...Sanık avukatlarının Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’ndan (TİB) aldıklarını söyledikleri rapor, kapatılan telefonun, sanık gözaltındayken, birileri tarafından İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde 1 dakika 22 saniye süreyle usulsüz bir şekilde açıldığını gösteriyormuş... Sanık avukatları mahkemeye şu bilgileri vermiş:
“Müvekkilimiz 18.09.2008 tarihinde gözaltına alınmış ve aynı gün cep telefonuna da el konulmuştur. Merkez Komutanlığı tarafından el konulan telefonun İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polislere teslim edilme zamanı 19.09.2008 günü saat 17.50’dir. Bilirkişi raporu incelendiğinde cep telefonu üzerindeki incelemenin 20.09.2008 tarihinde yapıldığı görülmektedir. Bu kapsamda el koyma ve bilirkişi incelemesi arasında geçen zaman diliminde ise cep telefonunun delil bütünlüğü ve sağlığının muhafazası için, mühürlü bir torba içerisinde koruma altında tutulması gerekmektedir.
Ancak mahkemeye ulaşan TİB raporları incelendiğinde 19.09.2008 tarihinde müvekkilimize ait cep telefonunun 1 dakika 22 saniye süreyle İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün bulunduğu Fatih Metro İstasyonu Baz İstasyonu’ndan sinyal verdiği anlaşılmaktadır. Bir başka ifade ile müvekkilimizin telefonu el koyma işleminden sonra götürülen İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde açılmıştır. Telefonun sinyal verdiği saatten 5 saat sonra bilirkişiye teslim edildiği ise bilirkişi raporundan anlaşılmaktadır.
Daha da ilginç olan bir başka konu ise TİB raporu ile sabit olduğu üzere müvekkilimiz ile sonradan kaydedilen 139 tane telefon numarası arasında hiçbir iletişimin gerçekleşmemiş olduğu hususudur. Yine bilirkişi tarafından tespit edildiği şekliyle bu 139 tane telefon numarası 1 dakika 1 saniyelik süre içinde kaydedilmiştir ve kaydediliş zamanına bağlı olarak rehberin en sonunda yer almaktadır.
Tesadüf eseri müvekkilimizin telefonunun 19.09.2008 günü Fatih’ten sinyal verdiği süre de 1 dakika 22 saniyedir. Bir başka ifade ile bu iki süre birbiri ile örtüşmektedir.”
www.gazetevatan.com - 22.01.2011
KD: Eylül 2008’de gerçekleştirilen bir operasyonla Hizb-ut Tahrir ile Ergenekon Terör Örgütünü ilişkili göstermeye çalışan medya ve bazı emniyet mensuplarının iftiraları, her geçen gün ortaya çıkan yeni belgelerle deşifre oluyor. Tamamen bir tevafuk neticesinde gerçekleşen taksici- müşteri ilişkisinden yola çıkarak, dünyada 40 ülkede faaliyet gösteren ve siyasi bir parti olan Hizb-ut Tahrir, cürümleri hat safhaya ulaşan ve İslam düşmanı oldukları her faaliyetlerinden belli olan Ergenekon ile bağlantılı gösterilmiş ve 5 kişi tutuklanarak cezaevine konulmuştu.
Fakat İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi verdiği bir kararla bu iki örgüt arasında bir bağ olmadığını ve tutuklanan sanıkların dosyalarının Ergenekon davasından ayrılmasını talep etmişti. Sadece Mehmet Ali Çelebi’yi taksisine müşteri olarak alan ve kendisiyle düşüncelerini paylaşan Süleyman Solmaz, Ergenekon davasına dâhil edilmişti. Çıkarıldığı ilk duruşmada tahliye edilen Solmaz ile Çelebi’nin ifadeleri örtüşüyor ve Çelebi: “Taksiye bindiğinde kendisine düşüncelerini anlatan Solmaz’a kendisini muhasebeci olarak tanıttığını, daha sonra ise bir kez buluşup kendisinden kitap almak istediğini” söylüyordu.
Tüm bunları teyit edici nitelikte olan ve hazırlanan kirli tezgâhı gösteren bir vakıa da, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilen yazıda ortaya çıktı. Çelebi’nin telefonu kendisi gözaltında iken, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün bulunduğu Fatih Metro Baz İstasyonu'ndan 1 dakika 22 saniye sinyal vermiş. Bu sırada da Hizb-ut Tahrir üyesi olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan Mahmut Oğuz Kazancı'ya ait 139 numara, Çelebi'nin telefonuna yüklenmiş. Bu yolla Hizb-ut Tahrir ile Çelebi arasında bir bağ kurulmak istenmiş.
Müslümanları, Ergenekon gibi İslam düşmanı illegal yapılarla bir arada göstererek kamuoyuna şaibeli göstermeye çalışanların, hak hukuk gözetmeksizin yaptıkları elbette sonuca tesir edemeyecektir. Zira gerçek güneş gibi ortadadır.
* * *
BAŞÖRTÜSÜ ZULMÜ ŞİMDİDE AZERBAYCAN’DA
Azerbaycan'daki başörtüsü yasağına artan tepkilere kulağını tıkayan yönetim, başörtülü öğrencilerin feryadını da duymuyor.
Azerbaycan'da aylar önce okullarda başörtüsü yasaklandı. Yasak ülkede büyük bir tepkiyle karşılandı. Birçok kentte halk sokaklara döküldü. Halkın tepkisi yönetim tarafından dikkate alınmıyor ancak tepkiler her geçen gün daha da büyüyor.
Kendilerine yapılan haksızlığı kabullenemeyen başörtülü öğrenciler ve yakınları feryatlarını duyacak birilerini arıyor. Haklarının ellerinden alınmasına isyan eden genç bir kız şöyle feryat ediyor: "Biz bu ülkenin vatandaşı değil miyiz? Bizim haklarımız nerede? Biz devletten sadece haklarımızı talep ediyoruz? Bizi neden cahil bırakmak istiyorlar, biz ne istiyoruz ki? Biz sadece okumak istiyoruz…”
Dünya Bülteni - 01.01.2011
KD: İslam beldelerinin başında bulunan hain yöneticilerin çağdaşlaşmak adına algıladıkları tek husus, yüzyıldır aynı minvalde seyretmektedir. M. Akif’in bundan yüz yıl önce yazdığı şu mısralar, bu yöneticilerin durumunu da, zihniyetini de ortaya koymaktadır:
“İş bizim Avrupa hayranlarına benzer sonra!/Durumu düzeltecekler diyerek kaç senedir,/Bekleyip durduğumuz züppelerin tavrı nedir?/ Geldi bir tanesi akşam, saçmalıklar kustu!/ Dövüyordum, bereket versin, edepsiz sustu./ Bir kurtuluş yolu varmış... O da neymiş: Mutlak,/ Dini kökten kazımak, sonra, evet, Ruslaşmak!/ O zaman iş bitecekmiş, o zaman kızlarımız,/ Şu tutundukları gayet kaba, pek anlamsız/ Örtüden sıyrılacak... Sonra da erkeklerden,/ Analık ilmini öğreneceklermiş... Zaten,/ Müslümanlar o sebepten bu sefalette imiş:/Ki kadın “sosyete bilmezmiş” esarette imiş!
Haydar Aliyev ve ekibi, Azerbaycan’da esarette olan vatandaşlarını kurtarmak için mi çabalıyor? Ne dersiniz?
* * *
ATATÜRK’TEN ŞEYH’E HALİFELİK TEKLİFİ
ABD arşivlerinden 867.00/1801 sayılı “Gizli” ibaresiyle 17 Haziran 1924’de gönderilen bir yazı, Mustafa Kemal Atatürk’ün 3 Mart 1924’de Halifeliği kaldırmadan önce, Halife Abdülmecit’i değiştirip yerine Kuzey Afrikalı Şeyh Ahmet el- Sunusi’nin İslam Halifesi seçilmesine destek vermeyi teklif ettiğini iddia ediyor.
ABD Yüksek Komiseri Amiral Mark L. Bristol tarafından Amerikan Dışişleri Bakanı’na (adı yazılmamış ama Charles E. Hughes olmalı) gönderilen raporda Amiral Bristol kendisine Şeyh Sunusi’nin özel sekreteri Osman Fahrettin tarafından İstanbul’daki büyükelçilik binasında bir ziyaret yapıldığını anlatıyor ve bu görüşmenin sonunda topladığı bilgileri aktarıyor.
İlgili kısmın tercümesi şöyle: “Geçenlerde Ahmet Şerif el Sunusi’nin özel sekreteri Osman Fahrettin Bey ile birkaç görüşme yaptım. Size “çok gizli” statüsünde gönderdiğim bu bilgiler Türkiye’deki politik ve dini konular üzerinedir. Çok iyi bilindiği gibi Şeyh Sunusi Türkiye’deki milliyetçi hareketin ilk aşamalarında bu hareketin dini konulardaki danışmanı olarak önemli roller oynadı. Saltanatın kaldırılmasını ve halifeliğin tamamen manevi bir alanda kalmasını onayladı. Aynı zamanda, İslam’ın Türkiye’deki modernleştirilmesi çabalarına sempati ile bakmaktaydı. Halifeliğin geçen Mart ayında kaldırılıp Abdülmecit’in sınır dışı edilmesinden kısa bir süre önce Mustafa Kemal Paşa Şeyh Sunusi’ye, eğer Türkiye dışında yaşamayı kabul ederse, halife olmasını destekleyeceğini söyledi. Bu teklifi şeyh reddetti ve Abdülmecit’in manevi kapasitede halife olarak İstanbul’da oturması taraftarı olduğunu açık bir şekilde izah etti. Bunun üzerine Ankara Şeyh Sunusi’ye verilen ödeneği iptal etti.”
Bu iddia eğer doğru ise ki doğru olma ihtimali kesinlikle var, Mustafa Kemal’in ilk tercihinin halifelik müessesesinin tamamen kaldırılmasından ziyade, Osmanlı hanedanı dışından daha uysal bir halife bulmak olduğunu düşünebiliriz. Abdülmecit’in Mustafa Kemal’i rahatsız edecek seviyede ruhani liderlikten daha fazlasını istediğini gösterir tavırlar içinde olduğunu biliyoruz. Bu yüzden Ankara’nın Abdülmecit’i değiştirmek istemesi anlaşılır bir şey.
Dini olarak Türkiye içi ve dışındaki Müslümanlar arasında bir karizması olan Şeyh Sunusi, Kemalist hareketin bir sempatizanı ve hatta bu rapora göre maaşlı bir destekleyicisi olarak Ankara’nın düşündüğü yeni halife imajına uyuyor. Kökleri İstanbul’dan çok uzaklarda olan bu şeyhin İstanbul’da oturan Osmanlı hanedanı kadar yeni rejime tehdit oluşturması imkânsız. Fakat Ankara her ihtimale karşı Sunusi’nin Türkiye dışında yaşaması şartını koşuyor. Bu, o dönemdeki güç kavgası göz önüne alındığında, daha da anlaşılır hale geliyor. Yani bu raporda anlatılanlar o zamanın dinamikleri ile örtüşüyor. Yine de aşağıda değineceğim gibi bu tür belgelere eleştirisel bakma alışkanlığını edinmemiz lazım. Ben bu raporun ardından bu konuda başka bilginin olup olmadığını öğrenmek için sonraki yazışmalara daha bir alıcı gözüyle baktım. 867.00/1812 numaralı ve 26 Temmuz 1924 tarihli yine Bristol tarafından Dışişleri Bakanı’na gönderilen başka bir kriptoda şunlar kayıtlı: Fahrettin Bey’in anlattığına göre Mustafa Kemal Paşa dini konulardan dolayı Türkiye’de problemler çıkmasından tedirgin olduğu için Şeyh Sunusi’nin desteğini arıyor. Mustafa Kemal, Şeyh Sunusi’ye birkaç hafta önce şunu teklif etti: Eğer dini karizmanı kullanıp Türkiye’deki dinci unsurları yatıştırırsan, ben de Kahire’de yeni halifeyi seçmek için toplanacak olan Pan İslam Kongresi’ne bir heyet gönderip senin halife seçilmene yardım ederim. Eğer halife seçilirsen İstanbul’da ikametine de rıza gösteririm.
Star - 11.01.2011
KD: Lozan antlaşmasının gizli maddelerinin nasıl uygulandığını, Mustafa Kemal’e verilen misyonun ne olduğunu ve Hilafet’i ona hizmet etmeyi şeref bilerek onu benimseyen bu milletten hangi desiselerle ilga edildiğini gösteren bu belge, bizler için malumun ilamı’dır. Umarız böyle düşünmeyenler için de en azından bu konuda gerçeği görmelerini sağlayacak bir kâğıt parçası” olabilir.
* * *
“İSLAM KAHRAMANI PAŞA HAZRETLERİ’NE...”
Said-i Nursi’nin Atatürk’e 88 yıl önce yazdığı mektuptan: “Ey şanlı gazi. Zat-ı aliniz muzaffer ordunun ve muazzam Meclis’in şahsiyetini temsil ediyorsunuz.”
“Hür Adam” filminde Atatürk’le olan sahneleri tartışma yaratan Said-i Nursi’nin Atatürk’e yazdığı 1922 tarihli özel mektup bulundu.
Habertürk gazetesinden Güntay Şimşek’in haberine göre, Çankaya Köşkü arşivine kayıtlı 3 sayfalık mektup, “Alem-i İslam Kahramanı paşa Hazretleri’ne” diye başlıyor.
“Duacınız Said-i Kürdi” diye biten mektupta Said-i Nursi şöyle diyor:
“İki cihanda mutluluk ve başarılarınızı can-ı gönülden dileyen bu fakirin, birkaç nasihatini dinlemenizi rica ediyorum.
Sizin bu başarınızı ve büyük hizmetinizi takdir eden müminler, sizi ciddi sever, tutar ve minnettardırlar.”
Üzerine iki not düşülen mektup, Cumhurbaşkanlığı arşivinde Mustafa Kemal’in özel evrakı arasında saklanıyor. Mektupların üzerinde Osmanlıca ‘çok mühim bir mektup’, Latince "mühim" ibareleri dikkat çekiyor.
Adı isyancı Şeh Said’le karıştırılan Said-i Nursi, Milli Mücadele’yi desteklemişti. 1960’ta öldü. 27 Mayıs yönetimi Urfa’daki mezarını yıktırıp cenazeyi bilinmeyen bir yere gömdürdü.
NTV - 04.01.2011
KD: Cumhuriyet tarihinin aydınlatılması gereken birçok olayı ve kişisi bulunmaktadır. Bu tarih üzerinde koruyucu görevi yapan sır perdesi aydınlatılırsa, Şeyh Said ve Said’i Kürdi gibi birçok âlimin gerçek yüzleri ortaya çıkacaktır.
* * *
BANGLADEŞ’TE HİZB-UT TAHRİR’İN 9 ÜYESİ TUTUKLANDI
Dün, ikisi Dakka Üniversitesi (DÜ) öğrencisi olan 9 kişi Hizb-ut Tahrir Bangladeş (HTB) üyesi olduğu şüphesiyle başkentin Dakkhinkhan ve Hazaribagh bölgelerinde tutuklandı.
Şehrin farklı yerlerinde devlet karşıtı propaganda yaptıkları gerekçesiyle tutuklanan bu kişilerle birlikte 2 bilgisayar ve çok sayıda bildiri ve posterlere el kondu.
Saat 5’te Hazaribag’da tutuklanan HM Şemsudduha (24) ve Aşikar Rahman (24) DÜ Siyaset Bilimi Bölümü öğrencisi, Muhammed Mesud Alam (22) ve Muhammed Firoz Alam ise Titumir Koleji öğrencisi.
Saat 4:30 civarında ise Aşkona’da Kazım Abid Nur (20), Muhammed Saidul İslam (22), Ebu Tahir Muhammed Mesud (23), Muhammed Mahmud Hasan (22) ve Rahil Ahmed (22) tutuklandı.
Uttara Bölümü başkan yardımcısı Nisarul Arif, Aşkona’da tutuklanan beş HTB üyesinden dördünün farklı üniversitelerde öğrenciler olduğunu söyledi. Onlar, devlet karşıtı posterler asıyor ve hükümet karşıtı sloganlar atıyorlardı diye ekledi.
The Daily Star - 20.01.2011
KD: Asli işi, müreffeh bir yaşam tarzından uzak olan ülkelerini böyle bir hayat standardı ile buluşturmak olan yöneticilerin, ülkelerini sömürgeci kâfirlere karşı koruması gerekirken, üzerlerinde sadece İslami fikir taşıyan Müslümanların peşine düşmesi abesle iştigallin ta kendisidir.
* * *
TÜRBAN’A YİNE FREN
Danıştay’dan, YÖK ve ÖSYM’nin türbanlı sınav uygulamasına ilk fren geldi. Danıştay 8’inci Dairesi, 2010 Akademik Personel ve Lisans Üstü Eğitim Giriş Sınavı (ALES) sonbahar dönemi kılavuzundaki türbanla sınava girilmesine vize veren düzenlemenin yürütmesini, “Hukuken kabul edilebilir dayanağı yok” diye durdurdu. YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, Twitter’daki sayfasında, bu karara karşı temyiz hakkını kullanacaklarını açıkladı. ALES sınavı 19 Aralık 2010’da yapılmış, bazı adaylar, sınava türbanlı olarak katılmıştı. Yürütmesi durdurulan kılavuzun olası iptali halinde, sınavı kazanan türbanlı adaylar ile diğer adaylar yönünden fiili ve hukuki sonucunun ne olacağı merak ediliyor. Danıştay’ın bu kararının, üniversite sınavı için de emsal teşkil etmesi bekleniyor.
Hürriyet - 20.01.2011
KD: Türban üzerinden siyaset ve çekişme devam ediyor. 87 yıldır yapılan uygulamaların değişmesi, meseleye demokratik bir hak olarak değil de, ancak Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın bir emri olduğu zaviyesinden bakmakla değişir. “Değişerek geliştiklerini” söyleyenlere ithaf olsun…
* * *
“TÜRKLERE GÖRE EN BÜYÜK TEHDİT ABD”
ABD’de ekonomi çevrelerinin gazetesi Wall Street Journal (WSJ), ‘Metropoll’ adlı stratejik ve sosyal araştırma merkezi tarafından yapılan ankete göre, Türkler’in, ABD'yi en büyük tehdit olarak gördüklerini yazdı.
Gazetenin internet sitesinde “Türkiye'nin En Büyük Tehdidi: Sam Amcaya Sorun” başlığıyla çıkan yazıda, Metropoll tarafından aralık ayında 31 ilde 1,504 kişiye yöneltilen sorulara verilen yanıtlara göre, ankete katılanların yüzde 43’ünün, ABD’yi Türkiye’ye karşı en büyük tehdit olarak gördüğü, ikinci sırada yüzde 24 oranla İsrail’in yer aldığı belirtildi. Haberde, ankete katılanların sadece yüzde 3’ünün İran’ı büyük bir tehdit olarak algıladığı da kaydedildi.
Ntvmsnbc - 08.01.2011
KD: Sömürgeci kâfir ve büyük şeytan Amerika; hangi kisveye bürünürse bürünsün, hangi maskeyi takarsa taksın, Müslümanları kandırmak için hangi ılımlı şahsiyetlerle çalışırsa çalışsın, bizleri asla kandıramayacak ve kendini hoş görmemizi sağlayamayacaktır.
* * *
ABD BAŞKAN YARDIMCISININ PAKİSTAN ZİYARETİNE PROTESTO
11 Ocak’ta Hizb-ut Tahrir Pakistan Vilayeti, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden'ın Pakistan ziyaretini protesto eden gösteriler düzenledi. İslamabad, Lahor ve Karaçi'de düzenlenen gösterilerde pankartlar açılarak, "Biden'e itaat eden hain yöneticilerden kurtuluş için Hilafet'i ikame edin" ve "Pakistan Ordusunu Amerika'nın emrine vermeyin" sloganları atıldı.
Protestocular ayrıca, Pakistan Ordusundan Hizb-ut Tahrir'e Hilafet'in yeniden kurulması noktasında yardım etmesi çağrısında bulundular.
İslamdevleti.org - 13.01.2011
KD: Son bir ayda NATO ve Amerikan askerleri tarafından yapılan saldırılarda, Pakistan halkından yüzlerce Müslüman katledilmişken, birde bu kâfirlerin pervasızca İslam topraklarını kirletmelerine izin vermeyenlerden Allah razı olsun diyoruz.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış