları, sistemleri kabullenmek göğüslemek demek değildir. Hicret, Hakkın hâkim kılınması ve Hilafet nizamının egemen olması için maddî ve manevî gücün ortaya konmasıyla, hakka giden yolda bir nefer olmak ve bir nefer olarak çalışmaktır. Yoksa Hicret demek, Obama’nın ve ABD’nin eteğinin altına sığınmak demek değildir. Hicret, kâfirlere ve müşriklere karşı, ne olduklarını bildirmek ve hakkı haykırmaktır.

Çünkü Hilafet demek, وَمَا أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلاَّ لِيُطَاعَ بِإِذْنِ اللّهِ وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذ ظَّلَمُواْ أَنفُسَهُمْ جَآؤُوكَ فَاسْتَغْفَرُواْ اللّهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُواْ اللّهَ تَوَّابًا رَّحِيمًا “Biz, her Rasulü -Allah’ın izniyle- ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik.(4/Nisa 64) ayetinin hükmünü gerçekleştirmek demektir. Nitekim bu ayetten hareketle Sahabe, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in vefatından sonra, Ümmeti’nin nizamının korunması ve Şeriat hükümlerinin uygulanması için bir Halife’nin seçilmesinin gerekli olduğu konusunda ittifak etmişlerdir. Bu konuda o dönemde hiçbir Müslümandan aykırı bir ses çıkmamıştır. Sadece itiraz edenler, Rasulullah’tan sonra irtidat edenlerle fitne çıkarmak isteyenler olmuşlardır. Ben burada Hilafet ve onun şartları üzerinde duracak, işin fıkhî yönünü ele alacak değilim. Ancak yeri gelmişken Hicret nedeniyle şöyle bir değinip geçmek istedim ve Müslümanların bu önemli ve hayatî meseleyi de hiçbir zaman göz ardı etmemeleri gereğine dikkat çektim.

Bu itibarla biz bu yazımızda bazı ayetleri hatırlatmak suretiyle bir Müslüman olarak kardeşlerimize ve birbirimize görevlerimizi hatırlatmak istedik. Bakın yüce Rabbimiz Hicret’e karşı ilgisiz davrananlar hakkında ne buyurmaktadır:

إِنَّ الَّذِينَ تَوَفَّاهُمُ الْمَلآئِكَةُ ظَالِمِي أَنْفُسِهِمْ قَالُواْ فِيمَ كُنتُمْ قَالُواْ كُنَّا مُسْتَضْعَفِينَ فِي الأَرْضِ قَالْوَاْ أَلَمْ تَكُنْ أَرْضُ اللّهِ وَاسِعَةً فَتُهَاجِرُواْ فِيهَا فَأُوْلَئِكَ مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَسَاءتْ مَصِيرًا إِلاَّ الْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاء وَالْوِلْدَانِ لاَ يَسْتَطِيعُونَ حِيلَةً وَلاَ يَهْتَدُونَ سَبِيلاً فَأُوْلَئِكَ عَسَى اللّهُ أَن يَعْفُوَ عَنْهُمْ وَكَانَ اللّهُ عَفُوًّا غَفُورًا

Kendilerine yazık eden kimselere melekler, canlarını alırlarken, “Ne işte idiniz?” dediler. Bunlar, “Biz yeryüzünde çaresizdik” diye cevap verdiler. Melekler de, “Allah’ın arzı geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!” dediler. İşte onların barınağı Cehennemdir; orası ne kötü bir gidiş yeridir. Erkekler, kadınlar ve çocuklardan gerçekten aciz olup hiçbir çareye güç yetiremeyenler, hiçbir yol bulamayanlar müstesnadır. İşte umulur ki Allah, bunları affeder Allah çok affedendir, bağışlayandır.(4/Nisa 97-99)

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem de bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır: Ben, müşriklerin arasında ikamet eden bütün Müslümanlardan uzağım, beriyim. Bunun üzerine Sahabe, “Ey Allah’ın Rasulü! Neden?” diye sorduklarında, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle cevap buyurmuşlardır: Çünkü her ikisinin de ateşi, -Müslüman ile Müslüman olmayanları ateşi- birbirinden ayırt edilemez. (Ebu Davud, Cihad, 95, h:2645; Nesai, Kasame, 27, h:4780; Tirmizi, siyer, 1654)

Bu hadisin açıklaması ile alakalı olarak Hattabî üç görüş ileri sürmektedir. Bir manaya göre bunun ifade etmek istediği gerçek, hiçbir zaman kâfir, müşrik gibi İslam düşmanlarının verecekleri hüküm itibariyle eşit olamayacaklarıdır. Biri Hakkı hâkim kılmak isterken, diğeri batılı egemen kılmak isteyecektir. Bu itibarla devlet idaresi açısından, İslamî hükümler noktasından bir kâfirin ya da müşrikin bir Müslüman gibi düşünmesi ve gereğini yapması düşünülemeyeceği gibi bunun aksi de aynen düşünülemez.

Bir diğer manaya göre de bunun anlamı şudur; Allah Subhanehu ve Teâlâ Daru’l-İslam ile Daru’l-Küfrü birbirinden ayırmıştır. Bu nedenle bir Müslüman, kâfirleri kendi ülkesinde bu manada iskân ettirmesi caiz olamaz. Aynı şekilde bir Müslümanın herhangi meşru bir neden olmaksızın gidip küfür beldesinde ikameti de, iskânı da caiz değildir. Hatta bu gibi bir durumda o ülkede bir ateş yaksalar, bu, onlardan olmuş olur. Yani taraflar birbirlerinin ateşini göreceklerdir. Dışarıdan bakan bir kimse yanan ateş ya da ışık, bir Müslümana mı ait yoksa bir müşrike mi ait fark edilemeyecektir. Hepsi aynı kefede görüleceklerdir.

Bir üçüncü yorumu ise, bir Müslümanın, herhangi bir müşrik ve kâfire ait bir sembolü, bir işareti üzerinde taşımayacağıdır. Müslüman yaşayışı, şekli, görünüşü itibariyle mutlaka bir müşrikten, bir inançsızdan farklı bir görünümde olmak durumundadır.

Dolayısıyla Hicret hiçbir zaman bitmemiştir. Kimi hadislerde Mekke’nin fethinden sonra hicret yoktur” türünden gelen rivayetler, artık Mekke’nin, ülkenin İslamîleştiği, bu itibarla artık Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in, yanına, O’nun Medine’sine hicret yoktur. Yoksa Hicret tâ Kıyamet’e dek bakîdir ve bu, tâ ki İslam Hilafet Devleti hâkim olana dek hep vardır ve var olmaya da devam edecektir.

O halde Hicret; Hakkı hâkim kılmak adına küfrün tüm varlıklarına, sistemlerine, ideolojilerine, yaşantılarına, tasvip ve onaylarına tavır koymak adına hicrettir. Yahudilerden, Hıristiyanlardan, Yahudileşmiş ve Hıristiyanlaşmış olan zihniyetlerden hicrettir. Rasulullah’ın getirdiği, dört büyük Halife’nin de devam ettirdiği hâkim İslam nizamını egemen kılmak için Hicrettir. Batıl türden olan her nevi yaşantıdan hicrettir. Batılı destekleyen ve buna rağmen kendilerini bir İslamî cemaat olarak savunanların bu düşüncelerinden, niyetlerinden ve yaşantılarından hicrettir.

Batılı olmaktan, onlar gibi düşünmekten, yaşamaktan, ABD’yi egemen güç kabul etmekten, Batılı değerlerin bir hiç olduğunu bilip bunlardan hicrettir. Yeniden İslam’ı hayata hâkim kılmaya, kılamaz isek de bu uğurda hayatımızı ve yaşantımızı sergilemeye hicrettir.

Bütün bu duygularla yeni Hicrî yılınızı, yılımızı tebrik eder, yüce Rabbimden yakın bir gelecekte Hicret özlemimizi gerçekleştirmesini dilerim…

Selam ve Dualarımla…


Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz