UCUBE SİYASET ACAYİP SİYASETÇİLER (DOĞURUYOR)

Erkan Kardelen

Siyaset belirli bir fikir ile Ümmet’in işini tanzim etmek demektir. Tabiî ki Ümmet’in işlerini tanzim edenlerin belirli bir fikirleri ve ideolojileri yoksa devşirme fikir ile tanzim edilen devşirme bir siyaset ortaya çıkacaktır. Bu siyasette Türk Dil Kurumuna göre: “Çok acayip, şaşılacak kadar çirkin olan şey” anlamına gelen ucube gibi bir siyaset olacak ve böyle ucube siyaset, acayip siyasetçiler doğuracaktır. Tıpkı yaşadığımız vakıada, işlerimizin tanzim edildiği ucube siyaset ve bu siyaseti tatbik eden acayip siyasetçiler gibi…

Bu devletin insanlara taşıyabileceği bir fikri ve ideolojisi yoktur. Siyasetçiler de, hayran oldukları fikri ve bu fikirden türeyen siyaseti tatbik edeceklerdir. Şu an yaşadığımız ortamda Kapitalist siyaset ve onun yönetim nizamı olan Demokrasi tatbik edilmektedir. Bu da İslamî Akide ve İslamî fikirden çıkan bir siyaset ve yönetim nizamı değil, sömürgeci kâfir devletlerden ithal edilen bir siyaset ve yönetim nizamıdır. Bu siyaset nizamı, ne insanlara insan olduğu için değer verir, ne de Yaratıcının değerli olarak gösterdiği değerlere değer verir. O ancak ve ancak maddiyata değer verir. Bu yönüyle O, ucube bir siyasettir. Zira insan aklına ve fıtratına aykırılıklar göstermektedir.

İşte o ucube siyasetten doğan acayip icraatlardan örnekler:

- İnsanlar, futbol denilen uyuşturucu sayesinde uyumaya devam etsinler diye bir futbol sahası yapıldı ki, orası için Başbakan’ın belirttiğine göre 600 Trilyon Lira harcanmıştır. Acayip bir siyaset örneği… Peki, burada sormak gerek her şey bitti de bir bu mu eksik kaldı? Yani insanların sırtı pek, karnı tok, hiç kimsenin derdi kalmamış ve her şey yolunda öyle mi? Oraya harcanan paraya, düşünün kaç tane fabrika açılırdı ve aile efradı ile birlikte kaç kişiye iş ve aş fırsatı üretilebilirdi? Oraya harcanan para zaten yeterince aç olan insanları biraz daha aç kalmaya mahkûm ederek bu insanlardan toplanan vergilerle karşılandı. Ne kadar tuhaf bir iş ve ne kadar acımasız bir tanzim yapılmış değil mi? Üstüne üstlük bir de açılışında yapılan protesto haftalarca gündem yapıldı ve üzerinde yazıldı, çizildi, konuşuldu.

- İçki yasası ile alakalı olarak gelen tepkilere karşı Başbakan Erdoğan; “Herkesin yaşam tarzı giyimi kuşamı, yeme içmesi, inancı, ibadet özgürlüğü, ifade özgürlüğü bizim teminatımız altındadır. Biz ne müdahale ettik ne de müdahale edilmesine müsaade ettik.” (16.01.2011 Yeni Şafak) tarzında bir açıklama yapmıştı. Ne kadar tuhaf ve anlamsız! Hepimizce malumdur bu ülkede Müslüman bayanların giyimi ve kuşamından dolayı okullara gidemedikleri… Ayrıca Hayrunnisa Gül hanımın ilkokuldaki başörtüsü cehaletini ortadan kaldıracağız sözüne Cumhurbaşkanı’nın destek verdiği ülke burası değil mi acaba? Ve yine Rablerine iman eden Müslümanların çalıştıkları fabrikalarda namaz kılmalarının yasaklandığı ve gizli gizli kılmaya çalışıp yakalananların işine son verildiği ülke neresi acaba? Ve yine “ifade özgürlüğü bizim teminatımız altındadır” denildiği halde sırf Hilafet arzularından dolayı insanlar Mars’ta mı ceza evine atılıyor acaba? 

  • Medyanın yönlendirmesi sonucunda baskıları kırmak ve kendilerini rahatlatmak adına Hacı İnan’lar bu ülkede tutuklanmıyor mu? Yasal değişiklik neticesinde tahliye olan, ardından yasal mevzuatlara göre imza vermeye devam eden, ama sırf tutuklamak için 13 gün içerisinde yeni bir dosya kapsamında aynı suçtan isnad ile tutuklanan Müslümanlar kimin vatandaşı? 

Maalesef bu ucube siyasetin uygulandığı ülke Türkiye’dir. Bu ülkede İslamî bütün değerler yasaktır. Esasen bu yöneticiler, her ne kadar Müslümanların duygularını İslamî söylemlerle okşayıp sömürseler de, aslında gayri İslamî yaşam tarzını güvence altına almışlardır. Acaba kendilerini Allah’ın azabına karşı güvence altına alabilmişler midir? Sanmıyorum… Bir yandan ya Allah Bismillah diyecek kadar İslamî, diğer yandan İslam’a zıt olan yaşam tarzını güvence altına alacak kadar gayri İslamî bir siyaset gütmektedirler. Ucube siyaset, elbette ki acayip siyasetçiler doğuracaktır. Doğurmak zorundadır da. Çünkü bu acayip siyasetçiler olmazsa, insanların İslamî duygularını kim sömürecek ve Müslümanları aldatarak bu ucube siyaseti devamını kim sağlayacak? Başbakan daha sonra başka bir söyleminde şöyle diyor: “Her zaman söylediğim şu, eninde sonunda hepimiz öleceğiz. İki metreküp bir yer açacaklar bize, çukur, o çukura gömecekler. Bu gök kubbede hoş bir seda bırakabilmişsen, bu millete hizmetkâr olabilmişsen, bizim bir başbakanımız vardı. Allah ondan razı olsun dedirtebiliyorsan ne âlâ.” (16.01.2011 Yeni Şafak) Anlaşılan öleceğini biliyor ama öldükten sonra nasıl hesap vereceği konusunda endişeleri var. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyuruyor: “Yöneticileriniz olacak ve onları tanıyacak ve inkâr edeceksiniz. Kim tanırsa beri durur. Kim inkâr ederse kurtulur.” 

Evet, bu ülkede ucube bir siyaset tatbik ediliyor ve bu gök kubbede hoş bir seda değil, Amerikan kültürü bırakılıyor. Ve bu insanların arzuladıklarını yapıp onlara hizmetkâr olmak yerine Amerikan projeleri gerçekleştiriliyor. Söylemler hoş ve İslamî, yapılanlar tuhaf ve gayri İslamî… Acayip bir siyaset işte! 

Ayrıca başka bir konuya dönecek olursak Yeşilay ve Tüketiciler Birliği’nin yaptığı araştırmaya göre, Türkiye’de alkol kullanma yaşı 11’e düşmüş ve 7 yılda alkol tüketimi %133 artarak 1 milyar 902 milyon litre’ye ulaşmış. Yani AKP hükümeti dönemine denk gelen sürede… 

Yine Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) bir raporunda ise: “cinayetlerin %85’i, tutuklamaların, ırza tecavüzlerin ve şiddet olaylarının %50’si, trafik kazalarının %60’ı, işe gitmeyenlerin %60’ı, eşlerini dövenlerin %70’i, intihar edenlerin %58’inin sebebi alkol olarak gösteriliyor ve rapor uzayıp gidiyor. 

Şimdi de sanki bu alkol tüketimini sağlayanlar bu acayip siyasetçiler değilmiş gibi, bununla ilgili bir yasa hazırlığındalar. Bunu da o kadar gündem yaptılar ki sanki alkolün reklâmı yapılmak isteniyor. Ve bu yasayı hazırlarken bile Avrupa’nın şu ülkesinde şöyle, bu ülkesinde böyle diyerek bu ucube siyaseti uygularken nereye dayandıklarını da yani ucube siyasetin kaynağını da kendileri belirtiyor. O kaynak Batıdır. İslamî olmayan siyaset ucube siyasettir. Hâlbuki bu yöneticiler İslamî hükümleri tatbik etmek ve alkol üretimini ve satışını yasaklamak zorundadırlar. Çünkü Allah Azze ve Celle onu haram kılmış ve yasaklamıştır.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالأَنصَابُ وَالأَزْلاَمُ رِجْسٌ مِّنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

“Ey iman edenler; içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları; ancak şeytan işi pisliklerdir. Bunlardan kaçının ki, felaha eresiniz.” (el-Mâide 90)

Yukarıdaki her iki raporda da alkole başlama yaşının 11’e düşmesinin nedenleri sıralanırken en büyük nedeninin manevi boşluk, kolay erişilebilirlik, alkolü özendirici diziler ve filmlerin olduğu vurgulanıyor. İşte burada da gayri İslamî, batıl, ucube siyasetin ve insanların davet edildiği ve sürekli reklâmı yapılan gayri İslamî kültürün önemi yatıyor. Çünkü Batı kültürü, Batı’nın hayata bakış açısı, sınırsız özgürlükleri ve hayat nizamı demektir. Ve bu ucube nizamın tatbik edilmesidir çocuklarımızı bu hale düşüren, toplumu fesada uğratan bu kültür, İslam’ı yok etmek için kullanılan Batı’nın en önemli silahıdır. Evet, insanları bu hale bu ucube siyaset getirmiştir.

Bunun için bir Nasranî bayramı olan yılbaşı kutlamalarında, sadece İstanbul Taksim Meydanını hatırlamak yeterlidir. İnsanların düştükleri hallere bakın. Kutlamalar, deliler gibi eğlence, yarı çıplak insanlar, içki ve polisler… Bu insanlara yıllarca gayri İslamî kültürün diğer bir ifade ile Amerikan kültürünün reklâmını yaptılar. Kadınları bir meta haline getirdiler. Onları yarı çıplak insanların içine attılar. Sonra da içki ve o kültürle donanması sağlanan insanlar azgınlaştıkça azgınlaştılar. Sivil polisler de sözüm ona huzuru sağlamak ve yarı çıplak kadınları korumak uğruna kendilerini paraladılar. Bu durum, bir kediyi yıllarca özendirildiği bir ciğerle aynı kafese koymaya ve onu yediği için kedinin cezalandırılması gibi ucube bir uygulamaya benziyor. Yazık… O insanlara da, o polislere de yazık oluyor. Ne kadar acayip bir uygulama.

İstanbul’u fetheden ve Ayasofya’yı cami yapan şanlı komutan Fatih Sultan Mehmet Han, İslambol’u feth etmiş ve Rasulullah’ın övgüsüne mazhar olmuştur. Bu güzel şehir, yüreğinde İslam’ın bol olduğu bir komutan ve yüreğinde İslam’ın bol olduğu mücahitlerden oluşan bir ordu ile fethedilmiştir. Nadide şehir, belki de İslam Ümmeti için Mekke, Medine ve Kudüs’ten sonra en önemli yerlerdendir. Zamanında Hilafetin merkezi olan bu şehir, şimdilerde ise 2010 Avrupa Kültür Başkenti ilan edilmiş ve bir yıl boyunca Batı kültürünün insanlarımıza daha da çok yerleştirilmesi için, 760 sergi, 1584 konser, 1130 tiyatro gösterisi de dâhil toplam 9677 etkinlik gerçekleştirilmiştir.

Elbette ki bu geldiğimiz noktada biz Müslümanların hiç de azımsanmayacak kadar payı vardır. Yönetim işini ehil olmayan insanlara vererek bu işte bu Müslümanlar da pay sahibi olmuştur. Ve artık mücadele etme vakti gelmiştir. Yapılacak ilk iş, hükmetme işini hüküm verme konusunda tek söz sahibi olan Allah’a, yönetimi de ehil yöneticilere vermektir.

إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تُؤدُّواْ الأَمَانَاتِ إِلَى أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُم بَيْنَ النَّاسِ أَن تَحْكُمُواْ بِالْعَدْلِ إِنَّ اللّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِ إِنَّ اللّهَ كَانَ سَمِيعًا بَصِيرًا

“Gerçekten Allah, size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman, adaletle hüküm vermenizi emreder. Hakikaten Allah bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphe yok ki Allah, hükümlerinizi hakkıyla işitici, emanete ait işlerinizi hakkıyla görücüdür.” (en-Nisa 58)

Asıl mesele; ehil yöneticileri bulmak değil, İslam Akidesi’nden fışkıran, İslamî hayatı yeniden başlatacak, İslam’ı topluma tamamen tatbik edecek ve akıllara, nefislere işledikten sonra O’nun davetini âleme taşıyacak olan bir devlet kurmak için çalışmaktır. Allah’ın hükmünü hayata hâkim kılmaktır, asıl mesele... İşte ancak bu ucube siyaset ve bu acayip siyasetçilerden böyle kurtulabilir, dünyada izzete Ahiret’te kurtuluşa ulaşabiliriz.

وَلَن يَجْعَلَ اللّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً

“Allah, müminler aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir.” (en-Nisa 141)

يُرِيدُونَ أَن يُطْفِؤُواْ نُورَ اللّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَيَأْبَى اللّهُ إِلاَّ أَن يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ

“Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Ama kâfirler istemese de Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır.(et-Tevbe 32)

 

هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ

“Müşrikler istemese de O dini (İslam’ı) bütün dinlere üstün kılmak için Rasulü’nü hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur.” (et-Tevbe 33)



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz