“MÜMTAZ ŞAHSİYET” ERDOĞAN?

Editör

Başbakan Erdoğan’a, Kuveyt’te Şeyh Feded el-Ahmed Uluslararası Hayır İşleri Ödülü Kurulu tarafından “Üstün Müslüman Şahsiyet Ödülü” verileceği açıklandıktan sonra Erdoğan, 9-11 Ocak 2011 tarihleri arasında Kuveyt’e resmî bir ziyarette bulundu ve ödülünü düzenlenen bir törenle aldı. Bu ödülün yanı sıra önceki yıllarda Başbakan Erdoğan’a çeşitli yabancı kuruluşlar ve ülke yöneticileri tarafından da başka ödüller verilmişti. İşte Başbakan Erdoğan'ın aldığı ödüllerden bazıları: 

- Lübnan’da, Arap Bankalar Birliği’nden “2010 Liderlik Öngörü Ödülü”,

- Libya’da, Devlet Başkanı Muammer Kaddafi tarafından, “Üstün Devlet Adamı Ödülü”,

- Suudi Arabistan’da, Kral Faysal Vakfı’nca, “Kral Faysal Uluslararası Ödülü”, 

- Amerika’da, ADL'den II. Dünya Savaşı’nda Musevilerin hayatlarını kurtaran Türk diplomatları adına, “Courage to Care / Umursamayı Cesaretlendirme Ödülü”,

- Amerika’da, Yahudi Kongresi AJC tarafından “Profiles of Courage” Cesaret Karakteri Ödülü”, (Bu ödül daha önce Türkiye'den sadece 28 Şubat'ın baş aktörü Çevik Bir'e verilmişti.)

- İtalya’da, Akdeniz ülkeleri arasındaki kültürel işbirliği ve ilişkilerin geliştirilmesi için çalışan Akdeniz Laboratuvarı Vakfı tarafından, “Avrupa Kurumlar Ödülü”, 

- İspanya’da, Medeniyetler İttifakı projesinin harekete geçirilmesinde üstlendiği “önemli rolü” nedeniyle, "Sevilla, Nodo entre Culturas/ Sevilla, Kültürler Arasındaki Bağ ödülü”

Bütün bu ödüllendirilmelerin arkasındaki siyasî hedef’e gelince; bu ödüller, özellikle Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’ndeki faal aktörün yıldızının parlatılması çabalarının bir parçasıdır. Bugüne kadar gecesini gündüzüne katarak çalışan Başbakan Erdoğan’dan daha iyi biçilmiş bir kaftan pek gözükmemiştir. Ama tüm bunlar eş başkanlığını yaptığı BOP’nin mimarı olan Amerika tarafından tertiplenmektedir. Burada Erdoğan’ın samimiyeti esasa ilişkin değil, sadece usule ilişkin olmaktadır. Zira Gazze ve Lübnan konusunda gösterdiği tavrı diğer İslam coğrafyası için göstermemektedir. “İsrail”e verdiği tepkiyi, daha büyüklerini yapan Amerika, İngiltere ve Çin’e verememektedir. Müslümanların beldelerini ve topraklarını, kâfir devletlerinin işgalinden kurtarmamak için ordusunu kışlalarda hapsetmektedir. Müslümanların çıkarlarına sahip çıkmamakta, sömürgeci kâfir Amerika’nın, Afganistan’ı işgalinde olduğu gibi bilakis kâfirlere destek olmaktadır. Filistin toprağını gasp eden Yahudi varlığının kökünden yıkılması için hareket etmemektedir.

Cuma CANPOLAT



BEBEĞİNİ ÇÖPE ATAN LİSELİ

Sonunda olan oldu… İstanbul Beykoz Çavuş Paşa Çok Programlı Lisesi’nde 16 yaşındaki sınıf arkadaşı C.Ş.’den hamile kalan 15 yaşındaki liseli genç kız H.K., doğum yapmasının ardından çocuğunu çöpe attı. H.K’nın hamile olduğunu ne ailesi, ne de öğretmenleri fark edemedi. Buraya kadar olan kısmı her ne kadar medyada yer bulmasa da, laik eğitim kurumlarının başlıca rezaletlerindendi ve zaten biliniyordu. Zira lise hatta ortaokul (eski tabirle) seviyesindeki kız çocuklarının bile hamile kalıp çeşitli teknikler kullanarak rahimlerindeki ceninleri düşürmeleri fısıltı gazetesiyle yayılan bir hakikatti. Ancak işin vahim olan yanı normal doğum gerçekleştikten sonra 15-16 yaşındaki gençlerin günahsız bir bebeği öldürebilecek kadar bir açmazın içine düşmüş olmalarıydı.

CHP, AKP gibi çeşitli çevreler suçu farklı farklı yerlere atıyorlar ama gerçek suçlunun karma-laik eğitim olduğunu görmüyorlar, göstermek istemiyorlar. Bu çevrelerin bu hakikati dile getirmeleri bile, onların batıl esaslar üzerine dayalı sistemlerinin ne kadar çürük, ne kadar rezil ve gayri insanî olduğunu gözler önüne sermeye yeterlidir. Ama ölseler bile bu hakikati dile getirmezler; hep suçlayacak birilerini bulup suçu onlara yıkmaya çalışırlar. 

Bu laik beşerî sistemin bu tıkanmışlığı ve gayri insanîliğinin aksine İslam Nizamı, sorunlara köklü çözümler sunan, insan fıtratına uygun olarak tatmin edici bir biçimde meseleleri halleden kapsamlı ve kuşatıcı bir nizamdır. İslam’ın eğitim-öğretim nizamı da aynı minval üzere, fıtrata uygunluk esasına göre hareket eder. Onda karma eğitime yer yoktur, zira karma eğitim toplumu ifsat eden Laik anlayışın bir tezahürüdür. Onda toplumun bozulması, gençliğin ifsat olması kaçınılmazdır. İslam ise kadın ve erkeği belirli özel haller dışında toplumsal hayatta sürekli ayrı tutar; mümkün mertebe safların ayrı olmasını sağlar. Karşı cinslerin birbirlerini tahrik edecek bir halde -bugün okullarda olduğu gibi- dolaşmalarını yasaklar. Ki bu tedbirlerle toplumu; aileyi ve nesli korur. (Kadın-erkek ilişkileri hakkında bkz: İslam’ın İçtimaî Nizamı, Takiyyuddin en-Nebhanî, KöklüDeğişim Yayıncılık)

Peki, suçlu kimdi? Gençler mi? Anne-Baba mı? Okul yönetimi mi? Hayır! Bu sorumluluk bütün Ümmetin boynundadır. Bu ve daha bu olay gibi yüzlercesi, binlercesi Türkiye'de, diğer İslamî beldelerde ve dünyanın dört bir yanında yaşanıp durmaktadır. Sorumluluk bilincine sahip ve “Şahit” Ümmet olarak bunlardan sorumluyuz. Zira Müslümanlar sahip çıkmazsa bu gençliğe, bu nesle, bu insanlığa, laik zevat hiç sahip çıkmayacaktır. Gözlerinin önünde eriyip durduğu halde gençlik, kendilerinin boş ve fasit laik anlayışlarından vazgeçmeyeceklerdir. Bu sebeple artık çocuklarımızın geleceklerine, eğitim-öğretimlerine sahip çıkalım; onları laik eğitim kurumlarının öğütücü çarkları karşısında sahipsiz bırakmayalım...

Ahmet SİVREN



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış

Yorum Yaz