بسم الله الرحمن
الرحيم
الحمد لله والصلاة والسلام على رسول الله وعلى آله وصحبه ومن والاه،
Değerli misafirler.
Allah’u Teâla size
kendisine itaatle ikramda bulunsun. Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize
olsun.
وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ
لَيَسْتَخلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ
“Allah, içinizden,
iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen
kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağını va’detti…”[1]
Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle
buyurdu:
“… Sonra zorba
yöneticiler olacaktır. Allah’ın dilediği kadar kalacaklardır. Sonra onları ortadan
kaldırmayı istediği zaman kaldıracak ardından da nübüvvet metodu üzere hilâfet
olacaktır.”[2]
Sözüme Allah
Subhanehu’nun yeryüzüne hâkim olacak kimseler hakkındaki vaadi ve Rasûlü’nün şu
anda içinde bulunduğumuz zalim yöneticilerin ardından gelecek olan Raşidî Hilâfeti
müjdeleyen sözü ile başlamak istedim.
Sözüme, doksan yıldan bu
yana İslâm ümmetine isabet etmekte olan elemden önce, ümit ile başlıyorum.
Hicri 1342 / Miladi 1924 yılında İngiltere liderliğindeki kâfir sömürgeciler ve
onların Türk ve Araplardan oluşan uşaklarının işbirliğiyle Hilâfet yıkıldı.
Ankara’daki meclis1924 yılı Mart ayının üçüncü pazartesi günü saat 15.25’de
başlayıp 18.45’e kadar devam eden ikinci oturumunda Hilâfet’in ilga edilmesi
kararını aldı. Burada önemli olan husus, bu oylamanın gizli oylama ile değil,
açık oylama ile yapılmış olmasıydı! Tüm bunlar, el kaldırtmak suretiyle oy
kullanan kimsenin açık edildiği korku dolu bir atmosferde ve tehlikeli bir
ortamda gerçekleştirilmiştir. İşte o kara günden bugüne kadar İslâm ümmeti,
milletler arasındaki konumunda ve hayatında acılarla karşılaştı.
Tek devletleri ve tek
halifeleri bulunan İslâm ümmeti elliden fazla devlete veya devletçiğe parçalandıktan
sonra… Beşerin Rabbi tarafından konulan hükümler anayasamız iken, beşer
tarafından konulan kanunlar anayasamız olduktan sonra Müslümanlar, dünyanın her
bir tarafından fetihler gerçekleştirip hayrı yaymakta ve dünyada güç ve kuvvet
sahibi iken, toprakları kesilip kıyılan hatta kalbinden parçalanan bir hale
geldiler. Alınlarına zillet ve yoksulluk damgası vurulan Yahudiler, İsra ve
Miraç toprağı olan Filistin’i işgal ettiler. İş sadece bu kadarla da kalmadı.
Başımızdaki yöneticiler Yahudi devletini tanıdı ve onunla diplomatik ilişkiler
kurdular. “Ey Mu’tasım, Neredesin” diyerek feryat eden mazlum bir kadına yardım
etmek için ordunun başına geçen ve bugün Ankara yakınlarında bulunan Amûriye’yi
fethetmek suretiyle imdat çağrısında bulunan kadının intikamını alan halifeden
sonra, dünyanın her bir yanındaki Müslüman kadınlar, Müslümanların
topraklarındaki yöneticiler içinde kendilerine yardımda bulunacak kimseleri
bulunmadığı için, zulme uğrayıp namusları çiğnenir hale geldiler.
Geçmişte, Fransa’nın
yaptığı gibi Kralını esaretten kurtarmak için Kanuni Sultan Süleyman’dan yardım
isteyen bir devletten, sorunlarımızın çözümü için sömürgeci kâfirlere sığınan
devlet haline geldik.
İşte böylece kardeşler!
Her bir taraftan musibetler ve fitneler Müslümanları kuşattı. Onlar işleri
hususunda şaşkın bir halde iken, önlerinden ve arkalarından gelen ölüm onları
yakaladı. Bu durum, onların sayı veya güç olarak azlıklarından dolayı olmadı.
Bilakis, Müslümanların kalkanlarını kaybetmeleri nedeniyle oldu. Zira halife
yani imam, bir kalkandır, onunla koruma yapılır ve onun arkasında savaşılır. Şu
hadisi şerifte olduğu gibi:
...َإِنَّمَا
الإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ...
“Şüphesiz ki imam
kalkandır. Onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur…”[3]
Kalkanın ve korumanın
ortadan kalkmasıyla Müslümanlar, kendilerini koruyacak ve gözetecek kimseden
mahrum oldular. Daha doğrusu, Allah’tan korkmayan, tek dertleri sömürgeci efendilerinin
çıkarlarını gerçekleştirmek olan, insanlara karşı zorbalık gösteren ve zulmeden
yöneticiler onlara musallat oldular.
وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ
مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ
“…O zulmedenler
yakında hangi inkılap ile sarsılacaklarını bileceklerdir.”[4]
Şüphesiz ki Hilâfet,
Müslümanların izzetinin kaynağı ve kuvvetlerinin adresidir. Sömürgecilerin
liderleri bunu biliyorlardı. Bu nedenledir ki Hilâfet’in ilgası münasebetiyle
İngiliz Avam Kamarası’nda konuşan Lord Kurzon şöyle diyordu: “Türkiye meselesi
artık kesin olarak kurulmayacak bir şekilde bitmiştir. Çünkü biz onun manevi
gücünü yok ettik. Hilâfet’i ve İslâm’ı ortadan kaldırdık.”
Onlar bunun farkında
idiler ve bu nedenle de Hilâfet’in yıkılmasıyla yetinmediler. Hilâfet’in yeniden
geri dönmemesi için çabalarını ortaya koydular ve koymaya da devam ediyorlar.
Hilâfet için çalışan kimselere karşı ağır ve sert bir savaş başlattılar. Bu
nedenledir ki altmışlı yılların öncesinde Hizbu’t Tahrîr’in harekete geçtiğini
duyduklarında, çıldırdılar. Zira Hizbu’t Tahrîr, Hilâfet’in yeniden kurulması
meselesini ümmetin geleceği olarak ele almıştı. Sömürgeciler ve onların
uşakları, ellerinde bulunan her türlü şer üslûbu kullanarak Hizbu’t Tahrîr’e
karşı iftira, tutuklama, şehadete varıncaya kadar işkence yapmak ve uzun süreli
hapis cezaları vermek suretiyle acımasızca savaştılar. Ancak bunların tümüne
rağmen başarısız oldular. Hizbu’t Tahrîr, Allah’tan başka hiçbir kimsenin
önünde eğilip bükülmeden dimdik ayakta durdu.
Sömürgeci kâfirler son
olarak, şer’î olmayan bir şekilde Hilâfet’i ilan eden, boğazlamak, yakmak ve
tahrip edip yıkmak şeklinde şer’î olmayan tasarruflarda bulunan birtakım İslâmî
hareketlerin cürümlerini kullanarak, bu savaşlarını sürdürdüler. Sömürgeci
kâfirler bu hareketlerin işlemiş olduğu suçları kullandılar, yaptıklarına ayna
tuttular, tüm güçleriyle televizyon ekranlarına yansıttılar. Böylelikle
Müslümanlara, istedikleri Hilâfet’in suçlarla dolu bir şey olduğu vehmini
vererek, insanları hakiki Hilâfet’ten nefret ettirmek istediler. Ancak onlar
daha önceki üslûplarında başarısız oldukları gibi, Allah’ın izniyle bu defa da
başarısız oldular ve olacaklardır. Artık insanlar şer’î Hilâfet’in ne olduğunu
idrak ettiler. Sözde Hilâfet’le, gerçek Hilâfet arasındaki ayrımı kavradılar.
Gerçek Hilâfet meçhul
değildir. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve
Sellem’in beyan ettiği ve onun ardından gelen Râşid Halifelerin üzerinde
yürüdüğü seçkin bir nizamdır. Hilâfet, imparatorluk veya krallık olmadığı gibi,
cumhuriyet rejimine göre parlamenter veya başkanlık da değildir. Hilâfet, ne
Allah’tan başkasının kanun koyduğu demokrasi veya diktatörlüktür, ne de beşeri
sistemlerden herhangi birisidir.
Adalet Hilâfet’tir.
Yöneticileri imamlar olan halifelerdir. Onlarla korunulur ve onların arkasında
savaşılır. Hilâfet, kanları, namusları ve malları koruyup zimmete vefa
gösterendir. Baskı ve zor kullanarak değil, rıza ve serbest irade ile biat
alır. İnsanlar, korkarak ve endişe ile değil, güven içinde ona göçerler.
Ey Kardeşler! Ey basiret sahipleri! Ey akıl sahipleri! Müslümanların kalkanı
ve koruyucusu olan Hilâfet’in kaybından dolayı üzülenler!
Kendinizi büyük bir
günahtan kurtarmak için, Râşidî Hilâfet Devleti’ni yeniden hayata döndürmek
suretiyle İslâmî hayatı yeniden başlatmak için çalışınız. Zira Hilâfet’in
kaldırılmasının üzerinden geçen onlarca yıldır, bunun ikamesi için çalışmamak
büyük bir günahtır. Rasûlullah SallAllahu
Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır:
...
وَمَنْ مَاتَ وَلَيْسَ فِي عُنُقِهِ بَيْعَةٌ، مَاتَ مِيتَةً جَاهِلِيَّةً
Her kim boynunda biat
borcu olduğu halde ölürse cahiliye ölümü ile ölmüş olur”[5]
Yani hak olarak bir halifeye biat etmeden gelen ölüm!
Erkeklerinizle,
kadınlarınızla, özel ve genel, ciddiyetle, ihlas ve sadakatle Hilâfet’i ikame
etmek için koşturunuz. Zira bu, büyük bir kurtuluştur.
Son olarak sizlere konferansın
yapıldığı bu Üsküdar semtinin, İstanbul’un ilk önce fethedilen beldesi olduğunu
hatırlatıyorum. Burası, Halifelerin İstanbul’un fethi için ordularını harekete
geçirdikleri, karargâhlarını kurdukları, İstanbul’u fethetmek, savaşmak ve
muhasara etmek üzere kıyılarından gemilerini Avrupa yakasına doğru harekete
geçirdikleri bir yerdir. Allah’u Teâla bu büyük fazileti Sultan Fatih’e ikram
edinceye kadar defalarca bunu tekrarladılar.
لَتُفْتَحَنَّ الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ، فَلَنِعْمَ الْأَمِيرُ أَمِيرُهَا،
وَلَنِعْمَ الْجَيْشُ ذَلِكَ الْجَيْشُ
“Kostantiniyye elbette
fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel bir komutandır, o ordu ne güzel
bir ordudur.”[6]
Emin olunuz ki Hizbu’t
Tahrîr’li kardeşleriniz; hak üzere sabit olup, Raşidî Hilâfet’in döneceğine
dair Allah Subhanehu’nun vaadinin ve Rasûlü’nün müjdesinin gerçekleşmesi için
bütün gücü ve ciddiyetiyle, Allah’tan başka hiçbir kınayıcının kınamasından
korkmadan çalışmaktadır. Bundan emin olunuz! Onlar, bunun için Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem tarafından
çizilen yol üzere yürümektedirler. Sizinle birlikte Ukab Sancağı’nın,
Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in
sancağının gölgesinde gölgelenmek üzere bu uğurda çalışmaktadırlar Allah
Subhanehu’nun izniyle neredeyse yolun sonuna geldiler. İşte böylece Hilâfet
yeryüzünde doğacak, eman, emniyet ve adalet İslâm diyarına yayılacaktır.
وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ
يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
“… O gün müminler de
Allah'ın yardımıyla sevineceklerdir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak
güç sahibidir, çok merhametlidir.”[7]
Son söz olarak:
Konferansınızı tebrik ediyor, Allah’ın mübarek kılmasını diliyorum. Allah’ın
izniyle bu konferansın, İslâm'ı ve Müslümanları izzete kavuşturan, sömürgeci
kâfirleri ise zillete düşüren güzel ve mübarek meyvelerle sonuçlanan bir
konferans olmasını Rabbimizden niyaz ediyorum.
وَاللَّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا
يَعْلَمُونَ
“Allah, işinde
galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.”[8]
Allah’ın selamı ve
rahmeti üzerinize olsun.
Atâ b. Halîl Ebu’r Raşta
H.
12.05.1436
Hizb-ut Tahrir’in Emiri. M.
3.3.2015
[1]
Nûr Sûresi 55
[2]
Ahmed ve et-Teyâlisî rivayet etti
[3]
Buhari
[4]
Şuara Sûresi 227
[5]
Müslim
[6]
Müslim ve Ahmed tahric etti
[7]
Rum Sûresi 4-5
[8]
Yusuf Sûresi 21


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış