Hüseyin Gülerce’nin, Abdullah Öcalan’ın avukatları ile yaptığı görüşme gündemi işgal etti. Bu görüşmenin bir neticesi olarak, bazı cenahlarda ifade edilen PKK-Cemaat ilişkisi, Hüseyin Gülerce’yi ve cemaati fazlasıyla rencide etmiş görünmektedir.
Bu durumu düzeltmek adına toparlama yapan Gülerce ise “Hata Ettim” başlıklı yazısında şöyle demektedir: “Ama ben, içi dışı bir insanım. Elimde değil, lafı eğip bükemiyorum. Kişi kişiyi kendi gibi bilir. Ben her konuştuğum insana önce “samimi olmak gerekir” diye söze başlıyor ve onları da en az kendim kadar samimi bularak konuşuyorum.” (Zaman, 14.12.2010)
Sayın Gülerce samimiyet istiyor, biz de kendisinden samimiyet istiyoruz. Sayın Gülerce şöyle diyor: “Televizyon programlarında, gazete röportajlarında da en başta, “Gülen cemaati” olarak adlandırılan Gönüllüler Hareketi’nin bir sözcüsü olmadığımın altını çiziyorum. Çünkü bu hareket, bir cemaat, organizasyon değil. Bir sözcüsü, temsilcisi yok. Muhterem Gülen’in de, kimsenin sözcülüğüne ihtiyacı yok. Fikirlerini, görüşlerini internet sitesinden, Mehtap TV ve Samanyolu televizyonlarındaki sohbetleriyle açıklıyor, anlatıyor.”(Zaman 09.12.2010) Gülerce’nin bu ifadelerine göre, “Gülen Cemaati” olarak adlandırılan bir cemaat ve organizasyon bulunmamaktadır, sadece Fethullah Gülen’in fikirlerinden etkilenen ve kendiliğinden hareket eden, organik bir bağlantısı olmayan insanlar bulunmaktadır. Bu sebeple öncelikle kendilerini tanımlarken ve tanıtırken samimiyet bekliyoruz. Bu satırları yazarken, yıllar önce, Amerika’nın Irak’a saldırısı karşısındaki tavrınızı hatırlıyor (bu konuyu başka bir yazıya bırakarak) ve biz de “samimi olmak gerekir” diyoruz.
Gülerce, ısrarla yaptığı görüşmeyi kendi bireysel çalışması olarak nitelendiriyor ve Fethullah Gülen ve Gülen Cemaati ile herhangi bir bağlantısının olmadığını vurguluyor.
Gülen Cemaati yayın organları, son iki senedir yürütülen Kürt Açılımı politikalarına açık destek vermektedir. Ayrıca cemaatin son yıllarda Doğu ve Güneydoğu’ya yönelik özel ilgisi, bu bölgeler için düzenlediği yardım kampanyaları, bölgedeki Kurban kesim çalışmaları bu politikaların sivil parçalarıdır. Barış Ve Demokrasi Partisi’nin ve PKK’nın ılımlı kanatları da Kürt Açılımı politikalarında aktif olarak yer almaktadırlar. Öcalan’ın bu politikaya bakışı şu cümlelerinden anlaşılabilir: “Burada belki uzun uzadıya açamayacağım ancak bu konuda araştırmalarım ve derinleşmem var. Son yazdığım savunmamda da bu konulara oldukça değiniyorum. Türkiye’de statükonun aşılması ve demokratikleşme süreci için herkes birlikte çalışabilir. Bu konularda ortak zemin demokrasi olmalıdır.”(Ajanslar 08.12.2010) Hüseyin Gülerce ise konuya bakışını, Öcalan’a paralel bir şekilde şöyle ifade etmektedir: “Bu çözüm de belli. Demokratik zemin. Yapılacak da belli; demokratikleşme... Hukukun üstünlüğü, eşit vatandaşlık, fikir ve ifade hürriyeti, din ve ibadet özgürlüğü temelinde, birbirimize saygılı olma... Çözümü parlamentoda arama... Bunun için de ilk yapılacak işin şiddete ve teröre son vermek gerektiği...” (Zaman 09.12.2010) Hal böyleyken, aynı politikanın destekçilerinin birbirlerinden uzak durmaları, herhangi bir temaslarının olmaması anormal bir durum olurdu. O yüzden diyorum ki: “Hacı Hacıyı Mekke’de Bulur”
Zaman Gazetesi’nin yayın çizgisi takip edildiğinde bu işbirliği rahatlıkla görülebilir. 10 Nisan 2010’da Kadıköy’de özellikle BDP’nin aktif katılımı ile düzenlenen “Demokratik Anayasa” mitinginin haberi, Zaman Gazetesi tarafından şöyle verilmekte idi: “‘Eşitlikçi, özgürlükçü, çoğulcu, sivil demokratik anayasa’ başlığıyla yapılan mitingin sanatçı, gazeteci-yazar ve aydınlardan oluşan 200 kişilik bir imzacılar ve çağrıcılar listesi bulunuyor. Darbelere Karşı 70 Milyon Adım Koalisyonu’nun, “12 Eylül Anayasası çöplüğe” pankartı ile katılacağı mitingde, Genç Siviller, KESK, BDP, Emek Partisi, DSİP, Doğu ve Güneydoğu Dernekleri Federasyonu ve Alevi Bektaşi Federasyonu’nun da içinde bulunduğu pek çok sivil örgüt yer alacak”(Zaman 10.04.2010)
Hiçbir basın ve yayın organı, siyasî gaye gütmeksizin kurulmaz ve basında ve yayında önemli köşeler tutmuş hiçbir yazar “yazarcılık” oynamaz. Onun birinci hedefi siyasîdir. Ayrıca, bir cemaat, bir organizasyon veya bir parti içinde faal olarak görev yapan bir kişinin kendi inisiyatifi ile bağımsız olarak siyasî temaslarda ve görüşmelerde bulunması düşünülemez. Bir grup için böyle bir olayın gerçekleşmesi, en hafif tabirle bir ciddiyetsizliktir.
Bu zaviyeden bakıldığında, Gülen Cemaati’nin ileri gelenlerinden Hüseyin Gülerce’nin, görüşmeyi “kendi adına” yaptığını söylemesi pek makul ve mantıklı görünmemektedir. Bu görüşme “Kürt Açılımı” politikasının doğal bir parçası durumundadır. Aynı yolun yolcuları olduğu sürece, bundan sonra her iki tarafın yolları daha sık kesişecektir.
Fethullah Gülen ise, avukatı aracılığı ile yaptığı açıklamada şöyle demektedir: “Öncelikle, tartışmaların başlangıcını teşkil eden görüşmeyi Sayın Hüseyin Gülerce gazeteci kimliği ile yaptığını, kendisinin bir hareketin sözcüsü olmadığını açıkça ifade etmiştir. Nitekim Sayın Gülen’in bir temsilcisi, sözcüsü bulunmadığı tarafımızca da defaatle kamuoyuna duyurulmuştur. Bu görüşme sonrası bazı yayınlarda “Terör örgütü PKK’nin lideri Öcalan, avukatları aracılığıyla Gülen cemaatine işbirliği teklif etti”, “PKK-Cemaat yakınlaşması”, “Öcalan-Gülen ittifakı” gibi ifadelere yer verilmiştir…” (Ajanslar 13.12.2010)
Tamamına burada yer veremediğimiz Fethullah Gülen’in açıklaması, Hüseyin Gülerce’nin sözcüsü olmadığı görüşü üzerine kurulmuştur. Fakat böyle bir işbirliğine kesinlikle kapalı olduğuna dair de bir emare yoktur. Dolayısıyla bu cevap aslında fiilî durumun zımnen kabulüdür. Önümüzdeki süreçte bu işbirliği daha açık görülecektir.
Birde Öcalan’ın bu türden bir görüşme yapılmasını istemesi de gayet normal değil midir? Zira kaset skandalından sonra CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal, “Pensilvanya’dan yapılan açıklamayı samimi buluyorum” diyerek kendince bir destek çağrısında bulunmuştur. Yine Başbakan Erdoğan Anayasa referandumu sonucunun açıklandığı akşam yaptığı konuşmada, “Okyanus ötesinden bu sürece destek veren herkesi kutluyorum, teşekkür ediyorum” diyerek, seçim öncesinde aynı desteği beklediğine dair bir yaklaşımda bulunmadı mı? Mevcut siyasî liderler böyle yaklaşımlar gösterince, PKK’ın lideri Öcalan da cezaevinden çıkmak için uygun ortamın hazırlanmasında Hüseyin Gülerce aracılığı ile Gülen’e mesaj göndermiştir. Burada kanımca, olağan dışı bir yaklaşım söz konusu değildir. Belki birçok konuda düşünceleri örtüştüğü için O’da bir ‘gönüllü’ olmak istemektedir.


Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış