Tam anlamıyla net bir tarifi yapılamayan ve herkesimin kendine göre bir tanımlama yaptığı demokrasi konusunda, geçmişten günümüze düşünürler, siyasîler, yazarlar ve âlimler çok şey söylemişlerdir. Bu sözler içerisinde menfi ve müspet görüşler yer almakta, objektif ve sübjektif yorumlar yapılmakta ve demokrasiye dair farklı bakış açıları bulunmaktadır. Zira tüm bu sözleri bir arada değerlendirdiğimizde, bu düşüncenin insanların zihninde nasıl karmakarışık bir halde yer aldığı açıkça görülmektedir. Yine bu sözlere baktığımızda, zaman içerisinde büyük sapmaların yaşandığını, yıllar içerisinde demokrasi ile ilgili düşüncelerin büyük bir değişime uğradığını ve hâlâ zihinlerde bu konuda tam bir netlik oluşmadığını görmekteyiz.
Tüm bu sözlere baktığımızda “Demokrasi gerçekten var oldu mu? Ya da gelecekte o “hayalini kuruyoruz” dedikleri demokrasinin var olması mümkün müdür? Demokrasi, her kesimin kendi düşüncesini destekleyecek şekilde tanımlamalar yapabileceği bir sistem midir? Neden demokrasiyle ilgili birbiriyle çelişecek şekilde faklılaşan tanımlamalar yapılmaktadır?” diye sormadan geçemiyoruz. Burada bu sözleri örnek olarak göstereceğiz. Bundan maksadımız ise demokrasinin batıllığını modernist bir yaklaşımla ispatlamaktan ziyade bu konudaki farklı bakış açılarını göstermektir. Bizce tüm bu farklı tanımlamalar ve düşüncelerin ortaya koyduğu tek gerçek, demokrasinin asırlardır insanları kandıran koca bir yalan olduğudur.
Biz böyle düşünürken, bize despot yöntemlerle dayatılan demokrasinin anayurdunda filozoflar demokrasiyi nasıl yorumluyor bir bakalım isterseniz.
“Kelimenin tam anlamıyla gerçek bir demokrasi hiç bir zaman var olmadı ve var olmayacaktır.” Jean Jacques Rousseau
“Demokrasi” ve “demokratik devlet” kavramlarının kullanımı konusunda büyük bir eksiklik vardır. Bu kelimeler açıkça tanımlanmadıkça ve anlamları üzerinde uzlaşılmadıkça insanlar bu anlam karmaşası üzerinde yaşamaya devam edeceklerdir ve bu tartışmalar demogoji yapanların ve despotların işine yarayacaktır.” Alexis de Tocqueville
“Bütün despotizmler içerisinde demokrasi, en az dayanıklısı olmakla birlikte en kötüsüdür.” Fisher Ames
“Demokrasi despotizme dönüşür.” Eflatun
“Demokrasi despotizmdir. Genel iradenin onaylamadığı bir yürütme oluşturur.” Immanuel Kant
“Demokrasi despotizmin en ileri şeklidir.” Aristo
“Yasalara saygı duyulan bir devlet için demokrasi en kötü yönetim şeklidir. Yasaya saygı duyulmuyorsa, o zaman da en iyi yönetim şeklidir.” Platon
Düşünürler demokrasiyi böyle izah ederken, bizde ve dünyada siyasîler, demokrasi hakkında şunları söylemiştir:
“Demokrasi esasına müstenit hükümetlerde, hâkimiyet, halka, halkın ekseriyetine aittir. Demokrasi prensibi, hâkimiyetin millete ait olduğunu, başka yerde olmayacağını iltizam eder. Bu suretle, demokrasi prensibi, siyasî kuvvetin, hâkimiyetin menşeine ve meşruiyetine temas etmektedir.” Mustafa Kemal
“Oy verenler hiç bir şeye karar vermez. Oyları sayanlardır her şeye karar veren.” Josef Stalin
“Sorumluluk ve demokrasi herkesi törpüler. Hak, hukuk ve şeffaflık, adalet söz konusu olduğunda demokrasi daima marjinal şeyleri hizaya getirir. Herkese hitap eder hale getirir. Tabii şiddete karışan, zorla birisine bir şey empoze etmeye çalışan grupları değerlendirme dışında tutuyorum.” Abdullah Gül
“Demokrasi dönem dönem denenmiş olan diğer tüm yönetim biçimleri hariç, en kötü yönetim biçimidir.” Wınston Churchıll
Süleyman Demirel bu konuda endişe duyduğunu ifade ederek şunları söylemiştir: “Bir halkın önüne sandık konulduğu zaman bu sandığı kullanmıyorsa, sandık bir gün kaybolur. Oy vermeye vermeye nereye varırsınız biliyor musunuz; ülkenin yönetimine iştirakten silinirsiniz.”
“Çoğunluğun azınlık tarafından yönetimi tiranlıktır; azınlığın çoğunluk tarafından yönetimi de tiranlıktır. Her iki durumda da ‘senin istediğin gibi değil, bizim istediğimiz gibi yapacaksın’ kuralı geçerlidir.” Herbert Spencer
CHP Eski Genel Başkanı Deniz Baykal ise demokrasinin Cumhuriyet olmadan olmayacağını ifade ederken şöyle demiştir: “Cumhuriyet, demokrasinin altyapısıdır. Cumhuriyeti ortadan kaldırırsanız demokrasiyi yaşatamazsınız. Demokrasi, Cumhuriyetle birlikte yükselir.”
“Demokrasi, duymak istediğinizi sandığınız şeyi size söylemelerinin ardından diktatörlerinizi seçmenizden ibarettir.” Alan Coren
Kapitalizmle özdeşleştiği halde, demokrasinin iktisadî alanda kalkınma sağlayacağı düşüncesinin, sömürgecilerin demokrasiyi pazarlamada kullandığı üsluplardan biri olduğunu biliyoruz. İşte bu konuda söylenenler:
“Türkiye tecrübesine dayanarak, şunu katiyetle ifade edebilirim; parlamenter sistem, ekonomik kalkınmaya çok büyük katkı sağlayacak, demokrasi geliştikçe, ekonomik kalkınma da istikrarlı şekilde büyüyecektir. Demokrasi ile ekonomik gelişme atbaşıdır. Bunlar beraber gelişir.” Başbakan Erdoğan (HT.com)
“Kanunları zenginlerin çıkarı için yapıyorsunuz.” Euripides
“Parlamentonun kapıları fakirlere kapalıdır.” Ovid
“Ekonomik yanıyla kapitalizm, siyasî yanıyla liberal demokrasi, sosyal yanıyla da toplumun çözülüşü şeklindeki sapma, her şeyden önce Allah’ın hayatı düzeltmek ve adaletle ayakta tutmak üzere indirmiş olduğu İslâm hukukundan bir sapmadır. Diğer taraftan “Bırak istediğini yapsın, bırak istediği yerden geçsin” deyip, her şeyi yapmak isteyen, ele-avuca sığmayan ferdiyetçiliğin sapmasıdır. Bu ferdiyetçilik, ekonomi alanında kapitalizm, sosyal alanda ahlâkî bağları çözülmüş laik toplum şeklini almaktadır.
Liberal demokraside iktidar ise, hem servetin sahibi, hem hükmedici ve hem de hükmüne hiç kimsenin itiraz edemeyeceği kurum olan kapitalizmdir. Teoride “teşrî hakkı” halka ait olmakla ve yine teorik planda halkın itiraz etme yetkisi bulunmakla birlikte, gerçek böyle değildir. Liberal demokraside ortaksız ve tek başına mâbut Allah mıdır, yoksa öte tarafta Allah ile birlikte veya yalnızca kendilerine ibadet edilen uydurma ilâhlar var mıdır? “Bu her iki ibadet şekli arasında herhangi bir fark yoktur. Çünkü Allah ile beraber başkalarına da ibadet edilirse, “şirk” olur. Allah’a ibadet edilmeyip, sadece uydurma ilâhlara ibadet edilirse bu da küfür olur.” Prof. Muhammed Kutub (Demokrasi, İstanbul 1988, s. 356-365)
“Demokrasi konusundaki eleştirilerin nedeni, devletin çoğunluğun üzerinde anlaşmış olduğu kararlara hizmet ettiği düşüncesi değildir, asıl itiraz çoğunluğun holdinglerin ve çeşitli çıkar gruplarının isteklerine hizmet etmek zorunda kalmasıdır.” Friedrich A. von Hayek
“Batı’nın ortaya koyduğu demokrasi, mal, mülk sahipleri için vardır. Zenginler için vardır. Siyahlara karşı beyazların, kölelere karşı efendilerin demokrasisi vardır. İslâm insanı, mahlûkların efdâli ve en şereflisi olarak bildirirken, onun sömürülemeyeceğini anlatmıştır.” Roger Graudy (www. kitap.ihlas.net)
Bu konuda en önemli konu başlıklarından biri de hiç kuşkusuz demokrasinin İslam’la olan ilişkisidir. Yine bu konudaki görüşler de şunlardır:
ABD eski Başkanı George W. Bush, Türkiye ziyareti sırasında, Boğaziçi’nde yaptığı bir konuşmada, Türkiye’ye övgüler yağdırırken, “Türkiye’yi Ortadoğu ülkelerine model” olarak gösterdi. (Zaman, 30.06.2004)
“İslam dünyası bir şeyi konuşuyor. “İslam’la demokrasi bir arada olabiliyormuş.” Nerede? Türkiye’de.” Başbakan Erdoğan (CHA)
Yine bu konuda Başbakan Erdoğan, “Biz bunun tecrübesini ülkemizde yaşadık. Şunu burada özellikle vurgulamak istiyorum: Türkiye, halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Bir asırlık parlamenter sistem ve demokrasi deneyimi, bugün Türkiye’yi, ‘İslam ile demokrasi yan yana olabilir mi?’ tartışmalarının tam da merkezine konumlandırmıştır. Türkiye, mevcut rejimiyle, demokrasi tecrübesiyle, bugün ulaştığı ileri demokratik standartlarla, değişimi yöneten iradesiyle, İslam ile demokrasinin yan yana olabileceğini tüm dünyaya başarılı şekilde göstermiştir.” demiştir. (HT.com)
1980’lerde yayınladığı “İslam’ın Anlaşılması Üzerine” adlı kitabında Ali Bulaç ise bugünkü söylemlerinden çok uzak bir şekilde demokrasiyi şöyle tarif etmiştir: “Halk kendi kendini yönetir ilkesini savunan demokratik felsefe, şirk ve küfürden başkası değildir.”
Fethullah Gülen ise Yalçın Doğan’la yaptığı programda, “Demokrasi bir halk idaresidir. Hayatın insanî boyutunu, bir derinliğini teşkil eder. Cumhuriyet ve demokrasi, İslam’a, İslâmî düşünceye, İslam’ın yaşanmasına müsait birer zemin teşkil ederler. Ancak keşke daha olgun daha gerçekçi bir demokrasi olsa! Batılılar da onu istiyorlar. Biz de çok defa onu istiyoruz.” demiştir.
Şehid Seyyid Kutub: “Dilleri ile Allah’tan başka ilah olmadığını ve Muhammed’in (s.a.v) Allah’ın kulu ve Rasulü olduğunu söyleyip bireysel davranışlarda, arınma, evlenme, boşanma ve miras gibi konularda, Allah’ın vahyine tâbi oldukları için kendilerini “Müslüman” diye isimlendirenler, bununla beraber bunun dışındaki konularda Allah’ın Kitabı’na göre şekillenmemiş kanun ve nizamlara itaat edenler… Allah Kitabı’nda izin vermediği halde Allah’ın Kitabı’na muhalif olan yasalara ve kanunlara itaat edenler… İsteyerek veya istemeyerek bu çağdaş putlarının kendilerinden istedikleri görevleri yerine getirme noktasında tüm değerlerini feda edenler… Bu kutsal değerleri ile çağdaş tağutların istekleri çeliştiği zaman Allah’ın emirlerini kulak arkası yapıp bu çağdaş tağutların emirlerini yerine getirenler… Evet, kendilerini Müslüman ve Allah’ın dinine mensup zannedip de tüm bu fiilleri yapanlar, kafalarını yastıklarından kaldırıp bir an önce uyanmak ve ne kadar büyük bir şirk bataklığının içinde olduklarını görmek zorundadırlar.”
Hayrettin Karaman: “Demokrasinin İslam ile bağdaşmadığını söyleyenlerin en radikal olanı merhum Seyyid Kutub’dur. Ona göre “Demokrasi, İslam öncesinin çağdaş ikizi olan Batılı düzenin bir parçasıdır ve İslam’a aykırıdır.” Afgani, Abduh, Tunuslu Hayreddin Paşa, Abdurrahman Kevâkibî, Reşid Riza, Hasenu’l-Bennâ (dolayısıyla İhvan), İbn Bâdîs, Allâl el-Fâsî, Malik b. Nebî, Mevdûdî, Raşid Gannûşî ve Yusuf Kardâvî demokrasinin mekanizmaları, siyasî ve sosyal hedefleri bakımından İslam’a aykırı olmadığını, bir İslam Devleti’nde temel başvuru kaynağı Kur’ân ve Sünnet olmak şartıyla demokrasinin uygulanabileceğini ileri sürmüş ve savunmuşlardır.” (www.hayrettinkaraman.net)
Merhum Ercümend Özkan: “Bizler demokrasiyi, onun teorisyenleri gibi anlıyor ve tanıyoruz. İnsanları hevâlarına (istek, arzu) uymaya yönlendiren bir siyasî rejim olduğu için de, açıkça Kur’an ile çelişki halinde görüyoruz. Zira Kur’an başından sonuna kadar insanları hevâlarına uymaktan uzaklaştırıp Allah’a teslim olmaya çağıran bir kitaptır. Bunun için de demokrasinin bu ilkelerle tam bir çelişki arz ettiğine inanıyoruz. Bu itibarla da dünyayı ifsad eden bir düşünce tarzı ve yaşam biçimi olarak değerlendiriyoruz.” (www.iktibasdergisi.com)
İLKAV Başkanı Mehmet Pamak: “Hâlbuki diktatörlük ve monarşi de, bugün yerine ikame etmek istedikleri demokrasi de Batı seküler kültürünün ürünü rejimlerdir. Aslında her iki sistem de, vahyi dışlayarak, heva ve zannı esas almaktadır. Her ikisi de, halkı, egemen gücün çıkarlarını gözeten yasa ve kararlarla yönetir. Birisi tek kişinin, diğeri azınlığın hevasını ilah edinir. Kendine ve Rabbine yabancılaşan insanların, vahyin adalet ölçülerini yok sayanların, sadece çıkar dürtüsüyle hareket etmesi ve sonuçta zulmetmesi kaçınılmazdır.” (İLKAV)
“Din Gerçeği ve İslam” adlı eserinde ise Mehmet Alagaş, “İrticanın meclise girmesi ise hiç mi hiç söz konusu değildir. Meclisteki adamlar politikacıdır ve çağdaş politikanın gereğini yapmakla yükümlüdürler. Bu gereklerden birisi de halkın dinî yönelişlerini dikkate alarak, halkın nabzına göre morfin vermektir. Çünkü adına demokratik denilen sistemlerde, huzurlu ve istikrarlı sömürünün ilk şartı, sömürülecek olan insanların boş kafalarını sallayarak sömürüyü oyları ile tasdik etmeleridir. Demokrasiyi şiar edinen bu politikacılar, demokratik oy olmadan, demokratik oyun olmayacağını bilirler. Sömürgedaşlar oylarını verecekler, sömürgeciler de oyunlarını oynayacaklardır.” demiştir.
“Demokrasiye Eleştiri” adlı kitabında ise Süleyman Uğurlu şunları dile getirmiştir: “Sömürgeci kâfirlerin elebaşı ABD, Ilımlı İslâm Projesi için sacayağı oluşturmuştur ki bunlar; “Demokrasi”, “Dinlerarası diyalog” ve “Küreselleşme”dir. Bu sacayaklarını Müslüman Beldelere yerleştirmek sömürgeci kâfirlerin yerleşmesiyle aynı manada olmasına rağmen bu üç mefhumun tehlikesinin Müslümanlar nezdinde netleşmediği ya da netleştirilmediği görülmektedir.
Muhakkak ki Demokrasi; İslâm Hadaratına darbe vurup Batı Hadaratını güçlendiren en tehlikeli mefhumlardandır. Demokrasinin hakikî mahiyetinin feraset ve basiret ile idrak edilip iyice anlaşılmaması neticesinde kimileri “Demokrasinin İslâm ile çelişki arz etmediği” saptırmacasına inanıp Demokrasiye dayalı kurulan partileri destekleyerek tefrite düşerken, kimileri de öfkelerine yenik düşüp Demokratik Partileri destekleyenlerin tümünü -ayrım gözetmeden- küfür ile itham ederek ifrata kaçmıştır.”
Atasoy Müftüoğlu ise şunları söylüyor: “Günümüzde en büyük put demokrasidir. Fakat günümüz Müslümanları, demokrasi kapitalizm ve neo-liberalizm ile mücadele etmiyor.”
“Demokrasi bir ibadet şeklidir.” HL Mencken
Demokrasinin insana huzur getireceği iddiası ile ilgili ise şunlar söylenmiştir:
Başbakan Erdoğan, İzmir’de yaptığı bir konuşmada, “1994’te söyledim şimdi de söylüyorum, demokrasi bir amaç değildir, demokrasi bir araçtır. Bunu böyle bileceğiz, bilmek durumundayız. Ve tüm sistemler, tüm yönetim şekilleri, buna din de dâhil hepsi tek amaca hizmet ederler, o da insanın mutluluğudur, insanın saadetidir, insanoğlunun huzuru, refahıdır, demokrasi bunun için vardır” dedi. (CİHAN)
“Demokrasi, hak ettiğimizden iyi yönetilmeyeceğimizi garantileyen bir araçtır.” George Bernard Shaw
“Demokrasi ümit edildiği gibi tiranlığa ve baskıya karşı insanların güvenliğini sağlayacak bir sistem olamadı. Düşünen insanlar arasında demokrasiye inancın giderek azaldığını görünce üzülüyorum.” Friedrich A. von Hayek
“Demokrasi asla uzun yaşayamaz. Kısa zamanda tükenir ve kendisini öldürür. Kendisini intihara sürüklemeyen bir demokrasi yoktur.” John Adams
“Demokratik kurumların özgürlüğü ve medeniyeti er ya da geç mahvedeceği konusunda ikna olmuş bulunmaktayım.” Thomas Babington Macaulay
Farklı bakış açılarıyla dile getirilen tüm bu sözlerin ortaya koyduğu gerçek gözlerden kaçmayacak kadar büyük ve anlaşılırdır. Zihinlerde karmaşa yaratan ve hiçbir problemin çözümü olamayacak olan bu sistem insanlar arasında itibarını yitirmiştir. Dünyada böyleyken bizim ülkemizde siyasîlerin geçmişten günümüze demokrasi tarifleri büyük bir değişime uğramış ve ilk başta reddettikleri daha sonra araç olarak gördükleri bu sisteme ve bu uğurda verdikleri mücadeleye şimdi “Allah’a inanır gibi inandıklarını” söylemeye başlamışlardır. Zira Erdoğan bir röportajda “Allah’a inandığım gibi inanıyorum demokrasi mücadelemize” diyor ve bu konuda en ufak bir şüphesinin olmadığına ikna etmeye çalışıyor insanları. Konuşmalarından ve yaptıklarından bu demokrasiye gönül verdikleri ve ona inanarak hizmet ettikleri apaçık ortadayken aksini iddia etmek mümkün değildir. Bu büyük yalana inanmış ve bu uğurda hayatlarını ortaya koymuş olan bu insanların yakın bir zamanda gerçekle yüz yüze gelecekleri gün gibi ortadadır. İnandıkları bu sistem yerle bir olduğunda asıl iman edilmesi gerekeni elbette görecekler, ancak o zaman iş işten geçmiş olacaktır.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış