KAPİTALİST YAŞAM BİÇİMİ AİLE İÇİ ŞİDDETİN KAYNAĞIDIR

Cahit Toprak


Avrupa insanı yüzyıllarca kadını, kıymetsiz bir meta olarak değerlendirmiş, onu değersizleştirmiş, kimi zaman toplu olarak kiliselerde yakmış, katletmiş, kimi zaman ‘cadı’ diyerek aforoz etmiş ve mevcut toplumun günah abidesi ilan etmiştir. Bu durum ta Orta Çağ’ın sonlarına kadar sürmüştür. Ardından yine aynı kadın unsurunu tabulaştırmış, adeta ilah konumuna yükseltmiştir. Bunu yaparken de ancak ‘çıplaklığını’ erkeğin hizmetine sunarak başarılı olabilmiştir. Tabiî bu durum içinde yaşadığımız yüzyıla kadar sürmüştür. Bunun niçin böyle olduğu ise ancak şu andaki haliyle Kapitalist Batı toplumunun kadını nasıl tarif ettiği ve kadının o toplumdaki konumuyla ancak anlaşılabilir. 

Onlara göre kadın;Erkeğin cinsel ihtiyaçlarını tatmin ettiği bir araç’ iken İslamî kültürde ise kadın ‘korunması zarurî olan bir namus’ olarak telakki edilir. İşte bu iki bakış açısı kadının toplumdaki konumunu bir nebze anlaşılır kılmaktadır. Tarihî vesikaların tanıklığı ile sabittir ki kadının namusunun korunması için dönemin İslam orduları düşman saflarına at sürmüş, can vermiş ve kan dökmüş iken, bugünün tarihi ise kadını ‘erkeğin kölesi’ yapan resimleri geçmişin sayfalarında gösterecektir. Bunlara seyrettiğimiz televizyon ekranları, sokak gezintilerimiz ve etrafına “kör bakan” içleri temizlerimiz şahittir. 

Ancak şu sıralar mürekkep bir kavramın toplumun dimağına gönderildiğine şahit oluyoruz ki o da; ‘kadına şiddet’ lafzıdır. Kadını erkek için kullanılıp atılan bir meta konumunda değerlendiren Kapitalist bakış açısı, elbette ki sonuçları kadına şiddet olan toplumsal bir vakıayı da beraberinde getirecektir. ‘Kadına şiddet’ ana başlığı çerçevesinde, son bir aylık bir zaman diliminde medyada ana başlık olarak tartışmalar yapıldığını görmekteyiz. Öyle ki; köşe bucak haber avcılarının bulup buluşturdukları bir kısım örneklerle sürekli yenilenen bir ivme ile! Ancak biz meseleyi haber kanallarının takibinden öte haberlerin veriliş şeklinden çok, güdülen gayeyi tespit ve İslamî açıdan tahlil etmeyi daha lüzumlu buluyoruz. Ama önce Türkiye’de kadın unsurunun ön plana çıkarıldığı yakın tarihî vakıaları beraber inceleyelim:

•1990’da Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı açıldı.

•1990’da Eski ‘Medenî Kanun’da yer alan “kadının ev dışında çalışmasını kocanın iznine bağlayan” 159. maddesi Anayasa Mahkemesi’nce iptal edildi.

•1991’de Ankara’da Kadın Dayanışma Vakfı açıldı

•1996’da erkek için zina suçu, suç olmaktan çıkarıldı.

•1997’de kadın için zina suçu, suç olmaktan çıkarıldı.

•1997’de Diyarbakır’da “Ka-Mer” (Kadın Merkezi ) açıldı. Şu sıralar 30 bin üyesi bulunuyor.

•1998’de ‘Kadının Korunması Kanunu’ çıkarıldı. Bu kanunda ‘şiddet yapanların evden çıkarılması’, hapisle cezalandırılması gibi müeyyideler bulunuyor.

•2002 yılında ‘Aile Mahkemeleri’ fiilen kurularak ‘Kadının Korunması Kanunu’ hayata geçirilmiş oldu.

•2002’de ‘Aile birliğinin reisi kocadır, evlilik birliğini koca temsil eder’ ifadeleri Medenî Kanun’dan çıkarıldı.

•2006’da yayınlanan Başbakanlık genelgesinin 1. maddesinde “Kadın ve erkek arasında ekonomik eşitsizliğin kaldırılması için gerekli tedbirlerin alınması” şeklinde bir ifadeye yer verildi.

Şu sıralar ise Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in “Şiddet uygulayan erkeğin elektronik kelepçe ile izleneceği” açıklaması medyada tartışılmaya başlandı. Buna göre Cumhuriyet Başsavcılıkları bünyesinde “Şiddetten Koruma Büroları” kurulacak ve koruma önlemlerinin uygulanması sağlanacaktır. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Devlet Denetleme Kurumu bünyesinde bir araştırma komisyonu kurulması için ilgili birime talimat vermiş olması, Devlet’in ilerleyen süreçte bu alanda bir projesinin olduğuna işaret etmektedir. 

Bu projenin detayları, Başbakanlık’a bağlı bir birim olarak çalışan Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün 2006 yılında yayınladığı “Aile İçi Şiddetle Mücadele El Kitabı” isimli kitapçığı incelediğimizde görülmektedir. Söz konusu kitapçıkta İslamî içtimaî nizamla birebir çelişen hukukî yaklaşımlar yer aldığı gibi bir dizi gayri İslamî fikirler de aşılanmakta ve İslamî Ümmet yanlış bilinçlendirilmektedir. İşin en dramatik yönü ise İslamî Ümmet’in öyle veya böyle desteğini almış olan bir siyasî yapının güdümünde ve Avrupa Birliği’nin 1980’li yıllardan itibaren öngördüğü ve hayata geçirilmesini şiddetle salık verdiği gayri İslamî, Kapitalist esaslara dayalı Medenî Kanunu daha da perçinleyen kurallarından oluşmuş olmasıdır. 

Kitapçıkta “Şiddetin Türleri” alt başlığında 4 türlü şiddetten bahsedilmektedir. Bunlar; fiziksel, psikolojik, ekonomik ve cinsel şiddet şeklinde tasnif edilmektedir: 

  1. Psikolojik şiddet, “kıskançlık bahanesiyle sürekli kontrol altında tutmak ve kadının nasıl giyineceği, nereye gideceği ve kiminle görüşeceği konusunda baskı yapmak” şeklinde ifade edilmektedir.

Bu tarifte “kıskançlık bahanesiyle” denilerek erkeğin kıskançlığı yerilmekte ve nev’î içgüdüsünün bir yansıması olan bu insanî ve İslamî duygu kötü olarak lanse edilmektedir. Öte yandan İslam, kadının nasıl giyineceğine karışmıştır. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: 

وَلا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ 

“Kendiliğinden görünen yerler müstesna, ziynetlerini açığa vurmasınlar. Başörtülerini de yakalarının üzerine salıversinler.” (en-Nûr 31) Yine Rabbimiz, يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لأزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاءِ الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلابِيبِهِنَّ “Ey Nebi! Zevcelerine, kızlarına ve mümin kadınlara de ki; cilbablarını (başörtülerini) üzerlerinden aşağıya salıversinler.” (el-Ahzâb 59) buyurmaktadır. Dolayısıyla kadının, İslam’ın öngördüğü bir kıyafetle sokağa çıkması gerektiği açığa çıkmaktadır. 

İslam Dini, Kitapçıkta ifade edildiğinin aksine, kadının nereye gideceğine de karışmıştır. Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem, لا يحل لامرأة تؤمن بالله واليوم الآخر أن تسافر مسيرة يوم وليلة إلا ومعها ذو محرم لها “Allah’a ve Ahiret Gününe iman etmiş bir kadının kendisi ile birlikte bir mahremi olmaksızın bir gün ve bir gece mesafelik bir sefere (yolculuğa) çıkması helal olmaz.” (Muslim tahriç etti) diye buyurmuştur. Zira İbnu Batta Ahkâm-un Nisâ’da Enes’ten şöyle rivayet etti: 

أن رجلا سافر و منع زوجته من الخروج. فمرض أبوها, فاستأذنت رسول الله صلى الله عليه وسلم في عيادة أبيها، فقال لها رسول الله صلى الله عليه وسلم: اتقي الله ولا ولا تخالفي زوجك. فمات أبوها فاستأذنت رسول الله صلى الله عليه وسلم في حضور جنازته فقال لها: اتقي الله ولا تخالفي زوجك. فأوحي الله إلي النبي صلى الله عليه وسلم: إني قد غفرت لها بطاعة زوجتها

“Bir adam yolculuğa çıktı ve karısını dışarı çıkmaktan men etti. Kadının babası hastalandı, babasını ziyaret etme konusunda Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den izin istedi. Bunun üzerine Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem dedi ki: “Allah’tan ittikâ et ve kocana muhalefet etme.” Sonra kadının babası vefat etti, babasının cenazesinde hazır bulunmak konusunda Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den izin istedi. O da ona dedi ki: “Allah’tan ittikâ et ve kocana muhalefet etme.” Bunun üzerine Allah, Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e şöyle vahyetti: “Şüphesiz ben o kadına kocasına itaati sebebiyle mağfiret eyledim.” Bu ve benzeri naslar da kadının erkeğin izni olmadan dışarıya çıkmaması gerektiğine delalet eder. 

Hakeza İslam, kadının kiminle görüşeceğine de karışmıştır. Öyle ki Rasul;لا يخلونَّ رجل بامرأة إلا مع ذي محرم “Bir mahremi olmaksızın bir erkek, bir kadınla halvette bulunmasın.” (el-Buharî) diye buyurmuştur. Bu da kadına “mahrem olanlar” ve “mahrem olmayanlar” şeklinde bir ayırımı zarurî kılmaktadır ki başka ayet-i kerimelerde detaylıca ele alınmıştır. 

  1. “Ekonomik şiddet” tarifinde ‘kadının erkek tarafından çalışmasına izin vermemek’ ifadelerine yer verildiği gibi ‘aileyi ilgilendiren ekonomik konularda kadının fikrini almadan tek başına karar vermek gibi eylemler ekonomik şiddettir’ denilmektedir. 

Rabbimiz açık seçik bir şekilde -ekonomik konular dâhil- birçok mevzuda erkeği, kadının üzerinde bir derece üstün kıldığını beyan buyurmuştur:

الرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ بِمَا فَضَّلَ اللَّهُ بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ وَبِمَا أَنفَقُوا مِنْ أَمْوَالِهِمْ 

“Allah’ın bazılarını bazılarına üstün kılması ve mallarından infak etmeleri sebebiyle, erkekler kadınlar üzerine kaimdirler.” (en-Nisâ 34)

Dolayısıyla Başbakanlık’ın yayınladığı bu kitapçıktaki bu ifadeler İslamî aile düzenini yıpratmaya dönük fikirler bütünü olarak görülmelidir. Yine Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem,أَلَا كُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ فَالْإِمَامُ الَّذِي عَلَى النَّاسِ رَاعٍ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ وَالرَّجُلُ رَاعٍ عَلَى أَهْلِ بَيْتِهِ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ وَالْمَرْأَةُ رَاعِيَةٌ عَلَى أَهْلِ بَيْتِ زَوْجِهَا وَوَلَدِهِ وَهِيَ مَسْئُولَةٌ عَنْهُمْ وَعَبْدُ الرَّجُلِ رَاعٍ عَلَى مَالِ سَيِّدِهِ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْهُ أَلَا فَكُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ  “Dikkat edin! Hepiniz gözetleyicilersiniz ve hepiniz güdümü ve gözetimi altında bulunanlardan sorumlusunuz. Devleti idare eden emir, yönetimi altında bulunan halkın gözetleyicisidir ve yönetimi altında bulunanların tümünden sorumludur; erkek ev halkının gözetleyicisidir ve onlardan sorumludur; kadın kocasının evinin ve çocuğunun gözetleyicisidir, o da onlardan sorumludur; köle efendisinin malının gözetleyicisidir ve ondan sorumludur. Dikkat edin! Hepiniz gözetleyicilersiniz ve hepiniz gözetimi ve güdümü altında bulunanlardan sorumlusunuz.” (Buharî, 6605; Müslim, 3408; Tirmizî, 1627; Ebû Davûd, 2539) buyurmaktadır. Açıkça görüldüğü üzere İslam, her durumda bir mesul kişi tayin etmeyi zorunlu kılmaktadır. Öyle ki; Ümmet üzerinde bir Halife tayin ederken, Halife’ye karşı başkaldıran ve yönetimini kabul etmeyen bir başka kişiye karşı savaşılmasını emrettiği gibi, basit bir yolculuk esnasında bile bir emirin tayin edilmesini emretmekte ve oluşabilecek başkaldırı ve kargaşa önlenmektedir. İşte aile müessesesinde de koca bu yetki ile muttasıf ve kadın üzerinde gözetici kılınmaktadır. Dolayısıyla işi yokuşa sürmek ve aile içi şiddeti önleme bir yana aile içi şiddete sebep olacak böyle bir fikir aşılanması geri dönüşü olmayan felaketlerin başlangıcıdır. 

Tabii erkeğe bu mesuliyetlerini yerine getirirken bir kısım vecibeler de yüklemektedir. Rabbimiz; وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً “Nefislerinizden sizin için, kendileriyle sükûnet bulasınız diye eşler yaratıp, aranızda merhamet ve sevgi kılmış olması O’nun ayetlerindendir.” (er-Rûm 21) buyurmaktadır. Dolayısıyla erkeğin eşine karşı ilk işi şiddet göstermek değil, bilakis merhametle muamele ve sevgi ile yaklaşmak olmalıdır. Yoksa ucu açık ve her fasit manayı barındıracak şekilde meseleyi “O mu karar verecek yoksa ben mi?” derecesine indirgemek çok sağlıklı değil kanaatimce. 

‘Kadına şiddet’ veya ‘aile içi şiddet’ gibi Türk toplumunun üzüntü duyacağı ve merhamet hislerini okşayan kimi ifadelerle konunun gündeme taşınması çok da masum değil. Güdülen asıl amaç; İslamî esaslara dayalı aile yapısını henüz terk etmemiş dahası terk ettirilememiş bu toplumu ifsat etmek ve Kapitalist bir yaşam biçimini benimsetmektir. Yukarıda da kısmen izahını yapmaya çalıştığım türden kültürel yayınlarla İslamî kültüre ait kalıntılar ortadan kaldırılmaktadır. Dahası kamuoyunu etkileyecek düzeyde kitlesel medya organları ile de bu husus perçinlenmeye çalışılmaktadır. Özellikle son dönemde ‘Aşk-ı Memnu’ gibi bir kısım dizilerle namus kavramının içinin boşaltılması ve değersizleştirilmeye çalışılması, ‘Çocuklar Duymasın’ tarzı dizilerle batılı yaşam biçimine ayak uydurmaya çalışan aile örneğinin resminin çizilmeye çalışılması, bu anlamdaki çalışmalara örnek olarak verilebilir. Evet, tüm bunlar toplumda farklı bir yaşam biçimi oluşturulmasına dönük toplumu hazırlayan unsurlardır. Ancak son bir aylık süreçte ise bu durumun hukukî zemininin de hazır hale getirilmesi gerekiyordu. Bunun için yukarda da değindiğimiz gibi sunî tartışma zemini oluşturularak, toplum nezdinde Kapitalist aile yaşantısına meşruluk verilmeye çalışıldı. 

Hâsılı şu gerçeği ifade etmek gerekiyor: Müslüman aile, hayatında İslamî kuralları hâkim kılmaya çalışmalıdır. Daha da ötesi İslam’ı, hem aile hayatında hem de toplumun tüm ilişkilerinde belirleyici kılmaya çalışmalı ve tüm dünyada hâkimiyet safhasına gelinceye dek ceht sarf etmelidir. 

Şunu unutmamak gerekir ki; Allah Celle Celaluhu aile hayatında hem kadına hem de erkeğe bir kısım vecibeler yüklemiş ve bu vecibelerin yerine getirilmesi ile aile içinde huzur ve sükûnetin hüküm süreceğini belirtmiştir.

وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذِي عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌ

“Onların da erkeğin hakları gibi belli hakları vardır ve erkeklerin onlar üzerinde bir derecesi vardır.” (el-Bakara 228) Allah’ın Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem buyuruyor ki: 

فاتقوا الله في النساء فإنكم أخذتموهن بأمانة الله، واستحللتم فروجهن بكلمة الله، 

“Kadınlar hakkında Allah’tan ittikâ edin. Siz, onları Allah’ın emanetiyle aldınız, Allah’ın kelimesiyle onların ırzlarını helal edindiniz.” Yine Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem buyuruyor ki:

خيركم خيركم لأهله، وأنا خيركم لأهلي 

“Sizin en hayırlınız, ehline karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de ehlime karşı sizin en hayırlınızım.” (el-Hâkim ve İbn-u Hıbbân, Âişe RadiyAllahu Anh kanalıyla tahriç etti) 

İşte bu hadislerde de buyrulduğu üzere İslam, kadına belirli bir konumda değer atfetmiş ve ona ‘erkek tarafından korunması gereken bir ırz’ nazarıyla bakmıştır. Oysaki bir hadiste Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem bir hanıma dediği gibi; 

فإنّه جَنتك ونارك

 “Şüphesiz o, senin hem Cennetin hem de Cehennemindir.” şeklinde de olabilir. İşte vakıayı bu derece çirkinleştirecek şey muhakkak ki İslamî hükümleri aile hayatının mihengi yapmamaktan kaynaklanır. 

Allah Celle Celaluhu, hakikatte İslamî bir aile hayatı yaşamayı hepimize nasip buyursun inşallah. 












Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz